A‘râf Suresi 180. Ayette “En Güzel İsimler Allah’ındır; O Hâlde O’na Bu İsimlerle Dua Edin. O’nun İsimleri Hakkında Eğriliğe Sapanları Bırakın; Onlar Yaptıklarının Karşılığını Göreceklerdir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Allah’ı tanımaya çalışmak, yalnız O’nun hakkında daha çok kelime öğrenmek değildir; merhametini, adaletini, hikmetini ve kudretini hayatında daha derin biçimde fark etmektir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 179. ayetinde:
kalpleri olduğu hâlde:
anlamayan,
gözleri olduğu hâlde:
görmeyen,
kulakları olduğu hâlde:
işitmeyen:
insanlardan:
söz edilmişti.
Bu insanlar:
gaflet
içinde:
yaşıyorlardı.
- ayet ise:
gafletten:
çıkabileceği:
çok güçlü:
bir yönü:
hatırlatır:
Allah’ı doğru tanımak ve O’na doğru isimlerle yönelmek.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“En güzel isimler Allah’ındır. O hâlde O’na bu isimlerle dua edin. O’nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının karşılığını göreceklerdir.”
Bu ayet:
İslam düşüncesindeki:
Esmâü’l-Hüsnâ
anlayışının:
en temel:
ayetlerinden biridir.
Ama:
ayet:
yalnız:
Allah’ın isimlerini:
ezberlemeyi:
öğretmez.
Daha derin:
bir şey:
söyler:
Allah’ı nasıl tanıyorsun?
O’na nasıl sesleniyorsun?
O’nun hakkında hangi dili kullanıyorsun?
Ve:
Allah hakkında konuşurken sınırını biliyor musun?
Çünkü:
Allah’ın isimleri:
yalnız:
kelimeler:
değildir.
Her biri:
insanın:
Rabbiyle:
ilişkisini:
derinleştiren:
bir anlam:
taşır.
“En Güzel İsimler Allah’ındır” Ne Demektir
Ayetin Arapçasında:“Ve lillâhi’l-esmâü’l-hüsnâ”
ifadesi:
yer alır.
Yani:
“En güzel isimler Allah’a aittir.”
Buradaki:
hüsnâ
kelimesi:
en güzel,
en mükemmel,
en yüce:
anlamlarını:
taşır.
Allah’ın isimleri:
O’nun:
eksiklikten:
uzak,
kemal:
sahibi:
oluşunu:
ifade eder.
Bu yüzden:
Allah’ın:
isimleri:
insan isimleri:
gibi:
yalnız:
tanıtıcı:
etiketler:
değildir.
İlahî sıfatların ve kemalin anlamlarını taşırlar.
Esmâü’l-Hüsnâ Nedir
Esmâ:isimler:
demektir.
Hüsnâ:
en güzel:
demektir.
Dolayısıyla:
Esmâü’l-Hüsnâ
ifadesi:
Allah’ın en güzel isimleri
anlamına gelir.
Mesela:
er-Rahmân
çok geniş:
rahmet sahibi:
oluşunu,
er-Rahîm
merhametini,
el-Alîm
her şeyi:
bilmesini,
el-Hakîm
hikmetini,
el-Adl
adaletini,
el-Gafûr
çok bağışlayıcı:
oluşunu,
er-Rezzâk
rızık veren:
oluşunu:
hatırlatır.
Allah’ın İsimleri Sadece Bir Liste midir
Hayır.Esmâü’l-Hüsnâ:
yalnız:
ezberlenecek:
bir isim:
listesi:
değildir.
Asıl amaç:
Allah’ı:
bu isimlerin:
taşıdığı anlamlarla:
tanımaya:
çalışmaktır.
Mesela:
Allah’ın:
Rahmân
olduğunu:
bilmek:
yalnız:
“Rahmân”:
kelimesini:
ezberlemek:
değildir.
O’nun:
rahmetinin:
genişliğini:
düşünmek:
ve:
kendi hayatında da:
merhameti:
değerli:
görmektir.
Allah’ın İsimlerini Bilmek İnsanın Allah Tasavvurunu Nasıl Etkiler
Çok güçlü:biçimde:
etkiler.
Eğer:
insan:
Allah’ı:
yalnız:
cezalandıran:
bir varlık:
olarak:
düşünürse:
Allah tasavvuru:
eksik:
kalır.
Çünkü:
Allah:
aynı zamanda:
Rahmân, Rahîm, Gafûr, Vedûd
olarak:
tanıtılır.
Ama:
Allah’ı:
yalnız:
bağışlayan:
ve:
hiç hesap:
sormayan:
bir varlık:
gibi:
düşünmek de:
eksik:
olur.
Çünkü:
Allah:
aynı zamanda:
Adl, Hakem ve Hak
tır.
Esmâü’l-Hüsnâ:
insana:
dengeli bir Allah tasavvuru
kazandırır.
“O Hâlde Allah’a Bu İsimlerle Dua Edin” Ne Demektir
Ayet:yalnız:
isimleri:
bildirmez.
Onları:
dua:
ile:
ilişkilendirir:
“O’na bu isimlerle dua edin.”
Yani:
insan:
ihtiyacına:
ve duasının:
anlamına:
uygun:
isimlerle:
Allah’a:
yönelebilir.
Mesela:
bağışlanma:
isterken:
“Ya Gafûr.”
merhamet:
isterken:
“Ya Rahmân, Ya Rahîm.”
rızık:
isterken:
“Ya Rezzâk.”
yardım:
isterken:
“Ya Nasîr.”
diye:
Allah’a:
yönelmek:
bu ayetin:
ruhuyla:
uyumludur.
Dua Ederken Allah’ın İsimlerini Kullanmak Neden Anlamlıdır
Çünkü:dua:
yalnız:
bir istek:
listesi:
değildir.
Dua:
Allah’ı:
tanıyarak:
O’na:
yönelmektir.
“Ya Rahmân, bana merhamet et.”
dediğinde:
sen:
yalnız:
bir şey:
istemiyorsun.
Aynı zamanda:
Allah’ın:
rahmetini:
hatırlıyorsun.
“Ya Hakîm, bana doğru karar vermeyi nasip et.”
dediğinde:
Allah’ın:
hikmetini:
hatırlıyorsun.
Bu yüzden:
dua:
bilgi ile kulluğun buluştuğu yerlerden biridir.
Allah’ın İsimlerini Ezberlemek Yeterli midir
Ezberlemek:güzeldir.
Ama:
tek başına:
amaç:
değildir.
Bir insan:
99 ismi:
ezberleyebilir.
Ama:
Allah’ın:
er-Rakîb
yani:
gözeten:
olduğunu:
bilip:
kimse görmediğinde:
haksızlık:
yapabilir.
el-Adl
ismini:
bilir.
Ama:
adaletsiz:
davranabilir.
er-Rahîm
ismini:
bilir.
Ama:
acımasız:
olabilir.
Bu durumda:
isimler:
dilde:
vardır.
Ama:
hayatla bağlantısı zayıftır.
Esmâü’l-Hüsnâ İnsanın Ahlakını Etkilemeli midir
Evet.Elbette:
Allah’ın:
sıfatlarıyla:
kulun:
özellikleri:
aynı:
değildir.
İnsan:
Allah’ın:
sıfatlarına:
eşit:
olamaz.
Ama:
Allah’ın:
rahmetini:
tanıyan:
insan:
merhameti:
değerli:
görür.
Allah’ın:
adaletini:
bilen:
adaletsizlikten:
sakınmaya:
çalışır.
Allah’ın:
affediciliğini:
bilen:
affetmenin:
değerini:
anlayabilir.
Yani:
Allah’ı tanıma, insanın ahlaki yönünü de etkileyebilir.
Allah’ın İsimlerini İnsanlara Aynen Uygulamak Doğru mudur
Her isim:aynı şekilde:
insana:
uygulanmaz.
Bazı isimler:
insanlarda:
sınırlı:
bir anlamla:
kullanılabilir.
Mesela:
insan:
bilgili:
olabilir.
Ama:
Allah’ın:
el-Alîm
oluşuyla:
aynı değildir.
İnsan:
merhametli:
olabilir.
Ama:
Allah’ın:
rahmetiyle:
eşit:
değildir.
Bazı isimler ise:
Allah’a:
özgü:
bir anlam:
taşır.
Bu yüzden:
ilahî isimleri insan özellikleriyle aynı düzleme indirmemek gerekir.
Allah’ın İsimleri Neden “En Güzel” Olarak Nitelendiriliyor
Çünkü:Allah’ın:
isimleri:
eksiklik:
değil,
kemal:
ifade eder.
İnsan:
bilgili:
olabilir.
Ama:
bilgisi:
sınırlıdır.
Güçlü:
olabilir.
Ama:
gücü:
sınırlıdır.
Merhametli:
olabilir.
Ama:
merhameti:
eksilebilir.
Allah’ın:
isimleri ise:
insanın:
sınırlı nitelikleri:
gibi:
değildir.
İlahî kemali ifade eder.

“Allah’ın İsimleri Hakkında Eğriliğe Sapanları Bırakın” Ne Demektir
Ayette:“O’nun isimlerinde ilhada sapanları bırakın.”
anlamında:
bir ifade:
vardır.
Buradaki:
ilhâd
kelimesi:
eğrilmek,
doğru yönden:
sapmak,
bir şeyi:
yerinden:
başka yöne:
çevirmek:
anlamları:
taşır.
Allah’ın:
isimleri bağlamında:
bu:
Allah hakkında:
uygun olmayan:
isimler,
anlamlar
veya:
çarpıtmalar:
kullanmak:
şeklinde:
yorumlanmıştır.

Allah’ın İsimleri Hakkında “İlhad” Nasıl Olabilir
Tefsirlerde:farklı:
açıklamalar:
vardır.
Allah’ın:
isimlerini:
yanlış:
anlamlandırmak,
O’na:
yakışmayan:
nitelikler:
nispet etmek,
ilahî isimleri:
çarpıtmak
veya:
putlara:
uyarlamak:
gibi:
yorumlar:
yapılmıştır.
Asıl:
ortak:
nokta:
şudur:
Allah hakkında, O’nun kendisini tanıttığı hakikati bozacak bir dil kullanmamak gerekir.

Allah’a Kur’an ve Sahih Dini Gelenekte Bulunmayan Her Kelimeyle İsim Vermek Doğru mudur
Bu:İslam kelâmında:
dikkatli:
ele alınmış:
bir meseledir.
Allah hakkında:
konuşurken:
kişisel:
hayal gücümüzle:
rastgele:
isimler:
üretmemek:
daha güvenli:
bir yaklaşımdır.
Çünkü:
Allah’ı:
tanımlamak:
insanı:
tanımlamak gibi:
değildir.
Bu yüzden:
vahyin kullandığı isim ve niteliklere sadakat
önemlidir.
Ayrıntılarda:
alimlerin:
yaklaşımları:
farklılaşabilir.

Allah’ı İnsan Gibi Düşünmek Bu Ayetle İlgili Bir Sorun mudur
Allah’ın:isimlerini:
insan özelliklerinin:
sınırsız büyütülmüş:
hâli:
gibi:
düşünmek:
yanıltıcı:
olabilir.
Mesela:
insan:
öfkelenirken:
kontrolünü:
kaybedebilir.
Ama:
Allah’ın:
gazabını:
insanın:
kontrolsüz:
öfkesine:
benzetmek:
doğru değildir.
İnsan:
bir şeyi:
öğrenerek:
bilir.
Allah’ın:
bilgisi:
öğrenmeye:
muhtaç:
değildir.
Bu yüzden:
Allah’ın isimlerini insan psikolojisine indirgememek gerekir.

“Onları Bırakın” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu ifade:insana:
her tartışmanın:
peşinden:
koşmaması:
gerektiğini:
de:
düşündürür.
Yanlış:
açıklanabilir.
Hakikat:
anlatılabilir.
Ama:
insan:
sonsuz:
tartışmalar:
içinde:
kendisini:
kaybetmemelidir.
Ayet:
nihai:
hesabın:
Allah’a:
ait olduğunu:
hatırlatır.
Senin görevin hakikati korumaktır; herkesin hesabını sen görmek zorunda değilsin.

Allah’ın İsimleri Üzerinden İnsanları Kolayca Tekfir Etmek veya Mahkûm Etmek Doğru mudur
Dikkatli:olmak gerekir.
Allah hakkında:
yanlış:
bir söz:
ciddi:
bir meseledir.
Ama:
bir insanın:
neyi kastettiğini:
bilmeden,
bir kelime:
hatasından:
hareketle:
hemen:
en ağır:
hükümleri:
vermek:
de:
doğru değildir.
İnsan:
önce:
anlamalı,
sormalı
ve:
ayrım:
yapmalıdır.
Çünkü:
Allah adına hüküm verirken de adalet gerekir.

Esmâü’l-Hüsnâ ile Dua İnsanın İç Dünyasını Nasıl Değiştirebilir
İnsan:sürekli:
Allah’ın:
isimlerini:
düşündüğünde:
hayata:
başka:
bir gözle:
bakabilir.
Korktuğunda:
el-Hafîz
ismini:
hatırlayabilir.
Umutsuz olduğunda:
er-Rahmân
ve:
el-Fettâh
isimleri:
ona:
umut:
verebilir.
Haksızlık:
gördüğünde:
el-Adl
ismini:
hatırlayabilir.
Bir karar:
verirken:
el-Hakîm
ismini:
düşünebilir.
Böylece:
Esmâü’l-Hüsnâ:
yalnız:
dilde:
değil,
hayatı anlamlandıran manevi bir haritaya
dönüşebilir.

A‘râf Suresi 179. ve 180. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
anlamayan,
gözleri olduğu hâlde:
görmeyen,
kulakları olduğu hâlde:
işitmeyen:
gafiller:
anlatılmıştı.
- ayette ise:
Allah’ın:
en güzel:
isimlerine:
yöneltilir.
Bir ayette:
gaflet,
diğerinde:
zikir ve dua
vardır.
Bir ayette:
insan:
hakikate:
duyarsızlaşır.
Diğerinde:
Allah’ı:
isimleriyle:
tanımaya
ve:
O’na:
yönelmeye:
çağrılır.
Bu:
çok anlamlı:
bir geçiştir:
Gafletin karşısına Allah’ı doğru tanıma ve hatırlama konur.

Sonuç: A‘râf Suresi 180. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 180. ayet:çok kısa:
ama:
insanın:
Allah ile:
ilişkisinde:
çok büyük:
bir kapı:
açar:
“En güzel isimler Allah’ındır.”
İnsan:
Allah’ı:
nasıl:
tanıyacak?
Kur’an:
bize:
Allah’ı:
isimleriyle:
tanıtır.
Rahmân.
Rahîm.
Melik.
Kuddûs.
Selâm.
Mü’min.
Müheymin.
Azîz.
Hakîm.
Alîm.
Gafûr.
Vedûd.
Rezzâk.
Fettâh.
Adl.
Ve:
daha birçok:
güzel:
isim.
Her biri:
insana:
Allah hakkında:
bir:
anlam:
kapısı:
açar.
Ama:
burada:
çok önemli:
bir noktayı:
unutmamak gerekir:
Allah’ın:
isimlerini:
ezberlemek:
Allah’ı:
tanımanın:
sonu:
değildir.
Belki:
başlangıcıdır.
Bir insan:
“Allah Rahmân’dır.”
dediğinde:
şunu:
düşünmelidir:
Ben Allah’ın rahmetine gerçekten güveniyor muyum?
Ben başkalarına merhamet ediyor muyum?
Kendi hatamdan sonra tövbe kapısının açık olduğuna inanıyor muyum?
Başkalarının dönüş ihtimalini kolayca yok mu sayıyorum?
Bir insan:
“Allah Adl’dir.”
dediğinde:
şunu:
sormalıdır:
Ben kendi hayatımda adil miyim?
Kendi:
çocuğum:
haksızsa:
bunu:
kabul edebiliyor muyum?
Sevmediğim:
bir insan:
haklıysa:
hakkını:
teslim edebiliyor muyum?
Bir insan:
“Allah Alîm’dir.”
dediğinde:
şunu:
hatırlamalıdır:
Benim:
sakladığım:
şeyi de:
bilir.
İnsanların:
bilmediği:
niyetimi de:
bilir.
O hâlde:
dışarıya:
gösterdiğim:
iyi görüntünün:
ötesinde:
içimde ne var?
İşte:
Esmâü’l-Hüsnâ:
böyle:
yaşandığında:
bir:
ezber:
olmaktan:
çıkar.
İnsanın:
kendisini:
tanımasına:
yardım eden:
bir:
manevi aynaya:
dönüşür.
Ayetin:
ikinci:
büyük mesajı:
duadır:
“O’na bu isimlerle dua edin.”
Bu:
çok güzel:
bir davettir.
İnsan:
Allah’a:
yalnız:
genel:
bir hitapla:
değil,
ihtiyacına:
uygun:
isimleri:
hatırlayarak:
yönelebilir.
Korktuğunda:
“Ya Hafîz.”
Kaybolmuş:
hissettiğinde:
“Ya Hâdî.”
Geçim:
kaygısı:
yaşadığında:
“Ya Rezzâk.”
Bir kapının:
açılmasını:
beklediğinde:
“Ya Fettâh.”
Affedilmeye:
ihtiyaç:
duyduğunda:
“Ya Gafûr.”
Kalbin:
şefkate:
muhtaç:
olduğunda:
“Ya Rahmân, Ya Rahîm.”
diyebilir.
Böyle:
dua:
yalnız:
“Bana bunu ver.”
demek:
olmaktan:
çıkar.
Allah’ın:
kim olduğunu:
hatırlayarak:
O’na:
yönelmeye:
dönüşür.
Bu:
duaya:
çok farklı:
bir derinlik:
kazandırır.
Çünkü:
insan:
“Ya Rezzâk.”
dediğinde:
yalnız:
rızık:
istemiyor.
Aynı zamanda:
rızkın:
nihai:
kaynağının:
Allah olduğunu:
hatırlıyor.
“Ya Gafûr.”
dediğinde:
yalnız:
affedilmek:
istemiyor.
Allah’ın:
bağışlayıcılığını:
hatırlıyor.
“Ya Hakîm.”
dediğinde:
yalnız:
sorunun:
çözülmesini:
istemiyor.
Kendi:
anlayamadığı:
şeylerin:
ötesinde:
bir hikmet:
bulunabileceğini:
kabul ediyor.
Bu:
imanın:
çok güzel:
bir:
tevazu:
biçimidir.
Ayetin:
üçüncü:
mesajı ise:
Allah hakkında:
konuşmanın:
ciddiyetidir.
İnsan:
kendi:
hayalini:
Allah’a:
nispet:
etmemelidir.
“Bence Allah kesin şöyle düşünür.”
“Allah mutlaka şunu ister.”
“Allah kesin bu kişiyi cezalandırıyor.”
gibi:
ifadeler:
çok dikkatli:
kullanılmalıdır.
Çünkü:
Allah adına:
konuşmak:
sıradan:
bir yorum:
değildir.
Bilmiyorsak:
“Bilmiyorum.”
demek:
bazen:
en:
dindar:
cevaplardan:
biri:
olabilir.
Bu:
cehaleti:
övmez.
Tam tersine:
bilginin:
sınırını:
bilmeyi:
öğretir.
Ayetin:
“İsimleri hakkında ilhada sapanları bırakın.”
ifadesi de:
insana:
başka bir:
denge:
öğretir.
Hakikati:
savun.
Ama:
her:
tartışmanın:
esiri:
olma.
Bir:
insan:
yanlış:
konuşabilir.
Sen:
doğrusunu:
söylersin.
Ama:
sonra:
bütün:
hayatını:
o insanı:
yenmeye:
adamamalısın.
Çünkü:
nihai:
hesap:
Allah’a:
aittir.
İnsan:
bazen:
din:
adına:
başkasının:
hesabını:
görmeye:
o kadar:
odaklanır ki:
kendi:
kalbini:
unutabilir.
Oysa:
A‘râf 180:
önce:
sana:
şunu:
söyler:
Allah’ı tanı.
O’na dua et.
O’nun isimlerini doğru anla.
Sonra:
başkasının:
yanlışını:
Allah’a:
bırak.
Bu:
insana:
çok büyük:
bir:
manevi denge:
kazandırabilir.
Esmâü’l-Hüsnâ'nın:
belki de:
en güzel:
taraflarından biri:
insanın:
hayatın:
farklı:
anlarında:
Allah’ı:
farklı:
isimlerle:
hatırlayabilmesidir.
Bir:
anne:
çocuğu:
için:
endişelendiğinde:
Allah’ın:
koruyuculuğunu:
hatırlar.
Bir:
insan:
büyük:
bir:
hata:
yaptığında:
Gafûr:
ismini:
hatırlar.
Haksızlığa:
uğrayan:
Adl:
ismini:
hatırlar.
Çıkış:
bulamayan:
Fettâh:
ismini:
hatırlar.
Rızkı:
daralan:
Rezzâk:
ismini:
hatırlar.
Yalnız:
kalan:
Vedûd:
ismini:
hatırlar.
Ve:
insan:
böylece:
Allah’la:
ilişkisini:
yalnız:
korku:
üzerinden:
değil,
rahmet, adalet, hikmet, sevgi, bağışlanma, rızık ve güven üzerinden de
kurabilir.
Belki de A‘râf 180’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah’ın güzel isimlerini gerçekten tanıyor muyuz, yoksa onları yalnız ezberlediğimiz kelimeler olarak mı taşıyoruz?
Çünkü:
bir ismi:
bilmek:
başka,
o ismin:
hayatındaki:
anlamını:
fark etmek:
başkadır.
er-Rahmân
dediğinde:
umut:
doğuyorsa,
el-Adl
dediğinde:
kendi:
adaletini:
sorguluyorsan,
el-Alîm
dediğinde:
gizli:
niyetlerini:
hatırlıyorsan,
el-Gafûr
dediğinde:
tövbeye:
yöneliyorsan,
el-Hakîm
dediğinde:
sabretmeyi:
öğreniyorsan,
Esmâü’l-Hüsnâ:
artık:
yalnız:
dilinde:
değil,
hayatında:
yaşamaya:
başlamış:
demektir.
Ve:
A‘râf 180’in:
bize bıraktığı:
çok güçlü:
ölçü:
şudur:
Allah’ı doğru isimlerle tanı, O’na bu isimlerle yönel ve O’nun hakkında konuşurken kendi hayalini değil, vahyin öğrettiği hakikati ölçü al.
“Allah’ın isimlerini ezberlemek güzeldir; fakat asıl güzellik, ‘Rahmân’ dediğinde rahmeti, ‘Adl’ dediğinde adaleti, ‘Gafûr’ dediğinde dönüş umudunu ve ‘Alîm’ dediğinde gizlediğin hiçbir şeyin O’ndan gizli olmadığını hatırlayabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu