A‘râf Suresi 92. Ayette “Şuayb’ı Yalanlayanlar Sanki Orada Hiç Yaşamamış Gibiydiler; Şuayb’ı Yalanlayanlar Asıl Zarara Uğrayanların Kendileriydi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen kaybı yalnız para, makam veya güç üzerinden hesaplar; oysa en büyük zarar, yanlış bir hesabın sonunda kendi varlığını ve değerini tüketmektir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 91. ayetinde Medyen halkını:
şiddetli bir sarsıntının yakaladığı ve yurtlarında diz üstü çöküp kaldıkları
anlatılmıştı.
- ayette ise bu sonucun anlamı daha da açık biçimde ortaya konur:
Bu ayet özellikle 90. ayetle birlikte okunduğunda çok çarpıcıdır.
- ayette inkârcı ileri gelenler:
demişlerdi.
- ayet ise:
der.
Yani kavmin:
kazanç ve zarar hesabı tamamen tersine dönmüştür.
Onlar:
dürüstlüğü zarar,
haksız çıkarı kazanç
sanmışlardı.
Sonunda ise Kur’an:
gerçek zararın kimde olduğunu
açıkça bildirir.
“Şuayb’ı Yalanlayanlar” Kimlerdir
Bunlar:Hz. Şuayb’ın:
peygamberliğini,
uyarılarını,
ahlaki çağrısını
reddeden kimselerdir.
Onlar yalnız:
inanmamakla kalmamış,
Hz. Şuayb’ı:
sürgünle tehdit etmiş,
iman edenleri korkutmuş,
insanlara:
“Ona uyarsanız kaybedersiniz.”
demişlerdir.
Yani yalanlama:
aktif bir karşı koyuşa
dönüşmüştür.
“Sanki Orada Hiç Yaşamamış Gibiydiler” Ne Demektir
Bu ifade:sonucun ne kadar kesin ve ağır olduğunu
anlatır.
Bir zamanlar:
evleri,
ticaretleri,
sokakları,
güçleri,
alışkanlıkları
vardı.
Ama sonra:
öyle bir sonla karşılaşırlar ki:
sanki o yerde hiç yaşamamış gibidirler.
Bu:
insanın dünyadaki varlığının:
ne kadar geçici olduğunu
çok güçlü biçimde anlatır.
İnsan Gerçekten Bir Gün “Hiç Yaşamamış Gibi” Olabilir mi
Fiziksel anlamda:insanın izleri zamanla silinebilir.
Evleri yıkılabilir.
Eşyaları kaybolabilir.
Adı unutulabilir.
Bir zamanlar:
çok önemli görünen insanlardan
yüzyıllar sonra:
hiç söz edilmeyebilir.
Bu nedenle ayet:
dünyevi görünürlüğün kalıcı olmadığını
hatırlatır.
Bu İfade Medyen’in Tamamen Yok Olduğu Anlamına mı Gelir
Ayetin kullandığı dil:onların toplumsal varlığının:
sona ermesini
çok güçlü biçimde tasvir eder.
Ancak burada amaç:
modern anlamda nüfus sayımı,
arkeolojik kayıt
veya tarihsel teknik rapor
sunmak değildir.
İfade:
yıkımın kesinliğini ve kalıcılık iddialarının sona erişini
vurgular.
Neden “Orada Hiç Yaşamamış Gibiydiler” Deniliyor
Çünkü insan:yaşadığı yere çok güçlü bağlar kurar.
Evim benimdir.
Dükkânım benimdir.
Toprağım benimdir.
Şehrim benimdir.
Ve bütün bunların:
hep devam edeceğini
düşünebilir.
Ayet:
bir toplumun:
çok kalıcı sandığı düzenin bir gün tamamen değişebileceğini
gösterir.
İnsan Neden Dünyadaki Yerini Kalıcı Sanır
Çünkü kendi ömrünün içinden bakar.Bir bina:
50 yıl ayakta kalınca
çok kalıcı görünür.
Bir aile:
kuşaklar boyunca aynı yerde yaşayınca
sanki sonsuza dek oradaymış gibi hissedebilir.
Ama insanlık tarihi açısından:
50 yıl,
100 yıl,
500 yıl
çok uzun değildir.
Bu perspektif:
kibri azaltabilir.
“Asıl Zarara Uğrayanlar Kendileriydi” İfadesi Neden Özellikle Vurgulanıyor
Çünkü önceki ayetlerde:zarar
kelimesini inkârcılar kullanmıştı.
Onlar:
“Şuayb’a uyarsanız kaybedersiniz.”
demişti.
Kur’an şimdi:
aynı kavramı:
onlara geri çevirir.
Adeta:
“Siz kimin kaybettiğini yanlış hesapladınız.”
denir.
Bu Ayette Bir İroni Var mıdır
Evet, çok güçlü bir anlam tersine dönüşü vardır.İnkârcılar:
iman edenlere:
“Kaybedersiniz.”
diyordu.
Sonunda:
kendileri kaybetmiştir.
Yani insanın:
başkası için verdiği hüküm:
kendi başına dönebilir.
Bu da:
acele hüküm vermemek
gerektiğini öğretir.
İnsan Neden Gerçek Zararı Yanlış Hesaplayabilir
Çünkü çoğu zaman:görüneni ölçer.
Ne kadar para?
Ne kadar mal?
Ne kadar güç?
Ne kadar itibar?
Ama:
vicdan,
adalet,
güven,
manevi huzur
gibi değerler:
kolay ölçülemez.
Bu yüzden insan:
ölçemediği şeyi önemsiz sanabilir.
Maddi Kazanç Her Zaman Gerçek Kazanç mıdır
Hayır.Bir insan:
hileyle para kazanabilir.
Ama:
güvenini kaybedebilir.
Bir şirket:
yanlış yöntemlerle büyüyebilir.
Ama:
itibarını kaybedebilir.
Bir kişi:
makamını koruyabilir.
Ama:
vicdanını kaybedebilir.
Bu durumda:
görünen kazanç vardır;
ama daha derinde:
zarar
vardır.

“Kaybetmek” Sadece Sahip Olduğunu Yitirmek midir
Hayır.İnsan bazen:
hiç sahip olmaması gereken şeyi
kaybedince:
bunu zarar sanabilir.
Haksız ayrıcalığını
kaybeder.
Hileli kazancını
kaybeder.
Başkası üzerindeki haksız gücünü
kaybeder.
Bunların kaybı:
ahlaki bakımdan:
iyileşme bile olabilir.

Medyen Halkı Neyi “Kazanç” Sanmıştı
Kıssanın genel akışında:ölçü ve tartıda hile,
insanların hakkını eksiltme,
mevcut çıkar düzenini koruma
gibi davranışlar vardır.
Bunlar kısa vadede:
maddi avantaj
sağlayabilir.
Bu nedenle Hz. Şuayb’ın dürüstlük çağrısı:
onların gözünde:
ekonomik zarar
olarak görünmüş olabilir.

Asıl Zarar Nedir
Kur’an’ın bu kıssadaki yaklaşımına göre:asıl zarar:
yalnız para kaybetmek değildir.
Hakikati kaybetmek,
adaleti kaybetmek,
ahlakı kaybetmek,
sonunda:
kendi varlığını tüketen bir yola girmek
çok daha büyük bir zarardır.
Yani insanın hesabı:
yalnız maddi bilanço değildir.

Bu Ayet İnsanların Ardında Bıraktığı İzler Hakkında Ne Söyler
İnsan:ardında:
bina,
servet,
şirket,
isim
bırakabilir.
Ama bunların hepsi:
zamanla kaybolabilir.
Daha kalıcı olan:
insanın:
nasıl yaşadığı ve hangi ahlaki izi bıraktığıdır.
Bir insanın adı unutulabilir;
ama yaptığı iyiliğin etkisi:
başka insanların hayatında
devam edebilir.

“Hiç Yaşamamış Gibi Olmak” Bize Ölüm Hakkında Ne Hatırlatır
İnsan:hayatın merkezinde kendisini
görebilir.
Ama ölüm:
bu merkez duygusunu:
bir anda değiştirir.
Dün:
çok önemli görünen bir insan,
bugün:
yoktur.
Dün onun için:
acele edilen şeyler,
bugün:
başkalarına kalmıştır.
Bu düşünce:
hayatı küçümsemek için değil,
hayatı daha doğru değerlendirmek için
önemlidir.

Bu Ayet Dünyayı Terk Etmeyi mi Öğütlüyor
Hayır.Çalışmak,
üretmek,
ticaret yapmak,
mal sahibi olmak
yanlış değildir.
Hz. Şuayb’ın eleştirisi de:
ticaretin kendisine değil,
ahlaksız ticarete
yöneliktir.
Mesele dünyaya sahip olmak değil:
dünyanın insana sahip olmasıdır.

Gerçek Başarı Nasıl Anlaşılmalıdır
Gerçek başarı:yalnız:
ne kadar kazandığınla
ölçülmemelidir.
Şunlar da sorulmalıdır:
Bunu nasıl kazandın?
Kime zarar verdin?
Kimin hakkını korudun?
Gücünü nasıl kullandın?
Ardında ne bıraktın?
Çünkü başarı:
sonuca kadar giden yolun ahlakını da içerir.

A‘râf Suresi 90, 91 ve 92. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette inkârcılar:
der.
- ayette:
- ayette ise Kur’an:
“Asıl zarara uğrayanlar Şuayb’ı yalanlayanlardı.”
Bu üç ayet:
kazanç ve zarar kavramını:
adım adım tersine çevirir.
Onların zarar dediği şey:
dürüstlük ve iman
idi.
Ama gerçek zarar:
haksızlık ve inkârda ısrar
oldu.

Sonuç: A‘râf Suresi 92. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 92. ayet Medyen kıssasının:en çarpıcı hesaplaşmalarından birini yapar.
Bir zamanlar:
şehirlerinde güçlüydüler.
Ticaret yapıyorlardı.
İnsanları etkiliyorlardı.
Hz. Şuayb’a karşı:
söz söylüyorlardı.
İman edenleri:
korkutuyorlardı.
Ve:
“Şuayb’a uyarsanız kaybedersiniz.”
diyorlardı.
Ama sonunda Kur’an:
“Asıl kaybedenler onlardı.”
der.
Bu:
yalnız Medyen halkına yönelik bir cümle değildir.
İnsanın kendi hayatındaki:
kazanç ve zarar hesabını
da sorgulatır.
Biz de bazen:
şöyle düşünüyoruz:
Daha çok para:
kazançtır.
Daha yüksek makam:
kazançtır.
Daha fazla mal:
kazançtır.
Daha fazla insanın bizi tanıması:
kazançtır.
Ama şu soruyu:
daha az soruyoruz:
Bütün bunları elde ederken ne kaybettim?
Eğer insan:
para kazanırken dürüstlüğünü,
makam kazanırken adaletini,
ün kazanırken karakterini,
rahatlık kazanırken vicdanını
kaybediyorsa:
hesabı gerçekten artıda mıdır?
Ayet bize:
hesabın yalnız görünen rakamlardan oluşmadığını
hatırlatır.
Medyen halkının başka bir yanılgısı da:
kendi düzenlerinin:
kalıcı olduğunu sanmalarıdır.
Ama ayet:
“Sanki orada hiç yaşamamış gibiydiler.”
der.
Bir zamanlar:
çok önemli olan şeyler:
bir gün:
hiç yokmuş gibi
olabilir.
Bu düşünce:
insanı umutsuzluğa değil,
önceliklerini düzeltmeye
götürmelidir.
Çünkü hayat kısa olduğu için:
anlamsız değildir.
Tam tersine:
kısa olduğu için:
daha değerlidir.
Bütün servetimizi:
burada bırakacağız.
Makamımız:
başkasına geçecek.
Evimizde:
başka insanlar yaşayabilir.
Adımız bile:
bir gün unutulabilir.
Ama hayatın asıl sorusu:
“Ne kadar kaldın?”
değil,
“Kaldığın sürede ne yaptın?”
olacaktır.
Belki de A‘râf 92’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bugün kaybetmekten en çok korktuğumuz şey gerçekten kaybetmeye değer olmayan bir çıkar mı, yoksa uğruna karakterimizden vazgeçmeyeceğimiz gerçek bir değer mi?
Çünkü bazen insan:
kaybetmemek için tuttuğu şey yüzünden:
asıl kendisini kaybedebilir.
“Gerçek zarar, elinden bir şey çıkması değildir; bazen elinde tuttuğun şey uğruna kendinden vazgeçmendir. İnsan ne kaybettiğine değil, kaybetmemek için neyi feda ettiğine de bakmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu