📖 A‘râf Suresi 162. Ayette “İçlerinden Zulmedenler Kendilerine Söylenen Sözü Başka Bir Sözle Değiştirdiler. Biz de Zulmetmeleri Sebebiyle Üzerlerine | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 A‘râf Suresi 162. Ayette “İçlerinden Zulmedenler Kendilerine Söylenen Sözü Başka Bir Sözle Değiştirdiler. Biz de Zulmetmeleri Sebebiyle Üzerlerine

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,780
2,724,963
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 A‘râf Suresi 162. Ayette “İçlerinden Zulmedenler Kendilerine Söylenen Sözü Başka Bir Sözle Değiştirdiler. Biz de Zulmetmeleri Sebebiyle Üzerlerine Gökten Bir Azap Gönderdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​


“İnsan bazen emri açıkça reddetmez; kelimelerini değiştirip anlamını boşaltarak da ondan uzaklaşır. Hakikate sadakat, sözü yalnız tekrar etmek değil, onun taşıdığı anlamı korumaktır.”
Ersan Karavelioğlu

A‘râf Suresi'nin 161. ayetinde İsrailoğullarına:

bir şehre yerleşmeleri,

orada verilen nimetlerden yararlanmaları,

“Hıtta”

demeleri,

kapıdan:

tevazu ve kulluk içinde:

girmeleri

ve:

Allah’tan bağışlanma istemeleri:

emredilmişti.

Üstelik:

“İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz.”

buyurulmuştu.

  1. ayette ise:
bu güzel imkânın karşısında:

bazılarının nasıl davrandığı:

anlatılır:

“İçlerinden zulmedenler, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de zulmetmeleri sebebiyle üzerlerine gökten bir azap gönderdik.”

Burada çok önemli bir ayrıntı vardır:

Ayet:

“Hepsi değiştirdi.”

demez.

“İçlerinden zulmedenler…”

der.

Yani:

bir önceki ayetlerde gördüğümüz:

bireysel sorumluluk ilkesi:

burada da:

korunur.

Ayetin ana konusu ise:

yalnız bir kelimenin:

değiştirilmesi değildir.

Daha derinde:

ilahî emri hafife almak, anlamını bozmak, itaati alaya dönüştürmek ve bilinçli şekilde sınırı aşmak

vardır.

1️⃣ “İçlerinden Zulmedenler” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

Çünkü:

Kur’an:

yanlış yapanları:

özellikle:

ayırt eder.

Ayet:

bir toplumun:

tamamını:

aynı suçla:

tanımlamaz.

“İçlerinden zulmedenler”

der.

Bu:

çok önemli bir:

adalet ölçüsüdür.

Bir grubun:

bazı fertleri:

yanlış yapmışsa,

suç:

otomatik olarak:

herkese:

yüklenmez.

2️⃣ Neden “Zulmedenler” Kelimesi Kullanılıyor ❓​

Çünkü:

buradaki yanlış:

yalnız:

bir kelime hatası:

değildir.

Onlara:

tevazu,

bağışlanma

ve:

itaat:

istenmişti.

Onlar ise:

emri:

değiştirerek:

başka bir tavra:

yöneldiler.

Bu:

hakikati:

yerinden etmek:

ve verilen nimete:

nankörlük etmek:

anlamında:

zulüm olarak:

nitelendirilir.

3️⃣ “Kendilerine Söylenen Sözü Değiştirdiler” Ne Demektir ❓​

  1. ayette:
onlara:

“Hıtta deyin.”

denilmişti.

Bu:

bağışlanma istemeyi:

ve:

tevazu içinde:

Allah’a yönelmeyi:

ifade ediyordu.

  1. ayette:
bazılarının:

bu sözü:

kendilerine söylenenden:

başka bir biçime:

çevirdiği:

bildirilir.

Yani:

emir:

olduğu gibi:

korunmamıştır.

4️⃣ Tam Olarak Hangi Kelimeyi Söylediler ❓​

Kur’an:

A‘râf 162’de:

değiştirdikleri:

yeni kelimenin:

tam olarak ne olduğunu:

söylemez.

Tefsirlerde:

çeşitli rivayetler:

aktarılmıştır.

Ancak:

bunları:

Kur’an’ın açık ifadesiyle:

aynı kesinlikte:

sunmamak gerekir.

Kesin olan:

kendilerine söylenen ifadeyi bilinçli biçimde değiştirmiş olmalarıdır.

5️⃣ Bir Kelimenin Değişmesi Neden Bu Kadar Önemli Olabilir ❓​

Çünkü:

mesele:

yalnız:

seslerin değişmesi:

değildir.

Kelime:

bir:

tavrı:

temsil eder.

Onlardan:

bağışlanma istemeleri:

ve:

tevazu göstermeleri:

istenmiştir.

Eğer:

bu ifade:

alay,

itaatsizlik

veya:

anlamı bozacak:

bir biçimde değiştirilmişse,

artık sorun:

gramer:

değil,

niyet ve itaat sorunudur.

6️⃣ Dini Bir Sözü Tekrarlamak ile Onun Anlamını Yaşamak Aynı Şey midir ❓​

Hayır.

İnsan:

çok güzel:

kelimeler:

söyleyebilir.

Ama:

davranışı:

tam tersini:

gösterebilir.

“Affet.”

diyebilir,

ama:

yanlışından:

dönmeyebilir.

“Şükür.”

diyebilir,

ama:

sürekli:

nankörlük:

edebilir.

Bu nedenle:

ilahî mesaj:

yalnız:

dilde:

değil,

tavırda da korunmalıdır.

7️⃣ İnsan Bir Emri Açıkça Reddetmeden de Bozabilir mi ❓​

Evet.

Bu:

ayet:

tam da:

böyle bir tehlikeyi:

düşündürür.

İnsan:

“Ben bunu kabul etmiyorum.”

demeyebilir.

Ama:

emrin:

anlamını:

değiştirebilir.

Onu:

kendi çıkarına:

uyarlayabilir.

Ciddiyetini:

ortadan kaldırabilir.

Böylece:

şeklen:

yakın görünürken:

özden:

uzaklaşabilir.

8️⃣ İlahi Sözü Değiştirmek ile Yorumlamak Arasındaki Fark Nedir ❓​

Yorumlamak:

bir metni:

anlamaya:

çalışmaktır.

Değiştirmek ise:

metnin:

söylemediği şeyi:

ona:

söyletmektir.

Yorumda:

dürüstlük:

vardır:

“Ben bunu böyle anlıyorum.”

denir.

Tahrifte ise:

kişisel tercih:

hakikatin:

yerine:

geçebilir.

Bu nedenle:

yorum ile vahyin kendisini birbirinden ayırmak çok önemlidir.

9️⃣ İnsan Neden Allah’ın Emrini Kendi İsteğine Göre Değiştirmek İster ❓​

Çünkü:

emir:

bazen:

nefsin:

istediği şeyle:

uyuşmayabilir.

İnsan:

tevazu yerine:

kibir:

isteyebilir.

Sabır yerine:

acele:

isteyebilir.

Hak yerine:

çıkar:

isteyebilir.

Böyle durumlarda:

insan:

emre uymak yerine:

emri kendisine uydurmaya

çalışabilir.

🔟 “Değiştirmek” Günümüz Hayatında Nasıl Bir Ahlaki Tehlikeyi Düşündürür ❓​

İnsan:

bir ilkeyi:

kendi çıkarına:

göre:

yeniden tanımlayabilir.

Mesela:

adaleti:

“Benim tarafıma yapılan iyilik”

gibi:

anlayabilir.

Merhameti:

yalnız:

sevdiği insanlara:

uygulayabilir.

Dürüstlüğü:

işine gelmediğinde:

askıya alabilir.

Bu durumda:

kelime:

aynı kalmıştır.

Ama:

anlamı değiştirilmiştir.

1️⃣1️⃣ Ayetteki “Ricz” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

onların üzerine:

“ricz”

gönderildiğini:

bildirir.

Bu kelime:

azap,

ağır sıkıntı,

ceza

gibi:

anlamlarda:

kullanılabilir.

Bazı tefsirlerde:

belirli bir:

salgın veya:

özel ceza türü:

olarak açıklamalar:

bulunur.

Ancak:

ayet:

burada:

cezanın fiziksel biçimini:

ayrıntılı olarak:

tanımlamaz.

1️⃣2️⃣ “Gökten Bir Azap Gönderdik” İfadesi Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

Bu:

belirli bir:

vahiy anlatısındaki:

ilahî ceza:

ifadesidir.

Kur’an:

bu olayın:

onların:

zulmü sebebiyle:

geldiğini:

açıkça bildirir.

Ancak:

buradan hareketle:

bugün yaşanan:

her hastalığın,

deprem,

sel

veya:

afetlerin:

“Allah’ın şu topluma verdiği ceza”

olduğunu:

kesin biçimde:

söylemek doğru değildir.

Böyle bir hüküm:

için:

vahiy bilgimiz:

yoktur.

1️⃣3️⃣ Neden Modern Felaketlere Kolayca “İlahî Ceza” Dememeliyiz ❓​

Çünkü:

biz:

Allah’ın:

belirli olaylardaki:

gizli hükmünü:

bilmiyoruz.

Bir deprem:

doğal süreçlerle:

açıklanabilir.

Bir hastalık:

biyolojik sebeplerle:

ortaya çıkabilir.

Bunlardan:

manevi ders:

çıkarılabilir.

Ama:

“Şu insanların günahı yüzünden Allah bunu gönderdi.”

demek:

vahiy olmadan:

Allah adına:

kesin hüküm vermek:

olabilir.

1️⃣4️⃣ “Zulmetmeleri Sebebiyle” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

Çünkü:

cezanın:

keyfî olmadığı:

vurgulanır.

Ayet:

açıkça:

“yaptıkları zulüm sebebiyle”

der.

Yani:

davranış

ve:

sonuç:

arasında:

ahlaki bir bağ:

kurulur.

Bu:

ilahî adalet:

fikrinin:

temelidir.

1️⃣5️⃣ Allah’ın Emrini Hafife Almak Neden İnsanın Kendisine Zarar Verebilir ❓​

  1. ayette:
“Bize değil, kendilerine zulmediyorlardı.”

denilmişti.

Burada da:

aynı çizgi:

devam eder.

İnsan:

Allah’ın:

emrini:

küçümsediğinde:

Allah’a:

zarar veremez.

Ama:

kendi:

ahlakını,

karakterini

ve:

hayat yönünü:

bozabilir.

1️⃣6️⃣ Bir Yanlışın Sürekli Tekrarlanması İnsanı Nasıl Değiştirir ❓​

İlk sefer:

insan:

rahatsız olabilir.

İkinci sefer:

daha az:

rahatsız olabilir.

Sonra:

yanlış:

normalleşebilir.

Bir süre sonra:

insan:

yanlışı:

savunmaya:

başlayabilir.

En sonunda:

doğruyu:

rahatsız edici:

bulabilir.

Bu nedenle:

küçük görülen bilinçli sapmalar zamanla karakter hâline gelebilir.

1️⃣7️⃣ Ayet Şaka ve Alay Konusunda Ne Düşündürür ❓​

Her şaka:

yanlış değildir.

Mizah:

insan hayatının:

doğal:

bir parçasıdır.

Ama:

insanın:

kutsal,

ahlaki

ve ciddi:

bir emri:

anlamını:

boşaltacak şekilde:

alay konusu:

yapması:

başka bir meseledir.

Burada:

asıl problem:

ciddiyet gerektiren hakikati hafife almaktır.

1️⃣8️⃣ A‘râf Suresi 161. ve 162. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor ❓​

  1. ayette:
kapılar:

açılmıştı.

Onlara:

şehir,

rızık,

bağışlanma

ve:

daha fazla iyilik:

vaat edilmişti.

Yapmaları gereken:

tevazuyla:

girmek

ve:

bağışlanma:

istemekti.

  1. ayette ise:
içlerinden zulmedenlerin:

kendilerine söylenen:

sözü:

değiştirdikleri:

anlatılır.

Yani:

bir ayette:

nimet ve rahmet kapısı,

diğerinde:

o nimetin bilinçli biçimde hafife alınması

vardır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: A‘râf Suresi 162. Ayet Bize Ne Öğretiyor ❓​

A‘râf Suresi 162. ayet:

insanın:

hakikatle:

oynamasının:

ne kadar ciddi:

bir mesele olduğunu:

gösterir.

Bir önceki ayette:

İsrailoğullarına:

çok güzel bir:

imkân:

verilmişti.

Bir şehir:

açılmıştı.

Rızık:

sunulmuştu.

Bağışlanma:

kapısı:

açılmıştı.

Onlardan:

istenen şey:

çok anlamlıydı:

Tevazuyla girin.

Bağışlanma isteyin.


Ve:

iyilik yapın.

Ama:

içlerinden bazıları:

kendilerine söylenen:

sözü:

değiştirdi.

Bu:

ilk bakışta:

küçük bir:

kelime değişikliği:

gibi:

görülebilir.

Ama:

Kur’an:

onu:

bu kadar:

ciddiye alıyorsa:

mesele:

yalnız kelimede:

değildir.

Mesele:

tavırdadır.

İnsana:

“Tevazu göster.”

deniyor,

ama:

o:

alay ediyor.

“Bağışlanma iste.”

deniyor,

ama:

o:

emrin anlamını:

bozuyor.

“Sözü koru.”

deniyor,

ama:

o:

kendi istediği:

hale:

getiriyor.

İşte:

hakikat:

bazen:

böyle:

yavaş yavaş:

bozulabilir.

İnsan:

doğruyu:

tamamen reddetmez.

Önce:

biraz:

eğer.

Sonra:

biraz:

değiştirir.

Sonra:

“Zaten asıl anlamı buydu.”

demeye:

başlar.

Bir süre sonra:

kendi ürettiği:

yorum ile:

asıl mesaj:

arasındaki fark:

kaybolabilir.

Bu:

özellikle:

din konusunda:

çok önemli bir:

uyarıdır.

İnsan:

kendi düşüncesini:

Allah’ın:

emri gibi:

sunmamalıdır.

Bir:

yorum:

yapıyorsa:

yorum:

olduğunu:

söylemelidir.

Bir:

rivayet:

aktarıyorsa:

ayet:

gibi:

sunmamalıdır.

Bir:

kültürel alışkanlığı:

seviyorsa:

onu:

otomatik olarak:

“Allah böyle emretti.”

şeklinde:

ilan etmemelidir.

Çünkü:

Allah adına:

konuşmak:

büyük bir:

sorumluluktur.

Ayetin:

günlük hayatta:

çok güçlü:

başka bir karşılığı:

daha vardır.

İnsan:

kelimelerin:

anlamını:

kendi çıkarına:

göre:

değiştirebilir.

Mesela:

“Ben dürüstüm.”

der.

Ama:

yalnız:

yakalanmayacağı yerde:

yalan söyler.

“Ben adilim.”

der.

Ama:

kendi çocuğu:

haksız olduğunda:

onu:

savunur.

“Ben merhametliyim.”

der.

Ama:

yalnız:

sevdiği insanlara:

merhamet eder.

“Ben özgürüm.”

der.

Ama:

başkasının hakkını:

çiğnemeyi:

özgürlük:

sayar.

Bu durumda:

kelimeler:

duruyor.

Ama:

anlamları:

bozuluyor.

İşte:

A‘râf 162:

bize:

çok güçlü:

bir dil ahlakı:

da öğretir:

Kelimeleri hakikatten koparma.

Adalet:

adalet olarak:

kalsın.

Merhamet:

merhamet olarak:

kalsın.

Tövbe:

gerçek dönüş:

olsun.

Şükür:

yalnız:

dilde değil:

davranışta:

görünsün.

Ve:

Allah’ın sözü:

insanın:

çıkarlarına göre:

yeniden şekillendirilmesin.

Ayetin:

sonunda:

cezanın:

“zulmetmeleri sebebiyle”

geldiği:

özellikle:

vurgulanır.

Bu:

çok önemlidir.

İlahî adalet:

rastgele:

değildir.

Ama:

bu tarihsel:

vahiy anlatısını:

alıp:

bugün yaşanan:

her felakete:

uygulamak:

da:

doğru değildir.

Biz:

bugün bir:

afet gördüğümüzde:

insanlara yardım:

etmeliyiz.

Acılarını:

azaltmalıyız.

Bilimsel sebebi:

araştırmalıyız.

Tedbir:

almalıyız.

Ama:

“Bu sizin günahınızın cezası.”

diye:

Allah adına:

kesin hüküm:

vermemeliyiz.

Çünkü:

bu ayette:

sebep:

vahiy tarafından:

bildirilmiştir.

Bugün:

böyle bir:

vahiy:

almıyoruz.

Ayetin:

ilk ifadesi de:

son derece:

önemlidir:

“İçlerinden zulmedenler…”

Bu:

bir kez daha:

bize:

genelleme yapmamayı:

öğretir.

Bir grubun:

bir kısmı:

yanlış yaptı diye:

herkesi:

aynı hükme:

sokma.

Kur’an:

bile:

suçu:

failine:

bağlıyor.

Biz de:

adaleti:

aynı titizlikle:

korumalıyız.

Belki de A‘râf 162’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Biz hakikate uymaya mı çalışıyoruz, yoksa hakikatin kelimelerini değiştirerek onu kendi hayatımıza uydurmaya mı çalışıyoruz?

Çünkü:

insanın:

kendini:

hakikate göre:

değiştirmesi:

zor olabilir.

Hakikati:

kendine göre:

değiştirmek:

daha kolaydır.

Ama:

kolay olan:

her zaman:

sadakat değildir.

Ve:

bu ayetin:

bize bıraktığı:

çok güçlü ölçü:

şudur:

Sözü değiştirmekten önce kendini değiştirmeyi dene.

Çünkü:

gerçek tövbe:

hakikati:

kendine uydurmak değil,

kendini hakikate yeniden yöneltmektir.


“Hakikat sana ağır geldiğinde kelimelerini değiştirmek kolaydır; zor olan kendini değiştirmektir. Oysa insanı olgunlaştıran, doğruyu kendi arzusuna uydurması değil, kendi arzusunu doğru karşısında yeniden ölçebilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt