📖 A‘râf Suresi 78. Ayette “Derken Onları Şiddetli Bir Sarsıntı Yakaladı da Yurtlarında Diz Üstü Çöküp Kaldılar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,697
2,724,963
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 A‘râf Suresi 78. Ayette “Derken Onları Şiddetli Bir Sarsıntı Yakaladı da Yurtlarında Diz Üstü Çöküp Kaldılar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​


“İnsan bazen gücünü sonsuz sanır; fakat hayatın düzenini değiştiren tek bir sarsıntı, ne kadar kırılgan olduğumuzu bir anda gösterebilir.”
Ersan Karavelioğlu

A‘râf Suresi'nin 77. ayetinde Semûd kavminin:

Allah’ın kendilerine bir işaret olarak verdiği dişi deveyi öldürdüğü, Rablerinin emrine başkaldırdığı ve Hz. Sâlih’e ‘Eğer gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı getir’ diye meydan okuduğu

anlatılmıştı.

  1. ayette ise bu meydan okumanın sonucu çok kısa ama son derece ağır bir ifadeyle bildirilir:
“Derken onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.”

Bir önceki ayette:

“Getir bakalım.”

diyen insanlar,

bu ayette:

hareketsiz hâle gelmiştir.

Bu geçiş son derece çarpıcıdır.

Güçlerinden emin olan,

dağları oyan,

taştan evler yapan,

kendilerini güvende gören

bir toplum:

tek bir ilahi hüküm karşısında:

bütün gücünü kaybeder.

Ayet insana:

gücün geçiciliğini,

uyarının ciddiyetini

ve sonuç gelmeden önce verilen zamanın değerini

hatırlatır.

1️⃣ “Derken Onları Bir Sarsıntı Yakaladı” Ne Demektir ❓​

Ayette geçen ifade:

Semûd kavmini etkileyen:

şiddetli bir sarsıntı,

dehşet verici bir olay

olarak anlaşılır.

Kur’an’ın farklı surelerinde Semûd’un sonu anlatılırken:

sarsıntı, korkunç ses, yıldırım benzeri azap ifadeleri

kullanılır.

Bunların aynı felaketin farklı yönlerini anlattığı şeklinde yorumlar yapılmıştır.

Temel mesaj:

toplumun ilahi azapla karşılaşmasıdır.

2️⃣ Bu Sarsıntı Bir Deprem miydi ❓​

Ayetin kullandığı kelime:

şiddetli sarsıntı anlamı taşır.

Bu nedenle deprem benzeri bir olay olarak anlaşılması mümkündür.

Ancak Kur’an:

olayın:

jeolojik büyüklüğünü,

merkez üssünü,

süresini

teknik biçimde anlatmaz.

Bu yüzden bugünkü bilimsel terimlerle:

kesin ayrıntı vermek doğru olmaz.

Ayetin amacı:

felaketin fiziksel ölçümünden çok ahlaki sonucunu anlatmaktır.

3️⃣ Kur’an Neden Felaketin Teknik Ayrıntılarını Vermiyor ❓​

Çünkü kıssanın amacı:

bir doğa tarihi raporu

sunmak değildir.

Asıl soru:

“Ne oldu?”

kadar:

“Neden bu sonuca geldiler?”

sorusudur.

Önceki ayetlerde:

uyarı,

mucize,

emir,

inkâr,

başkaldırı

anlatılmıştır.

  1. ayet:
bu sürecin:

sonucunu

gösterir.

4️⃣ “Yakaladı” İfadesi Neden Güçlüdür ❓​

Çünkü insan bazen:

felaketten kaçabileceğini,

hazırlanabileceğini,

gücünün kendisini koruyacağını

düşünebilir.

Fakat ayetin dili:

azabın onları:

yakaladığını

söyler.

Yani kaçış,

kontrol,

güç gösterisi

artık işe yaramaz.

Meydan okudukları gerçek:

onların karşısına çıkmıştır.

5️⃣ Semûd Kavmi Neden Bu Sonuçla Karşılaştı ❓​

Kur’an anlatısında mesele:

tek bir hata değildir.

Uzun bir süreç vardır:

Hz. Sâlih’in çağrısı geldi.

Açık bir delil gösterildi.

Deveye zarar verilmemesi söylendi.

Kibirli ileri gelenler:

iman edenleri küçümsedi.

İnkâr açıkça ilan edildi.

Deve öldürüldü.

Sonra:

azaba meydan okundu.

Yani sonuç:

ısrarlı ve bilinçli reddedişin ardından gelir.

6️⃣ Bu Ayet “Her Deprem Bir Ceza” Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Kur’an belirli peygamber kıssalarında:

belirli toplumlara gelen felaketleri:

vahiy yoluyla ilahi azap olarak açıklar.

Fakat günümüzde yaşanan her:

deprem,

sel,

yangın,

afet

için:

“Bu insanlar günahkârdı, Allah onları cezalandırdı.”

diye kesin hüküm vermek doğru değildir.

Çünkü elimizde:

o olay hakkında böyle bir:

vahiy bilgisi yoktur.

7️⃣ Doğal Afet Yaşayan İnsanları Günahkâr İlan Etmek Neden Yanlıştır ❓​

Çünkü afetlerde:

çocuklar,

iyi insanlar,

kötü insanlar,

farklı inançlardan kişiler

birlikte etkilenebilir.

İnsanların Allah katındaki durumunu:

bir doğal afetten hareketle

kesin biçimde belirleyemeyiz.

Bizim görevimiz:

felaket yaşayanlara:

hüküm dağıtmak değil,

yardım etmektir.

8️⃣ O Zaman Semûd Felaketinin Farkı Nedir ❓​

Fark:

Kur’an’ın kendisinin:

bu olay ile kavmin davranışları arasında

bağ kurmasıdır.

Yani burada:

sonradan insanların yaptığı bir yorum değil,

vahyin verdiği açıklama

vardır.

Bu nedenle Semûd kıssası özel bir tarihsel ve teolojik olaydır.

Bunu günümüzdeki bütün afetlere:

otomatik biçimde uygulamak doğru değildir.

9️⃣ “Yurtlarında Diz Üstü Çöküp Kaldılar” Ne Demektir ❓​

Ayetin kullandığı ifade:

onların:

hareketsiz,

ölü,

bulundukları yerde kalmış

hâllerini anlatır.

Daha önce:

dağları oyan,

evler yapan,

güçleriyle övünen

insanlar şimdi:

kendi evlerinde hareketsizdir.

Bu görüntü:

insan gücünün sınırını

çok sert biçimde gösterir.

🔟 Neden Özellikle “Yurtlarında” Deniliyor ❓​

Çünkü Semûd kavmi:

evlerine,

taş yapılara,

mimari gücüne

güveniyordu.

Dağları oyup:

sağlam yapılar meydana getirmişlerdi.

Ama ayet:

tam da bu güvenli gördükleri mekânların içinde:

sonlarının geldiğini

anlatır.

Mesaj açıktır:

Sağlam yapı, mutlak güvenlik değildir.

1️⃣1️⃣ Dağları Oyulan Evler Neden Onları Kurtaramadı ❓​

Çünkü insanın yaptığı hiçbir yapı:

mutlak değildir.

Taş:

ahşaptan güçlü olabilir.

Dağın içine yapılan ev:

bazı tehlikelere karşı daha dayanıklı olabilir.

Ama insan:

her ihtimali kontrol edemez.

Bu nedenle güvenlik:

gereklidir,

tedbir:

gereklidir,

ama:

mutlak güven duygusu bir yanılsama olabilir.

1️⃣2️⃣ Tedbir Almak Allah’a Güvenmemek midir ❓​

Hayır.

İnsan:

evini sağlam yapmalıdır.

Afete hazırlanmalıdır.

Bilimden yararlanmalıdır.

Riskleri azaltmalıdır.

Tevekkül:

tedbiri terk etmek değildir.

Aksine:

elinden geleni yapmak ve yine de insanın sınırlı olduğunu bilmektir.

1️⃣3️⃣ Güçlü Medeniyetlerin Çökebilmesi Bize Ne Öğretir ❓​

Medeniyet:

teknolojiyle büyüyebilir.

Ama ahlaki olarak:

zayıflayabilir.

Bir toplum:

dev yapılar kurabilir,

mühendislikte ilerleyebilir,

servet biriktirebilir.

Bütün bunlar:

önemlidir.

Ama bunların hiçbiri:

adaletsizlik, kibir ve ahlaki çöküş karşısında otomatik güvence değildir.

1️⃣4️⃣ Semûd’un En Büyük Hatası Deveyi Öldürmek miydi ❓​

Bu eylem:

kıssadaki açık kırılma noktasıdır.

Ancak olay:

yalnız bir hayvana zarar vermekten ibaret değildir.

Deve:

ilahi bir işaretti.

Ona zarar vermemek:

açık bir emirdi.

Bu nedenle deveyi öldürmek:

açık emre bilinçli başkaldırının sembolü

hâline gelir.

1️⃣5️⃣ İnsan Neden Son Anda Pişman Olmadan Önce Durmaz ❓​

Çünkü sonuç uzak görünebilir.

İnsan:

“Bir şey olmaz.”

diye düşünür.

İlk yanlışın ardından sonuç gelmeyince:

daha cesur davranır.

Bir süre sonra:

yanlış normalleşir.

En sonunda:

uyarının kendisiyle bile:

alay etmeye başlayabilir.

Semûd kıssasında bu sürecin:

çok açık örneği vardır.

1️⃣6️⃣ Sonucun Gecikmesi Neden İnsan İçin Bir İmtihandır ❓​

Çünkü gecikme:

iki farklı şekilde okunabilir.

İnsan:

“Demek ki yaptığım yanlış değil.”

diyebilir.

Ya da:

“Belki bana dönmem için zaman veriliyor.”

diye düşünebilir.

İkinci yaklaşım:

daha dikkatli ve sorumludur.

Çünkü:

cezasız geçen zaman, onay anlamına gelmez.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Ölümü Hatırlatıyor mu ❓​

Evet, dolaylı biçimde çok güçlü şekilde.

İnsan:

günlük hayatını sürdürürken:

ölümü uzak görebilir.

Ev yapar.

Plan yapar.

Yıllar sonrasını düşünür.

Bunlar doğaldır.

Ama ayet:

hayatın bir anda değişebileceğini

hatırlatır.

Bu yüzden ölüm bilinci:

hayatı değersizleştirmek için değil,

daha bilinçli yaşamak için

önemlidir.

1️⃣8️⃣ A‘râf Suresi 77. ve 78. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor ❓​

  1. ayette Semûd kavmi:
deveyi öldürmüş,

emre başkaldırmış

ve:

“Azabı getir.”

demişti.

  1. ayette:
sarsıntı onları yakalar.

Yani iki ayet arasında çok çarpıcı bir sebep-sonuç akışı vardır:

Meydan okuma.

Ardından:

sonuç.

Dün:

“Getir.”

diyenler,

bugün:

yurtlarında hareketsizdir.

Bu, insanın sözlerinin ve seçimlerinin:

sonuç doğurabileceğini

hatırlatır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: A‘râf Suresi 78. Ayet Bize Ne Öğretiyor ❓​

A‘râf Suresi 78. ayet yalnızca birkaç kelimeyle:

bir medeniyetin sonunu

anlatır.

Bir önceki ayette insanlar:

“Azabı getir.”

diye meydan okuyordu.

Şimdi:

sarsıntı geliyor.

Ve o büyük toplum:

kendi yurtlarında:

hareketsiz hâle geliyor.

Bu görüntü son derece sarsıcıdır.

Çünkü Semûd:

güçsüz bir toplum değildi.

Dağları oyuyordu.

Taşa şekil veriyordu.

Evler kuruyordu.

Teknik becerisi vardı.

Gücüne güveniyordu.

Ama hiçbir mühendislik becerisi:

insanı:

mutlak hâle getirmez.

Ayetin bize öğrettiği şey:

teknolojiyi küçümsemek değildir.

Tam tersine:

insanın gücü ne kadar artarsa artsın:

sınırlarını unutmaması

gerektiğidir.

Bugün de çok güçlü binalar yapabiliriz.

Çok gelişmiş araçlar üretebiliriz.

Afetleri önceden tahmin etmeye çalışabiliriz.

Bunların hepsi değerlidir.

Ama insanın:

“Artık her şeyi kontrol ediyoruz.”

demesi yine de büyük bir yanılgı olabilir.

Ayetin başka bir önemli dersi şudur:

Her felaketi:

insanların günahına bağlamak doğru değildir.

Semûd hakkında:

bunu Kur’an açıkça söylüyor.

Ama bugün bir deprem olduğunda:

orada yaşayan insanların:

Allah tarafından cezalandırıldığını

biz kesin biçimde söyleyemeyiz.

Böyle zamanlarda doğru tavır:

insanları yargılamak değil,

yaralarını sarmaktır.

Ve belki de A‘râf 78’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Kendimizi güçlü ve güvende hissederken hayatın ne kadar kırılgan olduğunu hâlâ hatırlıyor muyuz?

Çünkü insanın en büyük yanılgılarından biri:

yarın yaşayacağını:

kesinmiş gibi

düşünmektir.

Oysa hayat bize verilmiş:

çok değerli,

ama:

garantisi olmayan bir zamandır.

Bu yüzden yapılacak iyilik:

ertelenmemeli.

Söylenecek güzel söz:

bekletilmemeli.

Düzeltilecek yanlış:

yarına bırakılmamalı.

Çünkü gerçek bilgelik:

felaket geldikten sonra hayatın değerini anlamak değil;

hayat hâlâ elimizdeyken onun değerini bilmektir.


“İnsan dağları oyabilir, taşları şekillendirebilir ve kendisine çok sağlam evler kurabilir; ama hiçbir yapı ona yarının garantisini vermez. Hayatın kırılganlığını bilmek korkuyla yaşamak değil, bugünü daha doğru yaşamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt