A‘râf Suresi 186. Ayette “Allah Kimi Saptırırsa Artık Ona Yol Gösterecek Kimse Yoktur; Allah Onları Azgınlıkları İçinde Bocalar Hâlde Bırakır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan hakikatten bir anda uzaklaşmayabilir; bazen her reddediş, her kibir ve her bilinçli yanlış onu biraz daha yönsüz bırakır. En büyük tehlike yalnız yolu kaybetmek değil, kaybolduğunu artık fark edememektir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 185. ayetinde:
insana:
göklerin ve:
yerin hükümranlığına,
Allah’ın:
yarattığı:
varlıklara
ve:
kendi ecelinin:
yaklaşmış:
olabileceğine:
bakıp:
düşünmesi:
söylenmişti.
Ayet:
sonunda:
çok güçlü:
bir:
soru:
sormuştu:
“Bundan sonra hangi söze inanacaklar?”
- ayet:
ısrarlı:
reddedişin:
manevi:
sonucunu:
gündeme getirir.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Allah kimi saptırırsa artık ona yol gösterecek kimse yoktur. Allah onları azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakır.”
Bu ayet:
ilk bakışta:
çok zor:
bir soru:
ortaya çıkarabilir:
Allah insanı saptırıyorsa insan neden sorumlu tutuluyor?
Bu soruyu:
cevaplarken:
ayeti:
Kur’an’ın:
genel bağlamından:
koparmamak:
gerekir.
Çünkü:
A‘râf Suresi'nin:
hemen önceki:
ayetlerinde:
insanın:
hakikatten:
nasıl:
uzaklaşabileceği:
tek tek:
anlatılmıştı.
Kendisine:
ayetler:
verilen:
bir insan:
onlardan:
sıyrılmıştı.
Hevâsının:
peşine:
düşmüştü.
İnsanların:
kalpleri olduğu:
hâlde:
anlamadıkları,
gözleri olduğu:
hâlde:
görmedikleri,
kulakları olduğu:
hâlde:
işitmedikleri:
bildirilmişti.
Peygamber hakkında:
düşünmek:
yerine:
etiketler:
ürettikleri:
anlatılmıştı.
Evrene:
bakmaları:
ve:
ölümü:
düşünmeleri:
istenmişti.
Yani:
- ayet:
anlatmaz.
Aksine:
hakikat:
karşısında:
ısrarla:
kendisini:
kapatan:
insanın:
ulaşabileceği:
çok ciddi:
bir sonucu:
hatırlatır.
“Allah Kimi Saptırırsa” Ne Anlama Gelir
Ayette:“Men yudlilillâhu…”
ifadesi:
yer alır.
Yani:
“Allah kimi sapmada bırakırsa…”
Bu ifade:
ilahî:
hükümranlığı:
vurgular.
Hiçbir:
insan:
Allah’ın:
bilgisi:
ve iradesi:
dışında:
değildir.
Ancak:
Kur’an:
aynı zamanda:
insanın:
kendi:
tercihlerinden:
ısrarla:
söz eder.
Bu nedenle:
saptırmayı:
sebepsiz, keyfî ve insanın tercihlerinden tamamen bağımsız bir zorlama
olarak:
anlamak:
eksik:
olur.
Allah Bir İnsanı Hiçbir Sebep Olmadan Saptırır mı
Kur’an’ın:genel anlatımında:
Allah’ın:
samimi:
hakikat:
arayışındaki:
bir insanı:
durup dururken:
yanlışa:
zorladığı:
bir:
tablo:
çizilmez.
Aksine:
kibir,
inat,
zulüm,
bilinçli:
reddediş
ve:
hevâya:
ısrarla:
uyma:
gibi:
insan:
tercihleri:
defalarca:
vurgulanır.
Dolayısıyla:
ilahî:
saptırma:
çoğu:
tefsir:
yaklaşımında:
insanın kendi seçtiği yanlış yönelişin sonucunda o yönde bırakılması
bağlamında:
anlaşılmıştır.
İnsan Kendi Sapmasına Nasıl Katkıda Bulunabilir
İnsan:ilk:
yanlışında:
rahatsız:
olabilir.
Ama:
aynı:
yanlışı:
sürekli:
tekrar:
ederse:
rahatsızlığı:
azalabilir.
Bir:
gerçeği:
ilk:
reddedişinde:
vicdanı:
itiraz:
edebilir.
Ama:
sonra:
kendisine:
bahaneler:
üretir.
Tekrar:
reddeder.
Bir süre:
sonra:
doğru:
ona:
yanlış,
yanlış:
ise:
normal:
görünmeye:
başlayabilir.
İşte:
tekrar edilen tercihler insanın görme biçimini değiştirebilir.
“Artık Ona Yol Gösterecek Kimse Yoktur” Ne Demektir
Bu ifade:hidayetin:
nihai:
kaynağının:
Allah:
olduğunu:
hatırlatır.
Bir:
peygamber:
anlatabilir.
Bir:
alim:
öğretebilir.
Bir:
arkadaş:
nasihat:
edebilir.
Bir:
anne:
veya:
baba:
uyarabilir.
Ama:
Allah’ın:
hidayetinden:
mahrum:
kalan:
bir kalbe:
insan:
zorla:
hidayet:
yerleştiremez.
İnsan yolu gösterebilir; kalbi zorla yola sokamaz.
Bu Ayet Peygamberin Bile İnsanları Zorla Hidayete Ulaştıramayacağını mı Gösterir
Evet.Peygamber:
mesajı:
iletir.
Açıklar.
Uyarır.
Örnek:
olur.
Ama:
karşısındaki:
insanın:
iradesini:
ortadan:
kaldırmaz.
Bir:
insan:
Peygamber’i:
dinleyebilir
ve:
yine:
reddedebilir.
Bu:
bize:
dini:
anlatırken:
de:
tevazu:
öğretir:
Sen anlatabilirsin; fakat insanların kalplerinin sahibi sen değilsin.
“Onları Azgınlıkları İçinde Bırakır” Ne Demektir
Ayette:“tuğyân”
kelimesi:
geçer.
Tuğyan:
haddi:
aşmak,
sınırı:
çiğnemek,
azgınlaşmak,
ölçüyü:
kaybetmek:
anlamlarını:
taşır.
Yani:
insan:
yalnız:
bir:
yanlış:
yapmıyor.
Yanlışta:
ısrar:
ederek:
ölçüyü:
giderek:
daha fazla:
aşabiliyor.
Tuğyan Sadece Büyük Günahlar İçin mi Kullanılır
Hayır.Tuğyan:
genel:
olarak:
sınırı:
aşmayı:
ifade eden:
güçlü:
bir:
kavramdır.
Güç:
tuğyana:
dönüşebilir.
Para:
tuğyana:
dönüşebilir.
Kibir:
tuğyana:
dönüşebilir.
İntikam:
duygusu:
tuğyana:
dönüşebilir.
İnsan:
kendisine:
verilen:
bir:
nimeti:
ölçüsüz:
kullandığında:
sahip olduğu şeyin esiri hâline gelebilir.
“Bocalar Hâlde” İfadesi Ne Anlatıyor
Ayetteki:“ya‘mehûn”
ifadesi:
şaşkınlık:
içinde:
dolaşmak,
yönünü:
bulamamak,
manevi:
bir:
körlük:
ve:
kararsızlık:
içinde:
kalmak:
anlamlarını:
taşıyabilir.
İnsan:
yürüyor:
olabilir.
Ama:
nereye:
gittiğini:
bilmiyordur.
Hareket:
vardır.
Ama:
istikamet:
yoktur.
Bu:
çok güçlü:
bir:
hayat:
tasviridir:
Çok hareket etmek, doğru yönde ilerlemek anlamına gelmez.
İnsan Başarılı Olduğu Hâlde Manevi Olarak Bocalıyor Olabilir mi
Evet.Bir:
insan:
çok:
çalışabilir.
Çok:
para:
kazanabilir.
Bir:
kariyer:
inşa:
edebilir.
Sürekli:
seyahat:
edebilir.
Çevresi:
kalabalık:
olabilir.
Ama:
şunu:
bilmeyebilir:
“Ben bütün bunları neden yapıyorum?”
“Hayatımın yönü ne?”
“Neyi kaybedersem aslında kendimi kaybetmiş olurum?”
İnsan:
dışarıdan:
çok:
ilerliyor:
görünürken:
içeride:
yönsüz:
olabilir.
Bocalamak Bilgisizlikten mi Kaynaklanır
Her zaman:değil.
- ayette:
ayetler:
verilen:
bir insanın:
hakikatten:
uzaklaştığı:
anlatılmıştı.
Demek ki:
insan:
bilgiye:
sahip:
olduğu hâlde:
de:
bocalayabilir.
Sorun:
bazen:
bilmemek değil, bildiğine uymamaktır.

İnsan Hakikati Neden Görmek İstemez
Çünkü:hakikat:
bazen:
bedel:
ister.
Bir:
insan:
yanlış:
kazanç:
elde:
ediyorsa:
hakikati:
kabul etmek:
o kazançtan:
vazgeçmesini:
gerektirebilir.
Bir:
insan:
haksız:
olduğunu:
kabul:
ederse:
özür:
dilemesi:
gerekebilir.
Bir:
insan:
kibirli:
olduğunu:
fark:
ederse:
kendini:
değiştirmesi:
gerekebilir.
Bu nedenle:
bazen:
insan:
hakikati:
görmediği:
için:
değil,
görmenin kendisine yükleyeceği sorumluluktan kaçtığı için
uzaklaşabilir.

Sürekli Yanlış Yapmak Kalbi Etkileyebilir mi
Kur’an’ın:genel:
ahlak:
anlatımında:
evet.
İnsan:
yaptığı:
şeylerden:
etkilenir.
Her:
davranış:
yalnız:
dış:
dünyada:
bir:
sonuç:
üretmez.
İç dünyada:
da:
bir:
alışkanlık:
oluşturur.
Dürüstlük:
dürüstlüğü:
güçlendirebilir.
Merhamet:
merhameti:
büyütebilir.
Ama:
sürekli:
yalan:
ve:
zulüm:
de:
insanın:
vicdani:
duyarlılığını:
zayıflatabilir.
Karakter, tekrar edilen seçimlerle şekillenir.

Allah’ın İnsanı Kendi Seçtiği Yolda Bırakması Bir Ceza Olabilir mi
Evet:ayet:
böyle:
bir:
manevi:
sonucu:
düşündürür.
İnsan:
ısrarla:
“Ben bu yolu seçiyorum.”
der.
Uyarıları:
reddeder.
Gözünü:
kapatır.
Kulağını:
kapatır.
Sonra:
bir noktada:
kendi:
seçtiği:
yönün:
içinde:
bırakılabilir.
Bu:
çok:
ciddi:
bir:
ceza:
biçimi:
olabilir.
Çünkü:
insan:
artık:
yanlışının:
yanlışlığını:
bile:
göremeyebilir.

En Büyük Tehlike Günah İşlemek mi, Günahı Artık Günah Görmemek mi
İkisi de:ciddidir.
Ama:
ikinci:
durum:
çok daha:
tehlikeli:
olabilir.
Bir:
insan:
yanlış:
yapar
ve:
“Ben yanlış yaptım.”
derse:
dönüş:
kapısı:
açıktır.
Ama:
yanlış:
yapar
ve:
“Bunda hiçbir yanlış yok.”
demeye:
başlarsa:
tövbe:
ihtiyacını:
bile:
görmeyebilir.
Bu nedenle:
vicdanın hâlâ rahatsız olması bazen manevi canlılığın işareti olabilir.

İnsan Yanlışta Olduğunu Nasıl Fark Edebilir
Kendisini:sorgulayarak.
Kur’an’a:
bakarak.
Güvenilir:
bilgiye:
başvurarak.
Kendisini:
eleştirebilen:
insanlarla:
konuşarak.
Ve:
şu:
soruyu:
sorarak:
“Ben gerçekten hakikati mi savunuyorum, yoksa kendi çıkarımı hakikat gibi mi gösteriyorum?”
Bu:
çok:
zor:
ama:
çok:
değerli:
bir:
sorudur.

Başkasının Uyarısını Dinlemek Hidayetin Bir Parçası Olabilir mi
Evet.Bazen:
insan:
kendi:
hatasını:
göremez.
Bir:
arkadaş:
görür.
Eş:
görür.
Çocuk:
görür.
Bir:
öğretmen:
görür.
Eğer:
insan:
her:
eleştiride:
hemen:
savunmaya:
geçerse:
kendi:
kör:
noktasını:
koruyabilir.
Ama:
“Acaba bunda bir doğruluk payı var mı?”
diye:
sorabilirse:
hidayete:
açık:
bir:
tavır:
gösterebilir.

Bu Ayet Umutsuzluk mu Öğretiyor
Hayır.Ayet:
çok ciddi:
bir:
uyarı:
taşır.
Ama:
Kur’an’ın:
genel:
mesajında:
tövbe:
ve:
dönüş:
kapısı:
hayat:
devam ettiği:
sürece:
önemli:
bir:
yerdedir.
Bu nedenle:
bir:
insanın:
kendi:
hakkında:
“Allah beni kesin saptırdı, artık benim için hiçbir yol yok.”
diye:
hüküm:
vermesi:
doğru:
değildir.
Eğer:
insan:
yanlışını:
fark edip:
dönmek:
istiyorsa:
bu:
isteğin:
kendisi:
bile:
çok:
değerli:
bir:
başlangıç:
olabilir.

A‘râf Suresi 185. ve 186. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
bakması ve düşünmesi
emredilmişti:
Göklerin:
ve yerin:
hükümranlığına:
bak.
Allah’ın:
yarattıklarına:
bak.
Kendi:
ecelinin:
yakın:
olabileceğini:
düşün.
- ayet:
bu:
düşünme:
çağrısına:
ısrarla:
kapalı:
kalmanın:
sonucunu:
gösterir:
İnsan, kendi tuğyanının içinde bocalamaya bırakılabilir.
Yani:
bir ayette:
tefekkürle açılan yol,
diğerinde:
inatla kapanan yol
vardır.
İnsan:
bakarsa:
görebilir.
Ama:
görmek:
istemiyorsa:
zamanla:
gözlerinin:
önündeki:
işaretler:
bile:
ona:
bir şey:
söylemez:
hâle:
gelebilir.

Sonuç: A‘râf Suresi 186. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 186. ayet:insanın:
hakikatle:
ilişkisinde:
çok:
ciddi:
bir:
gerçeği:
hatırlatır:
İnsan sürekli seçtiklerinin içinde şekillenir.
Bir:
karar:
verirsin.
Sonra:
bir tane:
daha.
Sonra:
aynı:
kararı:
tekrar:
edersin.
Ve:
bir gün:
başta:
yalnız:
bir:
davranış:
olan:
şey:
karakterinin:
bir:
parçasına:
dönüşebilir.
Bu:
iyilik:
için:
de:
geçerlidir.
Kötülük:
için:
de.
Bir:
insan:
bir kez:
dürüst:
davranır.
Sonra:
yeniden:
dürüst:
davranır.
Bir süre:
sonra:
dürüstlük:
onun:
karakterine:
yerleşir.
Bir:
başkası:
bir kez:
yalan:
söyler.
Sonra:
ikinci:
kez.
Sonra:
yalan:
söylemek:
kolay:
gelmeye:
başlar.
İşte:
insanın:
ahlaki:
yönü:
böyle:
oluşur.
Bu yüzden:
A‘râf 186:
yalnız:
uzak:
bir:
ahiret:
sonucundan:
söz etmiyor.
İnsanın:
bugün:
nasıl:
bir:
kalbe:
dönüştüğünü:
de:
düşündürür.
Ayet:
“Allah kimi saptırırsa ona yol gösterecek kimse yoktur.”
der.
Bu:
insanın:
kendi:
gücüne:
fazla:
güvenmemesi:
gerektiğini:
hatırlatır.
İnsan:
“Ben çok zekiyim, bana bir şey olmaz.”
dememelidir.
“Ben dini biliyorum, sapmam mümkün değil.”
dememelidir.
“Ben çok tecrübeliyim, kimse beni yanıltamaz.”
dememelidir.
Çünkü:
- ayette:
bilen:
bir insanın:
bile:
onlardan:
sıyrılabileceğini:
gördük.
Demek ki:
bilgi:
önemlidir.
Ama:
bilgi:
tek başına:
insana:
manevi:
dokunulmazlık:
vermez.
İnsan:
her gün:
şunu:
istemelidir:
“Allah’ım, bana doğruyu gösterdiğin gibi doğru üzerinde kalmayı da nasip et.”
Bu:
çok:
önemli:
bir:
dua:
bilincidir.
Çünkü:
hidayetin:
yalnız:
başlangıcı:
değil,
devamı:
da:
önemlidir.
Bir:
insan:
yolu:
bulabilir.
Ama:
yolda:
dikkatini:
kaybedebilir.
Tabelaları:
görmezden:
gelebilir.
Başka:
bir:
yola:
sapabilir.
Bu yüzden:
Fâtiha’da:
insan:
her gün:
“Bizi dosdoğru yola ilet.”
demeye:
devam:
eder.
Çünkü:
doğru yolu bir kez bulmak, bütün ömür boyunca otomatik olarak doğru kalmak anlamına gelmez.
Ayetin:
ikinci:
kısmı:
çok:
çarpıcıdır:
“Onları azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakır.”
Bocalamak:
insanın:
hayatta:
çok:
fazla:
şey:
yapmasına:
rağmen:
nereye:
gittiğini:
bilmemesi:
gibi:
düşünülebilir.
Sabah:
uyanır.
İşe:
gider.
Para:
kazanır.
Alışveriş:
yapar.
Tatile:
çıkar.
Eğlenir.
Yeni:
hedefler:
koyar.
Bir:
şey:
alır.
Sonra:
başkasını:
ister.
Bir:
hedefe:
ulaşır.
Sonra:
yenisini:
koyar.
Ama:
bir gün:
şunu:
sorarsa:
“Ben bütün bunları neden yapıyorum?”
cevap:
bulamayabilir.
Bu:
modern:
insanın:
da:
çok:
büyük:
bir:
sorunu:
olabilir:
Hareket çok, yön az.
Bilgi:
çok.
Ama:
hikmet:
az.
İletişim:
çok.
Ama:
gerçek:
yakınlık:
az.
Seçenek:
çok.
Ama:
ne:
istediğini:
bilmek:
zor.
İşte:
A‘râf 186’nın:
“bocalama”
tasviri:
bu açıdan:
çok:
düşündürücüdür.
İnsan:
yanlış:
bir:
yönde:
çok:
hızlı:
ilerleyebilir.
Ama:
hız:
başarı:
değildir.
Bir:
araba:
saatte:
200 kilometre:
gidiyor:
olabilir.
Ama:
yanlış:
yöne:
gidiyorsa:
hız:
onu:
hedefine:
yaklaştırmaz.
Yanlış yolda hızlanmak, kaybolmayı hızlandırır.
Bu:
hayat:
için:
de:
geçerlidir.
İnsan:
çok:
başarılı:
olabilir.
Ama:
yanlış:
bir:
hayat:
ölçüsü:
üzerine:
başarı:
kuruyorsa:
daha:
fazla:
başarı:
onu:
daha:
doğru:
bir:
insana:
çevirmeyebilir.
Bu yüzden:
Kur’an:
insana:
yalnız:
“Ne kadar ilerledin?”
diye:
sormaz.
Daha:
temel:
bir:
soru:
sorar:
“Hangi yönde ilerliyorsun?”
İşte:
hidayet:
bir:
yön:
meselesidir.
Ve:
tuğyan:
ölçünün:
kaybolmasıdır.
Bir:
insan:
parayı:
sevebilir.
Bu:
tek başına:
tuğyan:
değildir.
Ama:
para:
uğruna:
her şeyi:
yapmaya:
başlıyorsa:
ölçü:
kaybolmuştur.
Bir:
insan:
başarılı:
olmak:
isteyebilir.
Ama:
başarı:
uğruna:
insanları:
ezmeye:
başlıyorsa:
ölçü:
kaybolmuştur.
Bir:
insan:
kendini:
sevebilir.
Ama:
kendisini:
herkesten:
üstün:
görmeye:
başlıyorsa:
ölçü:
kaybolmuştur.
Bir:
insan:
öfke:
duyabilir.
Ama:
öfkesini:
adaletin:
yerine:
koyuyorsa:
ölçü:
kaybolmuştur.
İşte:
tuğyan:
ölçünün sınırdan taşmasıdır.
Ve:
ayet:
bize:
şunu:
hatırlatır:
İnsan:
bu:
taşmayı:
sürekli:
tekrar:
ederse:
bir gün:
sınırın:
nerede:
olduğunu:
unutabilir.
Bu:
manevi:
bocalamanın:
en tehlikeli:
biçimidir.
Bir:
başka:
önemli:
nokta:
şudur:
Bu ayeti:
başkalarına:
kolayca:
uygulamamak:
gerekir.
Bir:
insan:
yanlış:
bir:
şey:
yapıyor:
diye:
“Allah onu saptırdı.”
demek:
bizim:
bilgimizi:
aşar.
Bir:
kişinin:
kalbini:
Allah bilir.
Onun:
önünde:
hangi:
fırsatlar:
olduğunu,
ne:
bildiğini,
ne:
kadar:
anladığını,
hangi:
niyetle:
hareket:
ettiğini:
tam:
olarak:
biz:
bilemeyiz.
Bu yüzden:
A‘râf 186:
başkalarının:
hidayet:
durumunu:
etiketlemek:
için:
değil,
kendi kalbimizi kontrol etmek için
daha:
çok:
kullanılmalıdır.
Ben hakikate karşı açık mıyım?
Birisi beni eleştirdiğinde hemen savunmaya mı geçiyorum?
Kendi çıkarıma ters düşen doğruyu kabul edebiliyor muyum?
Yanlış yaptığımda hâlâ rahatsız oluyor muyum?
Yoksa bir zamanlar beni rahatsız eden şeyler artık bana normal mi geliyor?
Bu:
sorular:
çok:
önemlidir.
Çünkü:
kalbin:
durumu:
bir:
gecede:
değişmeyebilir.
Küçük:
kaymalar:
birikir.
Ve:
bir gün:
insan:
çok:
uzak:
bir:
noktada:
olduğunu:
fark:
edebilir.
Belki de A‘râf 186’nın bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hakikat bizi rahatsız ettiğinde yönümüzü mü düzeltiyoruz, yoksa hakikati sustura sustura sonunda yanlış yönümüzü doğru sanacak bir hâle mi geliyoruz?
Çünkü:
insanın:
en büyük:
kaybı:
yalnız:
yanlış:
yola:
girmesi:
değildir.
Yanlış yolda olduğunu artık fark edememesi
çok daha:
büyük:
bir:
tehlikedir.
Bu yüzden:
insan:
hidayeti:
bir:
kez:
elde edilmiş:
garanti:
gibi:
görmemelidir.
Onu:
her gün:
istemeli.
Her gün:
kendini:
sorgulamalı.
Yanlışını:
gördüğünde:
dönebilmeli.
Doğru:
kendisine:
ağır:
gelse bile:
ona:
teslim:
olabilmeli.
Ve:
şunu:
hiç:
unutmamalıdır:
İnsanın gerçek güvenliği, hiçbir zaman yanılmayacağını sanmasında değil; yanıldığını fark ettiğinde hakikate geri dönebilecek bir kalbi korumasındadır.
“Kaybolmanın en tehlikeli hâli, yanlış yolda yürümek değil; yürüdüğün yolu artık sorgulamamaktır. Hidayeti yalnız bir kez bulduğun yol gibi değil, her gün Allah’tan istediğin ve her seçiminde koruduğun bir istikamet gibi gör.”
Ersan Karavelioğl