A‘râf Suresi 93. Ayette “Şuayb Onlardan Yüz Çevirdi ve ‘Ey Kavmim! Rabbimin Mesajlarını Size Tebliğ Ettim ve Size Öğüt Verdim; Artık İnkâr Eden Bir Topluma Nasıl Üzüleyim?’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan birini kurtarmak için elinden geleni yapabilir; fakat karşısındaki bütün kapıları kendi iradesiyle kapattığında, sevgi bile onun yerine seçim yapamaz.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 92. ayetinde Hz. Şuayb’ı yalanlayanların:
“Sanki o diyarda hiç yaşamamış gibi oldukları”
ve asıl zarara uğrayanların:
Hz. Şuayb’ı yalanlayanlar olduğu
bildirilmişti.
- ayette ise Hz. Şuayb’ın kavmiyle olan mücadelesinin son sözleri aktarılır:
Bu ayet Hz. Şuayb kıssasının:
duygusal kapanışıdır.
Hz. Şuayb:
görevini yaptığını,
mesajı ulaştırdığını,
samimiyetle nasihat ettiğini
hatırlatır.
Ama kavmi:
ısrarla reddetmiştir.
Buradaki:
“Nasıl üzüleyim?”
ifadesini:
acımasızlık,
intikam sevinci
veya insanların ölümünden memnuniyet
olarak anlamamak gerekir.
Daha çok:
“Ben sizin için yapabileceğimi yaptım; siz ise bile bile başka yolu seçtiniz.”
anlamında:
sorumluluğun sınırını gösteren
çok ağır bir cümledir.
“Şuayb Onlardan Yüz Çevirdi” Ne Demektir
Bu ifade:Hz. Şuayb’ın kavmiyle olan tebliğ sürecinin:
sona erdiğini gösterir.
Uzun süre:
uyarmıştır.
Anlatmıştır.
Nasihat etmiştir.
Haksız ticareti eleştirmiştir.
Baskıya karşı çıkmıştır.
Ama sonunda:
artık kavminin seçimi:
sonucunu doğurmuştur.
Bu nedenle yüz çevirmek:
ilgisizlik değil, artık tebliğ edilecek bir muhatap kalmamasıdır.
Bu Ayet Hz. Sâlih’in Sözlerine Neden Çok Benziyor
A‘râf Suresi 79. ayette Hz. Sâlih de:“Ey kavmim! Rabbimin mesajını size tebliğ ettim ve size öğüt verdim.”
demişti.
Hz. Şuayb da:
neredeyse aynı ifadeyi kullanır.
Bu benzerlik:
peygamberlerin temel görevinin:
aynı olduğunu gösterir:
tebliğ etmek ve samimiyetle öğüt vermek.
“Ey Kavmim” Demeye Neden Devam Ediyor
Bu çok dikkat çekicidir.Kavmi:
onu yalanlamış,
sürgünle tehdit etmiş,
iman edenleri korkutmuş,
mesajını engellemeye çalışmıştır.
Buna rağmen Hz. Şuayb:
“Ey kavmim”
der.
Bu ifade:
onlarla arasındaki:
insani ve toplumsal bağın
hatırasını taşır.
Yani peygamberin uyarısının temelinde:
düşmanlık değil, iyilik isteği
vardır.
“Rabbimin Mesajlarını Size Tebliğ Ettim” Ne Anlama Gelir
Hz. Şuayb:kendi görevini özetler.
O:
Allah’ın mesajını:
gizlememiş,
değiştirmemiş,
insanların hoşuna göre şekillendirmemiştir.
Medyen halkının:
ekonomik yanlışlarına,
ahlaki bozulmasına,
baskı yöntemlerine
açıkça karşı çıkmıştır.
Yani:
zor olan sözü de söylemiştir.
Tebliğ Etmek Sadece Bilgi Vermek midir
Hayır.Tebliğ:
mesajı ulaştırmaktır.
Fakat peygamberlerin yaptığı:
yalnız kuru bilgi aktarımı değildir.
Onlar:
insanları:
düşünmeye,
değişmeye,
ahlaki sorumluluğa
çağırırlar.
Bu yüzden tebliğ:
bilgi ile vicdanı buluşturur.
“Size Öğüt Verdim” İfadesi Neden Ayrıca Söyleniyor
Çünkü Hz. Şuayb yalnız:“Allah şöyle buyurdu.”
dememiştir.
Aynı zamanda:
kavminin iyiliğini istemiştir.
Nasihat kelimesinin temelinde:
samimiyet
vardır.
Yani mesaj:
üstünlük taslamak için değil,
kavmin zarar görmemesi için
verilmiştir.
Gerçek Nasihat ile Yargılama Arasında Ne Fark Vardır
Gerçek nasihat:“Sen zarar görme.”
der.
Yargılayıcı kibir ise:
“Ben senden üstünüm.”
der.
Hz. Şuayb’ın tavrı:
ilkine örnektir.
O insanların:
mahvolmasını istememiştir.
Tam tersine:
ölçü ve tartıda dürüstlük,
adalet,
Allah’a kulluk
çağrısıyla:
toplumun düzelmesini istemiştir.
“Artık İnkâr Eden Bir Topluma Nasıl Üzüleyim?” Ne Demektir
Bu ifade ilk bakışta serttir.Fakat bağlamı önemlidir.
Hz. Şuayb:
kavmini uyarmıştır.
Onlar:
reddetmiştir.
Tekrar uyarmıştır.
Onlar:
tehdit etmiştir.
İnsanları:
Şuayb’dan uzaklaştırmaya çalışmışlardır.
Sonuç ortaya çıktığında:
Hz. Şuayb’ın sözü:
“Ben sizi uyarmak için elimden geleni yaptım.”
anlamını taşır.
Hz. Şuayb Kavminin Başına Gelene Sevinmiş midir
Ayet böyle bir sevinçten söz etmez.“Nasıl üzüleyim?”
ifadesi:
intikamdan zevk almak
olarak anlaşılmamalıdır.
Daha çok:
ısrarlı ve bilinçli tercihin:
sonucunu yaşayan insanlar karşısında:
peygamberin artık kendisini:
sorumlu tutmamasını
ifade eder.
Bu:
merhametin sona ermesi değil,
sorumluluğun sınırının kabul edilmesidir.
Bir İnsan Başkasını Kurtaramadığı İçin Sonsuza Kadar Kendini Suçlamalı mıdır
Hayır.Bu ayetin insan psikolojisi açısından:
çok önemli bir yönü vardır.
İnsan:
sevdiği kişiyi:
uyarabilir.
Destekleyebilir.
Yol gösterebilir.
Ama sonunda:
başkasının iradesini:
kontrol edemez.
Her şeyi yaptıktan sonra:
“Onun bütün kararlarından ben sorumluyum.”
demek insanı:
gereksiz bir suçluluk altında bırakabilir.

Sorumluluğumuzun Sınırını Nasıl Anlarız
Kendimize şu soruları sorabiliriz:Doğru bildiğimi söyledim mi?
Samimi davrandım mı?
Yardım edebileceğim yerde yardım ettim mi?
Kırmadan anlatmaya çalıştım mı?
Elimden geleni yaptım mı?
Bunlardan sonra kişi yine:
başka bir yol seçiyorsa:
o seçimin tamamını kendi üzerimize alamayız.

“Ben Söyledim, Gerisi Beni İlgilendirmez” Demek Doğru mudur
Her zaman değil.Bu söz:
bazen sorumluluktan kaçış olabilir.
Hz. Şuayb:
bir kez söyleyip gitmemiştir.
Uzun süre:
kavmiyle mücadele etmiştir.
Ekonomik hileyi açıklamıştır.
Korkutmaya karşı çıkmıştır.
İnsanları doğruya çağırmıştır.
Yani önce:
sorumluluğunu yerine getirmiştir.
Sonra:
sonucu Allah’a bırakmıştır.

İnsan Başkasının Değişmemesinden Kendini Neden Sorumlu Hisseder
Çünkü sevgi:kontrol arzısına dönüşebilir.
İnsan:
“Biraz daha konuşsaydım değişirdi.”
“Başka türlü anlatsaydım kurtulurdu.”
diye düşünebilir.
Bazen bu doğru olabilir.
Ama her zaman değil.
Çünkü karşıdaki kişi de:
irade sahibi bir insandır.

Birini Sevmek Onun Yerine Karar Vermek Demek midir
Hayır.Sevgi:
yol gösterebilir.
Destek olabilir.
Uyarabilir.
Ama:
başkasının zihnini ve kalbini:
zorla yönetemez.
Gerçek sevgi bazen:
insanın kendi seçimini yapabileceğini kabul etmeyi
de gerektirir.

Hz. Şuayb’ın Kavmine Nasihati Neden Sonuç Vermedi
Çünkü doğru nasihat:her zaman kabul edilmez.
Bir insan:
mesajı anlayabilir
ama:
çıkarına ters olduğu için
reddedebilir.
Medyen’in ileri gelenleri için Hz. Şuayb’ın mesajı:
ölçü ve tartıyı düzeltmek,
haksız kazancı bırakmak,
insanların hakkını yememek
anlamına geliyordu.
Bu yüzden problem:
yalnız:
anlamamak değil, değişmek istememek
olabilir.

İnsan Neden Kendisine Faydalı Bir Nasihati Reddedebilir
Çünkü fayda:her zaman ilk anda rahatlık getirmez.
Doktor:
zararlı alışkanlığı bırak
diyebilir.
İnsan:
istemeyebilir.
Dost:
yanlış ilişkiyi gösterir.
İnsan:
kızabilir.
Ahlaki uyarı:
çıkarı sınırlar.
İnsan:
reddedebilir.
Yani nasihat:
bazen faydalı olduğu için değil,
acıttığı için reddedilir.

Bir Toplum Eleştiriyi Susturduğunda Kendisine Ne Kaybettirir
Kendi kendini düzeltme imkânını.Medyen halkı:
Hz. Şuayb’ın sözünü dinlemek yerine:
onu:
şehirden çıkarmayı
düşünmüştür.
Bir toplum:
eleştireni:
düşman
olarak görmeye başlarsa:
yanlışlarını fark etmekte
zorlanabilir.
Çünkü sağlıklı eleştiri:
toplumun aynalarından biridir.

A‘râf Suresi 92. ve 93. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
asıl zarara uğrayanlar olduğu
bildirilmişti.
- ayette Hz. Şuayb:
der.
Yani:
önce:
sonuç
anlatılır.
Sonra:
o sonuca gelmeden önce:
uyarının eksik olmadığı
hatırlatılır.
Böylece kıssa:
tebliğ → reddediş → ısrar → sonuç
zinciriyle tamamlanır.

Sonuç: A‘râf Suresi 93. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 93. ayet:Hz. Şuayb kıssasının:
son sözlerinden biridir.
Hz. Şuayb kavmine:
“Ben size Rabbimin mesajlarını tebliğ ettim ve size öğüt verdim.”
der.
Bu cümle:
bir insanın sorumluluğuyla:
başkasının seçimi arasındaki sınırı
çok net biçimde ortaya koyar.
Hz. Şuayb:
görevini yapmıştır.
Hileli ticareti:
eleştirmiştir.
Eksik ölçü ve tartıya:
karşı çıkmıştır.
İnsanların hakkının yenmesini:
reddetmiştir.
Yollarda baskı kurulmasına:
karşı çıkmıştır.
İman edenlerin:
korkutulmaması gerektiğini
söylemiştir.
Sürgün tehdidine rağmen:
geri adım atmamıştır.
Ve sonunda:
“Ben size nasihat ettim.”
demiştir.
Bu bize insan ilişkileri açısından da:
çok büyük bir ders verir.
Bazen hayatımızda:
çok sevdiğimiz biri:
yanlış bir yol seçebilir.
Onu uyarırız.
Konuşuruz.
Yardım ederiz.
Bekleriz.
Tekrar konuşuruz.
Ama hiçbir şey değişmeyebilir.
İşte burada insan:
iki uçtan kaçınmalıdır.
Birinci uç:
“Bana ne.”
deyip baştan ilgisiz kalmaktır.
İkinci uç ise:
başkasının bütün hayatını:
kendi sorumluluğu sanıp
kendini tüketmektir.
Doğru denge:
elinden geleni yapmak, fakat başkasının iradesinin sahibi olmadığını bilmektir.
Hz. Şuayb’ın:
“İnkâr eden bir topluma nasıl üzüleyim?”
sözü de:
kalpsizlik değil,
bu sınırın ağır biçimde kabulüdür.
Çünkü o:
kavminin zarar görmemesi için
uyarmıştır.
Ama onlar:
yalnız reddetmemiş,
uyarıyı susturmaya çalışmış,
iman edenleri korkutmuş,
peygamberi sürmek istemiştir.
Bir noktadan sonra:
insanın seçimi:
kendi sonucunu oluşturur.
Bu ayetin bize öğrettiği başka bir gerçek de şudur:
İyi niyet her zaman karşılık bulmaz.
Nasihat eden kişi:
hakaret görebilir.
Yardım eden:
reddedilebilir.
Doğruyu söyleyen:
düşman ilan edilebilir.
Ama karşılığın gelmemesi:
yapılan doğru davranışın:
değerini ortadan kaldırmaz.
Bazen başarı:
insanı değiştirmekte değil,
ona doğruyu dürüstçe ulaştırmış olmakta
yatar.
Belki de A‘râf 93’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Başkasını değiştirmek için elimizden geleni yaptıktan sonra, onun kendi seçiminin sorumluluğunu ona bırakabilecek kadar olgun olabilir miyiz?
Çünkü merhamet:
başkasının iyiliğini istemektir.
Ama bilgelik:
onun iradesinin sahibi olmadığımızı da bilmektir.
“Bir insan için elinden geleni yap; anlat, uyar, yanında dur. Fakat sonunda onun yerine yaşayamayacağını da kabul et. Sevgi yol gösterebilir, ama hiçbir sevgi başka bir insanın iradesinin yerine geçemez.”
Ersan Karavelioğlu