A‘râf Suresi 188. Ayette “De ki: Allah’ın Dilediği Dışında Kendime Ne Bir Fayda Sağlamaya Ne de Bir Zararı Uzaklaştırmaya Gücüm Yeter. Gaybı Bilseydim Elbette Çok Hayır Elde Ederdim ve Bana Kötülük Dokunmazdı. Ben Ancak İman Edecek Bir Topluluk İçin Uyarıcı ve Müjdeciyim” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanın büyüklüğü her şeyi bildiğini söylemesinde değil, bilmediği yerde sınırını kabul edebilmesindedir. Gerçek kulluk, gücünü inkâr etmek değil; gücünün mutlak olmadığını bilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 187. ayetinde:
insanların:
Hz. Muhammed’e:
kıyametin:
ne zaman:
kopacağını:
sordukları:
anlatılmıştı.
Peygamber’e:
şöyle:
demesi:
emredilmişti:
“Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır.”
- ayet:
sınırı:
daha da:
açık:
hale getirir.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“De ki: Allah’ın dilediği dışında kendime bile ne bir fayda sağlamaya ne de bir zararı uzaklaştırmaya gücüm yeter. Eğer gaybı bilseydim elbette çok hayır elde ederdim ve bana hiçbir kötülük dokunmazdı. Ben ancak iman edecek bir topluluk için bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.”
Bu ayet:
Hz. Muhammed’in:
peygamberliğini:
küçültmez.
Tam tersine:
peygamberliğin:
mahiyetini:
çok açık:
biçimde:
gösterir.
Peygamber:
Allah değildir.
Gaybın:
bağımsız:
sahibi:
değildir.
Kendi:
başına:
mutlak:
güç:
sahibi:
değildir.
Ama:
Allah’ın:
vahiy:
verdiği:
elçidir.
Uyarır.
Müjdeler.
Hakikati:
bildirir.
Bu:
İslam’ın:
tevhid:
anlayışının:
çok önemli:
bir:
temelidir.
Ayet:
insana:
şunu:
öğretir:
Peygamberi çok sevmek ile onu ilahlaştırmak aynı şey değildir.
Onu:
yüceltmenin:
en doğru:
yolu:
ona:
Allah’ın:
verdiği:
makamı:
vermek,
ama:
Allah’a:
ait:
özellikleri:
ona:
taşımamaktır.
“De ki” İfadesi Neden Önemlidir
Ayet:“Kul”
yani:
“De ki”
emriyle:
başlar.
Bu:
Hz. Muhammed’in:
kendi:
başına:
bir:
teoloji:
üretmediğini:
gösterir.
Ona:
Allah:
ne:
söylemesi:
gerektiğini:
bildirmektedir.
Peygamber:
insanlara:
kendi:
ilahlığını:
değil,
kulluğunu ve elçiliğini
bildirir.
“Kendime Ne Fayda Ne Zarar Verme Gücüm Var” Ne Demektir
Bu ifade:ilk:
bakışta:
şöyle:
anlaşılabilir:
“Peygamber hiçbir şey yapamaz.”
Ama:
ayet:
bunu:
söylemez.
İnsan:
çalışır.
Tedbir:
alır.
Yemek:
yer.
Tedavi:
olur.
Ticaret:
yapar.
Kendisine:
fayda:
sağlayacak:
sebeplere:
başvurur.
Buradaki:
mesaj:
mutlak ve bağımsız güç
meselesidir.
Hz. Muhammed:
Allah’tan:
bağımsız:
biçimde:
kaderi:
yöneten:
bir:
varlık:
değildir.
“Allah’ın Dilediği Dışında” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu:insanın:
sahip olduğu:
bütün:
imkânların:
nihai:
olarak:
Allah’ın:
yaratması
ve:
izni:
içinde:
olduğunu:
hatırlatır.
İnsan:
ilaç:
alır.
Ama:
şifanın:
garantisini:
kendisi:
yaratamaz.
Çalışır.
Ama:
sonucu:
tam:
kontrol:
edemez.
Plan:
yapar.
Ama:
hayatın:
bütün:
değişkenlerini:
yönetemez.
Bu yüzden:
ayet:
sebebe başvurmayı değil, sebebi ilahlaştırmayı reddeder.
Peygamber Kendi Hayatında Tedbir Alıyor muydu
Evet.Hz. Muhammed’in:
hayatında:
tedbir,
planlama,
çalışma,
istişare
ve:
sebeplere:
başvurma:
vardır.
Dolayısıyla:
“Allah dilemedikçe fayda ve zarar veremem.”
demek:
“Hiçbir şey yapmayayım.”
demek:
değildir.
Tawakkül:
tembellik:
değildir.
İnsan:
elinden:
geleni:
yapar.
Ama:
sonucu:
ilahlaştırmaz.
Tedbir insandan, nihai sonuç Allah’tandır.
Bu Ayet Peygamberin İnsan Olduğunu mu Vurgular
Evet.Hz. Muhammed:
Allah’ın:
elçisidir.
Ama:
aynı zamanda:
insandır.
Acıkır.
Üzülür.
Sevinir.
Yorulur.
Hastalanabilir.
Zarar:
görebilir.
Bir:
savaşta:
yaralanabilir.
Bir:
yakınını:
kaybedebilir.
Bu:
peygamberliğini:
azaltmaz.
Tam tersine:
insanlara:
insan olarak örnek olabilmesini
mümkün:
kılar.
Peygamberi Sevmek Onu İnsanüstü Bir Güç Sahibi Saymak mıdır
Hayır.Peygambere:
sevgi:
İslam’da:
çok:
değerlidir.
Ama:
sevgi:
teolojik:
ölçüyü:
bozmamalıdır.
Hz. Muhammed:
Allah’ın:
kulu
ve:
elçisidir.
Onu:
yüceltirken:
Allah’a:
ait:
mutlak:
bilgi,
mutlak:
kudret
ve:
ilahî:
bağımsızlık:
ona:
nispet:
edilmez.
Sevginin en sağlıklı biçimi, sevdiğini doğru yerde tutmaktır.
“Gaybı Bilseydim Çok Hayır Elde Ederdim” Ne Demektir
Ayet:çok açık:
bir:
mantık:
kurar.
Eğer:
Hz. Muhammed:
geleceğin:
bütün:
gizli:
bilgisine:
bağımsız:
biçimde:
sahip:
olsaydı,
kendisi:
için:
en:
faydalı:
olanı:
önceden:
bilirdi.
Zarar:
getirecek:
şeylerden:
kaçınırdı.
Kazanç:
sağlayacak:
fırsatları:
önceden:
görürdü.
Ama:
hayatı:
böyle:
değildir.
Bu da:
onun:
gaybın sınırsız sahibi olmadığını
gösterir.
Peygamber Hiç Gayb Bilgisi Bilmiyor muydu
Burada:önemli:
bir:
ayrım:
vardır.
Hz. Muhammed:
gaybı:
kendi başına ve sınırsız biçimde
bilmez.
Ama:
Allah:
ona:
vahiy:
yoluyla:
gayba:
dair:
bazı:
bilgileri:
bildirebilir.
Ahiret,
kıyamet,
melekler,
geçmiş:
peygamberler
ve:
geleceğe:
dair:
bazı:
haberler:
vahiy:
aracılığıyla:
bildirilmiştir.
Dolayısıyla:
doğru:
ifade:
şudur:
Peygamber gaybın bağımsız sahibi değildir; Allah’ın bildirdiği kadarını bilir.
“Gayb” Ne Demektir
Gayb:insanın:
normal:
duyu,
gözlem
ve:
bilgi:
imkânlarının:
ötesinde:
kalan:
alanı:
ifade eder.
Geleceğin:
tam:
ayrıntıları,
ahiretin:
mahiyeti,
melekler
ve:
Allah’ın:
insana:
açıklamadığı:
gizli:
bilgiler:
bu:
kapsamda:
düşünülebilir.
İnsan:
bilimin:
ve:
gözlemin:
yardımıyla:
çok:
şey:
öğrenebilir.
Ama:
bütün bilinmeyeni ortadan kaldıramaz.
İnsan Geleceği Tam Olarak Bilseydi Gerçekten Her Zarardan Kaçabilir miydi
Ayet:bize:
şu:
mantığı:
gösterir:
Eğer:
insanın:
önünde:
olan:
her:
olayı:
kesin:
biçimde:
bilme:
imkânı:
olsaydı,
ona:
göre:
davranmaya:
çalışırdı.
Hangi:
ticaretin:
kazandıracağını:
bilirdi.
Hangi:
yolun:
tehlikeli:
olduğunu:
bilirdi.
Hangi:
kararın:
zarar:
getireceğini:
önceden:
görürdü.
Ama:
insan:
geleceğin:
tamamını:
bilmez.
Bu:
insan:
hayatının:
temel:
gerçeklerinden:
biridir.

Bu Ayet Falcılık ve Geleceği Kesin Bildiğini İddia Edenler Hakkında Ne Düşündürür
Ayet:gayb:
iddiaları:
karşısında:
çok güçlü:
bir:
ölçü:
sunar.
Hz. Muhammed:
bile:
“Gaybı bilseydim çok hayır elde ederdim ve bana kötülük dokunmazdı.”
diyorsa,
bir:
insanın:
“Ben geleceği kesin biliyorum.”
iddiasına:
çok:
temkinli:
yaklaşmak:
gerekir.
Tahmin:
başkadır.
İstatistik:
başkadır.
Bilimsel:
öngörü:
başkadır.
Gaybı kesin biliyorum demek başkadır.

Hava Tahmini, Ekonomik Öngörü veya Bilimsel Tahmin Gayb İddiası mıdır
Hayır.Bunlar:
eldeki:
verilerden:
hareketle:
yapılan:
olasılık:
hesaplarıdır.
Meteorolog:
hava:
verilerini:
inceler.
Ekonomist:
piyasaları:
analiz:
eder.
Doktor:
hastalığın:
gidişatı:
hakkında:
öngörü:
yapar.
Ama:
bunlar:
kesin:
ve:
ilahî:
gayb:
bilgisi:
değildir.
Yeni:
verilerle:
değişebilir.
Tahmin ile mutlak bilgi birbirine karıştırılmamalıdır.

“Bana Kötülük Dokunmazdı” İfadesi Ne Gösterir
Bu:Hz. Muhammed’in:
dünya:
hayatındaki:
insani:
sınırlılığını:
gösterir.
Peygamber:
zararla:
karşılaşabilir.
Hastalık:
yaşayabilir.
Saldırıya:
uğrayabilir.
Sevdiği:
insanları:
kaybedebilir.
Bu:
Allah’ın:
onu:
terk ettiği:
anlamına:
gelmez.
Aynı şekilde:
bir:
müminin:
başına:
sıkıntı:
gelmesi:
de:
imanının değersiz olduğu anlamına gelmez.

İyi Bir İnsan Neden Başına Gelecek Her Kötülükten Korunmuyor
Çünkü:dünya:
imtihan:
alanıdır.
İyi:
insan:
hastalanabilir.
Zengin:
insan:
fakirleşebilir.
Dürüst:
insan:
haksızlığa:
uğrayabilir.
Peygamberler:
bile:
acı:
yaşamıştır.
Dolayısıyla:
“Başına kötü bir şey geldi, demek Allah seni sevmiyor.”
şeklindeki:
basit:
denklem:
doğru:
değildir.

“Ben Ancak Bir Uyarıcıyım” Ne Demektir
Hz. Muhammed:insanlara:
yanlışın:
sonuçlarını:
hatırlatır.
Şirke,
zulme,
ahlaki:
çürümeye,
hesapsız:
yaşama:
karşı:
uyarır.
Ama:
insanları:
zorla:
değiştirmez.
Peygamberin:
görevi:
hakikati bildirmektir.
İnsanların:
iradesini:
ellerinden:
almak:
değildir.

“Müjdeci” Olması Ne Anlama Gelir
Peygamber:yalnız:
korkutan:
bir:
elçi:
değildir.
Aynı zamanda:
beşîr
yani:
müjdeleyicidir.
İman,
tövbe,
iyilik,
adalet,
merhamet
ve:
salih:
amel:
yolunu:
seçenlere:
Allah’ın:
rahmeti
ve:
mükâfatı:
hatırlatılır.
Bu:
çok önemli:
bir:
denge:
kurar:
Din yalnız korku değil, aynı zamanda umut taşır.

Uyarı ve Müjde Neden Birlikte Olmalıdır
Çünkü:insan:
yalnız:
korkuyla:
sağlıklı:
bir:
manevi:
hayat:
kuramayabilir.
Sadece:
ümitle:
de:
sorumluluk:
duygusunu:
kaybedebilir.
Uyarı:
insanı:
ciddiyete:
çağırır.
Müjde:
umutsuzluğa:
düşmesini:
engeller.
Biri:
“Yanlışın sonucunu küçümseme.”
der.
Diğeri:
“Dönüş ve iyilik kapısı açıktır.”
der.

A‘râf Suresi 187. ve 188. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
kesin:
vaktinin:
Allah:
katında:
olduğu:
bildirilmişti.
- ayette:
sınır:
daha:
geniş:
bir:
ilkeye:
dönüşür:
Hz. Muhammed gaybın bağımsız sahibi değildir.
Kendisine:
Allah’ın:
dilediği:
dışında:
mutlak:
fayda
ve:
zarar:
sağlama:
gücü:
de:
yoktur.
İki:
ayet:
birlikte:
çok güçlü:
bir:
tevhid:
mesajı:
verir:
Peygamber büyük ve seçkin bir elçidir; fakat ilah değildir. Gaybın ve mutlak kudretin sahibi Allah’tır.

Sonuç: A‘râf Suresi 188. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 188. ayet:Hz. Muhammed’in:
ağzından:
çok:
büyük:
bir:
tevazu:
ve:
tevhid:
ilanı:
yapar:
“Allah’ın dilediği dışında kendime bile ne bir fayda sağlayabilirim ne de bir zararı uzaklaştırabilirim.”
Bu:
cümle:
peygamberi:
küçültmez.
Tam tersine:
onu:
gerçek makamına
yerleştirir.
Çünkü:
Peygamber’in:
büyüklüğü:
Allah:
olmasında:
değildir.
Allah’ın:
kulu:
olmasındadır.
Gaybın:
sahibi:
olmasında:
değildir.
Allah’tan:
gelen:
vahyi:
sadakatle:
iletmesindedir.
İnsanların:
kaderini:
kendi:
gücüyle:
yönetmesinde:
değildir.
İnsanlara:
Allah’ın:
yolunu:
göstermesindedir.
Bu:
İslam’ın:
tevhid:
anlayışının:
çok:
net:
bir:
çizgisidir:
Allah Allah’tır.
Peygamber peygamberdir.
Bu iki:
makam:
birbirine:
karıştırılmaz.
Hz. Muhammed’i:
sevmek:
çok:
değerlidir.
Ama:
onu:
Allah’ın:
özelliklerine:
ortak:
etmek:
sevgi:
değildir.
Onun:
getirdiği:
tevhid:
mesajıyla:
çelişir.
Çünkü:
Peygamber’in:
kendisi:
şunu:
söylüyor:
“Ben kendime bile Allah’ın dilediği dışında fayda veya zarar verecek bağımsız güce sahip değilim.”
Bu:
aynı zamanda:
insana:
çok büyük:
bir:
özgürlük:
de:
öğretebilir.
İnsan:
başka:
insanları:
mutlaklaştırmamalıdır.
Hiçbir:
şeyh,
alim,
lider,
zengin,
ünlü,
doktor,
öğretmen
veya:
başka:
bir:
insan:
Allah gibi:
görülmemelidir.
İnsanlardan:
yardım:
istenebilir.
Bir:
doktora:
gidilir.
Bir:
öğretmenden:
bilgi:
alınır.
Bir:
arkadaştan:
destek:
istenir.
Bunlar:
hayatın:
normal:
sebepleridir.
Ama:
kalbin:
nihai:
bağlılığı:
Allah’adır.
Sebebi kullanırsın; sebebi Rab hâline getirmezsin.
Bir:
doktor:
çok:
iyi:
olabilir.
Ama:
şifanın:
garantisini:
yaratamaz.
Bir:
avukat:
çok:
iyi:
olabilir.
Ama:
sonucu:
mutlak:
biçimde:
kontrol:
edemez.
Bir:
iş insanı:
çok:
zeki:
olabilir.
Ama:
gelecekte:
piyasanın:
ne:
yapacağını:
kesin:
bilemez.
Bir:
anne:
çocuğunu:
çok:
sevebilir.
Ama:
onu:
hayattaki:
her:
tehlikeden:
koruyamaz.
İnsan:
bunu:
kabul ettiğinde:
iki:
şey:
öğrenir:
Sorumluluk
ve:
teslimiyet.
Sorumluluk:
çünkü:
elinden:
geleni:
yapmalısın.
Teslimiyet:
çünkü:
elinden:
gelen:
her şeyi:
yaptıktan:
sonra:
her:
sonucu:
kontrol:
edemeyeceğini:
bilmelisin.
Bu:
çok:
sağlıklı:
bir:
denge:
kurabilir.
Mesela:
bir:
sınava:
gireceksin.
Çalış.
Hazırlan.
Eksiklerini:
tamamla.
Sonra:
sonucu:
Allah’a:
bırak.
Bir:
hastalığın:
var.
Doktora:
git.
Tedavini:
uygula.
Kontrollerini:
yaptır.
Ama:
sonunda:
şifanın:
mutlak:
sahibinin:
Allah:
olduğunu:
unutma.
Bir:
iş:
kuracaksın.
Araştır.
Hesap:
yap.
Riskleri:
ölç.
Ama:
“Ben her şeyi hesapladım, kesin başarılı olacağım.”
diye:
kendi:
bilgini:
mutlaklaştırma.
Çünkü:
insan:
her:
zaman:
bilmediği:
bir:
alanın:
içinde:
yaşar.
Ayetin:
“Gaybı bilseydim elbette çok hayır elde ederdim.”
cümlesi:
bugünün:
insanı:
için:
çok:
güçlü:
bir:
ders:
taşır.
İnsan:
geleceği:
bilmek:
istiyor.
Hangi:
yatırım:
yükselecek?
Hangi:
iş:
başarılı:
olacak?
Kiminle:
evlenirsem:
mutlu:
olacağım?
Hangi:
yol:
beni:
zengin:
edecek?
Ne:
zaman:
öleceğim?
Yarın:
ne:
olacak?
İnsan:
belirsizlik:
karşısında:
rahatsız:
olabilir.
Bu yüzden:
geleceği:
kesin:
bildiğini:
iddia eden:
insanlar:
ona:
çekici:
gelebilir.
Fal,
kehanet,
astrolojik:
kesinlikler,
gizli:
işaretler
ve:
benzeri:
iddialar:
bu:
merakı:
kullanabilir.
Ama:
ayet:
çok:
temel:
bir:
soru:
sordurur:
Eğer bir insan geleceği gerçekten kesin biliyorsa, neden bütün zararlarından kaçamıyor ve bütün fırsatları önceden yakalayamıyor?
Bu:
Hz. Muhammed’in:
kendi:
ağzından:
verilen:
çok:
güçlü:
bir:
ölçüdür.
Gaybı:
bağımsız:
olarak:
bilmediğini:
kendisi:
söylüyor.
Bu nedenle:
birinin:
çıkıp:
“Ben senin geleceğini kesin biliyorum.”
demesi:
karşısında:
insanın:
çok:
dikkatli:
olması:
gerekir.
Ama:
ayet:
bize:
yalnız:
bilmediğimizi:
söylemez.
Aynı zamanda:
bilmediğimiz hâlde nasıl yaşamamız gerektiğini
de:
öğretir.
Geleceği:
bilmiyorsun.
O hâlde:
bugününü:
doğru:
yaşa.
Yarın:
ne:
olacağını:
bilmiyorsun.
O hâlde:
bugünkü:
kararını:
ahlakla:
ver.
Ne:
zaman:
öleceğini:
bilmiyorsun.
O hâlde:
iyiliği:
ertelememeye:
çalış.
Bir:
işin:
sonucunu:
garanti:
edemiyorsun.
O hâlde:
sonuçtan:
önce:
niyetini:
ve:
çabanı:
düzelt.
Bu:
insanın:
hayatla:
ilişkisini:
çok:
değiştirebilir.
Çünkü:
insan:
kontrol:
edemediği:
şeyler:
yüzünden:
çok:
yorulabilir.
“Ya şöyle olursa?”
“Ya işim bozulursa?”
“Ya beni bırakırsa?”
“Ya hastalanırsam?”
“Ya para kaybedersem?”
Bu:
soruların:
sonu:
yoktur.
İnsan:
bütün:
geleceği:
kontrol:
edemez.
Ama:
şunu:
kontrol:
etmeye:
çalışabilir:
Bugün nasıl davranacağım?
Bugün dürüst olacak mıyım?
Bugün elimden geleni yapacak mıyım?
Bugün Allah’a güvenecek miyim?
Ayet:
insanı:
geleceğin:
mutlak:
kontrolünden:
bugünün:
sorumluluğuna:
çağırır.
Hz. Muhammed’in:
“Ben ancak uyarıcı ve müjdeciyim.”
demesi:
de:
çok:
güzeldir.
Çünkü:
Peygamber:
kendisini:
insanların:
üzerinde:
mutlak:
kontrol:
sahibi:
olarak:
tanıtmaz.
Şöyle:
demez:
“Ben sizin kaderinizi belirlerim.”
Şöyle:
demez:
“İsterseniz de istemeseniz de sizi iman ettiririm.”
Görevini:
çok:
açık:
tanımlar:
Uyarırım.
Müjdelerim.
İnsan:
bunun:
üzerine:
kendi:
cevabını:
verir.
Bu:
din:
anlatan:
herkes:
için:
de:
çok:
değerli:
bir:
ahlak:
dersidir.
Bir:
anne:
çocuğuna:
doğruyu:
öğretebilir.
Ama:
çocuğunun:
bütün:
geleceğini:
kontrol:
edemez.
Bir:
öğretmen:
öğrenciye:
yol:
gösterebilir.
Ama:
onun:
yerine:
öğrenemez.
Bir:
arkadaş:
sana:
nasihat:
edebilir.
Ama:
senin:
yerine:
karar:
veremez.
İnsan:
başkasını:
sevebilir.
Ona:
yardım:
edebilir.
Uyarabilir.
Destek:
olabilir.
Ama:
başkasının hayatının ilahı olamaz.
Bu:
çok:
önemli:
bir:
sınırdır.
Bazen:
insan:
sevdiğini:
korumak:
isterken:
onu:
kontrol:
etmeye:
başlayabilir.
“Ben senin için neyin iyi olduğunu biliyorum.”
der.
Sonra:
onun:
yerine:
kararlar:
vermeye:
başlar.
Oysa:
Peygamber:
bile:
insanın:
iradesini:
ortadan:
kaldırmıyorsa,
biz:
başkalarını:
hangi:
hakla:
tamamen:
kontrol:
etmeye:
çalışalım?
Bu ayet:
insana:
hem:
Allah:
karşısında:
hem:
başka:
insanlar:
karşısında:
sınır bilinci
öğretir.
Allah:
karşısında:
şunu:
bil:
Mutlak güç sende değil.
İnsanlar:
karşısında:
şunu:
bil:
Onların hayatının sahibi de sen değilsin.
Kendi:
hayatında:
ise:
şunu:
bil:
Sorumluluktan kaçamazsın.
İşte:
bu:
üçlü:
denge:
insanı:
hem:
kibirden:
hem:
çaresizlikten:
koruyabilir.
Belki de A‘râf 188’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Peygamber bile gaybın bağımsız sahibi olmadığını ve kendisine mutlak fayda ve zarar verme gücünün bulunmadığını söylüyorsa, biz neden bazen kendi bilgimizi, gücümüzü veya başka insanları mutlaklaştırıyoruz?
Çünkü:
insanın:
en büyük:
yanılgılarından biri:
sahip olduğu:
sınırlı:
gücü:
sınırsız:
sanmasıdır.
Biraz:
bilgi:
edinir.
Her şeyi:
bildiğini:
sanır.
Biraz:
para:
kazanır.
Her şeyi:
kontrol:
edebileceğini:
sanır.
Bir:
makama:
gelir.
İnsanların:
hayatına:
sahipmiş:
gibi:
davranabilir.
Oysa:
ayet:
Peygamber’in:
ağzından:
bize:
çok:
büyük:
bir:
tevazu:
öğretir:
“Ben bile Allah’ın dilediği dışında kendim için mutlak güç sahibi değilim.”
Bu:
cümle:
insanın:
omuzlarından:
çok:
büyük:
bir:
yükü:
de:
alabilir.
Her:
şeyi:
kontrol:
etmek:
zorunda:
değilsin.
Her:
şeyi:
önceden:
bilmek:
zorunda:
değilsin.
Her:
sonucu:
garanti:
etmek:
zorunda:
değilsin.
Ama:
elinden geleni yapmak, doğruyu seçmek ve sonucu Allah’a bırakmakla sorumlusun.
Ve:
A‘râf 188’in:
bize bıraktığı:
en sade:
ama:
en güçlü:
ölçü:
belki:
şudur:
Bilmediğini bil, gücünün sınırını kabul et, sebeplere sarıl ama onları ilahlaştırma; uyarıyı ciddiye al, müjdeyi unutma ve mutlak bilginin de mutlak kudretin de yalnız Allah’a ait olduğunu hatırla.
“Her şeyi bilmek zorunda değilsin, her sonucu kontrol etmek zorunda da değilsin. Sana düşen; elinden geleni yapmak, doğruyu aramak, sınırını bilmek ve sonucu Allah’a bırakmaktır. Tevazu bazen ‘Bilmiyorum’, iman ise bazen ‘Elimden geleni yaptım, gerisini Rabbime bırakıyorum’ diyebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu