A‘râf Suresi 78. Ayette “Derken Onları Şiddetli Bir Sarsıntı Yakaladı da Yurtlarında Diz Üstü Çöküp Kaldılar” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen gücünü sonsuz sanır; fakat hayatın düzenini değiştiren tek bir sarsıntı, ne kadar kırılgan olduğumuzu bir anda gösterebilir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 77. ayetinde Semûd kavminin:
Allah’ın kendilerine bir işaret olarak verdiği dişi deveyi öldürdüğü, Rablerinin emrine başkaldırdığı ve Hz. Sâlih’e ‘Eğer gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı getir’ diye meydan okuduğu
anlatılmıştı.
- ayette ise bu meydan okumanın sonucu çok kısa ama son derece ağır bir ifadeyle bildirilir:
Bir önceki ayette:
“Getir bakalım.”
diyen insanlar,
bu ayette:
hareketsiz hâle gelmiştir.
Bu geçiş son derece çarpıcıdır.
Güçlerinden emin olan,
dağları oyan,
taştan evler yapan,
kendilerini güvende gören
bir toplum:
tek bir ilahi hüküm karşısında:
bütün gücünü kaybeder.
Ayet insana:
gücün geçiciliğini,
uyarının ciddiyetini
ve sonuç gelmeden önce verilen zamanın değerini
hatırlatır.
“Derken Onları Bir Sarsıntı Yakaladı” Ne Demektir
Ayette geçen ifade:Semûd kavmini etkileyen:
şiddetli bir sarsıntı,
dehşet verici bir olay
olarak anlaşılır.
Kur’an’ın farklı surelerinde Semûd’un sonu anlatılırken:
sarsıntı, korkunç ses, yıldırım benzeri azap ifadeleri
kullanılır.
Bunların aynı felaketin farklı yönlerini anlattığı şeklinde yorumlar yapılmıştır.
Temel mesaj:
toplumun ilahi azapla karşılaşmasıdır.
Bu Sarsıntı Bir Deprem miydi
Ayetin kullandığı kelime:şiddetli sarsıntı anlamı taşır.
Bu nedenle deprem benzeri bir olay olarak anlaşılması mümkündür.
Ancak Kur’an:
olayın:
jeolojik büyüklüğünü,
merkez üssünü,
süresini
teknik biçimde anlatmaz.
Bu yüzden bugünkü bilimsel terimlerle:
kesin ayrıntı vermek doğru olmaz.
Ayetin amacı:
felaketin fiziksel ölçümünden çok ahlaki sonucunu anlatmaktır.
Kur’an Neden Felaketin Teknik Ayrıntılarını Vermiyor
Çünkü kıssanın amacı:bir doğa tarihi raporu
sunmak değildir.
Asıl soru:
“Ne oldu?”
kadar:
“Neden bu sonuca geldiler?”
sorusudur.
Önceki ayetlerde:
uyarı,
mucize,
emir,
inkâr,
başkaldırı
anlatılmıştır.
- ayet:
sonucunu
gösterir.
“Yakaladı” İfadesi Neden Güçlüdür
Çünkü insan bazen:felaketten kaçabileceğini,
hazırlanabileceğini,
gücünün kendisini koruyacağını
düşünebilir.
Fakat ayetin dili:
azabın onları:
yakaladığını
söyler.
Yani kaçış,
kontrol,
güç gösterisi
artık işe yaramaz.
Meydan okudukları gerçek:
onların karşısına çıkmıştır.
Semûd Kavmi Neden Bu Sonuçla Karşılaştı
Kur’an anlatısında mesele:tek bir hata değildir.
Uzun bir süreç vardır:
Hz. Sâlih’in çağrısı geldi.
Açık bir delil gösterildi.
Deveye zarar verilmemesi söylendi.
Kibirli ileri gelenler:
iman edenleri küçümsedi.
İnkâr açıkça ilan edildi.
Deve öldürüldü.
Sonra:
azaba meydan okundu.
Yani sonuç:
ısrarlı ve bilinçli reddedişin ardından gelir.
Bu Ayet “Her Deprem Bir Ceza” Anlamına mı Gelir
Hayır.Bu ayrım son derece önemlidir.
Kur’an belirli peygamber kıssalarında:
belirli toplumlara gelen felaketleri:
vahiy yoluyla ilahi azap olarak açıklar.
Fakat günümüzde yaşanan her:
deprem,
sel,
yangın,
afet
için:
“Bu insanlar günahkârdı, Allah onları cezalandırdı.”
diye kesin hüküm vermek doğru değildir.
Çünkü elimizde:
o olay hakkında böyle bir:
vahiy bilgisi yoktur.
Doğal Afet Yaşayan İnsanları Günahkâr İlan Etmek Neden Yanlıştır
Çünkü afetlerde:çocuklar,
iyi insanlar,
kötü insanlar,
farklı inançlardan kişiler
birlikte etkilenebilir.
İnsanların Allah katındaki durumunu:
bir doğal afetten hareketle
kesin biçimde belirleyemeyiz.
Bizim görevimiz:
felaket yaşayanlara:
hüküm dağıtmak değil,
yardım etmektir.
O Zaman Semûd Felaketinin Farkı Nedir
Fark:Kur’an’ın kendisinin:
bu olay ile kavmin davranışları arasında
bağ kurmasıdır.
Yani burada:
sonradan insanların yaptığı bir yorum değil,
vahyin verdiği açıklama
vardır.
Bu nedenle Semûd kıssası özel bir tarihsel ve teolojik olaydır.
Bunu günümüzdeki bütün afetlere:
otomatik biçimde uygulamak doğru değildir.
“Yurtlarında Diz Üstü Çöküp Kaldılar” Ne Demektir
Ayetin kullandığı ifade:onların:
hareketsiz,
ölü,
bulundukları yerde kalmış
hâllerini anlatır.
Daha önce:
dağları oyan,
evler yapan,
güçleriyle övünen
insanlar şimdi:
kendi evlerinde hareketsizdir.
Bu görüntü:
insan gücünün sınırını
çok sert biçimde gösterir.
Neden Özellikle “Yurtlarında” Deniliyor
Çünkü Semûd kavmi:evlerine,
taş yapılara,
mimari gücüne
güveniyordu.
Dağları oyup:
sağlam yapılar meydana getirmişlerdi.
Ama ayet:
tam da bu güvenli gördükleri mekânların içinde:
sonlarının geldiğini
anlatır.
Mesaj açıktır:
Sağlam yapı, mutlak güvenlik değildir.

Dağları Oyulan Evler Neden Onları Kurtaramadı
Çünkü insanın yaptığı hiçbir yapı:mutlak değildir.
Taş:
ahşaptan güçlü olabilir.
Dağın içine yapılan ev:
bazı tehlikelere karşı daha dayanıklı olabilir.
Ama insan:
her ihtimali kontrol edemez.
Bu nedenle güvenlik:
gereklidir,
tedbir:
gereklidir,
ama:
mutlak güven duygusu bir yanılsama olabilir.

Tedbir Almak Allah’a Güvenmemek midir
Hayır.İnsan:
evini sağlam yapmalıdır.
Afete hazırlanmalıdır.
Bilimden yararlanmalıdır.
Riskleri azaltmalıdır.
Tevekkül:
tedbiri terk etmek değildir.
Aksine:
elinden geleni yapmak ve yine de insanın sınırlı olduğunu bilmektir.

Güçlü Medeniyetlerin Çökebilmesi Bize Ne Öğretir
Medeniyet:teknolojiyle büyüyebilir.
Ama ahlaki olarak:
zayıflayabilir.
Bir toplum:
dev yapılar kurabilir,
mühendislikte ilerleyebilir,
servet biriktirebilir.
Bütün bunlar:
önemlidir.
Ama bunların hiçbiri:
adaletsizlik, kibir ve ahlaki çöküş karşısında otomatik güvence değildir.

Semûd’un En Büyük Hatası Deveyi Öldürmek miydi
Bu eylem:kıssadaki açık kırılma noktasıdır.
Ancak olay:
yalnız bir hayvana zarar vermekten ibaret değildir.
Deve:
ilahi bir işaretti.
Ona zarar vermemek:
açık bir emirdi.
Bu nedenle deveyi öldürmek:
açık emre bilinçli başkaldırının sembolü
hâline gelir.

İnsan Neden Son Anda Pişman Olmadan Önce Durmaz
Çünkü sonuç uzak görünebilir.İnsan:
“Bir şey olmaz.”
diye düşünür.
İlk yanlışın ardından sonuç gelmeyince:
daha cesur davranır.
Bir süre sonra:
yanlış normalleşir.
En sonunda:
uyarının kendisiyle bile:
alay etmeye başlayabilir.
Semûd kıssasında bu sürecin:
çok açık örneği vardır.

Sonucun Gecikmesi Neden İnsan İçin Bir İmtihandır
Çünkü gecikme:iki farklı şekilde okunabilir.
İnsan:
“Demek ki yaptığım yanlış değil.”
diyebilir.
Ya da:
“Belki bana dönmem için zaman veriliyor.”
diye düşünebilir.
İkinci yaklaşım:
daha dikkatli ve sorumludur.
Çünkü:
cezasız geçen zaman, onay anlamına gelmez.

Bu Ayet Ölümü Hatırlatıyor mu
Evet, dolaylı biçimde çok güçlü şekilde.İnsan:
günlük hayatını sürdürürken:
ölümü uzak görebilir.
Ev yapar.
Plan yapar.
Yıllar sonrasını düşünür.
Bunlar doğaldır.
Ama ayet:
hayatın bir anda değişebileceğini
hatırlatır.
Bu yüzden ölüm bilinci:
hayatı değersizleştirmek için değil,
daha bilinçli yaşamak için
önemlidir.

A‘râf Suresi 77. ve 78. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette Semûd kavmi:
emre başkaldırmış
ve:
“Azabı getir.”
demişti.
- ayette:
Yani iki ayet arasında çok çarpıcı bir sebep-sonuç akışı vardır:
Meydan okuma.
Ardından:
sonuç.
Dün:
“Getir.”
diyenler,
bugün:
yurtlarında hareketsizdir.
Bu, insanın sözlerinin ve seçimlerinin:
sonuç doğurabileceğini
hatırlatır.

Sonuç: A‘râf Suresi 78. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 78. ayet yalnızca birkaç kelimeyle:bir medeniyetin sonunu
anlatır.
Bir önceki ayette insanlar:
“Azabı getir.”
diye meydan okuyordu.
Şimdi:
sarsıntı geliyor.
Ve o büyük toplum:
kendi yurtlarında:
hareketsiz hâle geliyor.
Bu görüntü son derece sarsıcıdır.
Çünkü Semûd:
güçsüz bir toplum değildi.
Dağları oyuyordu.
Taşa şekil veriyordu.
Evler kuruyordu.
Teknik becerisi vardı.
Gücüne güveniyordu.
Ama hiçbir mühendislik becerisi:
insanı:
mutlak hâle getirmez.
Ayetin bize öğrettiği şey:
teknolojiyi küçümsemek değildir.
Tam tersine:
insanın gücü ne kadar artarsa artsın:
sınırlarını unutmaması
gerektiğidir.
Bugün de çok güçlü binalar yapabiliriz.
Çok gelişmiş araçlar üretebiliriz.
Afetleri önceden tahmin etmeye çalışabiliriz.
Bunların hepsi değerlidir.
Ama insanın:
“Artık her şeyi kontrol ediyoruz.”
demesi yine de büyük bir yanılgı olabilir.
Ayetin başka bir önemli dersi şudur:
Her felaketi:
insanların günahına bağlamak doğru değildir.
Semûd hakkında:
bunu Kur’an açıkça söylüyor.
Ama bugün bir deprem olduğunda:
orada yaşayan insanların:
Allah tarafından cezalandırıldığını
biz kesin biçimde söyleyemeyiz.
Böyle zamanlarda doğru tavır:
insanları yargılamak değil,
yaralarını sarmaktır.
Ve belki de A‘râf 78’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Kendimizi güçlü ve güvende hissederken hayatın ne kadar kırılgan olduğunu hâlâ hatırlıyor muyuz?
Çünkü insanın en büyük yanılgılarından biri:
yarın yaşayacağını:
kesinmiş gibi
düşünmektir.
Oysa hayat bize verilmiş:
çok değerli,
ama:
garantisi olmayan bir zamandır.
Bu yüzden yapılacak iyilik:
ertelenmemeli.
Söylenecek güzel söz:
bekletilmemeli.
Düzeltilecek yanlış:
yarına bırakılmamalı.
Çünkü gerçek bilgelik:
felaket geldikten sonra hayatın değerini anlamak değil;
hayat hâlâ elimizdeyken onun değerini bilmektir.
“İnsan dağları oyabilir, taşları şekillendirebilir ve kendisine çok sağlam evler kurabilir; ama hiçbir yapı ona yarının garantisini vermez. Hayatın kırılganlığını bilmek korkuyla yaşamak değil, bugünü daha doğru yaşamaktır.”
Ersan Karavelioğlu