A‘râf Suresi 172. Ayette “Rabbin Âdemoğullarının Soylarından Zürriyetlerini Almış, Onları Kendilerine Şahit Tutmuş ve ‘Ben Sizin Rabbiniz Değil miyim?’ Demişti. Onlar da ‘Evet, Şahidiz’ Demişlerdi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen hayat boyunca yeni bir hakikat aradığını sanır; belki de en derin arayışı, yaratılışına yerleştirilmiş olanı yeniden hatırlama çabasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 171. ayetinde:
Hz. Musa’nın kavmine:
“Size verdiğimize sımsıkı sarılın ve içindekileri hatırlayın ki takva sahibi olasınız.”
denilmişti.
- ayette ise:
çok daha geniş:
bir noktaya taşınır.
Artık:
yalnız:
Hz. Musa’nın kavminden:
değil,
Âdemoğullarından, yani insanlığın bütününden
söz edilir.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Hani Rabbin Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini almış ve onları kendileri hakkında şahit tutmuştu: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ Onlar da, ‘Evet, şahidiz’ demişlerdi. Bu, kıyamet günü ‘Biz bundan habersizdik’ dememeniz içindir.”
Bu ayet:
İslam düşüncesinde:
çok önemli bir yere sahiptir.
Türk-İslam kültüründe:
“Elest Bezmi”
veya:
“Bezm-i Elest”
olarak bilinen:
anlayışın:
temel ayetlerinden biridir.
Ama:
ayeti:
yalnız:
şiirsel bir:
“ruhların buluşması”
hikâyesine:
indirgememek gerekir.
Çünkü:
ayet:
çok daha derin:
bir meseleyle:
ilgilenir:
İnsan ile Rabbi arasındaki temel bağ nedir?
İnsan Allah’a karşı neden sorumludur?
İnsan yaratılışında hakikate dair bir yönelim taşır mı?
Ve:
“Ben bilmiyordum.”
demek:
ahlaki sorumluluğu:
tamamen ortadan kaldırır mı?
“Rabbin Âdemoğullarından Zürriyetlerini Aldı” Ne Anlama Gelir
Ayet:Âdemoğullarının:
nesillerinden,
soylarından:
gelecek insanların:
çıkarılmasından:
söz eder.
Buradaki:
ifade:
insanlığın:
nesilden nesile:
devam eden:
bütünlüğünü:
hatırlatır.
Yani:
muhatap:
yalnız:
belirli bir:
millet,
kavim
veya:
dönem:
değildir.
İnsanlık ailesidir.
Bu Olay Gerçekten İnsanlar Dünyaya Gelmeden Önce mi Gerçekleşti
İslam tefsir geleneğinde:yaygın klasik yorumlardan biri:
bu ayetin:
insanların:
dünya hayatından önce:
Allah’ın huzurunda:
bir tür:
ahit ve şahitlik:
yaşadığını:
bildirdiği:
şeklindedir.
Bu anlayış:
“Bezm-i Elest”
diye:
meşhur olmuştur.
Ancak:
olayın:
tam olarak:
nasıl gerçekleştiği,
hangi biçimde:
olduğu
ve:
insanların:
bu şahitliği:
hangi şekilde:
yaşadığı:
Kur’an’da:
ayrıntılı olarak:
açıklanmaz.
Bu nedenle:
vahyin açık söylediğiyle, sonraki tasvirleri birbirinden ayırmak gerekir.
“Bezm-i Elest” Ne Demektir
“Elest”ayette geçen:
“Elestü bi Rabbikum?”
ifadesinden:
gelir.
Anlamı:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”
dir.
Bezm
ise:
meclis,
toplanma:
anlamında:
kullanılan:
Farsça kökenli:
bir kelimedir.
Bu yüzden:
“Bezm-i Elest”
Türk-İslam kültüründe:
insanın:
Allah’ın Rabliğine:
“Evet.”
dediği:
ilk ahdi:
ifade eden:
bir kavram hâline:
gelmiştir.
“Ben Sizin Rabbiniz Değil miyim?” Sorusu Ne Anlama Gelir
Ayetin merkezindeki:soru:
budur:
“Elestü bi Rabbikum?”
Yani:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”
Buradaki:
Rab
kelimesi:
yalnız:
“yaratan”
anlamını:
taşımaz.
Rab:
yaratan,
yaşatan,
terbiye eden,
koruyan,
sahip olan
ve:
varlığın:
nihai dayanağı:
olan Allah’ı:
ifade eder.
Dolayısıyla:
soru:
yalnız:
“Beni tanıyor musunuz?”
değildir.
Daha derin:
bir şekilde:
“Varlığınızın gerçek Rabbi ve kaynağı Ben değil miyim?”
sorusudur.
İnsanların “Belâ” Yani “Evet” Demesi Ne Anlama Gelir
İnsanların cevabı:“Belâ.”
dır.
Yani:
“Evet, Rabbimizsin.”
Ardından:
“Şahidiz.”
denir.
Bu:
Allah’ın:
Rabliği konusunda:
insanın:
kendi varlığına:
şahit tutulmasını:
ifade eder.
İslam düşüncesinde:
bu cevap:
insanın:
Allah’a karşı:
temel:
varoluşsal ilişkisinin:
sembolü ve:
ahit ifadesi:
olarak görülmüştür.
Peki Neden Hiçbirimiz Bu Olayı Hatırlamıyoruz
Bu:ayetle ilgili:
en çok sorulan:
sorulardan biridir.
Eğer:
insanlar:
“Evet, Sen bizim Rabbimizsin.”
dediyse:
neden:
bunu:
normal bir:
çocukluk hatırası gibi:
hatırlamıyoruz?
Kur’an:
bu olayın:
bugünkü:
bilinçli hafızamızda:
nasıl saklandığını:
açıklamaz.
Bu yüzden:
“Herkes bu olayı ayrıntılarıyla hatırlamak zorundadır.”
demek:
doğru değildir.
Bazı alimler:
bu ahdi:
gerçek:
ilk şahitlik:
olarak değerlendirirken,
bazıları:
ayetle:
insanın yaratılışına:
yerleştirilmiş:
Allah’ı tanıma:
yönelimi arasında:
güçlü bir:
ilişki kurmuştur.
Bu Ayet “Fıtrat” Kavramıyla İlişkili midir
Birçok İslam düşünürü:evet:
bu iki kavram:
arasında:
bağ kurmuştur.
Fıtrat:
insanın:
yaratılışındaki:
temel yönelim,
doğal yapı:
ve:
hakikati tanımaya:
açıklık:
anlamında:
kullanılır.
Bu yorumda:
A‘râf 172:
insanın:
Allah’a:
tamamen yabancı:
bir varlık:
olarak:
yaratılmadığını:
düşündürür.
İnsanın:
varlığının:
derinliklerinde:
yaratana yönelme ve anlam arama kapasitesi
bulunur.
Fıtrat İnsanın Allah’ı Otomatik Olarak Eksiksiz Bilmesi Demek midir
Hayır.İnsanın:
fıtratı olması:
onun:
hiç eğitim,
vahiy,
tefekkür
ve:
arayış olmadan:
bütün dini:
ayrıntıları:
doğuştan:
bildiği:
anlamına gelmez.
Fıtrat:
bir:
yönelim ve kabiliyet
olarak:
anlaşılabilir.
İnsan:
bu yönelimi:
besleyebilir.
Üzerini:
örtebilir.
Yanlış:
yönlendirebilir.
Veya:
vahiy,
akıl
ve:
tefekkürle:
geliştirebilir.
İnsan Allah’ı Arama İhtiyacını Neden Hisseder
İnsan:yalnız:
“Nasıl yaşarım?”
diye:
sormaz.
Aynı zamanda:
“Neden varım?”
diye:
sorar.
Ölümü:
düşünür.
Evrenin:
kaynağını:
merak eder.
İyilik ve:
kötülüğün:
temelini:
sorgular.
Hayatın:
bir amacı:
olup olmadığını:
araştırır.
A‘râf 172:
İslam açısından:
bu arayışın:
insanın yaratılışından:
tamamen kopuk:
olmadığını:
düşündürür.
“Onları Kendilerine Şahit Tuttuk” Ne Demektir
Ayet:insanların:
başkasına:
değil,
kendi nefisleri üzerine
şahit:
tutulduğunu:
söyler.
Bu:
çok çarpıcıdır.
İnsan:
sanki:
kendi varlığının:
tanığıdır.
Varlığı:
ona:
şunu:
sordurur:
“Ben kendimi mi yarattım?”
“Bu hayatın sahibi gerçekten ben miyim?”
“Ben neden yaşlanıyorum?”
“Ölümü neden durduramıyorum?”
İnsanın:
kendi sınırlılığı:
bile:
onun:
mutlak olmadığını:
gösteren:
bir şahitlik:
haline gelebilir.

Ayet İnsan Aklına da Bir Sorumluluk Yüklüyor mu
Dolaylı olarak:çok güçlü biçimde:
evet.
İnsan:
kendisine,
evrene,
hayata
ve:
ölüme:
baktığında:
sorular:
üretebilen:
bir varlıktır.
Vahiy:
bu sorulara:
rehberlik eder.
Dolayısıyla:
İslam’da:
iman:
yalnız:
atalardan:
devralınan:
bir kimlik:
olmamalıdır.
İnsan:
düşünmeli, anlamalı ve bilinçli biçimde yönelmelidir.

“Kıyamet Günü ‘Biz Bundan Habersizdik’ Dememeniz İçin” Ne Anlama Gelir
Ayet:bu ahdin:
sorumlulukla:
ilişkisini:
açıkça:
kurar.
İnsan:
kıyamet gününde:
“Biz bundan tamamen habersizdik.”
diyerek:
bütün sorumluluğu:
reddedemesin:
diye:
bu şahitlik:
hatırlatılır.
Ancak:
bu ifadeyi:
“Dünyada hiçbir mesaj almamış herkes eşit derecede suçludur.”
şeklinde:
basitleştirmemek gerekir.
İslam düşüncesinde:
bir insana:
hakikatin:
ne kadar ulaştığı,
hangi şartlarda:
yaşadığı
ve:
sorumluluk kapasitesi:
gibi meseleler:
ayrıca:
tartışılmıştır.
Nihai ve eksiksiz hüküm Allah’a aittir.

İnsan “Ben Bilmiyordum” Diyerek Her Sorumluluktan Kurtulabilir mi
Her zaman:hayır.
Bazen:
insan:
gerçekten:
bilmez.
Bu:
başka bir:
durumdur.
Ama:
bazen:
bilmemeyi:
seçer.
Araştırmaz.
Doğruyu:
duymak:
istemez.
İşine:
gelmediği için:
görmezden:
gelir.
Bu nedenle:
cehaletin:
her türü:
aynı:
değildir.
Ayet:
insanın:
hakikat karşısındaki:
temel:
sorumluluğunu:
hatırlatır.

Bu Ayet “Herkes Doğuştan Bütün Dini Bilir” mi Demektedir
Hayır.Ayet:
böyle:
ayrıntılı bir:
iddia:
kurmaz.
İnsan:
doğduğunda:
namazın:
rekâtlarını,
dini hükümlerin:
ayrıntılarını
veya:
vahyin:
bütün içeriğini:
bilmez.
Bunları:
öğrenir.
Ancak:
ayet:
insan ile:
Rabbi arasında:
çok temel:
bir ilişkinin:
var olduğunu:
bildirir.
Bu nedenle:
doğuştan ayrıntılı dini bilgi ile yaratılıştan gelen Rabbine yönelim aynı şey değildir.

Elest Ahdi İnsanın Özgür İradesini Ortadan Kaldırır mı
Hayır.Tam tersine:
dünya hayatındaki:
sınav:
insanın:
seçim yapabilmesine:
dayanır.
İnsan:
Allah’a:
yönelebilir.
Yüz çevirebilir.
İman edebilir.
İnkâr edebilir.
Doğruyu:
arayabilir.
Kendisine:
ulaşan hakikati:
reddedebilir.
Ayet:
insanın:
robot gibi:
zorunlu:
davrandığını:
değil,
sorumluluk taşıyan bir varlık olduğunu
hatırlatır.

“Elest Bezmi” Edebiyatta ve Tasavvufta Neden Bu Kadar Önemlidir
Çünkü:bu ayet:
Allah ile:
insan arasındaki:
ilk bağın:
çok güçlü:
bir sembolüne:
dönüşmüştür.
Tasavvuf ve:
klasik şiirde:
insanın:
Allah’a duyduğu:
özlem:
çoğu zaman:
Elest’te verilen sözün yankısı
gibi:
anlatılmıştır.
Şair:
dünyadaki:
özlemini:
sanki:
çok eski bir:
tanışıklığın:
hatırası:
olarak:
tasvir eder.
Bu:
çok güzel:
bir manevi:
yorum geleneğidir.
Ancak:
şiirsel ve:
tasavvufi tasvirlerle:
ayetin:
kelimesi kelimesine:
söylediğini:
birbirinden:
ayırt etmek:
gerekir.

Bu Ayet İnsana “Kendini Hatırla” mı Diyor
Bir yönüyle:evet.
Çünkü:
Allah’ın:
Rab olduğunu:
kabul etmek:
aynı zamanda:
insanın:
kendisinin:
Rab olmadığını:
kabul etmesidir.
Bu:
çok büyük:
bir:
öz farkındalık:
doğurur.
İnsan:
şunu:
hatırlar:
Ben:
yaratılmışım.
Sınırlıyım.
Ölümlüyüm.
Her şeyi:
kontrol edemem.
Her şeyin:
sahibi:
değilim.
Bu:
insanı:
küçültmek için:
değil,
yerini doğru anlaması için
önemlidir.

A‘râf Suresi 171. ve 172. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
“Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve içindekileri hatırlayın.”
denilmişti.
- ayette:
daha derin:
bir seviyeye:
taşınır:
İnsanın:
Rabbiyle:
temel ahdi:
hatırlatılır.
Birinde:
vahyin içeriğini hatırlamak,
diğerinde:
Rabbin kim olduğunu hatırlamak
vardır.
Bu iki ayet:
birlikte:
şunu düşündürür:
İnsan önce Rabbini, sonra O’nun kendisine verdiği ölçüyü unuttuğunda yönünü kaybetmeye başlayabilir.

Sonuç: A‘râf Suresi 172. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 172. ayet:Kur’an’ın:
insan hakkında:
sorduğu:
en derin:
sorulardan birine:
dokunur:
İnsan Allah’la ilişkisine nerede başladı?
Ayet:
bize:
çok çarpıcı:
bir sahne:
sunar:
Allah:
Âdemoğullarının:
zürriyetlerini:
şahit tutar.
Ve:
şu soruyu:
sorar:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”
İnsanların:
cevabı:
çok kısadır:
“Belâ.”
Yani:
“Evet.”
Sonra:
“Şahidiz.”
derler.
Bu:
İslam medeniyetinde:
yüzyıllar boyunca:
çok derin:
bir anlam:
kazanmıştır.
İnsan:
dünyaya:
geldiğinde:
belki:
bu olayı:
normal bir:
hatıra gibi:
hatırlamaz.
Ama:
hayat boyunca:
sanki:
aynı soruyla:
tekrar tekrar:
karşılaşır:
“Senin Rabbin kim?”
Bu soru:
yalnız:
dille:
verilecek:
bir cevap:
değildir.
İnsan:
hayatıyla:
da:
cevap verir.
Eğer:
para:
her şeyin:
önüne:
geçiyorsa,
hayatta:
paranın:
Rab gibi:
belirleyici:
hale gelme:
tehlikesi:
vardır.
Eğer:
başkalarının:
takdiri:
insanın:
bütün değerini:
belirliyorsa,
insan:
başkalarının:
onayına:
esir:
olabilir.
Eğer:
nefsinin:
her istediği:
bir emir:
gibi:
uygulanıyorsa,
insan:
arzularını:
hayatının:
nihai yöneticisi:
haline:
getirebilir.
İşte:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”
sorusu:
insanın:
hayatındaki:
bütün sahte:
mutlaklıkları:
sorgular.
Para:
Rab değildir.
Makam:
Rab değildir.
Şöhret:
Rab değildir.
Bir insan:
Rab değildir.
Devlet:
Rab değildir.
Toplum:
Rab değildir.
Nefis:
Rab değildir.
Ve:
insanın:
kendisi de:
Rab değildir.
Bu:
çok büyük:
bir:
özgürlük:
fikridir.
Çünkü:
Allah’ı:
Rab kabul eden:
insan:
başka:
hiçbir şeyi:
mutlaklaştırmamak:
gerektiğini:
öğrenir.
Ayetin:
başka bir:
büyük mesajı:
insanın:
kendisine:
şahit tutulmasıdır.
Bu:
bize:
şunu:
düşündürür:
İnsanın:
en büyük:
şahitlerinden biri:
yine:
kendisi olabilir.
Gece:
herkes:
uyuduğunda,
hiç kimse:
seni:
görmediğinde,
bir karar:
verdiğinde,
içinde:
bir ses:
sana:
“Bu doğru mu?”
diye:
sorabilir.
İnsan:
o sesi:
sürekli:
susturursa:
zamanla:
daha az:
duyabilir.
Ama:
vicdanı:
dinler,
aklını:
kullanır,
vahye:
kulak verir
ve:
kendisine:
dürüst davranırsa:
içindeki:
ahlaki farkındalık:
güçlenebilir.
Bu nedenle:
A‘râf 172:
yalnız:
geçmişteki:
gizemli:
bir olayın:
anlatısı:
değildir.
Bugünkü:
insanın:
kendisine:
sorduğu:
çok canlı:
bir sorudur:
“Ben kimim ve kimin karşısında sorumluyum?”
Modern insan:
çok fazla:
şeyi:
kontrol edebilir.
Uçakla:
dünyanın:
öbür ucuna:
gidebilir.
Uzaya:
araç gönderebilir.
Hastalıkları:
tedavi edebilir.
Milyarlarca:
bilgiye:
ulaşabilir.
Ama:
bütün bunlara:
rağmen:
hâlâ:
yaşlanır.
Hâlâ:
ölür.
Hâlâ:
sevdiklerini:
kaybedebilir.
Hâlâ:
geleceğin:
tamamını:
kontrol edemez.
Yani:
bilim:
insana:
çok büyük:
bir güç:
verirken,
varlığının:
sınırlılığını:
ortadan:
kaldırmaz.
Ayet:
insanın:
bu sınırlılığını:
Allah’ın:
Rabliğiyle:
birlikte:
düşünmeye:
çağırır.
Aynı zamanda:
çok önemli:
bir sorumluluk:
meselesi:
vardır.
Ayet:
“Kıyamet günü ‘Biz bundan habersizdik’ dememeniz için…”
der.
Bu:
insana:
şunu:
hatırlatır:
Hayat:
sadece:
yaşanıp:
bitecek:
bir süre:
değildir.
İnsan:
seçimlerinin:
ahlaki anlamını:
taşır.
Ama:
burada:
başkaları hakkında:
acele hüküm:
vermemek:
gerekir.
Kime:
ne kadar:
hakikat:
ulaştı?
Kim:
hangi ailede:
büyüdü?
Kim:
dini:
nasıl tanıdı?
Birine:
din:
merhametle mi:
anlatıldı,
yoksa:
zulümle mi:
tanıtıldı?
Bir insan:
hangi:
bilgiye:
gerçekten:
ulaşabildi?
Bütün bunların:
nihai:
hesabını:
biz:
tam olarak:
bilemeyiz.
En adil hüküm Allah’a aittir.
Bizim:
bu ayetten:
çıkarmamız gereken:
ilk görev:
başkalarının:
hesabını:
vermek:
değil,
kendi:
cevabımızı:
düşünmektir.
“Elestü bi Rabbikum?”
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”
Bu soru:
yalnız:
bir kez:
sorulmuş:
bir soru:
gibi değil,
insanın:
hayatı boyunca:
cevapladığı:
bir soru:
gibi de:
okunabilir.
Secde ettiğinde:
cevap verirsin.
Adil olduğunda:
cevap verirsin.
Haksız kazancı:
reddettiğinde:
cevap verirsin.
Gücün varken:
zulmetmediğinde:
cevap verirsin.
Kimse görmezken:
dürüst kaldığında:
cevap verirsin.
Hata yaptığında:
kibrini bırakıp:
tövbe ettiğinde:
cevap verirsin.
Ve:
bazen:
yalnızca:
gökyüzüne:
bakıp:
“Ben bu sonsuzluğun sahibi değilim.”
dediğinde bile:
kendi sınırlılığını:
hatırlarsın.
Belki de A‘râf 172’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Dille “Allah benim Rabbimdir” diyoruz; peki hayatımızdaki kararları gerçekten ne yönetiyor?
Çünkü:
Rablik:
yalnız:
bir kelime:
değildir.
İnsanın:
nihai:
bağlılığını:
belirleyen:
bir hakikattir.
Ve:
bu ayetin:
bize bıraktığı:
en derin:
hatırlatma:
belki de:
şudur:
İnsan Allah’ı ararken tamamen yabancı birini aramıyor olabilir; yaratılışının en derin sorusuna yeniden cevap veriyor olabilir: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”
Ve:
imanın cevabı:
hâlâ:
aynıdır:
“Belâ… Evet, şahidiz.”
“Elest’te verilen ‘Evet’, yalnız geçmişte söylenmiş bir söz olarak kalmamalıdır; insan her adaletinde, her tövbesinde, her secdesinde ve hakikat uğruna yaptığı her seçimde o cevabı yeniden yaşar. ‘Rabbim Sensin’ demenin en güçlü şekli, hayatını senden daha büyük gördüğün hiçbir şeye teslim etmemektir.”
Ersan Karavelioğlu