A‘râf Suresi 195. Ayette “Onların Yürüyecek Ayakları, Tutacak Elleri, Görecek Gözleri veya İşitecek Kulakları mı Var? De ki: Ortaklarınızı Çağırın, Sonra Bana Karşı Tuzak Kurun ve Bana Hiç Mühlet Vermeyin” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir varlığa korkuyla veya alışkanlıkla güç yüklemek, onda bulunmayan kudreti meydana getirmez. Hakikat bazen insanın inandığı şeye değil, o şeyin gerçekte ne yapabildiğine bakmasını ister.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin:
- ayetinden:
Kur’an:
Allah’a:
ortak koşulan:
varlıkların:
gerçekte:
ne kadar:
aciz:
olduklarını:
adım adım:
göstermektedir.
- ayette:
denilmişti.
- ayette:
buyurulmuştu.
- ayette:
denilmişti.
- ayette:
“Allah’ı bırakıp dua ettikleriniz de sizin gibi kullardır; haydi onları çağırın da size cevap versinler.”
buyurulmuştu.
- ayet:
akli:
sorgulamayı:
daha da:
somut:
hâle getirir.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Onların yürüyecek ayakları mı var? Tutacak elleri mi var? Görecek gözleri mi var? İşitecek kulakları mı var? De ki: Ortaklarınızı çağırın, sonra bana karşı istediğiniz tuzağı kurun ve bana mühlet de vermeyin.”
Kur’an:
burada:
putlara:
ve:
ilahlaştırılan:
aciz:
varlıklara:
bakılmasını:
ister.
Gerçekten:
hareket:
edebiliyorlar mı?
Gerçekten:
işitebiliyorlar mı?
Gerçekten:
görebiliyorlar mı?
Gerçekten:
kendilerinden:
beklenen:
ilahî:
etkiyi:
gösterebiliyorlar mı?
Ve:
ardından:
Hz. Muhammed’e:
çok:
güçlü:
bir:
meydan okuma:
yaptırılır:
“Ortaklarınızı çağırın. Hep birlikte bana karşı plan kurun. Bana zaman bile vermeyin.”
Bu:
Peygamber’in:
kendi:
gücüne:
dayandığı:
anlamına:
gelmez.
Tam tersine:
önümüzdeki:
ayet:
onun:
gerçek:
dayanağını:
açıklayacaktır:
Allah.
Yani:
- ayet:
putun:
acizliğiyle:
Allah’a:
güvenen:
bir peygamberin:
cesaretini:
yan yana:
getirir.
“Onların Yürüyecek Ayakları mı Var?” Ne Anlama Gelir
Ayet:çok:
somut:
bir:
soruyla:
başlar:
“Onların yürüyecek ayakları mı var?”
Burada:
putların:
ve:
ilahlaştırılan:
hareketsiz:
nesnelerin:
acizliği:
göz önüne:
serilir.
İnsan:
bir:
putu:
kendi:
eliyle:
bir:
yerden:
başka:
bir yere:
taşıyor.
Sonra:
aynı:
puttan:
kendisine:
olağanüstü:
yardım:
bekliyor.
Kur’an:
şunu:
sordurur:
Kendi başına yürüyemeyen bir varlık, seni bağımsız ilahî kudretiyle nasıl koruyacak?
“Tutacak Elleri mi Var?” Ne Demektir
Ayette:“eydün yebtişûne bihâ”
ifadesi:
geçer.
Buradaki:
anlam:
elleriyle:
tutmak,
kavramak,
harekete:
geçmek
ve:
güç:
uygulamak:
gibi:
anlamları:
içerir.
Yani:
Kur’an:
yalnız:
putun:
hareket:
edemediğini:
değil,
etkili bir eylem gerçekleştiremediğini
de:
vurgular.
İnsan:
onun:
eline:
bir:
nesne:
yerleştirir.
Ama:
o:
kendi:
iradesiyle:
o:
nesneyi:
bile:
kavrayamaz.
“Görecek Gözleri mi Var?” İfadesi Ne Anlatır
Bir:putun:
yüzünde:
göz:
şekilleri:
olabilir.
Ama:
şeklin:
olması:
görmek:
demek:
değildir.
İnsan:
göz:
çizer.
Heykelin:
gözünü:
oyar.
Ama:
o:
göz:
görmez.
Kur’an:
böylece:
görüntü ile gerçek yeteneğin aynı şey olmadığını
gösterir.
Bir:
şey:
göze:
benzeyebilir.
Ama:
görmeyebilir.
Bir:
şey:
güçlü:
görünebilir.
Ama:
gerçekte:
güçsüz:
olabilir.
“İşitecek Kulakları mı Var?” Ne Demektir
Putun:kulağı:
şekil:
olarak:
bulunabilir.
Ama:
ses:
işitmez.
İnsan:
ona:
seslenir.
Dua:
eder.
Yalvarır.
Ama:
put:
kendi:
bilinciyle:
sesi:
algılayamaz.
Bu:
nedenle:
ayet:
ilahlaştırılan:
nesnenin:
görünüşünü:
değil,
gerçek işlevini
sorgular.
Bu:
çok önemli:
bir:
hakikat:
ölçüsüdür:
Bir şeyin neye benzediğine değil, gerçekte ne olduğuna bak.
Bu Ayet Fiziksel Engeli Olan İnsanları Küçümsüyor mu
Kesinlikle:hayır.
Bu:
çok önemli:
bir:
ayrımdır.
Ayetteki:
sorular:
insanların:
bedensel:
engelleriyle:
ilgili:
değildir.
Bir:
insanın:
yürüyememesi,
görememesi,
işitememesi
veya:
bir:
uzvunu:
kullanamaması:
onun:
insanlık:
değerini:
azaltmaz.
Buradaki:
eleştiri:
cansız ve aciz putlara ilahî güç yüklenmesidir.
Engelli:
bir:
insan:
bilinç,
irade,
duygu,
ahlaki:
değer
ve:
insanlık:
onuruna:
sahiptir.
Dolayısıyla:
ayet:
fiziksel:
engelliliği:
değersizlik:
ölçüsü:
olarak:
kullanmaz.
Kur’an Neden Ayak, El, Göz ve Kulak Gibi Somut Örnekler Veriyor
Çünkü:soyut:
bir:
teolojik:
meseleyi:
herkesin:
görebileceği:
bir:
gerçeklik:
üzerinden:
anlatıyor.
Bir:
putun:
karşısındasın.
Şunu:
sor:
Yürüyor mu?
Tutuyor mu?
Görüyor mu?
İşitiyor mu?
Cevap:
hayır.
O hâlde:
ona yüklediğin ilahî kudret nerede?
Kur’an:
inancı:
somut:
gerçeklikle:
yüzleştirir.
Bu Soruların Amacı Putlarla Alay Etmek midir
Asıl:amaç:
hakaret:
değil,
iddianın tutarsızlığını ortaya çıkarmaktır.
İnsan:
kendi:
yaptığı:
bir:
nesneyi:
kutsallaştırmışsa,
Kur’an:
ona:
bakmasını:
ister.
Belki:
alışkanlık:
nedeniyle:
fark:
etmediği:
bir:
çelişki:
vardır.
İnsan:
putu:
taşır.
Put:
insanı:
taşıyamaz.
İnsan:
putu:
korur.
Put:
kendisini:
koruyamaz.
İnsan:
ona:
göz:
yapar.
Ama:
o:
görmez.
Buradaki:
mantık:
son derece:
açıktır.
Bir Nesnenin Sembol Olması ile İlahlaştırılması Arasında Fark Var mıdır
Evet.Bir:
nesnenin:
sembolik:
değeri:
olabilir.
Bir:
hatıra:
eşyası:
çok:
kıymetli:
olabilir.
Bir:
bayrak:
bir:
toplumu:
temsil:
edebilir.
Bir:
fotoğraf:
sevilen:
bir:
insanı:
hatırlatabilir.
Ama:
sembolik:
değer:
ile:
Allah’a ait mutlak kudreti nesneye vermek
aynı:
şey:
değildir.
Tevhid:
sembolleri:
yasaklayan:
bir:
anlayış:
değil,
sembol ile ilah arasındaki sınırı koruyan bir anlayıştır.
İnsan Neden Güçsüz Bir Nesneye Güç Atfedebilir
Bunun:birçok:
nedeni:
olabilir:
Gelenek.
Korku.
Aileden:
öğrenilen:
inançlar.
Toplumsal:
baskı.
Belirsizlik:
karşısında:
güvenlik:
arayışı.
İnsanın:
görünür:
bir:
şeye:
bağlanma:
ihtiyacı.
Bu yüzden:
bir:
inancın:
nesiller:
boyunca:
devam etmesi:
tek başına:
doğru:
olduğunu:
göstermez.
Kur’an:
insanı:
alıştığını sorgulamaya
çağırır.
“Ortaklarınızı Çağırın” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetin:ikinci:
yarısında:
Hz. Muhammed’e:
şöyle:
demesi:
emredilir:
“Ortaklarınızı çağırın.”
Yani:
Allah’a:
ortak:
koştuğunuzu:
iddia ettiğiniz:
bütün:
varlıkları:
yardıma:
çağırın.
Onların:
gerçekten:
güçlü:
olduğuna:
inanıyorsanız:
hep birlikte:
harekete:
geçsinler.
Bu:
çok:
açık:
bir:
meydan:
okumadır.

“Sonra Bana Karşı Tuzak Kurun” Ne Demektir
Ayette:“sümme kîdûnî”
ifadesi:
yer alır.
Yaklaşık:
olarak:
“Sonra bana karşı bütün planınızı kurun.”
anlamına:
gelir.
Peygamber:
müşriklere:
şunu:
söylüyor:
İlah olduklarını iddia ettiğiniz güçleri de yanınıza alın ve elinizden geleni yapın.
Bu:
putların:
acizliğini:
ortaya:
çıkaran:
son derece:
cesur:
bir:
ifadeyle:
sunulur.

“Bana Mühlet Vermeyin” İfadesi Neden Bu Kadar Güçlüdür
Çünkü:Peygamber:
sadece:
“Bana karşı plan kurun.”
demiyor.
Ardından:
“Bana hiç zaman da tanımayın.”
diyor.
Yani:
“Hazırlanmamı beklemeyin. Elinizden geleni hemen yapın.”
Bu:
çok:
yüksek:
bir:
güven:
ifadesidir.
Ama:
bu:
güven:
Peygamber’in:
kendi:
fiziksel:
gücünden:
kaynaklanmaz.
- ayette:
kaynağı:
açıklanacaktır:
“Benim velim Kitab’ı indiren Allah’tır.”

Peygamber Neden Böyle Cesur Bir Meydan Okuma Yapabiliyor
Çünkü:onun:
inancı:
şudur:
Gerçek:
güç:
putlarda:
değildir.
Allah’tadır.
Karşısındaki:
insanların:
kalabalık:
olması:
onların:
ilahî:
kudret:
sahibi:
olduğu:
anlamına:
gelmez.
İnsan:
sayısı:
çok:
olabilir.
Ama:
Allah’ın:
kudretinin:
karşısında:
yaratılmış:
güç:
sınırlıdır.
Bu yüzden:
Peygamber’in:
cesareti:
kibir değil, tevekküldür.

Tevekkül ile Tedbirsizlik Arasında Fark Var mıdır
Evet.Bu:
ayet:
“Hiçbir tedbir alma, tehlikenin içine düşünmeden gir.”
demek:
değildir.
Hz. Muhammed’in:
hayatında:
tedbir:
vardır.
Plan:
vardır.
İstişare:
vardır.
Hicret:
planlaması:
vardır.
Savaşlarda:
strateji:
vardır.
Dolayısıyla:
Allah’a:
güvenmek:
sebepleri terk etmek
değildir.
Tevekkül:
sebepleri:
kullanıp:
sebepleri:
Allah’ın:
yerine:
koymamaktır.

Cesaret Korkmamak mıdır
Her zaman:değil.
Cesaret:
korkunun:
hiç:
olmaması:
değildir.
Korkuya:
rağmen:
doğru:
bildiğin:
şeyde:
ölçülü:
biçimde:
durabilmektir.
Peygamberlerin:
cesareti:
insani:
duygulardan:
yoksun:
olmaları:
demek:
değildir.
Onlar da:
tehlike:
karşısında:
tedbir:
alırlar.
Ama:
korku:
onları:
hakikatten:
vazgeçirmemelidir.

Bu Ayet İnsanların Korkularını da Sorgulamasını Sağlar mı
Evet.İnsan:
bazen:
bir:
şeye:
gerçekte:
sahip:
olduğundan:
çok daha:
büyük:
bir:
güç:
yükleyebilir.
Bir:
patron:
gözünde:
hayatının:
tek:
rızık:
kapısı:
hâline:
gelebilir.
Bir:
insan:
“Bu kişi giderse hayatım biter.”
diye:
düşünebilir.
Bir:
makam:
“Bunu kaybedersem ben hiçim.”
duygusu:
oluşturabilir.
Bunlar:
doğrudan:
ayet:
bağlamındaki:
şirk:
hükmü:
değildir.
Ama:
tevhid:
insana:
şunu:
sordurur:
Korktuğum şeye gerçekte olduğundan fazla güç mü veriyorum?

Gerçek Güç ile Görünen Güç Arasında Fark Olabilir mi
Evet.Bir:
şey:
çok:
güçlü:
görünebilir.
Ama:
gerçek:
gücü:
sınırlı:
olabilir.
Bir:
iktidar:
sonsuz:
gibi:
görünebilir.
Ama:
sona:
erebilir.
Bir:
servet:
çok:
büyük:
olabilir.
Ama:
bir:
gecede:
değer:
kaybedebilir.
Bir:
beden:
çok:
güçlü:
olabilir.
Ama:
hastalanabilir.
Kur’an:
insana:
görünen:
gücü:
mutlaklaştırmamayı:
öğretir.
Yaratılmış güç büyüyebilir; ama mutlaklaşamaz.

A‘râf Suresi 194. ve 195. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
başka:
dua edilen:
varlıklar:
için:
“Onlar da sizin gibi kullardır. Haydi onları çağırın da size cevap versinler.”
denilmişti.
- ayette:
daha:
somut:
hâle gelir:
Ayakları var mı ki yürüsünler?
Elleri var mı ki güç kullansınlar?
Gözleri var mı ki görsünler?
Kulakları var mı ki işitsinler?
Sonra:
Peygamber:
şöyle:
der:
“Ortaklarınızı çağırın, hep birlikte bana karşı plan kurun ve bana zaman da vermeyin.”
Yani:
bir tarafta:
cevap:
veremeyen:
aciz:
ilahlar:
vardır.
Diğer tarafta:
Allah’a güvenerek ayakta duran bir peygamber
vardır.

Sonuç: A‘râf Suresi 195. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 195. ayet:tevhid:
konusunu:
çok:
somut:
bir:
gerçeklik:
sınamasına:
dönüştürür.
Kur’an:
insana:
şöyle:
der:
Bak.
Gerçekten:
bak.
İlahlaştırdığın:
şey:
ne:
yapabiliyor?
Kendi:
başına:
hareket:
edebiliyor mu?
İşitebiliyor mu?
Görebiliyor mu?
İrade:
gösterebiliyor mu?
Sana:
verdiğini:
iddia ettiğin:
şeyi:
gerçekten:
bağımsız:
olarak:
verebiliyor mu?
Bu:
sorular:
yalnız:
eski:
bir:
putun:
karşısında:
sorulabilecek:
sorular:
değildir.
İnsan:
hayatında:
bazen:
gerçekte:
sınırlı:
olan:
şeyleri:
zihninde:
büyütebilir.
Bir:
kişiyi:
çok:
güçlü:
görür.
Sonra:
onun:
her şeyi:
yapabileceğine:
inanmaya:
başlar.
Bir:
işe:
çok:
bağlanır.
Sonra:
“Bu iş olmazsa hayatım biter.”
der.
Bir:
ilişkiye:
çok:
bağlanır.
“Bu insan giderse artık hiçbir şeyin anlamı kalmaz.”
der.
Bir:
paraya:
sahip:
olur.
“Bu para olduğu sürece bana hiçbir şey olmaz.”
diye:
düşünebilir.
Tekrar:
vurgulamak:
gerekir:
Bunların:
her biri:
ayet:
bağlamındaki:
teolojik:
şirk:
ile:
otomatik:
olarak:
eşit:
değildir.
Ama:
ayet:
insanın:
bir şeyi gerçekte olduğundan daha büyük görme eğilimini
çok:
güzel:
sorgulatır.
İnsan:
korktuğu:
şeyi:
büyütebilir.
Sevdiği:
şeyi:
büyütebilir.
Muhtaç:
olduğu:
şeyi:
büyütebilir.
Ve:
bir süre:
sonra:
o:
şey:
zihninde:
gerçek:
ölçüsünün:
çok:
ötesine:
geçebilir.
İşte:
tevhid:
insana:
şunu:
söyler:
Her şeyi kendi gerçek yerine koy.
Allah:
Allah’tır.
Kul:
kuldur.
Para:
paradır.
Makam:
makamdır.
İş:
iştir.
İnsan:
insandır.
Hiçbir:
yaratılmış:
Allah’ın:
yerini:
dolduramaz.
Bu:
insana:
çok:
büyük:
bir:
özgürlük:
kazandırabilir.
Bir:
insan:
sana:
“Ben olmazsam sen bittin.”
diyorsa,
tevhid:
sana:
şunu:
hatırlatır:
Hayatım yalnız senin elinde değil.
Bir:
işveren:
sanki:
rızkının:
mutlak:
sahibi:
gibi:
davranıyorsa,
sen:
işini:
kaybetmek:
istemeyebilirsin.
Tedbir:
alırsın.
İşini:
iyi:
yaparsın.
Ama:
kalbin:
şunu:
bilir:
Rızkın nihai sahibi patron değildir.
Bu:
insanı:
sorumsuz:
yapmamalıdır.
Tam tersine:
onurlu:
ve:
ölçülü:
yapabilir.
Çünkü:
Allah’a:
güvenmek:
işini:
kötü:
yapmak:
değildir.
Allah’a:
güvenmek:
işini:
iyi:
yaparken:
bir:
insanın:
önünde:
kulluğa:
düşmemektir.
Ayetin:
ayak,
el,
göz
ve:
kulak:
üzerinden:
kurduğu:
sorgulama:
bize:
başka:
bir:
ders:
daha:
verir:
Görüntüye aldanma.
Bir:
putun:
gözü:
vardır.
Ama:
görmez.
Kulağı:
vardır.
Ama:
işitmez.
Ayağı:
vardır.
Ama:
yürümez.
Eli:
vardır.
Ama:
tutmaz.
Yani:
bir:
şeye:
benzemek:
o:
şeyin:
gerçek:
özelliğine:
sahip:
olmak:
demek:
değildir.
Bu:
günlük:
hayatta:
da:
çok:
önemli:
bir:
ölçüdür.
Bir:
insan:
çok:
bilgili:
görünebilir.
Ama:
gerçekten:
bilgili:
olmayabilir.
Bir:
kişi:
çok:
dindar:
görünebilir.
Ama:
ahlakı:
başka:
bir:
şey:
söyleyebilir.
Bir:
şirket:
çok:
güvenilir:
bir:
imaj:
sunabilir.
Ama:
gerçek:
uygulamaları:
farklı:
olabilir.
Bir:
ilişki:
dışarıdan:
mükemmel:
görünebilir.
Ama:
içinde:
büyük:
sorunlar:
olabilir.
Yani:
şekil ile hakikat aynı değildir.
Kur’an:
putun:
gözüne:
bakıp:
“Bu görüyor mu?”
diye:
sordururken:
aslında:
insana:
görüntünün:
arkasını:
sorgulayan:
bir:
akıl:
kazandırır.
Bu:
iman:
açısından:
çok:
önemlidir.
İnsan:
yalnız:
gördüğü:
sembole:
bağlanmamalı.
Sembolün:
neyi:
temsil:
ettiğini:
ve:
ona:
yüklediği:
anlamın:
doğru:
olup:
olmadığını:
da:
düşünmelidir.
Ayetin:
ikinci:
yarısı:
ise:
çok:
farklı:
bir:
duygu:
taşır:
Cesaret.
Hz. Muhammed:
karşısındaki:
insanlara:
şöyle:
söylüyor:
“Ortaklarınızı çağırın.”
Sonra:
“Bana karşı bütün planınızı kurun.”
Ve:
daha:
da:
ileri:
giderek:
“Bana mühlet de vermeyin.”
diyor.
Bu:
çok:
güçlü:
bir:
iman:
duruşudur.
Ama:
bunu:
“Müslüman hiçbir tehlikeden korkmaz, hiçbir tedbir almaz.”
şeklinde:
anlamak:
yanlış:
olur.
Peygamber:
tedbir:
almıştır.
Hicret:
ederken:
plan:
yapmıştır.
Düşman:
hareketlerini:
izlemiştir.
Savaşta:
strateji:
uygulamıştır.
Yani:
tevekkül:
akılsızca:
risk:
almak:
değildir.
Tevekkül:
şudur:
Tedbirimi alırım ama nihai güvenimi tedbirime değil Allah’a bağlarım.
Bu:
çok:
ince:
ama:
çok:
önemli:
bir:
ayrımdır.
Bir:
insan:
arabaya:
bindiğinde:
emniyet:
kemerini:
takar.
“Allah korur.”
deyip:
kemeri:
takmamak:
tevekkül:
değildir.
Evini:
kilitler.
Sağlığına:
dikkat:
eder.
Doktora:
gider.
Parasını:
hesaplı:
kullanır.
Çocuğunu:
korur.
Bütün:
bunları:
yapar.
Ama:
bütün:
önlemlerin:
üzerinde:
şunu:
bilir:
Ben bütün ihtimalleri kontrol edemem.
İşte:
Allah’a:
güven:
burada:
başlar.
Ayetin:
Peygamber’in:
cesaretiyle:
ilgili:
başka:
bir:
çok önemli:
boyutu:
daha:
vardır:
İnsanların seni korkutması, onların gerçekten sandığın kadar güçlü olduğu anlamına gelmez.
Bazen:
bir:
tehdit:
gerçek:
gücünden:
daha:
büyük:
algılanır.
Korku:
onu:
zihninde:
büyütür.
Bir:
kişinin:
sana:
zarar:
verebilecek:
bazı:
imkânları:
olabilir.
Bunu:
küçümsememelisin.
Ama:
onu:
mutlak:
güç:
sahibi:
olarak:
da:
görmemelisin.
Çünkü:
o da:
yaratılmıştır.
Onun:
gücü:
de:
sınırlıdır.
Bu:
bilinç:
insana:
korkusuzluk:
değil,
ölçülü cesaret
kazandırır.
Bir:
haksızlığa:
karşı:
durman:
gerekiyorsa:
önce:
riskleri:
hesapla.
Hukuki:
yolları:
kullan.
Güvenliğini:
koru.
Yardım:
al.
Ama:
karşındaki:
insanı:
zihninde:
Allah’ın:
yerine:
koyup:
“O isterse hayatımı tamamen bitirir, hiçbir çıkışım yok.”
diye:
mutlaklaştırma.
Çünkü:
müminin:
nihai:
dayanağı:
yaratılmış:
bir:
güç:
değildir.
Ve:
- ayetten:
sonra:
- ayet:
bunu:
söyleyecektir:
“Benim velim, Kitab’ı indiren Allah’tır.”
Bu:
çok:
güzel:
bir:
bağlantıdır.
195:
“Bütün ortaklarınızı çağırın.”
der.
196:
“Benim dayanağım Allah’tır.”
diye:
cevap:
verir.
Yani:
Peygamber’in:
cesareti:
kendi:
egosundan:
değil,
Allah’a olan güveninden
doğar.
Ayet:
bize:
kendi:
hayatımız:
için:
de:
şu:
soruyu:
sordurabilir:
Benim korkularım arasında gerçekte olduğundan fazla güç verdiğim bir şey var mı?
Bir:
insanın:
sözü:
mü?
Bir:
iş:
mı?
Para:
mı?
Toplumun:
ne:
diyeceği:
mi?
Bir:
ilişki:
mi?
Bir:
makam:
mı?
Bazen:
insan:
Allah’tan:
çok:
insanların:
ne:
diyeceğinden:
korkabilir.
Doğruyu:
biliyor.
Ama:
“Beni dışlarlar.”
diye:
susuyor.
Bir:
haksızlığı:
görüyor.
Ama:
“İşim gider.”
diye:
hiçbir:
şey:
söylemiyor.
Burada:
herkesin:
kendini:
tehlikeye:
atması:
gerektiği:
söylenemez.
Tedbir:
ve:
güvenlik:
önemlidir.
Ama:
kalbin:
şunu:
hatırlaması:
önemlidir:
İnsanların gücü sınırlıdır; Allah’ın kudreti ise mutlak.
Belki de A‘râf 195’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızda gerçekten sınırlı olan hangi varlıklara korkumuz, sevgimiz veya alışkanlığımız yüzünden gerçekte sahip olmadıkları kadar büyük bir güç veriyoruz?
Çünkü:
bazen:
insanın:
kurtulması:
gereken:
put:
taştan:
değildir.
Zihninde:
büyüttüğü:
bir:
korkudur.
Bir:
insanın:
onayıdır.
Bir:
makamdır.
Bir:
servettir.
Bir:
sosyal:
statüdür.
Bunları:
teolojik:
anlamda:
otomatik:
put:
veya:
şirk:
diye:
adlandırmak:
doğru:
değildir.
Ama:
ayet:
bize:
çok:
değerli:
bir:
öz muhasebe:
yaptırır:
Ben Allah’a ait olan mutlaklığı herhangi bir yaratılmışa taşıyor muyum?
Eğer:
taşıyorsam:
onu:
yeniden:
yerine:
koymalıyım.
İnsan:
insan:
olarak:
kalsın.
Para:
araç:
olarak:
kalsın.
Makam:
görev:
olarak:
kalsın.
Bilgi:
bilgi:
olarak:
kalsın.
Teknoloji:
araç:
olarak:
kalsın.
Ve:
Allah’ın yeri yalnız Allah’a ait olsun.
İşte:
A‘râf 195:
bu:
özgürlüğü:
öğretir.
Yaratılmışın:
sınırını:
gör.
Görüntüye:
aldanma.
Gerçek:
gücün:
nerede:
olduğunu:
sorgula.
Tedbirini:
al.
Ama:
korkunu:
ilahlaştırma.
Ve:
insanların:
önünde:
değil,
hakikatin:
önünde:
eğil.
“Seni korkutan her şeyi önce gerçek ölçüsüne indir: İnsan insandır, güç sınırlıdır, makam geçicidir, para araçtır ve hiçbir yaratılmış mutlak değildir. Tedbirini al ama kalbini korkunun esiri yapma; çünkü gerçek tevekkül, sebepleri küçümsemek değil, hiçbir sebebi Allah’ın yerine koymamaktır.”
Ersan Karavelioğlu