A‘râf Suresi 76. Ayette “Büyüklük Taslayanlar ‘Biz Sizin İman Ettiğiniz Şeyi İnkâr Edenleriz’ Dediler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Kibir bazen gerçeği bilmemek değil, gerçeği küçümsediği insanların tarafında gördüğü için reddetmektir. İnsan hakikate değil de statüye bakarsa, kalabalık içinde güçlü görünürken içten içe körleşebilir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 75. ayetinde Semûd kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, toplumda zayıf görülen iman edenlere:
“Sâlih’in Rabbi tarafından gönderildiğini gerçekten biliyor musunuz?”
diye sormuşlardı.
İman edenler ise:
“Biz onunla gönderilene iman edenleriz.”
diye cevap vermişlerdi.
- ayette kibirli ileri gelenlerin tavrı artık çok daha açık hâle gelir:
Bu cümlede önemli bir nokta vardır.
Onlar artık:
yalnız Hz. Sâlih’i eleştirmiyor.
Yalnız mucizeyi sorgulamıyor.
Doğrudan:
“Sizin inandığınız şeyi biz reddediyoruz.”
diyorlar.
Yani mesele:
hakikati araştırmaktan
kimlik çatışmasına
dönüşmüştür.
Bir tarafta:
zayıf görülen iman edenler.
Diğer tarafta:
kibirlenen güçlüler.
Ve güçlüler, sanki iman edenlerin tarafında olmak bile:
kendileri için küçültücüymüş gibi
davranırlar.
“Büyüklük Taslayanlar” Kimlerdir
Ayette yine toplumun:güçlü,
etkili,
üstünlük iddiasında bulunan
kesimi anlatılır.
Fakat burada temel özellik:
zenginlikten veya makamdan önce:
kibir
dir.
Yani kendilerini:
başkalarından daha değerli,
daha önemli,
daha doğru
görmektedirler.
Bu tavır hakikati değerlendirme biçimlerini:
bozmaktadır.
Neden “Biz Sizin İman Ettiğinizi İnkâr Ediyoruz” Diyorlar
Dikkat edilirse:“Sâlih’in getirdiğini inkâr ediyoruz.”
demek yerine:
“Sizin iman ettiğinizi inkâr ediyoruz.”
derler.
Bu ifade inanç tartışmasının:
toplumsal kutuplaşmaya
dönüştüğünü düşündürür.
Artık mesele:
“Doğru nedir?”
sorusundan çok:
“Sizin tarafınızda olmayacağız.”
hâline gelmiştir.
İnsan Bir Fikri, Onu Kimlerin Savunduğuna Bakarak Reddedebilir mi
Evet.Bu çok yaygın bir zihinsel hatadır.
Bir düşünceyi:
sevmediğimiz insanlar savunuyorsa
otomatik olarak yanlış sanabiliriz.
Ya da:
saygı duyduğumuz insanlar savunuyorsa
otomatik olarak doğru kabul edebiliriz.
Oysa bir fikrin doğruluğu:
onu savunan grubun sosyal değerinden bağımsızdır.
Hakikati Grup Kimliğine Dönüştürmek Neden Tehlikelidir
Çünkü insan artık:delili değerlendirmez.
Şöyle düşünmeye başlayabilir:
“Onlar buna inanıyorsa ben inanmam.”
Bu noktada:
akıl,
delil,
vicdan
ikinci plana geçer.
Yerine:
biz ve onlar
duygusu gelir.
Kibir İnsanın İnancını Nasıl Etkileyebilir
Kibir insana:“Ben yanılmam.”
dedirtebilir.
Ayrıca:
“Benden aşağı gördüğüm insanlar doğruyu bulmuş olamaz.”
duygusu oluşturabilir.
Bu çok tehlikelidir.
Çünkü insan bazen:
hakikati reddetmez.
Hakikatin geldiği kişiyi küçümsediği için reddeder.
Zayıf Görülen İnsanların İman Etmesi Neden İleri Gelenleri Rahatsız Etmiş Olabilir
Çünkü bu:toplumsal hiyerarşiyi
sarsabilir.
Eğer zayıf görülen bir insan:
hakikati güçlüden önce fark etmişse,
o zaman güçlü kişinin:
“Ben daha üstünüm.”
iddiası zedelenir.
Bu nedenle kibirli insan için mesele:
yalnız inanç değildir.
Aynı zamanda:
statü kaybıdır.
“İnkâr Ediyoruz” İfadesi Ne Kadar Kesindir
Çok kesindir.Bu:
kararsızlık
değildir.
“Henüz emin değiliz.”
demiyorlar.
“Araştırıyoruz.”
demiyorlar.
Doğrudan:
“Biz inkâr ediyoruz.”
diyorlar.
Bu da tavrın:
bilgi eksikliğinden çok,
yerleşmiş reddedişe
dönüştüğünü gösterir.
Şüphe ile İnkâr Aynı Şey midir
Hayır.Şüphe:
insanın henüz ikna olmaması,
soru sorması,
araştırması
olabilir.
Bu doğal bir süreçtir.
İnkâr ise:
özellikle hakikate karşı kapanmış bir tavra dönüştüğünde
farklıdır.
İnsan:
“Anlamak istiyorum.”
ile:
“Ne söylersen söyle kabul etmeyeceğim.”
arasında ayrım yapmalıdır.
İnsan Neden “Yanılmışım” Demekte Zorlanır
Çünkü yanıldığını kabul etmek:egoya dokunabilir.
Özellikle kişi:
başkalarını küçümsemiş,
onlarla alay etmiş,
kendisini üstün ilan etmişse,
sonradan:
“Onlar haklıymış.”
demek çok zorlaşabilir.
Bu nedenle kibir:
yanlışı yalnız başlatmaz,
yanlıştan dönmeyi de zorlaştırır.
Sosyal Statü İnanç Üzerinde Baskı Oluşturabilir mi
Evet.İnsan:
çevresinin ne düşüneceğini
çok önemseyebilir.
Bir görüşü kabul ederse:
arkadaş çevresini,
makamını,
itibarını
kaybetmekten korkabilir.
Bu durumda insanın kararını:
hakikat değil,
sosyal bedel
belirleyebilir.

Bir İnancı Kabul Etmenin Bedeli Olabilir mi
Evet.Semûd’daki zayıf görülen müminler için iman:
yalnız zihinsel bir fikir
değildir.
Güçlülerin karşısında:
açıkça tavır almak
anlamına gelir.
Bu:
dışlanma,
baskı,
alay
gibi sonuçlara yol açabilir.
Bu yüzden onların:
“Biz iman ediyoruz.”
demesi ciddi bir cesaret taşır.

İnanç Neden Bazen Sosyal Cesaret Gerektirir
Çünkü insan:çoğunluğa aykırı bir şeyi savunduğunda
yalnız kalabilir.
Bu yalnız din için değil:
ahlaki konularda da geçerlidir.
Bir ortamda herkes haksızlık yapıyorsa:
“Ben yapmayacağım.”
demek cesaret ister.
Bazen doğruyu bilmek kolaydır.
Doğrunun yanında durmak zordur.

Kibirli İnsan Neden Başkasının İnancını Küçümser
Çünkü kendi değerini:başkasını aşağı çekerek
korumaya çalışabilir.
Şöyle düşünür:
“O zaten zayıf, bilgisiz, önemsiz biri.”
Bu şekilde:
onun söylediği hakikati
dinlememek için gerekçe üretir.
Oysa insanın sosyal konumu:
sözünün doğruluğunu belirlemez.

“Biz Sizin İnandığınızı İnkâr Ediyoruz” Sözü Bir Kutuplaşma Dili midir
Evet, bu açıdan okunabilir.Cümle:
inanç üzerinden iki grup oluşturur:
siz
ve
biz.
İnsanlar bazen meseleleri:
doğru-yanlış
üzerinden değil,
kimlikler üzerinden
değerlendirmeye başlar.
Bu noktada:
karşı tarafın söylediği her şey
otomatik olarak reddedilebilir.

Kutuplaşma Hakikati Görmeyi Nasıl Zorlaştırır
Çünkü insan:kendi grubunun yanlışını
görmezden gelebilir.
Karşı grubun doğrusunu da:
kabul etmek istemeyebilir.
Böylece ölçü:
gerçek
olmaktan çıkar.
Yerine:
kim söyledi?
sorusu gelir.
Bu zihinsel kapanma:
adaleti de zayıflatabilir.

Bir İnsanın Sevmediği Kişiden Gelen Doğruyu Kabul Etmesi Erdem midir
Evet.Bu:
zihinsel dürüstlük
gerektirir.
İnsan:
bir kişiden hoşlanmayabilir.
Ama o kişi:
belirli bir konuda doğru konuşabilir.
Gerçek olgunluk:
“Senden hoşlanmıyorum ama bu konuda haklısın.”
diyebilmektir.
Hakikat:
kişisel duygularımızdan bağımsız olmalıdır.

Bu Ayet Günümüz Sosyal Hayatına Nasıl Uygulanabilir
Bugün de insanlar:siyasi,
dini,
kültürel,
sosyal
gruplara ayrılabilir.
Bir görüş:
“Karşı tarafın görüşü”
olduğu için
dinlenmeden reddedilebilir.
A‘râf 76 bize:
önce şunu sormayı öğretir:
“Bu görüş hangi gruptan geliyor?”
değil,
“Bu görüş doğru mu?”

A‘râf Suresi 75. ve 76. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
“Biz Sâlih’in getirdiğine iman ediyoruz.”
demişlerdi.
- ayette büyüklük taslayanlar:
der.
Böylece iki tavır karşı karşıya gelir:
Bir tarafta:
iman ve kararlılık.
Diğer tarafta:
kibir ve reddediş.
Ve toplumsal konumlar da ters bir anlam kazanır:
Dünyada zayıf görülenler:
hakikate açık.
Güçlü görünenler ise:
kibir nedeniyle kapanmış durumdadır.

Sonuç: A‘râf Suresi 76. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 76. ayet kısa ama çok güçlü bir cümle içerir:“Biz sizin iman ettiğiniz şeyi inkâr edenleriz.”
Bu söz:
yalnız bir inanç reddi değildir.
Aynı zamanda:
kibrin,
sosyal ayrımın
ve grup kimliğinin
hakikat arayışını nasıl bozabileceğini gösterir.
Semûd’un ileri gelenleri:
zayıf görülen insanlara
yukarıdan bakmaktadır.
Onların imanını:
ciddiye almamaktadır.
Ve sonunda:
sanki onların kabul ettiği bir şeyi kabul etmek:
kendi statülerine zarar verecekmiş gibi
tam tersini ilan ederler.
Bu bize bugün için çok önemli bir uyarı verir:
Bir fikri değerlendirirken:
onu savunan kişinin:
parasına,
makamına,
eğitimine,
sosyal çevresine,
popülerliğine
bakmak kolaydır.
Ama bunların hiçbiri:
hakikatin ölçüsü değildir.
Asıl soru:
Doğru mu?
İnsan bazen:
“Onların tarafında görünmem.”
diyerek bile doğru bir şeyi reddedebilir.
Bu çok tehlikelidir.
Çünkü o noktada:
hakikati değil,
egomuzu koruyor olabiliriz.
Ayetin başka bir dersi de şudur:
zayıf görülen insanların:
cesareti küçümsenmemelidir.
Onlar:
baskıya rağmen:
“Biz iman ediyoruz.”
demiştir.
Güçlüler ise:
“Biz inkâr ediyoruz.”
diye karşılık vermiştir.
Bu durumda gerçek güç:
makamda değil;
inandığı doğruyu baskı altında da söyleyebilmekte
ortaya çıkar.
Belki de A‘râf 76’nın bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir gerçeği kabul etmek bize sosyal olarak pahalıya mal olacaksa yine de kabul edebilir miyiz?
Çünkü zihinsel dürüstlüğün gerçek sınavı:
doğruyu kabul etmek kolay olduğunda değil;
doğru, egomuza ve çevremizin beklentilerine ters düştüğünde başlar.
“Hakikati kimin söylediğine bakarak seçmeye başlarsak bir gün sevmediğimiz insanların ağzından çıkan doğruyu da reddederiz. Gerçeğe sadakat, insanlara olan yakınlığımızdan ve uzaklığımızdan daha büyük olmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu