A‘râf Suresi 87. Ayette “İçinizden Bir Grup Benimle Gönderilene İman Etmiş, Bir Grup da İman Etmemişse Allah Aramızda Hükmedinceye Kadar Sabredin; O Hükmedenlerin En Hayırlısıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikat konusunda anlaşmazlık çıktığında insanın en zor sınavlarından biri, sonucu zorla üretmek yerine adaletin ortaya çıkacağı zamana kadar sabredebilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 86. ayetinde Hz. Şuayb, Medyen halkına:
“Her yolun başına oturup tehdit etmeyin, iman edenleri Allah’ın yolundan alıkoymayın ve o yolu eğri göstermeye çalışmayın.”
diye seslenmişti.
- ayette ise toplumun ikiye ayrıldığı açıkça görülür:
Bu ayet çok önemli bir denge kurar.
Bir tarafta:
iman edenler,
diğer tarafta:
iman etmeyenler
vardır.
Fakat Hz. Şuayb:
“Onları zorlayın.”
demiyor.
“Hemen hesabı siz görün.”
demiyor.
“Allah hükmedinceye kadar sabredin.”
diyor.
Yani inanç anlaşmazlığında:
insanların kendi öfkelerini:
ilahi hüküm yerine koymamaları
gerektiği hatırlatılır.
“İçinizden Bir Grup İman Etmiş” Ne Demektir
Hz. Şuayb’ın çağrısı:Medyen toplumunda karşılıksız kalmamıştır.
Bazı insanlar:
onun getirdiği mesaja
iman etmiştir.
Bu bize:
toplumun tamamının:
aynı düşüncede olmadığını
gösterir.
Bir toplumun içinde:
farklı tavırlar ve farklı tercihler
bulunabilir.
“Bir Grup da İman Etmemişse” İfadesi Ne Anlama Gelir
Hz. Şuayb:iman etmeyenlerin de:
varlığını açıkça kabul eder.
Yani gerçek durum:
saklanmaz.
Toplum:
iki farklı tavra ayrılmıştır.
Bazıları:
mesajı kabul etmiş,
bazıları:
reddetmiştir.
Bu ayrım:
insan iradesinin varlığını
da gösterir.
Neden Herkes Aynı Anda İman Etmedi
Çünkü insanlar:aynı delili görseler bile
aynı tepkiyi vermeyebilir.
Bir kişinin:
geçmişi,
çıkarları,
kibri,
alışkanlıkları,
düşünme biçimi
kararlarını etkileyebilir.
Bu yüzden:
aynı mesaj,
farklı insanlarda:
farklı sonuçlar
doğurabilir.
Bir Peygamberin Toplumunda İnanmayanların Bulunması Onun Başarısız Olduğunu mu Gösterir
Hayır.Peygamberin görevi:
insanları zorla iman ettirmek
değildir.
Görevi:
mesajı:
açık,
dürüst,
eksiksiz
biçimde ulaştırmaktır.
İman edip etmemek:
sonunda kişinin:
kendi tercihiyle
ilişkilidir.
Hz. Şuayb Neden “Sabredin” Diyor
Çünkü anlaşmazlık:gerginliğe dönüşmüştür.
İman edenler:
baskıyla karşılaşmaktadır.
İman etmeyenler:
Hz. Şuayb’ın mesajına karşı çıkmaktadır.
Bu durumda:
aceleyle çatışmaya girmek yerine:
sabır
önerilir.
Sabır burada:
hareketsiz kalmak değil,
öfkeyle kontrolü kaybetmemektir.
Sabır Haksızlığa Boyun Eğmek midir
Hayır.Sabır:
zulmü doğru kabul etmek
değildir.
İnsan:
haksızlığa karşı çıkabilir,
kendini koruyabilir,
adalet isteyebilir.
Fakat sabır:
bütün bunları yaparken:
öfkenin:
aklı,
ahlakı,
adaleti
yönetmesine izin vermemektir.
“Allah Aramızda Hükmedinceye Kadar” Ne Demektir
Hz. Şuayb:nihai hükmü:
Allah’a bırakır.
Yani:
“Son kararı ben vermiyorum.”
demektedir.
Bu çok önemli bir tevazu örneğidir.
Peygamber bile:
kendisini:
nihai hâkim
yerine koymaz.
İnsan Neden Kendi Hükmünü Allah’ın Hükmü Gibi Sunmamalıdır
Çünkü insan:yanılabilir.
Öfkelenebilir.
Kişisel çıkarından etkilenebilir.
Karşısındaki hakkında:
eksik bilgiye sahip olabilir.
Bu nedenle:
“Ben böyle düşünüyorum, demek ki Allah da kesin böyle hükmediyor.”
demek çok tehlikeli olabilir.
İnsan:
kendi yorumuyla:
mutlak hakikati
birbirinden ayırmayı bilmelidir.
“Allah Hükmedinceye Kadar” İfadesi Dünyevi Bir Sonuca mı İşaret Eder
Ayetin kıssa bağlamında:Medyen halkıyla Hz. Şuayb arasındaki çatışmanın:
Allah tarafından sonuçlandırılmasına
işaret eder.
İlerleyen ayetlerde:
bu toplumun başına gelen sonuç
anlatılacaktır.
Daha genel açıdan ise:
nihai adaletin:
Allah’a ait olduğu
vurgulanır.
“O Hükmedenlerin En Hayırlısıdır” Ne Anlama Gelir
İnsan hüküm verirken:eksik bilgiye sahip olabilir.
Allah’ın hükmü ise:
Kur’an inancında:
tam bilgi,
adalet
ve hikmet
üzerinedir.
Bu yüzden:
“hükmedenlerin en hayırlısı”
ifadesi:
ilahi adaletin:
insan yargısından üstünlüğünü
hatırlatır.

İnsanların Birbirinden Farklı İnançlara Sahip Olması Nasıl Yönetilmelidir
Ayetin bağlamından çıkarılabilecek önemli ilkelerden biri:inanç farklılığının:
zorbalığa dönüşmemesi
gerektiğidir.
Hz. Şuayb:
iman etmeyenleri:
zorla iman ettirmeye çalışmaz.
Onlara:
mesajı verir.
Sonra:
sonucun Allah’ın hükmüne bırakılmasını
söyler.

Bir İnsan Başkasını Zorla İnandırabilir mi
Hayır.Bir insan:
başkasını:
belirli sözleri söylemeye
zorlayabilir.
Belirli davranışları:
yaptırabilir.
Ama kalbin gerçekten:
inanmasını
zorla sağlayamaz.
Çünkü iman:
yalnız dış görünüş değil,
içsel kabul ve güven
meselesidir.

İnanç Tartışmalarında Neden Sabır Çok Önemlidir
Çünkü din:insanın kimliğine,
değerlerine,
varoluş anlayışına
dokunan çok derin bir alandır.
Bu yüzden insanlar:
kolayca:
öfkeye,
savunmaya,
kutuplaşmaya
sürüklenebilir.
Sabır:
tartışmayı:
hakaretten ve şiddetten koruyan
önemli bir ahlaki fren olabilir.

Haklı Olduğunu Düşünen İnsan Neden Yine de Sabretmelidir
Çünkü haklı olduğunu düşünmek:her yöntemi kullanma hakkı
vermez.
Bir insan:
çok doğru bir amacı
yanlış yöntemlerle
savunabilir.
Bu durumda:
haklı bir fikir:
ahlaksız bir yöntemle
zarar görebilir.
Bu yüzden:
doğru amaç kadar doğru yöntem de önemlidir.

“Sonucu Allah’a Bırakmak” Hiçbir Şey Yapmamak mı Demektir
Hayır.Hz. Şuayb zaten:
tebliğ yapmıştır.
Haksız ticareti eleştirmiştir.
Yol kesmeyi eleştirmiştir.
İnsanların korkutulmasına karşı çıkmıştır.
Yani:
görevini yapmıştır.
Sonucu Allah’a bırakmak:
sorumluluktan kaçmak değil, kontrol edemediğin sonucun sahibi olduğunu sanmamaktır.

İnsan Neyi Kontrol Edebilir, Neyi Edemez
İnsan:kendi sözünü,
davranışını,
niyetini,
çabasını
belirli ölçüde kontrol edebilir.
Ama:
başkasının kalbini,
bütün olayların sonucunu,
geleceğin tamamını
kontrol edemez.
Bu ayrımı bilmek:
insana:
hem sorumluluk hem huzur
kazandırabilir.

Bu Ayet Adalet Beklerken Acele Etmemek Konusunda Ne Öğretir
İnsan:haksızlığa uğradığında
sonucun hemen gelmesini
isteyebilir.
Fakat adalet:
bazen zaman alabilir.
Bu sırada:
öfke büyüyebilir.
İnsan kendi eliyle:
orantısız karşılık verme
isteğine kapılabilir.
Ayet:
sabırla beklemeyi ve nihai hükmü Allah’a bırakmayı
hatırlatır.

A‘râf Suresi 86. ve 87. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette Medyen halkına:
söylenmişti.
- ayette ise toplumdaki gerçek durum ortaya konur:
iman etmiş,
bazıları:
iman etmemiştir.
Fakat bu ayrılık karşısında:
“Allah hükmedinceye kadar sabredin.”
denilir.
Yani bir tarafta:
özgür tercih,
diğer tarafta:
sabır ve ilahi adalete güven
vardır.

Sonuç: A‘râf Suresi 87. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 87. ayet:inanç farklılığı karşısında:
çok önemli bir ahlaki denge kurar.
Hz. Şuayb açıkça şöyle der:
“İçinizden bir grup benimle gönderilene iman etti, bir grup ise iman etmedi.”
Yani toplumda:
farklı tercihler vardır.
Fakat Hz. Şuayb’ın çözümü:
zorbalık değildir.
Baskı değildir.
Öfkeyle karşı tarafı yok etmeye çalışmak değildir.
Şöyle der:
“Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin.”
Bu ifade:
insanın:
doğruyu savunurken bile
kendi sınırını bilmesi gerektiğini
hatırlatır.
İnsan:
anlatabilir.
Delil sunabilir.
Yanlışı eleştirebilir.
Doğru bildiğinin yanında durabilir.
Ama başka bir insanın:
kalbini zorla değiştiremez.
Bu sınır unutulduğunda:
tebliğ:
baskıya,
nasihat:
zorlamaya,
hakikat savunusu:
güç mücadelesine
dönüşebilir.
Ayet ayrıca:
sonucu kontrol etme takıntısına da:
önemli bir cevap verir.
İnsan çoğu zaman:
yalnız görevini yapmak istemez.
Sonucun da:
istediği gibi olmasını
ister.
Birine nasihat eder:
hemen değişsin ister.
Bir doğruyu anlatır:
hemen kabul edilsin ister.
Bir haksızlığa uğrar:
adalet hemen gerçekleşsin ister.
Ama hayat:
her zaman bu kadar hızlı ilerlemez.
Bazen:
doğruyu söylemek bizim görevimizdir; sonucu oluşturmak bizim görevimiz değildir.
Bu ayrım insanı:
hem kibirden,
hem çaresizlikten
koruyabilir.
Çünkü her şeyin kendi elinde olduğunu düşünen insan:
sonuç istediği gibi olmayınca:
yıkılabilir.
Ama kendi sorumluluğunu bilen insan:
“Ben üzerime düşeni yaptım.”
diyebilir.
Ayetin sonunda:
“O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”
denmesi de bu yüzden çok anlamlıdır.
İnsan hükmü:
eksik olabilir.
Önyargılı olabilir.
Yanlış olabilir.
Ama ilahi hüküm:
Kur’an’ın perspektifinde:
tam adalet ve tam bilgiye
dayanır.
Belki de A‘râf 87’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Doğru olduğumuza inandığımızda, karşı tarafı zorlamadan da doğru bildiğimiz şeyin yanında durabilecek kadar sabırlı mıyız?
Çünkü hakikate güvenen insanın:
her zaman bağırmaya,
tehdit etmeye,
sonucu zorlamaya
ihtiyacı yoktur.
Bazen en güçlü duruş:
doğruyu söylemek, ahlakını korumak ve sonucu adaletin sahibine bırakabilmektir.
“İnsan her sonucu kontrol edemez; fakat o sonuca giderken nasıl davrandığını kontrol edebilir. Hakikate sadakat, yalnız doğruyu savunmak değil, onu savunurken adaletten ve sabırdan vazgeçmemektir.”
Ersan Karavelioğlu