A‘râf Suresi 96. Ayette “Eğer O Memleketlerin Halkı İman Etmiş ve Allah’a Karşı Gelmekten Sakınmış Olsaydı, Onlara Gökten ve Yerden Bereket Kapıları Açardık; Fakat Yalanladılar, Biz de Kazandıkları Yüzünden Onları Yakaladık” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bereket yalnız çok şeye sahip olmak değildir; sahip olduğunun hayra dönüşmesi, huzur vermesi ve insanı daha adil hâle getirmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 95. ayetinde, bazı toplumların önce sıkıntıyla ardından bollukla sınandığı; fakat onların:
“Atalarımıza da sıkıntı ve sevinç dokunmuştu.”
diyerek yaşadıklarından ibret almak yerine her şeyi sıradanlaştırdığı anlatılmıştı.
- ayette ise çok güçlü bir ihtimal cümlesi gelir:
Bu ayet:
iman, takvâ, bereket, toplumsal ahlak ve sonuç
arasındaki ilişkiyi anlatır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır:
Ayet:
“Dindar olan herkes mutlaka zengin olur.”
demiyor.
Bereket kavramı:
yalnız para,
mal,
ürün
anlamına indirgenemez.
Bereket:
nimetin artması kadar, hayırlı ve faydalı hâle gelmesini
de ifade eder.
“Eğer O Memleketlerin Halkı İman Etmiş Olsaydı” Ne Demektir
Burada iman:yalnız dilde söylenen bir söz
olarak değil,
hayatı yönlendiren:
bir kabul,
bağlılık
ve sorumluluk
olarak düşünülmelidir.
Yani:
“İnanıyorum.”
demek kadar:
bu inancın:
davranışa yansıması da
önemlidir.
Neden İmanın Yanında “Sakınmak” da Söyleniyor
Çünkü ayet yalnız:imanı değil,
takvâyı
da zikreder.
Takvâ:
Allah’a karşı sorumluluk bilinci,
yanlıştan sakınma,
ahlaki sınırı koruma
anlamlarını taşır.
Yani:
inanç:
davranıştan kopuk bırakılmaz.
İman Etmek ile Takvâ Sahibi Olmak Arasında Ne Fark Vardır
İman:Allah’a ve vahye:
inanmayı
ifade eder.
Takvâ ise:
bu inancın:
günlük hayatta:
sorumluluk,
dikkat,
ahlak
hâline gelmesidir.
İnsan:
bir ilkeye inanabilir
ama ona uygun yaşamayabilir.
Takvâ:
inanılan şeyin hayata taşınmasıdır.
“Gökten ve Yerden Bereket Kapıları Açardık” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:çok geniş bir bolluk
tasviri taşır.
Gökten:
yağmur,
yeryüzünden:
ürün,
rızık,
verim
gibi nimetler
düşünülebilir.
Fakat ifade:
bundan daha geniş olarak:
hayatın farklı alanlarındaki hayırlı imkânları
da çağrıştırır.
Bereket Ne Demektir
Bereket:yalnız nicelik artışı değildir.
Az bir şey:
çok fayda sağlayabilir.
Çok bir şey ise:
hiç huzur vermeyebilir.
Bu nedenle bereket:
nimetin hayra dönüşmesi
olarak düşünülebilir.
Bir para:
çok olabilir
ama:
huzur getirmeyebilir.
Az olabilir
ama:
ihtiyacı karşılayabilir.
Çok Para Her Zaman Bereket midir
Hayır.Bir insan:
çok kazanabilir
ama:
sürekli borç,
kavga,
israf,
huzursuzluk
içinde olabilir.
Başka biri:
daha az kazanır
ama:
hayatı dengeli,
ailesi huzurlu,
ihtiyaçları karşılanmış
olabilir.
Bu yüzden:
miktar ile bereket aynı şey değildir.
Bereket Sadece Maddi midir
Hayır.Zamanda bereket olabilir.
İnsan:
az zamanda çok iş yapabilir.
Bilgide bereket olabilir.
Bir bilgi:
çok insana fayda verebilir.
Ailede bereket olabilir.
Sağlıkta,
dostlukta,
emeğin karşılığında
bereket olabilir.
Yani kavram:
hayatın tamamına yayılabilir.
Toplumsal Ahlak ile Ekonomik Refah Arasında İlişki Var mıdır
Genel olarak:adalet,
güven,
dürüstlük
toplumsal hayatı olumlu etkileyebilir.
İnsanların birbirine güvendiği,
hakkın korunduğu,
hile ve yolsuzluğun az olduğu
bir toplumda:
ekonomik ilişkiler de
daha sağlıklı olabilir.
Bu nedenle ahlak:
yalnız manevi değil,
toplumsal sonuçlara da sahiptir.
Bu Ayet “İnanan Toplum Asla Fakir Olmaz” mı Diyor
Hayır.Böyle anlamak:
ayetleri fazlasıyla basitleştirmek olur.
Peygamberler ve iman eden insanlar da:
yoksulluk,
açlık,
savaş,
hastalık,
sıkıntı
yaşamıştır.
Bu yüzden:
maddi zenginliği iman seviyesinin doğrudan ölçüsü yapmak doğru değildir.
Fakir Bir Toplumun İmanı Eksik midir
Hayır.Bir toplumun ekonomik durumu:
çok farklı nedenlerden etkilenebilir:
coğrafya,
savaş,
yönetim,
eğitim,
kaynaklar,
tarihsel şartlar
ve daha birçok unsur.
Bu nedenle:
“Fakirlerse demek ki günahkârlar.”
şeklinde hüküm vermek:
hem dinî hem ahlaki açıdan
hatalı olur.

Zengin Bir Toplum Allah’ın Razı Olduğu Toplum mudur
Bu da otomatik değildir.Zenginlik:
başarı,
rıza,
ahlaki üstünlük
garantisi değildir.
Bir toplum:
çok zengin olabilir
ama:
adaletsiz,
sömürücü,
merhametsiz
olabilir.
Maddi bolluk:
manevi doğruluğun kanıtı değildir.

O Hâlde Ayetteki Bereket Vaadini Nasıl Anlamalıyız
Ayet:iman ve takvânın:
Allah’ın lütfuna,
iyiliğe,
hayra
açılan bir yol olduğunu
bildirir.
Bu:
matematiksel bir denklem gibi:
“Şu kadar iman = şu kadar para”
anlamına gelmez.
Bereket:
Allah’ın:
çok farklı biçimlerde
verebileceği bir hayırdır.

“Fakat Onlar Yalanladılar” Ne Anlama Gelir
Ayetin kırılma noktası:buradadır.
Onlara:
uyarı gelmiştir.
Düşünme fırsatı verilmiştir.
Sıkıntı yaşanmıştır.
Ardından rahatlık gelmiştir.
Ama onlar:
bütün bunlara rağmen:
peygamberleri ve mesajı
yalanlamayı sürdürmüşlerdir.

Yalanlama Neden Bu Kadar Ağır Bir Kavramdır
Çünkü burada yalnız:“Ben ikna olmadım.”
tavrı değildir.
Bağlamdaki toplumlar:
uyarıları,
işaretleri,
peygamberlerin çağrısını
ısrarla reddetmiş,
kimi zaman:
baskı ve tehdide
başvurmuştur.
Yani yalanlama:
yerleşmiş bir karşı duruş
hâline gelmiştir.

“Kazandıkları Yüzünden Onları Yakaladık” Ne Demektir
Bu ifade:sonucun:
keyfî olmadığını
vurgular.
İnsan:
davranış üretir.
Seçim yapar.
Ve bu seçimlerin:
sonuçları olabilir.
Ayet:
“Kazandıkları”
diyerek:
sorumluluğu:
insanın kendi davranışlarıyla
ilişkilendirir.

İnsan Kendi Sonucunu Ne Ölçüde Hazırlar
Hayatta her şey:insanın kontrolünde değildir.
Ama insanın:
seçimleri,
alışkanlıkları,
ahlaki kararları
sonuçlar üzerinde:
etkili olabilir.
Örneğin:
sürekli hile yapan kişi:
güveni yok eder.
Sürekli adaletsiz davranan toplum:
toplumsal huzuru zayıflatır.
Yani bazı sonuçlar:
insanın kendi davranışlarının doğal uzantısıdır.

Bu Ayeti Günümüzdeki Ekonomik Krizlere Doğrudan Uygulayabilir miyiz
Kesin biçimde:“Bu kriz şu günah yüzünden geldi.”
demek doğru değildir.
Ekonomik krizlerin:
somut ve incelenebilir:
mali,
siyasi,
yapısal,
küresel
nedenleri olabilir.
Ayet bize:
ahlaki sorumluluğun önemini
hatırlatabilir.
Ama güncel bir krizi:
vahiy olmadan:
kesin ilahi ceza olarak tanımlayamayız.

A‘râf Suresi 95. ve 96. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
fakat insanlar:
“Atalarımıza da böyle olmuştu.”
diyerek:
ibret almamışlardı.
- ayette ise:
İman edip takvâ sahibi olsalardı bereketler açılacaktı.
Yani aynı insan:
ya:
nimetten ders çıkarabilir,
ya da:
nimeti:
gaflete dönüştürebilir.

Sonuç: A‘râf Suresi 96. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 96. ayet:Kur’an’ın:
bereket anlayışını
çok güçlü biçimde ortaya koyar.
Ayet şöyle der:
“Eğer o memleketlerin halkı iman etmiş ve sakınmış olsaydı, üzerlerine gökten ve yerden bereketler açardık.”
Burada dikkat çekici olan:
yalnız:
iman
değil,
imanın yanında:
takvâ
bulunmasıdır.
Yani:
inanç ve ahlak
birlikte düşünülür.
İnsan:
Allah’a inandığını söyleyip:
başkasının hakkını yiyorsa,
hile yapıyorsa,
zulmediyorsa,
emanete ihanet ediyorsa:
söylediği inanç ile yaşadığı hayat arasında:
boşluk
oluşur.
Ayet:
bereketi:
bu bütünlükle ilişkilendirir.
Fakat bereketi:
yalnız para
olarak anlamak:
ayetin zenginliğini azaltır.
Bir insanın:
çok parası olabilir
ama:
hiç huzuru olmayabilir.
Çok zamanı olabilir
ama:
hiçbir şey yetiştiremeyebilir.
Çok bilgisi olabilir
ama:
kimseye fayda sağlamayabilir.
Çok tanıdığı olabilir
ama:
gerçek dostu olmayabilir.
Bereket:
sahip olduğun şeyin:
faydaya, huzura ve hayra dönüşmesidir.
Bu nedenle bazen:
az:
çoktur.
Ve bazen:
çok:
aslında çok azdır.
Ayetin ikinci yarısında ise:
“Fakat yalanladılar; biz de kazandıkları yüzünden onları yakaladık.”
denir.
Bu da:
nimetin:
sorumluluktan bağımsız olmadığını
gösterir.
İnsan:
seçim yapar.
Davranış üretir.
Ve davranış:
karaktere dönüşür.
Karakter:
toplumu şekillendirir.
Toplumun ahlakı da:
zamanla:
hayatın kalitesini
etkiler.
Bu yüzden:
adalet,
dürüstlük,
güven,
emanet,
merhamet
yalnız bireysel erdemler değildir.
Bunlar:
toplumsal bereketin de temel taşları
olabilir.
Belki de A‘râf 96’nın bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Biz nimetin çokluğunu mu arıyoruz, yoksa elimizdekilerin gerçekten hayra dönüşmesini mi?
Çünkü insanın ihtiyacı her zaman:
daha fazla şey
değildir.
Bazen ihtiyacı:
sahip olduğu şeyde berekettir.
“Bereket, elindekinin sayısını artırmaktan önce değerini artırır. Çok şeye sahip olup huzur bulamamak da mümkündür; az şeye sahip olup onunla iyilik, güven ve şükür üretebilmek de.”
Ersan Karavelioğlu