A‘râf Suresi 88. Ayette “Kavminin Büyüklük Taslayan İleri Gelenleri ‘Ey Şuayb! Ya Seni ve Seninle Birlikte İman Edenleri Kentimizden Çıkaracağız ya da Bizim Dinimize Döneceksiniz’ Dediler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir düşünce kendine güveniyorsa insanları sürgün etmekten veya zorla geri çevirmekten medet ummaz. Baskı, çoğu zaman fikrin gücünden değil, karşı görüşe tahammülsüzlükten doğar.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 87. ayetinde Hz. Şuayb:
“İçinizden bir grup benimle gönderilene iman etmiş, bir grup da iman etmemişse Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin; O hükmedenlerin en hayırlısıdır.”
demişti.
- ayette ise Medyen’in büyüklük taslayan ileri gelenlerinin sabra ve özgür tercihe nasıl karşılık verdiği görülür:
Burada tartışma artık:
fikir tartışması olmaktan çıkar.
Bir tarafta:
Hz. Şuayb’ın:
sabır,
tebliğ,
adalet
çağrısı vardır.
Diğer tarafta ise:
sürgün tehdidi ve inanca zorlama
vardır.
Medyen’in ileri gelenleri:
“Bizim gibi düşünmezseniz burada yaşayamazsınız.”
noktasına gelmiştir.
Bu ayet:
güç ile hakikat,
çoğunluk ile özgür irade,
inanç ile zorlama
arasındaki ilişkiyi çok güçlü biçimde sorgular.
“Kavminin Büyüklük Taslayan İleri Gelenleri” Kimlerdir
Bunlar Medyen toplumunda:sözü geçen,
güç sahibi,
etkili,
muhtemelen ekonomik ve sosyal nüfuzu yüksek
kişilerdir.
Ancak Kur’an onları yalnız:
“ileri gelenler”
olarak tanımlamaz.
Özellikle:
“büyüklük taslayanlar”
ifadesini kullanır.
Yani sorun yalnız güç sahibi olmaları değil;
gücü kibirle kullanmalarıdır.
Neden Hz. Şuayb’ın Mesajından En Çok İleri Gelenler Rahatsız Olmuş Olabilir
Çünkü Hz. Şuayb:ölçü ve tartıda hileyi,
insanların hakkını eksiltmeyi,
yol kesmeyi,
korkutmayı
eleştirmişti.
Bu davranışlardan çıkar sağlayan insanlar için:
Şuayb’ın çağrısı yalnız dini bir fikir değildi.
Aynı zamanda:
mevcut çıkar düzenine yönelik bir tehdit
olabilirdi.
Bu yüzden hakikatle:
çıkar
çatışmıştır.
“Seni ve İman Edenleri Kentimizden Çıkaracağız” Ne Anlama Gelir
Bu:açık bir sürgün tehdididir.
Artık:
“Sizin görüşünüze katılmıyoruz.”
demiyorlar.
Şöyle diyorlar:
“Burada kalamazsınız.”
Yani düşünce farklılığı:
yaşam hakkı ve toplumsal varlık
üzerinde baskıya dönüşür.
Bu:
çok ciddi bir tahammülsüzlük örneğidir.
Bir İnsanı İnancı Yüzünden Yaşadığı Yerden Çıkarmak Neden Büyük Bir Haksızlıktır
Çünkü insanın:evi,
ailesi,
işi,
hatıraları,
toplumsal bağları
yaşadığı yerle ilişkilidir.
Birini:
sırf farklı düşündüğü veya inandığı için
bunlardan koparmak:
yalnız fikir baskısı değil,
hayatının tamamına müdahale
demektir.
“Kentimizden” Demeleri Neden Dikkat Çekicidir
Çünkü kent:sanki yalnız onların mülküymüş gibi
konuşurlar.
Hz. Şuayb da:
o toplumun içinden biridir.
Daha önce Kur’an:
onu:
“kardeşleri Şuayb”
diye tanıtmıştı.
Yani sürülmek istenen kişi:
yabancı değildir.
Ama güç sahipleri:
“Bu şehir bizim.”
mantığına girebilir.
Güç Sahipleri Bir Toplumu Kendilerinin Mülkü Gibi Görebilir mi
Evet.Bu:
otoriter zihniyetin önemli belirtilerinden biridir.
İnsan:
makam,
para,
çoğunluk
sayesinde:
“Burada kimin yaşayacağına ben karar veririm.”
diye düşünebilir.
Oysa toplum:
tek bir grubun mülkü değildir.
İnsanların hakları:
güçlülerin keyfine bağlı olmamalıdır.
“Ya Bizim Dinimize Döneceksiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir
Medyen ileri gelenleri:iki seçenek sunar:
ya:
kentten çıkın,
ya da:
bizim inancımıza dönün.
Bu:
gerçek bir seçim değildir.
Çünkü iki seçenek de:
tehdit altında sunulmaktadır.
Bu nedenle mesele:
ikna değil,
zorlama
dır.
İnanç Zorla Değiştirilebilir mi
Gerçek anlamda:hayır.
Bir insan:
tehdit altında:
belirli sözleri söyleyebilir.
Dışarıdan:
uyum gösterebilir.
Ama kalbin:
gerçekten inanması
zorla sağlanamaz.
Bu yüzden inanç:
özgür iradeyle anlam kazanır.
“Bizim Dinimize Döneceksiniz” İfadesi Hz. Şuayb’ın Önceden O İnanca Mensup Olduğu Anlamına mı Gelir
Bu ifade üzerinde:tefsirlerde farklı açıklamalar yapılmıştır.
Bazı yorumcular:
buradaki “dönmek” ifadesinin:
topluluğa ve Hz. Şuayb’ın beraberindeki iman edenlere yönelik genel bir ifade olduğunu
belirtir.
Hz. Şuayb’ın peygamberlik öncesinde:
şirk inancını benimsediğini kesin biçimde söylemek doğru değildir.
Ayetin temel vurgusu:
Medyen ileri gelenlerinin onu kendi dinî düzenlerine zorla geri çekmek istemeleridir.
Hz. Şuayb’ın “İstemesek de mi?” Cevabı Ne Anlama Gelir
Bu kısa soru:çok güçlüdür.
Hz. Şuayb adeta:
“Bizi istemediğimiz bir inanca zorlayacak mısınız?”
der.
Burada:
özgür irade
vurgulanır.
İnanç:
zorla benimsetilemez.
İnsan:
istemediği bir görüşü:
tehdit altında kabul etmeye zorlanmamalıdır.

Bu Ayette Din Özgürlüğü Açısından Nasıl Bir İlke Görülebilir
Ayet doğrudan modern hukuk terminolojisi kullanmaz.Ancak açık biçimde:
inanç yüzünden:
sürgün tehdidi
ve zorla din değiştirme baskısı
eleştirel bağlamda anlatılır.
Bu da genel olarak:
vicdan ve inanç üzerinde zorlamanın ahlaki sorununu
gündeme getirir.

İnsanlar Neden Farklı İnançlardan Korkar
Çünkü farklı inanç:mevcut düzeni:
sorgulatabilir.
İnsanlar:
alıştıkları şeylerin:
değişmesinden
korkabilir.
Özellikle güçlü kesimler:
yeni bir ahlaki veya dini çağrının:
kendi ayrıcalıklarını
azaltacağını düşünebilir.
Bu yüzden:
fikir ayrılığı güvenlik tehdidi gibi
görülebilir.

Fikirle Mücadele Etmek Yerine İnsanı Sürmek Ne Gösterir
Bu genellikle:fikre:
delille cevap verme kapasitesinin
zayıfladığını gösterebilir.
Bir düşünceye:
“Yanlış çünkü…”
diye cevap vermek yerine:
“Sus, git, yoksa seni çıkarırız.”
deniyorsa,
tartışma:
akıldan:
güç mücadelesine
kaymıştır.

Çoğunluk Bir Azınlığı İnancından Vazgeçmeye Zorlayabilir mi
Ahlaki açıdan:çoğunluk olmak:
zorbalık hakkı vermez.
Bir toplumda:
çoğu insan aynı şekilde
düşünebilir.
Ama bu:
farklı düşünenlerin:
temel insanlık değerini
ve vicdanını
ortadan kaldırmaz.
Çoğunluk, hakikatin veya adaletin otomatik sahibi değildir.

“Ya Bizimle Ol ya Git” Zihniyeti Neden Tehlikelidir
Çünkü toplumdaki:farklılığı
düşmanlık olarak görür.
İnsanlar:
aynı toplumda yaşayıp
her konuda aynı düşünmek zorunda değildir.
Eğer her farklılık:
“Buradan git.”
tehdidine dönüşürse:
toplumda:
güven,
diyalog,
barış
zayıflar.

Hz. Şuayb’ın Tavrı Neden Dikkat Çekicidir
Çünkü tehdit karşısında:hemen aynı dille cevap vermez.
“Ben de sizi sürerim.”
demez.
Önce:
zorlamanın mantıksızlığını
ortaya koyar:
“İstemesek de mi?”
Bu:
sakin ama çok güçlü
bir ahlaki itirazdır.

Bir İnsan Baskı Karşısında İnancını Korumak Zorunda mıdır
İnsanların karşılaştığı tehditlerin:şiddeti ve şartları
farklı olabilir.
Dinî gelenekte:
zorlama altında kalan kişinin durumu
ayrıca değerlendirilir.
Bu nedenle:
başkasının korkusunu küçümsemek doğru değildir.
Fakat Hz. Şuayb kıssası:
hakikatin sırf tehdit edildi diye yanlış hâle gelmediğini
gösterir.

A‘râf Suresi 87. ve 88. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette Hz. Şuayb:
demişti.
Yani onun teklifi:
sabırdır.
- ayette büyüklük taslayan ileri gelenlerin teklifi ise:
olur.
Bu karşılaştırma çok çarpıcıdır:
Bir tarafta:
sabır ve hükmü Allah’a bırakma.
Diğer tarafta:
baskı ve sürgün tehdidi.
İki yaklaşım arasındaki ahlaki fark:
son derece büyüktür.

Sonuç: A‘râf Suresi 88. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 88. ayet:hakikat tartışmasının:
güç mücadelesine nasıl dönüşebileceğini
çok açık biçimde gösterir.
Medyen’in ileri gelenleri:
Hz. Şuayb’ın fikirlerini:
delille çürütmeye çalışmaz.
Şöyle derler:
“Ya bizim dinimize döneceksiniz ya da sizi kentimizden çıkaracağız.”
Bu cümle aslında:
iki büyük baskı aracını
bir araya getirir:
inancı değiştirmeye zorlama
ve:
sürgün tehdidi.
Böylece dinî tartışma:
özgür iradeden
kopar.
Hz. Şuayb’ın cevabı ise:
yalnız birkaç kelimedir:
“İstemesek de mi?”
Bu soru:
insan özgürlüğünün:
çok temel bir alanına
dokunur.
Bir insanı:
sevebilirsin.
İkna etmeye çalışabilirsin.
Onun fikrini:
eleştirebilirsin.
Kendi inancını:
anlatabilirsin.
Ama:
kalbini zorla yönetemezsin.
İnanç:
yalnız ağızdan söylenen cümle değildir.
İçten:
kabul,
güven,
yöneliş
gerektirir.
Bu yüzden zorlama:
dış görünüşü değiştirebilir
ama:
vicdanı ikna edemez.
Ayet aynı zamanda:
güç sahiplerine de çok ciddi bir uyarıdır.
Bir toplumda:
ekonomik,
sosyal
veya başka türlü güç sahibi olmak:
başkalarına:
“Benim gibi düşünmezsen burada yaşayamazsın.”
deme hakkı vermez.
Çünkü güç:
insana:
sorumluluk verir;
başkalarının vicdanına sahiplik hakkı vermez.
Ayetin bugüne taşıdığı en büyük derslerden biri:
şudur:
Bir düşüncenin doğruluğunu:
ona karşı çıkanları susturarak
kanıtlayamazsınız.
Bir dinin doğruluğunu:
insanları zorlayarak
gösteremezsiniz.
Bir fikri:
sürgün tehdidiyle
haklı hâle getiremezsiniz.
Hakikat:
zorbalığa ihtiyaç duymaz.
Belki de A‘râf 88’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bizim gibi düşünmeyen bir insanın yine de bizimle aynı şehirde, aynı toplumda, aynı dünyada onuruyla yaşayabilmesine gerçekten tahammül edebiliyor muyuz?
Çünkü farklılığa tahammül:
yalnız kolay zamanlarda söylenen güzel bir söz değildir.
Asıl sınav:
karşımızdaki insan:
bizim en temel düşüncemize bile katılmadığında
başlar.
“Bir insanı susturabilirsin, sürgün edebilirsin, hatta korkudan sana boyun eğmesini sağlayabilirsin; ama bunların hiçbiri onun kalbini ikna ettiğin anlamına gelmez. Hakikat, zorla kabul ettirilmeye ihtiyaç duymaz.”
Ersan Karavelioğlu