A‘râf Suresi 175. Ayette “Onlara, Kendisine Ayetlerimizi Verdiğimiz Hâlde Onlardan Sıyrılıp Uzaklaşan Kimsenin Haberini Oku; Derken Şeytan Onu Peşine Taktı da O, Azgınlardan Oldu” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanı hakikate yaklaştıran yalnız bilgi değildir; bildiğine sadakatidir. Çünkü insan çok şey öğrenip yine de çıkarının, kibrinin veya arzusunun peşinden giderek bilgisinden uzaklaşabilir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 174. ayetinde:
Allah’ın:
ayetleri ayrıntılı biçimde:
açıkladığı
ve bunun:
“Belki dönerler.”
amacını taşıdığı:
bildirilmişti.
- ayette ise:
bir insan örneği:
önümüze çıkarılır.
Bu kişi:
hakikatten:
habersiz değildir.
Tam tersine:
kendisine:
Allah’ın ayetleri verilmiştir.
Yani:
bilgiye:
yakındır.
Hakikati:
tanımıştır.
Fakat:
sonra:
ayetlerden:
“sıyrılır.”
Onlarla:
arasındaki bağı:
koparır.
Ardından:
Şeytan:
onu:
peşine takar
ve:
o kişi:
yolunu kaybedenlerden:
olur.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz hâlde onlardan sıyrılıp uzaklaşan kimsenin haberini oku. Şeytan da onun peşine düştü ve sonunda o, azgınlardan oldu.”
Bu ayet:
çok önemli:
bir gerçeği:
önümüze koyar:
Bilmek ile yaşamak aynı şey değildir.
İnsan:
hakikati:
öğrenebilir.
Ayetleri:
bilebilir.
Dini:
anlatabilir.
Ama:
kendi:
arzuları,
çıkarları,
kibri
veya:
başka tutkuları:
hakikatin önüne:
geçerse,
bildiği şey:
onu:
otomatik olarak:
korumaz.
“Onlara Bu Kimsenin Haberini Oku” Ne Demektir
Allah:Hz. Muhammed’e:
bir kişinin:
ibret verici:
hikâyesini:
anlatmasını:
emreder.
Burada:
amaç:
yalnız:
geçmişte yaşamış:
bir kişiyi:
tanıtmak:
değildir.
Asıl hedef:
insanın bilgiyle ilişkisini sorgulatmaktır.
Çünkü:
bu kişi:
hakikati:
hiç duymamış:
bir insan:
değildir.
Tam tersine:
kendisine:
ayetler:
verilmiştir.
Ayetteki Kişi Kimdir
Kur’an:bu kişinin:
adını:
vermez.
Klasik tefsirlerde:
bu kişi:
çoğu zaman:
Bel‘am bin Bâûrâ
gibi isimlerle:
ilişkilendirilmiştir.
Başka:
rivayetler de:
bulunur.
Ancak:
Kur’an’ın:
kendisi:
isim söylemez.
Bu nedenle:
bu kişiyi belirli bir isimle kesin biçimde tanımlamak doğru değildir.
Ayetin:
vermek istediği:
asıl ders:
kişinin adı değil,
hakikat bilgisine sahip olduğu hâlde ondan uzaklaşmasıdır.
“Kendisine Ayetlerimizi Verdik” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:ona:
ilahî işaretler,
bilgi,
rehberlik
veya:
vahyin hakikatlerinden:
bir pay:
verildiğini:
gösterir.
Yani:
bu kişi:
karanlıkta:
değildir.
Hakikat:
ona:
ulaşmıştır.
Dolayısıyla:
sorun:
bilgisizlik:
değildir.
Bilinen hakikate sadık kalmamaktır.
Çok Bilmek İnsanı Otomatik Olarak Doğru Yolda Tutar mı
Hayır.Bu ayet:
bunun:
çok güçlü:
bir örneğidir.
İnsan:
çok bilgiye:
sahip olabilir.
Din hakkında:
çok şey:
bilebilir.
Ayetleri:
ezberleyebilir.
Tefsir:
okuyabilir.
Başkalarına:
nasihat:
edebilir.
Ama:
kendi hayatında:
bildiğinin:
tersini:
yapabilir.
Bu yüzden:
bilginin değeri, insanın onunla nasıl yaşadığıyla tamamlanır.
“Ayetlerden Sıyrıldı” İfadesi Neden Çok Çarpıcıdır
Ayet:Arapçada:
“fenseleha minhâ”
ifadesini:
kullanır.
Bu:
bir şeyden:
sıyrılmak,
kabuğundan:
çıkmak,
üzerinden:
çekip çıkarmak:
gibi:
çok güçlü:
bir anlam:
taşır.
Sanki:
hakikat:
onun:
üzerinde:
bir koruyucu:
örtü:
gibidir.
Ama:
o:
kendini:
ondan:
çıkarır.
Bu:
pasif:
bir unutma:
değil,
aktif bir uzaklaşma
gibi:
anlaşılır.
İnsan Hakikatten Nasıl “Sıyrılır”
Bir anda:olmayabilir.
Önce:
küçük:
tavizler:
başlar.
Sonra:
çıkar:
hakikatin önüne:
geçer.
İnsan:
kendi davranışını:
savunmaya:
başlar.
Sonra:
bildiği ölçüyü:
kendisine:
uygulamaktan:
vazgeçer.
Bir süre sonra:
hakikat:
ona:
rahatsızlık:
vermeye:
başlayabilir.
Ve:
nihayet:
bir zamanlar savunduğu şeye karşı yaşamaya başlayabilir.
Bilgi Neden İnsanı Her Zaman Kurtarmaya Yetmez
Çünkü:insan:
yalnız:
akıldan:
ibaret:
değildir.
Arzuları:
vardır.
Kibri:
vardır.
Korkuları:
vardır.
Çıkarları:
vardır.
Başkalarının:
onayına:
duyduğu:
ihtiyaç:
vardır.
Bilgi:
bunlarla:
çatıştığında:
insan:
bazen:
bildiğini:
değil,
istediğini:
seçebilir.
Bu nedenle:
ahlak, yalnız doğruyu bilmek değil; doğruyu seçebilecek bir karakter geliştirmektir.
Dini Bilgi İnsanın Kibrini Artırabilir mi
Eğer:insan:
dikkat etmezse:
evet.
Bilgi:
onu:
tevazuya:
götürmelidir.
Ama:
insan:
“Ben biliyorum, diğerleri bilmiyor.”
diyerek:
kendisini:
üstün:
görmeye:
başlayabilir.
Bu durumda:
bilgi:
onu:
Allah’a:
yaklaştırmak yerine:
egosunu büyüten bir sermayeye
dönüşebilir.
Bu:
çok tehlikeli:
bir dönüşümdür.
Ayet Bilgi Sahiplerine Neden Daha Büyük Bir Uyarı Taşır
Çünkü:bilgi:
sorumluluğu:
artırır.
Bir insan:
yanlışın:
ne olduğunu:
bilmiyorsa:
bir durumdur.
Ama:
doğruyu:
çok iyi bildiği:
hâlde:
bilinçli biçimde:
tersini:
yapıyorsa:
başka bir:
durumdur.
Bu yüzden:
A‘râf 175:
özellikle:
dini bilgi taşıyan insanlar için güçlü bir öz eleştiri ayetidir.
“Şeytan Onun Peşine Düştü” Ne Anlama Gelir
Ayet:kişinin:
ayetlerden:
sıyrılmasının ardından:
Şeytan’ın:
onu:
takip ettiğini:
bildirir.
Bu:
çok önemli:
bir sıralamadır.
Önce:
insan:
hakikatle:
bağını:
koparır.
Sonra:
Şeytan’ın:
etkisine:
daha açık:
hâle gelir.
Yani:
Şeytan:
onu:
zorla:
hakikatten:
koparmış gibi:
anlatılmaz.
İnsan:
önce:
bir kapı:
açmıştır.

Şeytan İnsanı Zorla Günaha Sokabilir mi
Kur’an’ın:genel anlatımında:
Şeytan:
insanı:
zorla:
yönetmez.
Vesvese:
verir.
Kötülüğü:
süsler.
Yanlışı:
cazip:
gösterebilir.
Ama:
insanın:
iradesi:
ortadan:
kalkmaz.
Bu nedenle:
“Şeytan yaptırdı.”
demek:
kişisel:
sorumluluğu:
tamamen:
kaldırmaz.

Şeytan En Çok İnsanın Hangi Zayıflıklarından Yararlanır
İnsanların:zayıflıkları:
farklıdır.
Birinin:
zaafı:
para:
olabilir.
Bir başkasının:
şöhret:
olabilir.
Başkasının:
öfke:
olabilir.
Bir diğerinin:
cinsellik,
makam,
kibir,
intikam
veya:
başkalarının:
takdiri:
olabilir.
Şeytan’ın:
cazibesi:
çoğu zaman:
insanın:
zaten içinde:
taşıdığı:
bir zaafla:
buluşur.

“Sonunda Azgınlardan Oldu” Ne Demektir
Ayetin:sonunda:
“fe kâne mine’l-gâvîn”
denir.
Bu:
doğru yoldan:
sapan,
şaşıran,
yanlış:
yönelişin:
içine giren:
kimselerden:
olmak:
anlamına:
gelir.
Dikkat edilirse:
başlangıç:
bilgidir.
Son:
ise:
sapmadır.
Bu:
çok ağır:
bir dönüşümdür.
Ve:
bize:
şunu:
öğretir:
Geçmişte doğruyu bilmiş olmak, gelecekte de mutlaka doğru kalacağımızın garantisi değildir.

Geçmişteki İyilikler İnsanı Gelecekteki Yanlışlardan Korur mu
Her zaman:değil.
Bir insan:
yıllarca:
çok güzel:
yaşamış:
olabilir.
Ama:
sonra:
çok kötü:
bir karar:
verebilir.
Bu yüzden:
iman
ve:
ahlak:
bir kez kazanılıp sonsuza kadar otomatik çalışan bir sertifika değildir.
İnsan:
kendini:
sürekli:
gözden:
geçirmelidir.

İnsan “Ben Artık Sağlamım” Dediğinde Tehlike Başlayabilir mi
Bazen:evet.
Çünkü:
ahlaki:
özgüven:
dikkat:
kaybına:
dönüşebilir.
İnsan:
“Ben böyle şey yapmam.”
der.
Sonra:
kendini:
riskli:
ortamlara:
sokar.
“Bana bir şey olmaz.”
der.
Sonra:
zaafını:
küçümser.
Oysa:
olgunluk:
yalnız:
kendine:
güvenmek:
değil,
kendi zayıflıklarını da tanımaktır.

Ayet Dini Bilgiyi Çıkar İçin Kullanmak Konusunda Ne Düşündürür
Bu ayetin:en güçlü:
ahlaki çağrılarından biri:
budur.
İnsan:
dini bilgiyi:
Allah’a:
yaklaşmak için:
kullanabilir.
Ama:
aynı bilgiyi:
para,
makam,
şöhret,
nüfuz
veya:
başkasını:
yönetmek için:
de kullanabilir.
Bu durumda:
bilgi:
hakikate:
hizmet etmek yerine:
kişisel çıkarın aracına
dönüşebilir.
Bu:
ayetlerin:
ruhuna:
çok büyük:
bir ihanet:
olabilir.

Hakikati Bildiği Hâlde Uzaklaşan Bir İnsan Geri Dönebilir mi
Ayet:burada:
onun:
sapmasını:
anlatır.
Ama:
Kur’an’ın:
genel mesajında:
samimi:
tövbe:
kapısı:
açıktır.
Bu nedenle:
bir insan:
hakikatten:
uzaklaşmış:
olsa bile:
hayatta olduğu:
sürece:
dönüş:
imkânını:
küçümsememelidir.
Fakat:
bu:
yanlışta:
ısrarı:
meşrulaştırmak:
değildir.
Dönüş fırsatı, uzaklaşmayı hafife almak için değil, geri gelmek için vardır.

A‘râf Suresi 174. ve 175. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
ayetleri:
ayrıntılı biçimde:
açıkladığını:
ve:
“belki dönerler”
dediğini:
bildirmişti.
- ayette ise:
ulaştığı hâlde:
onlardan:
sıyrılan:
bir insan:
örneği:
verilir.
Birlikte:
çok güçlü:
bir ders:
ortaya çıkar:
Hakikat insana gösterilebilir; fakat insan yine de ona nasıl cevap vereceğini seçer.
Bilgi:
kapıyı:
açar.
Ama:
o kapıdan:
yürümek:
insanın:
sorumluluğudur.

Sonuç: A‘râf Suresi 175. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 175. ayet:insanın:
en tehlikeli:
yanılgılarından:
birini:
yıkar:
“Biliyorum, o hâlde güvendeyim.”
Hayır.
Bilmek:
çok değerlidir.
Ama:
tek başına:
yeterli:
değildir.
Ayetin:
anlattığı kişi:
cahil:
değildir.
Ayetlerden:
habersiz:
değildir.
Hakikate:
uzak bir:
coğrafyada:
yaşamış:
bir kişi:
olarak:
sunulmaz.
Tam tersine:
Allah:
“Kendisine ayetlerimizi verdik.”
der.
Ama:
sonra:
çok çarpıcı:
bir ifade:
gelir:
“Onlardan sıyrıldı.”
İşte:
ayetin:
en sarsıcı:
noktası:
budur.
İnsan:
hakikati:
tanıyabilir
ve:
sonra:
ondan:
uzaklaşabilir.
Bu:
bize:
imanın:
ve ahlakın:
sürekli:
korunması:
gerektiğini:
hatırlatır.
Bir insan:
bugün:
dürüst:
olabilir.
Ama:
dürüstlüğünü:
yarın da:
koruması gerekir.
Bugün:
merhametli:
olabilir.
Ama:
güç:
eline:
geçtiğinde:
merhametini:
koruyabilecek mi?
Bugün:
haramdan:
uzak:
durabilir.
Ama:
önüne:
çok büyük:
bir çıkar:
geldiğinde:
aynı:
ölçüyü:
koruyabilecek mi?
İşte:
hakikatle:
gerçek:
ilişki:
bu anlarda:
ortaya çıkar.
Ayet:
bize:
bilginin:
ahlaka:
dönüşmediğinde:
ne kadar:
kırılgan:
olabileceğini:
gösterir.
Bir insan:
adalet hakkında:
kitap:
yazabilir.
Ama:
kendi çıkarı:
söz konusu:
olunca:
adaletsiz:
davranabilir.
Merhamet:
üzerine:
konuşabilir.
Ama:
evinde:
insanları:
incitebilir.
Kul hakkını:
anlatabilir.
Ama:
çalışanının:
hakkını:
vermeyebilir.
Tevazuyu:
öğretebilir.
Ama:
kendisine:
itiraz edilince:
öfkeye:
kapılabilir.
İşte:
bilgiyle:
ahlak arasındaki:
mesafe:
burada:
ortaya çıkar.
Bu ayet:
özellikle:
din anlatan:
insanlar için:
çok büyük:
bir:
ayna:
olmalıdır.
Çünkü:
din hakkında:
konuşmak:
insana:
manevi:
bir dokunulmazlık:
kazandırmaz.
Kur’an:
bilen:
insan da:
yanılabilir.
Tefsir:
bilen:
insan da:
nefsine:
yenilebilir.
Dini:
çok güzel:
anlatan:
bir insan:
kendi hayatında:
aynı:
hakikate:
sadık kalmayabilir.
Bu yüzden:
dini bilgi:
insanın:
kendini:
başkalarından:
üstün görmesine:
değil,
kendi sorumluluğunu daha ağır hissetmesine
neden olmalıdır.
Ayetin:
“sıyrılmak”
ifadesi:
bir başka:
çok derin:
ders:
verir.
İnsan:
çoğu zaman:
hakikatten:
bir anda:
kopmaz.
Bir süreç:
yaşar.
Önce:
küçük:
bir taviz.
Sonra:
bir tane:
daha.
Sonra:
bir bahaneyle:
vicdan:
susturulur.
Sonra:
“Zaten herkes böyle.”
denir.
Sonra:
yanlış:
normalleşir.
Ve:
bir süre sonra:
insan:
bir zamanlar:
kendisini:
koruyan:
ölçülerden:
tamamen:
uzaklaşabilir.
Bu:
ahlaki:
sıyrılmadır.
Bir giysinin:
bedenden:
çıkarılması:
gibi,
insan:
kendini:
koruyan:
ilkelerden:
tek tek:
çıkabilir.
İlk başta:
dürüstlük:
vardır.
Sonra:
“Bu seferlik.”
denir.
İlk başta:
kul hakkı:
önemlidir.
Sonra:
“Ama ben de çok emek verdim.”
denir.
İlk başta:
adalet:
önemlidir.
Sonra:
“Bu benim arkadaşım.”
denir.
İlk başta:
tevazu:
vardır.
Sonra:
“Ben kimim biliyor musun?”
başlar.
Ve:
insan:
fark etmeden:
kendi:
ahlaki zırhını:
çıkarabilir.
Şeytan’ın:
arkasından:
gelmesi:
de:
bu yüzden:
çok anlamlıdır.
İnsan:
hakikatle:
bağını:
zayıflattığında:
vesveseye,
kibre,
çıkarın:
cazibesine
ve:
yanlışın:
süslenmesine:
daha açık:
hale gelebilir.
Ama:
burada:
bütün suçu:
Şeytan’a:
atmak:
da:
doğru değildir.
Çünkü:
ayet:
önce:
kişinin:
ayetlerden:
sıyrıldığını:
söyler.
Sonra:
Şeytan’ın:
onu:
takip ettiğini:
anlatır.
Yani:
insanın:
seçimi:
önemlidir.
Bu:
günlük hayatta:
çok güçlü:
bir:
sorumluluk:
dersidir.
“Beni arkadaşlarım bozdu.”
“Çevrem yüzünden böyle oldum.”
“Şeytan kandırdı.”
Bunların:
etkisi:
olabilir.
Ama:
insanın:
kendi:
iradesini:
tamamen:
yok sayması:
doğru değildir.
Çevre:
etkiler.
Şeytan:
vesvese:
verir.
Arzu:
çeker.
Ama:
insan:
kendi:
cevabından:
sorumludur.
Ayet:
bize:
başka bir:
çok güçlü:
soru:
daha yöneltir:
Biz hakikati seviyor muyuz, yoksa hakikat yalnız bize uygun olduğu sürece mi onu seviyoruz?
Bu:
çok zor:
bir sorudur.
Bir ayet:
başkasını:
eleştiriyorsa:
hoşumuza:
gidebilir.
Ama:
aynı ayet:
bize:
dokunduğunda:
rahatsız:
olabiliriz.
Bir hüküm:
çıkarımıza:
uyuyorsa:
çok güçlü:
savunabiliriz.
Ama:
aynı ilke:
bize:
zarar:
verdiğinde:
başka:
yorumlar:
aramaya:
başlayabiliriz.
İşte:
hakikate:
sadakat:
tam da:
burada:
ölçülür.
Hakikat sana karşı olduğunda da hakikat diyebiliyor musun?
İnsan:
kendisini:
bu soruyla:
sınamalıdır.
Ayetin:
en önemli:
uyarılarından biri:
şudur:
Geçmişteki maneviyatına güvenip bugünkü durumunu ihmal etme.
Bir zamanlar:
çok iyi:
olmuş:
olabilirsin.
Bir zamanlar:
çok ibadet:
etmiş:
olabilirsin.
Bir zamanlar:
çok dürüst:
yaşamış:
olabilirsin.
Ama:
ahlak:
geçmişte:
alınmış:
bir diploma:
değildir.
Bugün:
nasılsın?
Bugün:
hangi:
kararı:
veriyorsun?
Bugün:
bildiğin:
hakikatle:
nasıl:
yaşıyorsun?
Asıl:
soru:
budur.
Belki de A‘râf 175’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bildiğimiz hakikatler gerçekten bizi mi taşıyor, yoksa biz onları yalnız işimize geldiğinde taşıdığımız bir bilgi yüküne mi dönüştürüyoruz?
Çünkü:
insanı:
kurtaran:
yalnız:
bilginin:
çokluğu:
değildir.
Bilginin:
kalbe,
ahlaka
ve:
davranışa:
dönüşmesidir.
Ve:
bu ayetin:
bize bıraktığı:
çok güçlü:
uyarı:
şudur:
Hakikati bilmekle yetinme; ondan sıyrılmamak için karakterini de koru. Çünkü insan bazen bilgisini kaybetmeden de bilgisinin gereğinden uzaklaşabilir.
“Bilgi seni otomatik olarak korumaz; onu nefsine, çıkarına ve kibrine rağmen yaşayabildiğin ölçüde sana rehber olur. Hakikatten uzaklaşmanın en tehlikeli biçimi, doğruyu unutmak değil; doğruyu bildiğin hâlde ona göre yaşamamaya alışmaktır.”
Ersan Karavelioğlu