A‘râf Suresi 89. Ayette “Allah Bizi Sizin Dinî Düzeninizden Kurtardıktan Sonra Ona Dönersek Allah’a Karşı Yalan Uydurmuş Oluruz; Rabbimiz Allah Dilemedikçe Ona Dönmemiz Bizim İçin Olacak Şey Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen eski yanlışına dönmemek için yalnız güçlü olmaya değil, neden vazgeçtiğini unutmamaya da ihtiyaç duyar. Kurtuluşun değerini bilen kişi, geriye dönüşü özgürlük değil kayıp olarak görür.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 88. ayetinde Medyen kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri Hz. Şuayb’a:
“Ya seni ve seninle birlikte iman edenleri kentimizden çıkaracağız ya da bizim dinimize döneceksiniz.”
demişlerdi.
Hz. Şuayb ise:
“İstemesek de mi?”
diye cevap vermişti.
- ayette bu cevap daha da derinleşir:
Bu ayet:
inançta kararlılık, geçmişe dönüş, Allah’a tevekkül, ilahi bilgi ve adalet talebi
gibi çok büyük temaları aynı anda taşır.
Hz. Şuayb burada:
“Bizi zorlasanız bile eski yanlışınıza dönmek istemiyoruz.”
demektedir.
Ama bunu söylerken kendi gücüne güvenmez.
“Rabbimiz Allah dilemedikçe…”
diyerek:
insanın imanını korumasında da Allah’ın yardımına muhtaç olduğunu
hatırlatır.
“Allah Bizi Sizin Dinî Düzeninizden Kurtardıktan Sonra…” Ne Demektir
Hz. Şuayb onların inanç sisteminden uzaklaşmayı:kurtuluş
olarak tanımlar.
Bu çok güçlü bir ifadedir.
Yani onların teklif ettiği:
“Eski düzeninize dönün.”
sözü Hz. Şuayb açısından:
eve dönüş
değil,
geriye düşüştür.
İnsan Bir Yanlıştan Kurtulduktan Sonra Ona Neden Geri Dönmek İstemez
Çünkü artık:neyin yanlış olduğunu
görmüştür.
Bir insan:
zararlı alışkanlığından,
adaletsiz yaşam biçiminden,
yanlış düşüncesinden
kurtulduğunda:
eskisine farklı gözle bakabilir.
Bir zamanlar normal gördüğü şey:
artık:
karanlık bir dönem
gibi görünebilir.
“Dönersek Allah’a Karşı Yalan Uydurmuş Oluruz” Ne Anlama Gelir
Hz. Şuayb’ın söylediği şey şudur:Allah’ın hakikatini öğrendikten sonra:
eski batıl inanca dönmek,
sanki o batılı Allah onaylıyormuş gibi yaşamak
anlamına gelebilir.
Bu nedenle:
bilinçli dönüş:
yalnız kişisel tercih değil,
Allah hakkında yanlış bir tavır
hâline gelir.
Neden “Allah’a Yalan Uydurmak” Bu Kadar Ağır Bir İfadedir
Çünkü insan:kendi düşüncesini:
Allah’ın hükmüymüş gibi
sunabilir.
Bu din açısından:
çok ciddi bir sorundur.
Bir şeyi:
Allah helal demediği hâlde helal,
haram demediği hâlde haram
ilan etmek
veya batılı Allah’a nispet etmek:
dini insan sözüne dönüştürebilir.
İnsan Din Adına Konuşurken Neden Çok Dikkatli Olmalıdır
Çünkü:“Bence…”
demek başka,
“Allah kesin böyle diyor.”
demek başka şeydir.
İnsan:
yorum yapabilir.
Fakat yorumunu:
vahyin kendisi gibi
sunmamalıdır.
Dinde tevazu:
bazen:
“Bu benim anlayışım.”
diyebilmektir.
“Rabbimiz Allah Dilemedikçe Ona Dönmemiz Mümkün Değildir” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:ilk bakışta zor görünebilir.
Hz. Şuayb bir taraftan:
eski dine kesinlikle dönmek istemediğini
söyler.
Diğer taraftan:
her şeyin Allah’ın bilgisi ve iradesi altında olduğunu
kabul eder.
Yani insan:
kararlıdır,
ama:
kendi kararlılığını mutlak ve bağımsız bir güç gibi görmez.
Bu İfade “Allah İsterse İnsanı Yanlış Yola Zorlar” mı Demektir
Bu şekilde basitleştirmek doğru olmaz.Kur’an insanın:
seçim,
sorumluluk,
iman ve inkâr
konularındaki iradesini de vurgular.
Buradaki ifade daha çok:
insanın kendi imanına:
kibirle güvenmemesi,
her an Allah’ın yardımına muhtaç olduğunu
bilmesiyle ilgilidir.
Yani:
“Ben asla yanılmam.”
kibri yerine:
“Allah beni doğrulukta sabit kılsın.”
tevazusu vardır.
İnsan İmanından Emin Olurken Neden Yine de Tevazu Göstermelidir
Çünkü insan:değişebilir.
Bugün güçlü olan kişi:
yarın zayıflayabilir.
Bugün doğruyu açıkça gören biri:
yarın nefsine yenilebilir.
Bu yüzden dinî güven:
kibre dönüşmemelidir.
İman:
şükür gerektirir.
“Rabbimiz İlmiyle Her Şeyi Kuşatmıştır” Ne Demektir
Bu ifade:Allah’ın:
bütün gerçekliği,
niyetleri,
gizliyi,
açığı,
geçmişi,
geleceği
bildiğini ifade eder.
Hz. Şuayb’ın kavmi:
onu suçlayabilir.
Hakkında yanlış şeyler söyleyebilir.
Ama Allah:
gerçeği bilir.
İnsanların Bizi Yanlış Anlaması Karşısında Bu İfade Ne Öğretir
İnsan bazen:kendini defalarca açıklasa da
yanlış anlaşılabilir.
Haksız biçimde:
suçlanabilir.
Böyle zamanlarda kişi:
kendisini bütün insanlara
kanıtlamak zorunda hissedebilir.
Ayet ise:
Allah’ın gerçeği bildiğini
hatırlatır.
Bu:
insana içsel bir huzur verebilir.

“Biz Yalnız Allah’a Tevekkül Ettik” Ne Demektir
Tevekkül:hiçbir şey yapmadan beklemek
değildir.
Hz. Şuayb:
konuşmuş,
tebliğ etmiş,
yanlışı eleştirmiş,
tehdide karşı durmuş
ve sonra:
Allah’a güvenmiştir.
Bu nedenle tevekkül:
çabanın ardından sonucu Allah’a bırakmaktır.

Tevekkül ile Pasiflik Arasındaki Fark Nedir
Pasiflik:“Ben hiçbir şey yapmayayım.”
der.
Tevekkül:
“Elimden geleni yaparım ama her şeyi kontrol edemem.”
der.
Bu ikisi:
aynı değildir.
Gerçek tevekkül:
çabayı azaltmaz.
Aksine:
insanın kontrol edemediği şeylerin yükünü:
omzundan indirir.

Hz. Şuayb Neden Sonunda Dua Ediyor
Çünkü çatışma:artık çok ileri noktaya gelmiştir.
Kavmin ileri gelenleri:
onu sürgünle tehdit etmektedir.
Bu durumda Hz. Şuayb:
kendi gücüyle:
sonucu belirlemeye çalışmaz.
Şöyle dua eder:
“Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında hak ile hükmet.”

“Aramızda Hak ile Hükmet” Ne Demektir
Bu:“Ben mutlaka kazanayım.”
duası değildir.
Daha derin bir duadır:
“Gerçek neyse ortaya çıksın.”
“Adalet neyi gerektiriyorsa o olsun.”
Bu:
insanın kendi tarafına bile:
mutlaklık vermediği
çok güçlü bir teslimiyet biçimidir.

İnsan Dua Ederken Sadece Kendi İstediğinin Olmasını mı İstemelidir
İnsan:isteklerini Allah’a
sunabilir.
Ama daha yüksek bir dua biçimi:
“Benim için gerçekten hayırlı olan neyse o olsun.”
diyebilmektir.
Çünkü insan:
her istediğinin:
kendisi için iyi olduğunu
bilmeyebilir.
Bu nedenle:
hikmetle dua etmek:
isteğin yanına teslimiyet koymaktır.

“Sen Hükmedenlerin En Hayırlısısın” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:Allah’ın hükmünün:
adalet,
bilgi,
hikmet
bakımından üstün olduğunu
vurgular.
İnsanlar:
eksik bilgiyle
karar verebilir.
Önyargılı olabilir.
Ama Allah:
bütün gerçeği bilir.

Bir İnsan Eski Yanlışına Dönmemek İçin Ne Yapmalıdır
Sadece:“Bir daha yapmayacağım.”
demek bazen yetmez.
İnsan:
neden vazgeçtiğini
hatırlamalıdır.
Eski yanlışın:
ona ne kaybettirdiğini
bilmelidir.
Yeni yolun:
ona ne kazandırdığını
unutmamalıdır.
Çünkü hafıza zayıfladığında:
eski yanlış yeniden güzel görünmeye başlayabilir.

A‘râf Suresi 88. ve 89. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette ileri gelenler:
demişti.
- ayette Hz. Şuayb:
“Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar dönmemiz, Allah’a karşı yalan uydurmak olur.”
diye cevap verir.
Sonra:
kendi iradesiyle övünmez.
“Rabbimiz ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Biz Allah’a tevekkül ettik.”
der.
Yani bir tarafta:
baskıyla geri döndürme çabası,
diğer tarafta:
iman, kararlılık ve tevekkül
vardır.

Sonuç: A‘râf Suresi 89. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 89. ayet:Hz. Şuayb’ın baskı karşısındaki kararlılığını
çok güçlü biçimde ortaya koyar.
Kendisine:
“Eski dinimize dön.”
denildiğinde:
o bu dönüşü:
özgürlük
olarak değil,
Allah’ın kendisini kurtardığı şeye yeniden dönmek
olarak görür.
Bu psikolojik açıdan da çok derin bir ilkedir.
İnsan bazen:
bir zararlı alışkanlıktan,
yanlış ilişkiden,
bozuk düşünceden,
adaletsiz düzenden
kurtulur.
Aradan zaman geçer.
Ve geçmiş:
olduğundan daha güzel
hatırlanmaya başlanabilir.
İnsan:
neden ayrıldığını
unutabilir.
Bu nedenle gerçek değişim:
yalnız eskiyi terk etmek değildir.
Neden terk ettiğini unutmamaktır.
Hz. Şuayb’ın tavrı ayrıca:
iman ile kibir arasındaki hassas dengeyi
gösterir.
O:
“Ben çok güçlüyüm, asla dönmem.”
demiyor.
“Rabbim dilemedikçe…”
diyor.
Bu:
zayıflık değildir.
Tam tersine:
insanın kendi sınırlılığını
bilmesidir.
Çünkü insanın en büyük hatalarından biri:
kendi doğruluğuna güvenerek:
kendisini yanılmaz
sanmasıdır.
Bugün doğru olan insan:
yarın da doğru kalabilmek için:
sürekli:
vicdanını,
niyetini,
davranışlarını
kontrol etmek zorundadır.
Ayetin sonunda Hz. Şuayb’ın duası:
bütün kıssanın ruhunu özetler:
“Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında hak ile hükmet.”
Bu dua:
“Beni kazandır.”
demekten daha büyüktür.
Çünkü:
“Hak neyse o ortaya çıksın.”
demektir.
İnsanın gerçekten hakikate bağlı olup olmadığı da:
belki burada belli olur.
Eğer hakikat:
bizim tarafımızdan farklı çıkarsa:
onu yine kabul edebilir miyiz?
Yoksa yalnız:
biz kazandığımız sürece mi adalet istiyoruz?
Belki de A‘râf 89’un bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah’tan kendi tarafımızın galip gelmesini mi istiyoruz, yoksa gerçekten hak olan neyse onun ortaya çıkmasını mı?
Çünkü hakikat sevgisi:
yalnız haklı olduğumuzda güzel değildir.
Gerçek hakikat sevgisi:
gerekirse kendi egomuzun kaybetmesini de kabul edebilmektir.
“Gerçeği sevdiğini söylemek kolaydır; asıl sınav, gerçek senin istediğin sonucu vermediğinde de onun yanında kalabilmektir. Hakikate sadakat, kendi tarafımızı değil, doğru olanı kazandırmak istemektir.”
Ersan Karavelioğlu