A‘râf Suresi 176. Ayette “Dileseydik Onu Ayetlerimizle Yükseltirdik; Fakat O Yere Saplandı ve Hevesinin Peşine Düştü. Onun Durumu, Üzerine Varsan da Kendi Hâline Bıraksan da Soluyan Köpeğin Durumu Gibidir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanı aşağı çeken her zaman bilgisizlik değildir; bazen doğruyu bildiği hâlde arzularını hakikatin önüne koymasıdır. Bilgi yükseltebilir, fakat insan ona göre yaşamayı seçmediğinde aynı bilgi yalnızca taşınan bir yük hâline gelebilir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 175. ayetinde:
kendisine:
Allah’ın ayetleri verildiği hâlde:
onlardan:
sıyrılıp uzaklaşan
bir kişiden:
söz edilmişti.
Bu kişi:
hakikatten:
habersiz değildi.
Bilgi:
ona ulaşmıştı.
Fakat:
bilgiyle:
arasındaki bağı:
kendi tercihiyle:
zayıflatmış,
ardından:
Şeytan’ın:
peşine düşebileceği:
bir hâle:
gelmişti.
- ayet:
neden böyle bir:
düşüş yaşadığını:
daha açık biçimde:
anlatır:
“Dileseydik onu ayetlerimizle yükseltirdik. Fakat o yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, üzerine varsan da kendi hâline bıraksan da soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan toplumun durumu böyledir. Kıssaları anlat; belki düşünürler.”
Bu ayet:
çok sert:
ama çok derin:
bir insan:
tasviri yapar.
Bir tarafta:
ayetlerle yükselme ihtimali
vardır.
Diğer tarafta:
yere saplanma
vardır.
Bir tarafta:
hakikat:
vardır.
Diğer tarafta:
hevâ
yani:
insanın kontrolsüz:
arzu ve eğilimleri:
vardır.
Ve sonunda:
çok çarpıcı:
bir benzetme:
gelir:
Soluk soluğa kalan köpek.
Bu benzetmenin:
amacı:
hayvanı küçümsemek:
değildir.
Ayet:
belirli bir:
insan tutumunu:
anlatmak için:
gözle görülebilir:
güçlü bir:
örnek kullanır.
Asıl soru:
şudur:
İnsan kendisini yükseltebilecek hakikate sahip olduğu hâlde neden aşağıya doğru yaşamayı seçer?
“Dileseydik Onu Ayetlerimizle Yükseltirdik” Ne Demektir
Ayet:Allah’ın ayetlerinin:
insanı:
yükseltebilecek:
bir imkân:
olduğunu:
bildirir.
Buradaki:
yükselme:
fiziksel:
bir yükseliş:
değildir.
Manevi:
ahlaki
ve:
değer bakımından:
bir yükseliştir.
İnsan:
hakikati:
tanır,
ona:
sadık kalır
ve:
hayatını:
ona göre:
düzenlerse:
ahlaki olarak:
yücelebilir.
Yani:
vahiy insanı yalnız bilgilendirmek için değil, dönüştürmek için gelir.
“Dileseydik” İfadesi İnsanın İradesini Ortadan Kaldırıyor mu
Hayır.Ayetin:
devamı:
kişinin:
kendi:
tercihini:
özellikle:
gösterir:
“Fakat o yere saplandı ve hevesinin peşine düştü.”
Yani:
ilahî kudret:
vardır.
Ama:
insanın:
ahlaki seçimi de:
vardır.
Allah:
ona:
ayetleri:
vermiştir.
Yükselme:
imkânı:
sunulmuştur.
Fakat:
o:
başka bir yönü:
tercih etmiştir.
Ayetlerle Yükselmek Ne Anlama Gelir
Ayetlerle:yükselmek:
yalnız:
çok ayet:
ezberlemek:
değildir.
İnsan:
Kur’an’ı:
ezberleyebilir.
Ama:
adaletsiz:
olabilir.
Tefsir:
okuyabilir.
Ama:
kibirli:
olabilir.
Dini:
çok güzel:
anlatabilir.
Ama:
çıkar:
geldiğinde:
ilkelerini:
terk edebilir.
Gerçek:
yükseliş:
bilginin:
ahlaka dönüşmesiyle
başlar.
“Fakat O Yere Saplandı” Ne Anlama Gelir
Arapça ifadede:“ahlede ile’l-ard”
denir.
Bu:
yere:
yönelmek,
ona:
ağır biçimde:
bağlanmak,
dünyaya:
yapışıp kalmak:
gibi anlamlar:
taşır.
Buradaki:
“yer”:
yalnız:
toprak:
değildir.
İnsanın:
kendisine:
sunulan:
manevi yükselişi:
bırakıp:
daha aşağı:
çıkarların:
ve arzuların:
peşinde:
kalmasını:
anlatır.
“Yere Saplanmak” Dünya Hayatını Tamamen Terk Etmek Gerektiği Anlamına mı Gelir
Hayır.Kur’an:
dünya hayatını:
tamamen:
reddetmez.
Çalışmak:
para kazanmak,
evlenmek,
ev sahibi olmak,
ticaret yapmak,
güzel şeylerden:
yararlanmak:
kendi başına:
kötü değildir.
Sorun:
dünyanın:
insanın:
tek ölçüsü:
hâline gelmesidir.
Yani:
dünya elinde olabilir; fakat kalbinin tek efendisi hâline gelmemelidir.
“Hevesinin Peşine Düştü” Ne Demektir
Ayet:kişinin:
hevâsına
uyduğunu:
söyler.
Hevâ:
insanın:
kontrol edilmeyen:
arzusu,
kişisel:
isteği,
nefsinin:
eğilimi:
anlamlarını:
taşır.
Her istek:
kötü değildir.
Ama:
insan:
doğruyu:
yanlışı:
yalnız:
“Ben ne istiyorum?”
sorusuna göre:
belirlemeye:
başlarsa:
hevâ:
hayatın:
yöneticisine:
dönüşebilir.
Hevâ ile Doğal Arzu Arasında Fark Var mıdır
Evet.Acıkmak:
doğaldır.
Sevilmek istemek:
doğaldır.
Başarılı olmak:
doğaldır.
Para kazanmak:
doğaldır.
Cinsel arzu:
doğaldır.
Sorun:
bunların:
ahlaki sınırın:
önüne:
geçmesidir.
İnsan:
“İstiyorum, o hâlde doğrudur.”
demeye:
başladığında:
arzu:
ölçü:
hâline gelir.
Kur’an ise:
arzunun:
hakikatin üstüne çıkarılmamasını
öğretir.
İnsan Bildiği Hakikate Rağmen Neden Arzusunun Peşinden Gidebilir
Çünkü:bilgi:
her zaman:
arzudan:
daha güçlü:
olmayabilir.
İnsan:
doğruyu:
bilir.
Ama:
yanlış:
ona:
daha hızlı:
kazanç:
sunabilir.
Doğru:
sabır:
ister.
Yanlış:
hemen:
haz:
verebilir.
Doğru:
egoyu:
sınırlayabilir.
Yanlış:
egoyu:
besleyebilir.
Bu nedenle:
ahlak, bilginin arzuyla karşılaştığı anda sınanır.
Ayet Neden Köpek Benzetmesi Kullanıyor
Ayet:kişinin:
bitmeyen:
arzu,
hırs
ve:
doyumsuzluğunu:
çok çarpıcı:
bir görüntüyle:
anlatır.
Köpek:
bazı durumlarda:
dilini:
dışarı çıkararak:
hızlı solur.
Ayet:
bu fiziksel:
görüntüyü:
ahlaki:
bir benzetmeye:
dönüştürür:
Üzerine varsan da bırakıp gitsen de aynı hâl sürmektedir.
Buradaki:
vurgu:
hayvanın:
ahlaken kötü:
olması:
değildir.
İnsanın doymayan tutkusuna ait bir benzetmedir.
Köpek Bu Ayette Kötü veya Değersiz Bir Hayvan Olarak mı Gösteriliyor
Hayır.Hayvanlar:
insanlar gibi:
ahlaki:
sorumluluk:
taşımaz.
Bir köpeğin:
soluması:
günah:
değildir.
Bu:
onun:
biyolojik:
davranışlarından biridir.
Kur’an:
burada:
gözle:
tanınabilecek:
bir davranışı:
teşbih:
olarak kullanır.
Dolayısıyla:
ayetin amacı:
köpeği aşağılamak değil, insandaki belirli bir doyumsuzluk hâlini görünür kılmaktır.

“Üzerine Varsan da Bıraksan da Solur” Ne Anlama Gelir
Bu:çok güçlü:
bir benzetmedir.
Ayet:
kişinin:
dış şartlar:
değişse bile:
içindeki:
doyumsuzluğun:
devam ettiğini:
anlatır.
Uyarırsın:
aynı.
Bırakırsın:
aynı.
Kazanç:
gelir:
daha fazlasını:
ister.
İstediğini:
elde eder:
yine:
tatmin:
olmaz.
Bu:
bitmeyen hevânın psikolojisini
düşündürür.

İnsan Neden Sahip Oldukça Daha Fazlasını İsteyebilir
Çünkü:arzu:
sınır:
tanımazsa:
tatmin:
kalıcı:
olmayabilir.
İnsan:
“Şunu elde edersem yeter.”
der.
Elde eder.
Sonra:
başka bir:
şey:
ister.
Daha fazla:
para.
Daha fazla:
itibar.
Daha fazla:
takdir.
Daha fazla:
güç.
Daha fazla:
haz.
Eğer:
insanın:
“Yeter.”
diyebileceği:
bir ölçüsü:
yoksa:
sahip olmak:
doyurmak yerine:
iştahı:
büyütebilir.

Ayet Açgözlülük ve Bağımlılık Hakkında da Bir Ders Taşır mı
Ayetin:temel bağlamı:
hakikati:
bilip:
hevâsına:
uyan:
kişidir.
Ama:
ahlaki açıdan:
doyumsuzluk
ve:
kontrolsüz istek:
konusunda:
geniş bir:
ders:
çıkarılabilir.
İnsan:
para,
oyun,
alışveriş,
şöhret,
sosyal medya,
haz
veya:
başka bir:
isteğe:
kendini:
tamamen:
teslim edebilir.
Sorun:
nesnenin:
kendisi kadar:
insanın “duramama” hâlidir.

Arzularını Kontrol Etmek Onları Yok Etmek Demek midir
Hayır.İslam’ın:
ahlaki yaklaşımı:
insanın:
bütün arzularını:
yok etmesi:
değildir.
Ama:
onları:
yönetmesi:
beklenir.
Açlık:
vardır,
ama:
her şeyi:
yemezsin.
Öfke:
vardır,
ama:
her öfkelendiğinde:
zulmetmezsin.
Cinsel arzu:
vardır,
ama:
her istediğini:
yapmazsın.
Para:
istersin,
ama:
her kazanç:
yolunu:
meşru:
saymazsın.
İrade, arzunun varlığına rağmen ölçüyü koruyabilmektir.

Ayetlerde Bilgi Sahibi Olup Düşmek Neden Daha Çarpıcıdır
Çünkü:bu insanın:
önünde:
yükselme:
imkânı:
vardır.
Ayet:
“Onu ayetlerimizle yükseltirdik.”
der.
Yani:
o:
yolun:
ne olduğunu:
bilmektedir.
Bu yüzden:
düşüş:
daha:
çarpıcı:
hale gelir.
Bir insan:
doğruyu:
hiç bilmiyorsa:
öğrenmeye:
ihtiyacı vardır.
Ama:
doğruyu:
bildiği hâlde:
çıkarı uğruna:
terk ediyorsa:
mesele:
bilgi değil, sadakat meselesidir.

Bir İnsanın Çok Bilgili Olması Onu Eleştiriden Muaf Yapar mı
Hayır.Tam tersine:
bilgi:
kişiyi:
daha dikkatli:
olmaya:
çağırmalıdır.
Bir alim,
öğretmen,
din anlatıcısı
veya:
çok bilgili:
bir insan:
da:
yanlış yapabilir.
Bilgi:
kişiye:
dokunulmazlık:
vermez.
Hiç kimse:
“Ben biliyorum, o yüzden beni sorgulamayın.”
deme:
ayrıcalığına:
sahip değildir.
Hakikat:
kişilerden:
daha büyüktür.

“Ayetlerimizi Yalanlayan Toplumun Misali Budur” Ne Anlama Gelir
Ayet:bu tek kişinin:
hikâyesini:
daha geniş:
bir tavrın:
örneğine:
dönüştürür.
İnsan:
Allah’ın:
ayetleriyle:
karşılaşır,
ama:
onların:
rehberliğini:
reddederse:
kendi:
arzusunu:
ölçü:
hâline:
getirebilir.
Böylece:
dışarıdan:
ne kadar:
uyarı:
gelirse gelsin:
iç yönelişi:
değişmeyebilir.
Bu:
hakikati:
reddetmenin:
insanın:
iç dünyasında:
oluşturabileceği:
bir sonuç:
olarak:
sunulur.

A‘râf Suresi 175. ve 176. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
ayetler verilen:
ama:
onlardan:
sıyrılan:
kişiden:
söz edilmişti.
- ayet:
iç sebebini:
daha açık:
ortaya koyar:
“Yere saplandı ve hevâsının peşine düştü.”
Yani:
önce:
hakikatle:
bağ:
zayıflar.
Sonra:
arzu:
ölçüye:
dönüşür.
Sonunda:
insan:
kendisine:
sunulan:
manevi yükselişi:
kaybeder.
İki ayetin:
ortak mesajı:
çok güçlüdür:
Bilgi insanı yükseltebilir; fakat insanın bilgisine sadık kalması gerekir.

Sonuç: A‘râf Suresi 176. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 176. ayet:insan hayatındaki:
iki zıt yönü:
çok güçlü:
bir görüntüyle:
karşı karşıya:
getirir:
Yükselmek
ve:
yere saplanmak.
Allah:
bu kişi hakkında:
şöyle:
buyurur:
“Dileseydik onu ayetlerimizle yükseltirdik.”
Demek ki:
önünde:
çok büyük:
bir imkân:
vardır.
Hakikati:
bilmektedir.
Ayetlere:
ulaşmıştır.
Bilgi:
elindedir.
Ama:
hemen ardından:
şu ifade:
gelir:
“Fakat o yere saplandı ve hevâsının peşine düştü.”
İşte:
insanın:
trajedisi:
bazen:
tam burada:
başlar.
İnsan:
yükselebileceği:
hâlde:
aşağıyı:
seçebilir.
Bilgiyi:
bildiği hâlde:
çıkarı:
seçebilir.
Doğruyu:
bildiği hâlde:
kolayı:
seçebilir.
Adaleti:
bildiği hâlde:
kendi tarafını:
seçebilir.
Dürüstlüğü:
bildiği hâlde:
parayı:
seçebilir.
Tevazuyu:
bildiği hâlde:
kibri:
seçebilir.
Ve:
bir süre sonra:
insan:
şunu:
zannetmeye:
başlayabilir:
“Ben hâlâ doğruyu biliyorum, demek ki iyiyim.”
Ama:
ayet:
şunu:
hatırlatır:
Doğruyu bilmek başka, doğruya bağlı kalmak başkadır.
Bir doktor:
sigaranın:
zararlarını:
herkesten:
iyi:
bilebilir.
Ama:
sigara:
içebilir.
Bir ekonomist:
borcun:
risklerini:
çok iyi:
bilir.
Ama:
kendi:
hayatında:
kontrolsüz:
borçlanabilir.
Bir psikolog:
sağlıklı:
iletişimi:
anlatabilir.
Ama:
kendi:
ilişkisinde:
çok kırıcı:
davranabilir.
Bir din:
anlatıcısı:
kul hakkını:
saatlerce:
anlatabilir.
Ama:
kendi:
çalışanının:
hakkını:
vermeyebilir.
Demek ki:
bilgi ile karakter arasında otomatik bir bağ yoktur.
O bağı:
insan:
davranışlarıyla:
kurar.
Ayetin:
“yere saplanmak”
ifadesi:
bu yüzden:
çok derindir.
İnsan:
yeryüzünde:
yaşar.
Dünya:
kötü değildir.
Ama:
insanın:
bütün ufku:
yalnız:
dünya olursa:
sorun:
başlar.
Ne kadar kazanacağım?
İnsanlar beni ne kadar beğenecek?
Kaç kişi beni tanıyor?
Ne kadar güçlüyüm?
Ne kadar malım var?
Eğer:
hayatın:
bütün soruları:
bunlara:
indirgenirse,
insan:
yukarı:
bakma:
yeteneğini:
kaybedebilir.
Ayet:
dünya:
nimetlerinden:
yararlanmayı:
yasaklamıyor.
Ama:
dünyaya yapışıp kalma
tehlikesini:
gösteriyor.
Çünkü:
insanın:
değerini:
sadece:
sahip oldukları:
belirlemiyor.
Bazen:
sahip olduklarına:
rağmen:
vazgeçebildiği:
şeyler:
belirliyor.
Çok para:
kazanabilirsin.
Ama:
haksızsa:
almayabiliyor musun?
Büyük:
bir avantaj:
elde edebilirsin.
Ama:
başkasının:
hakkını:
çiğniyorsa:
vazgeçebiliyor musun?
İntikam:
alabilecek:
gücün:
var.
Ama:
adaleti:
koruyabiliyor musun?
İşte:
yükseklik:
burada:
başlıyor.
Ayetin:
köpek:
benzetmesi:
de:
bu bağlamda:
anlaşılmalıdır.
Köpek:
burada:
ahlaken:
suçlanan:
bir hayvan:
değildir.
Bir:
gözlem:
üzerinden:
örnek:
verilir:
Üzerine varsan da kendi hâline bıraksan da solur.
Bu:
insanın:
bitmek bilmeyen:
hevâsını:
düşündürür.
Doyumsuz:
insan:
elde eder.
Ama:
yetmez.
Bir ev:
ister.
Alır.
Sonra:
daha büyüğü:
gerekir.
Bir araba:
ister.
Alır.
Sonra:
daha pahalısı:
gerekir.
Bir miktar:
para:
ister.
Kazanır.
Sonra:
iki katı:
gerekir.
Bin kişinin:
beğenmesini:
ister.
Bin kişi:
beğenir.
Sonra:
on bin kişi:
gerekir.
İnsan:
bir:
“yeter”
noktası:
bulamazsa:
hayatı:
hep:
bir sonraki:
şeyi:
kovalamaya:
dönüşebilir.
Bu:
yalnız:
maddi:
şeylerde:
olmaz.
İnsan:
takdire:
de:
doyamayabilir.
İnsanlar:
onu:
övsün:
ister.
Överler.
Ama:
bir kişi:
eleştirince:
bütün:
övgüleri:
unutabilir.
Çünkü:
doyumsuz:
ego:
“Yeterince takdir edildim.”
demez.
Daha fazlasını:
ister.
Ayet:
insanın:
bu hâline:
çok ciddi:
bir soru:
yöneltir:
Seni gerçekten ne doyuracak?
Eğer:
hayatının:
anlamı:
yalnız:
daha fazlasıysa,
“daha fazla”
diye:
bir son:
yoktur.
Bu yüzden:
takva,
şükür,
kanaat
ve:
ölçü:
insanı:
yalnız:
günahtan:
değil,
sonsuz doyumsuzluktan da koruyabilir.
Ayetin:
sonunda:
Allah:
“Kıssaları anlat; belki düşünürler.”
buyurur.
Bu da:
çok önemlidir.
Kıssanın:
amacı:
o kişiye:
hakaret etmek:
değildir.
Amaç:
bizim:
düşünmemizdir.
Dolayısıyla:
bu ayeti:
okuyup:
yalnız:
“Ne kötü adammış.”
dersek:
ayet:
bize:
ulaşmadan:
geçebilir.
Asıl soru:
şudur:
Ben nerede hevâmın peşinden gidiyorum?
Ben hangi doğruyu bildiğim hâlde uygulamıyorum?
Benim dünyaya yapışıp kaldığım şey ne?
Para mı?
Şöhret mi?
Öfke mi?
İnat mı?
Bir insan mı?
Bir alışkanlık mı?
Bir makam mı?
Başkalarının:
beni:
beğenmesi mi?
Ayet:
insanı:
başkasını:
yargılamaktan önce:
kendi:
zaafını:
aramaya:
çağırır.
Belki de A‘râf 176’nın bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bizi yükseltebilecek hakikati biliyorsak, neden hâlâ aşağı çeken arzularımızın peşinden gidiyoruz?
Çünkü:
insan:
çoğu zaman:
neyin doğru:
olduğunu:
bilmiyor:
değildir.
Bazen:
sadece:
doğrunun:
gerektirdiği:
vazgeçişi:
istemiyordur.
Ve:
ayet:
bize:
çok sert:
ama çok değerli:
bir ölçü:
bırakır:
Bilgine değil, bilginle ne yaptığına bak.
Çünkü:
hakikat:
seni:
yükseltebilir.
Ama:
sen:
ona:
tutunmadığında,
en büyük:
bilgi bile:
nefsinin:
ağırlığını:
tek başına:
taşıyamayabilir.
“İnsanın yüksekliği ne kadar bildiğiyle değil, bildiği hakikate çıkarı karşısında ne kadar sadık kalabildiğiyle anlaşılır. Hevân ‘daha fazlasını’ isterken vicdanın ‘yeter’ diyebiliyorsa, bilgi artık yalnız zihninde değil karakterinde yaşamaya başlamıştır.”
Ersan Karavelioğlu