A‘râf Suresi 97. Ayette “O Memleketlerin Halkı, Geceleyin Uyurlarken Azabımızın Kendilerine Gelmeyeceğinden Emin mi Oldular” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan en çok güvende hissettiği anda bazen hayatın kırılganlığını unutur. Oysa güven duygusu kıymetlidir; fakat onu mutlaklık sanmak, insanı gaflete sürükleyebilir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 96. ayetinde:
“Eğer o memleketlerin halkı iman etmiş ve sakınmış olsaydı, üzerlerine gökten ve yerden bereketler açardık; fakat yalanladılar, biz de kazandıkları yüzünden onları yakaladık.”
denilmişti.
- ayette ise çok sarsıcı bir soru gelir:
Bu ayet:
güven duygusu, gaflet, gece, uyku ve insanın kontrol yanılgısı
üzerinde düşündürür.
Gece:
insanın en savunmasız olduğu zamanlardan biridir.
İnsan:
uyur.
Kontrolü bırakır.
Çevresinde ne olduğunu:
bilmez.
Ve tam da bu nedenle ayet:
şunu sorar:
“Kendinizi gerçekten tamamen güvende mi sanıyorsunuz?”
Buradaki amaç:
insanı sürekli korku içinde yaşatmak değil,
mutlak güven duygusunu sorgulatmaktır.
“O Memleketlerin Halkı” Kimleri İfade Eder
Burada önceki ayetlerde anlatılan:peygamberleri yalanlayan toplumlara
genel bir gönderme vardır.
Yani mesele yalnız:
tek bir kavim
değildir.
Ayet:
geçmişte uyarıyı reddeden toplumların:
ortak psikolojisini
gündeme getirir.
Neden Özellikle “Geceleyin” Deniliyor
Çünkü gece:insanın:
dinlendiği,
korunmasız olduğu,
çevresini daha az kontrol ettiği
zamandır.
Gündüz:
hareket,
çalışma,
tedbir
vardır.
Gece ise:
insan kontrolünün önemli kısmını:
bırakır.
Bu yüzden ayet:
insanın sınırlılığını
çok güçlü biçimde hatırlatır.
Uyku Neden İnsan İçin İlginç Bir Hatırlatmadır
Çünkü insan:uykuya geçtiğinde:
dünyayı kontrol etmeyi
bırakır.
Saatlerce:
çevresinde ne olduğunu
bilmez.
Bu bile bize:
insanın sürekli hâkim ve kontrol sahibi olmadığını
gösterir.
Her gece:
aslında bir ölçüde:
kontrolü teslim ederiz.
Ayetteki “Emin mi Oldular?” Sorusu Ne Anlama Gelir
Bu:gerçekten bilgi isteyen bir soru
değildir.
Uyarıcı bir sorudur.
Yani:
“Bu kadar emin olmaya nasıl cesaret ediyorsunuz?”
anlamı taşır.
İnsanların:
kendilerini dokunulmaz
görmelerini
sorgular.
İnsan Neden Kendini Dokunulmaz Hisseder
Çünkü uzun süre:hiçbir kötü sonuç yaşamamış olabilir.
Sağlığı yerindedir.
İşi vardır.
Evi güvenlidir.
Ailesi yanındadır.
Her şey:
düzenli biçimde sürer.
Bu düzen:
zamanla:
“Hep böyle olacak.”
duygusunu oluşturabilir.
Güven Duygusu Kötü Bir Şey midir
Hayır.İnsan:
güven içinde yaşamak ister.
Bu çok doğal ve değerlidir.
Sorun:
güven duygusunu:
mutlak garanti
zannetmektir.
Yani:
“Bana hiçbir şey olmaz.”
düşüncesi:
gerçekçi değildir.
Ayet İnsanı Sürekli Felaket Beklemeye mi Çağırıyor
Hayır.Kur’an’ın amacı:
insanı:
paranoya içinde
yaşatmak değildir.
İnsan:
plan yapmalı,
çalışmalı,
ev kurmalı,
geleceğini düşünmelidir.
Ama bütün bunları yaparken:
hayatın kesin garanti olmadığını
da unutmamalıdır.
Gaflet Ne Demektir
Gaflet:yalnız bilgisizlik değildir.
Bazen insan:
bir şeyi bilir
ama:
unutmuş gibi yaşar.
Öleceğini bilir.
Hayatın geçici olduğunu bilir.
Her şeyin değişebileceğini bilir.
Ama günlük hayatta:
sanki bunlar hiç olmayacakmış gibi
davranır.
İşte bu:
gafletin önemli biçimlerinden biridir.
Gece ve Gaflet Arasında Nasıl Bir Bağ Kurulabilir
Gece:sakinlik getirir.
İnsan:
rahatlar.
Korunduğunu hisseder.
Tam bu anda:
tehlike düşüncesi:
çok uzak görünür.
Ayet bu psikolojiyi kullanarak:
“En rahat olduğun anda bile mutlak güven içinde değilsin.”
mesajı verir.
Bu Ayet Her Gece Korkarak Uyumamız Gerektiğini mi Söylüyor
Hayır.Aksine:
insan:
Allah’a güvenerek
uyuyabilir.
Ama:
hayatın kendisinin:
emanet olduğunu
hatırlayabilir.
Bu korkudan çok:
şükür ve farkındalık
üretebilir.

İnsan Ölümü Neden Uzak Görür
Çünkü ölüm:günlük hayatın akışını
keser.
İnsan:
yarın için plan yapar.
Bir ay sonrası için:
randevu alır.
Yıllar sonrası için:
yatırım yapar.
Bunlar normaldir.
Ama zihin:
plan yaptığı şeyi:
garanti edilmiş gelecek
gibi algılamaya başlayabilir.

Gelecek Planı Yapmak Yanlış mıdır
Hayır.Plan yapmak:
aklın ve sorumluluğun gereğidir.
Sorun:
planı:
kesin kader gibi
görmektir.
Daha dengeli tavır:
“Planımı yaparım ama her şeyin benim kontrolümde olmadığını bilirim.”
demektir.

Bu Ayet İnsanlara “Bugünü Yaşa” mı Diyor
Bir anlamda:bugünün değerini bilmeyi
hatırlatır.
Ama:
geleceği düşünmemeyi
söylemez.
Asıl mesaj:
yarını garanti sanıp bugünü boşa harcamamaktır.
Çünkü gelecek:
planlanabilir.
Ama:
garanti edilemez.

Ansızın Gelen Sonuçlar İnsan Psikolojisini Neden Bu Kadar Sarsar
Çünkü insan:hazırlık yapmak ister.
Kontrol etmek ister.
Ne olacağını bilmek ister.
Beklenmedik olay:
bu kontrol hissini:
bir anda yok eder.
Bu da:
insana:
kendi sınırlarını
çok güçlü biçimde gösterir.

Bu Ayeti Günümüzdeki Gece Yaşanan Afetlere Uygulayabilir miyiz
Ayetin genel uyarısı:hayatın kırılganlığını
hatırlatabilir.
Fakat belirli bir:
deprem,
sel,
yangın
veya başka felaketi:
“Bu kesin ilahi cezaydı.”
diye yorumlamak doğru değildir.
Geçmiş kavimler hakkında:
bağı vahiy kurmuştur.
Bugünkü olaylar hakkında:
aynı kesin bilgiye sahip değiliz.

O Hâlde Böyle Ayetlerden Nasıl Ders Çıkarmalıyız
Başkalarını yargılamak yerine:kendimizi sorgulayarak.
Şöyle sorabiliriz:
Hayatımı garanti sanıyor muyum?
İyilikleri erteliyor muyum?
Sevdiklerime söylemem gereken güzel sözleri:
erteliyor muyum?
Düzeltmem gereken yanlışları:
hep yarına mı bırakıyorum?
Bu:
ayetle daha sağlıklı bir ilişki kurmaktır.

Güvende Hissetmek ile Allah’a Güvenmek Aynı Şey midir
Tam olarak değil.Mutlak dünyevi güven:
“Bana hiçbir şey olmaz.”
der.
Tevekkül ise:
“Ne olacağını tamamen bilmiyorum ama Allah’a güveniyorum.”
der.
Birincisi:
kontrol yanılsamasına
dayanabilir.
İkincisi:
sınırlılığı kabul eden güven
dir.

A‘râf Suresi 96. ve 97. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
bereket arasında
bağ kurulmuştu.
İnkâr edenlerin ise:
kazandıkları yüzünden yakalandığı
söylenmişti.
- ayette:
“Gece uyurlarken azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?”
Yani nimet ve rahatlık:
insanı:
güven yanılsamasına
sürüklememelidir.
Bereket:
gaflete değil,
şükre
götürmelidir.

Sonuç: A‘râf Suresi 97. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 97. ayet:tek bir soruyla:
insanın güven duygusunu
sorgular:
“Geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?”
İnsan:
gündüz:
çalışır.
Koşar.
Plan yapar.
Kontrol eder.
Ama gece:
uyur.
Ve uyuduğu anda:
dünyanın yönetimini:
kendisine ait olmadığını
farkında olmadan kabul eder.
Kalbi:
atmaya devam eder.
Nefesi:
devam eder.
Dünya:
dönmeye devam eder.
Ama insan:
bunların hiçbirini:
bilinçli biçimde yönetmez.
Bu bile:
insanın ne kadar sınırlı olduğunu
hatırlatmaya yeter.
Ayet bize:
korkarak yaşamayı değil,
uyanık yaşamayı
öğretir.
Çünkü:
yarının kesin olmadığını bilen insan:
bugünkü iyiliği
ertelememelidir.
Özür dilemesi gerekiyorsa:
ertelememeli.
Sevdiğini söylemesi gerekiyorsa:
ertelememeli.
Bir borcu ödemesi gerekiyorsa:
ertelememeli.
Bir yanlışı bırakması gerekiyorsa:
“Yarın bırakırım.”
dememelidir.
İnsanların en büyük yanılgılarından biri:
zamanı:
bitmeyecek bir sermaye
gibi görmektir.
Oysa para kaybolup:
yeniden kazanılabilir.
Bir eşya:
yeniden alınabilir.
Ama geçen zaman:
geri dönmez.
Bu nedenle ayetin sorusu:
yalnız geçmiş kavimlere değil,
bize de yönelmiş gibidir:
Neye dayanarak yarını kesin biliyoruz?
Bu soru:
insanı karamsarlığa değil,
hayatın değerini bilmeye
götürmelidir.
Çünkü ölümün varlığı:
hayatı anlamsızlaştırmaz.
Tam tersine:
ona değer kazandırır.
Bir şey sonsuz olsaydı:
onu ertelemek kolay olurdu.
Ama zaman sınırlıysa:
iyi olan:
bugün yapılmalıdır.
Belki de A‘râf 97’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Yarın kesin gelecekmiş gibi ertelediğimiz hangi şeyi, aslında bugün yapmamız gerekiyor?
Çünkü insanın en büyük gafleti:
ölümü bilmemek değildir.
Öleceğini bildiği hâlde sonsuz zamanı varmış gibi yaşamaktır.
“Yarına güvenerek bugünü erteleme; çünkü yarın bir plan olabilir ama garanti değildir. Hayatın kırılganlığını bilmek korkmak değil, elindeki zamanı daha kıymetli kullanmaktır.”
Ersan Karavelioğlu