A‘râf Suresi 162. Ayette “İçlerinden Zulmedenler Kendilerine Söylenen Sözü Başka Bir Sözle Değiştirdiler. Biz de Zulmetmeleri Sebebiyle Üzerlerine Gökten Bir Azap Gönderdik” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen emri açıkça reddetmez; kelimelerini değiştirip anlamını boşaltarak da ondan uzaklaşır. Hakikate sadakat, sözü yalnız tekrar etmek değil, onun taşıdığı anlamı korumaktır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 161. ayetinde İsrailoğullarına:
bir şehre yerleşmeleri,
orada verilen nimetlerden yararlanmaları,
“Hıtta”
demeleri,
kapıdan:
tevazu ve kulluk içinde:
girmeleri
ve:
Allah’tan bağışlanma istemeleri:
emredilmişti.
Üstelik:
“İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz.”
buyurulmuştu.
- ayette ise:
bazılarının nasıl davrandığı:
anlatılır:
“İçlerinden zulmedenler, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de zulmetmeleri sebebiyle üzerlerine gökten bir azap gönderdik.”
Burada çok önemli bir ayrıntı vardır:
Ayet:
“Hepsi değiştirdi.”
demez.
“İçlerinden zulmedenler…”
der.
Yani:
bir önceki ayetlerde gördüğümüz:
bireysel sorumluluk ilkesi:
burada da:
korunur.
Ayetin ana konusu ise:
yalnız bir kelimenin:
değiştirilmesi değildir.
Daha derinde:
ilahî emri hafife almak, anlamını bozmak, itaati alaya dönüştürmek ve bilinçli şekilde sınırı aşmak
vardır.
“İçlerinden Zulmedenler” İfadesi Neden Önemlidir
Çünkü:Kur’an:
yanlış yapanları:
özellikle:
ayırt eder.
Ayet:
bir toplumun:
tamamını:
aynı suçla:
tanımlamaz.
“İçlerinden zulmedenler”
der.
Bu:
çok önemli bir:
adalet ölçüsüdür.
Bir grubun:
bazı fertleri:
yanlış yapmışsa,
suç:
otomatik olarak:
herkese:
yüklenmez.
Neden “Zulmedenler” Kelimesi Kullanılıyor
Çünkü:buradaki yanlış:
yalnız:
bir kelime hatası:
değildir.
Onlara:
tevazu,
bağışlanma
ve:
itaat:
istenmişti.
Onlar ise:
emri:
değiştirerek:
başka bir tavra:
yöneldiler.
Bu:
hakikati:
yerinden etmek:
ve verilen nimete:
nankörlük etmek:
anlamında:
zulüm olarak:
nitelendirilir.
“Kendilerine Söylenen Sözü Değiştirdiler” Ne Demektir
- ayette:
“Hıtta deyin.”
denilmişti.
Bu:
bağışlanma istemeyi:
ve:
tevazu içinde:
Allah’a yönelmeyi:
ifade ediyordu.
- ayette:
bu sözü:
kendilerine söylenenden:
başka bir biçime:
çevirdiği:
bildirilir.
Yani:
emir:
olduğu gibi:
korunmamıştır.
Tam Olarak Hangi Kelimeyi Söylediler
Kur’an:A‘râf 162’de:
değiştirdikleri:
yeni kelimenin:
tam olarak ne olduğunu:
söylemez.
Tefsirlerde:
çeşitli rivayetler:
aktarılmıştır.
Ancak:
bunları:
Kur’an’ın açık ifadesiyle:
aynı kesinlikte:
sunmamak gerekir.
Kesin olan:
kendilerine söylenen ifadeyi bilinçli biçimde değiştirmiş olmalarıdır.
Bir Kelimenin Değişmesi Neden Bu Kadar Önemli Olabilir
Çünkü:mesele:
yalnız:
seslerin değişmesi:
değildir.
Kelime:
bir:
tavrı:
temsil eder.
Onlardan:
bağışlanma istemeleri:
ve:
tevazu göstermeleri:
istenmiştir.
Eğer:
bu ifade:
alay,
itaatsizlik
veya:
anlamı bozacak:
bir biçimde değiştirilmişse,
artık sorun:
gramer:
değil,
niyet ve itaat sorunudur.
Dini Bir Sözü Tekrarlamak ile Onun Anlamını Yaşamak Aynı Şey midir
Hayır.İnsan:
çok güzel:
kelimeler:
söyleyebilir.
Ama:
davranışı:
tam tersini:
gösterebilir.
“Affet.”
diyebilir,
ama:
yanlışından:
dönmeyebilir.
“Şükür.”
diyebilir,
ama:
sürekli:
nankörlük:
edebilir.
Bu nedenle:
ilahî mesaj:
yalnız:
dilde:
değil,
tavırda da korunmalıdır.
İnsan Bir Emri Açıkça Reddetmeden de Bozabilir mi
Evet.Bu:
ayet:
tam da:
böyle bir tehlikeyi:
düşündürür.
İnsan:
“Ben bunu kabul etmiyorum.”
demeyebilir.
Ama:
emrin:
anlamını:
değiştirebilir.
Onu:
kendi çıkarına:
uyarlayabilir.
Ciddiyetini:
ortadan kaldırabilir.
Böylece:
şeklen:
yakın görünürken:
özden:
uzaklaşabilir.
İlahi Sözü Değiştirmek ile Yorumlamak Arasındaki Fark Nedir
Yorumlamak:bir metni:
anlamaya:
çalışmaktır.
Değiştirmek ise:
metnin:
söylemediği şeyi:
ona:
söyletmektir.
Yorumda:
dürüstlük:
vardır:
“Ben bunu böyle anlıyorum.”
denir.
Tahrifte ise:
kişisel tercih:
hakikatin:
yerine:
geçebilir.
Bu nedenle:
yorum ile vahyin kendisini birbirinden ayırmak çok önemlidir.
İnsan Neden Allah’ın Emrini Kendi İsteğine Göre Değiştirmek İster
Çünkü:emir:
bazen:
nefsin:
istediği şeyle:
uyuşmayabilir.
İnsan:
tevazu yerine:
kibir:
isteyebilir.
Sabır yerine:
acele:
isteyebilir.
Hak yerine:
çıkar:
isteyebilir.
Böyle durumlarda:
insan:
emre uymak yerine:
emri kendisine uydurmaya
çalışabilir.
“Değiştirmek” Günümüz Hayatında Nasıl Bir Ahlaki Tehlikeyi Düşündürür
İnsan:bir ilkeyi:
kendi çıkarına:
göre:
yeniden tanımlayabilir.
Mesela:
adaleti:
“Benim tarafıma yapılan iyilik”
gibi:
anlayabilir.
Merhameti:
yalnız:
sevdiği insanlara:
uygulayabilir.
Dürüstlüğü:
işine gelmediğinde:
askıya alabilir.
Bu durumda:
kelime:
aynı kalmıştır.
Ama:
anlamı değiştirilmiştir.

Ayetteki “Ricz” Ne Anlama Gelir
Ayet:onların üzerine:
“ricz”
gönderildiğini:
bildirir.
Bu kelime:
azap,
ağır sıkıntı,
ceza
gibi:
anlamlarda:
kullanılabilir.
Bazı tefsirlerde:
belirli bir:
salgın veya:
özel ceza türü:
olarak açıklamalar:
bulunur.
Ancak:
ayet:
burada:
cezanın fiziksel biçimini:
ayrıntılı olarak:
tanımlamaz.

“Gökten Bir Azap Gönderdik” İfadesi Nasıl Anlaşılmalıdır
Bu:belirli bir:
vahiy anlatısındaki:
ilahî ceza:
ifadesidir.
Kur’an:
bu olayın:
onların:
zulmü sebebiyle:
geldiğini:
açıkça bildirir.
Ancak:
buradan hareketle:
bugün yaşanan:
her hastalığın,
deprem,
sel
veya:
afetlerin:
“Allah’ın şu topluma verdiği ceza”
olduğunu:
kesin biçimde:
söylemek doğru değildir.
Böyle bir hüküm:
için:
vahiy bilgimiz:
yoktur.

Neden Modern Felaketlere Kolayca “İlahî Ceza” Dememeliyiz
Çünkü:biz:
Allah’ın:
belirli olaylardaki:
gizli hükmünü:
bilmiyoruz.
Bir deprem:
doğal süreçlerle:
açıklanabilir.
Bir hastalık:
biyolojik sebeplerle:
ortaya çıkabilir.
Bunlardan:
manevi ders:
çıkarılabilir.
Ama:
“Şu insanların günahı yüzünden Allah bunu gönderdi.”
demek:
vahiy olmadan:
Allah adına:
kesin hüküm vermek:
olabilir.

“Zulmetmeleri Sebebiyle” İfadesi Neden Önemlidir
Çünkü:cezanın:
keyfî olmadığı:
vurgulanır.
Ayet:
açıkça:
“yaptıkları zulüm sebebiyle”
der.
Yani:
davranış
ve:
sonuç:
arasında:
ahlaki bir bağ:
kurulur.
Bu:
ilahî adalet:
fikrinin:
temelidir.

Allah’ın Emrini Hafife Almak Neden İnsanın Kendisine Zarar Verebilir
- ayette:
denilmişti.
Burada da:
aynı çizgi:
devam eder.
İnsan:
Allah’ın:
emrini:
küçümsediğinde:
Allah’a:
zarar veremez.
Ama:
kendi:
ahlakını,
karakterini
ve:
hayat yönünü:
bozabilir.

Bir Yanlışın Sürekli Tekrarlanması İnsanı Nasıl Değiştirir
İlk sefer:insan:
rahatsız olabilir.
İkinci sefer:
daha az:
rahatsız olabilir.
Sonra:
yanlış:
normalleşebilir.
Bir süre sonra:
insan:
yanlışı:
savunmaya:
başlayabilir.
En sonunda:
doğruyu:
rahatsız edici:
bulabilir.
Bu nedenle:
küçük görülen bilinçli sapmalar zamanla karakter hâline gelebilir.

Ayet Şaka ve Alay Konusunda Ne Düşündürür
Her şaka:yanlış değildir.
Mizah:
insan hayatının:
doğal:
bir parçasıdır.
Ama:
insanın:
kutsal,
ahlaki
ve ciddi:
bir emri:
anlamını:
boşaltacak şekilde:
alay konusu:
yapması:
başka bir meseledir.
Burada:
asıl problem:
ciddiyet gerektiren hakikati hafife almaktır.

A‘râf Suresi 161. ve 162. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
açılmıştı.
Onlara:
şehir,
rızık,
bağışlanma
ve:
daha fazla iyilik:
vaat edilmişti.
Yapmaları gereken:
tevazuyla:
girmek
ve:
bağışlanma:
istemekti.
- ayette ise:
kendilerine söylenen:
sözü:
değiştirdikleri:
anlatılır.
Yani:
bir ayette:
nimet ve rahmet kapısı,
diğerinde:
o nimetin bilinçli biçimde hafife alınması
vardır.

Sonuç: A‘râf Suresi 162. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 162. ayet:insanın:
hakikatle:
oynamasının:
ne kadar ciddi:
bir mesele olduğunu:
gösterir.
Bir önceki ayette:
İsrailoğullarına:
çok güzel bir:
imkân:
verilmişti.
Bir şehir:
açılmıştı.
Rızık:
sunulmuştu.
Bağışlanma:
kapısı:
açılmıştı.
Onlardan:
istenen şey:
çok anlamlıydı:
Tevazuyla girin.
Bağışlanma isteyin.
Ve:
iyilik yapın.
Ama:
içlerinden bazıları:
kendilerine söylenen:
sözü:
değiştirdi.
Bu:
ilk bakışta:
küçük bir:
kelime değişikliği:
gibi:
görülebilir.
Ama:
Kur’an:
onu:
bu kadar:
ciddiye alıyorsa:
mesele:
yalnız kelimede:
değildir.
Mesele:
tavırdadır.
İnsana:
“Tevazu göster.”
deniyor,
ama:
o:
alay ediyor.
“Bağışlanma iste.”
deniyor,
ama:
o:
emrin anlamını:
bozuyor.
“Sözü koru.”
deniyor,
ama:
o:
kendi istediği:
hale:
getiriyor.
İşte:
hakikat:
bazen:
böyle:
yavaş yavaş:
bozulabilir.
İnsan:
doğruyu:
tamamen reddetmez.
Önce:
biraz:
eğer.
Sonra:
biraz:
değiştirir.
Sonra:
“Zaten asıl anlamı buydu.”
demeye:
başlar.
Bir süre sonra:
kendi ürettiği:
yorum ile:
asıl mesaj:
arasındaki fark:
kaybolabilir.
Bu:
özellikle:
din konusunda:
çok önemli bir:
uyarıdır.
İnsan:
kendi düşüncesini:
Allah’ın:
emri gibi:
sunmamalıdır.
Bir:
yorum:
yapıyorsa:
yorum:
olduğunu:
söylemelidir.
Bir:
rivayet:
aktarıyorsa:
ayet:
gibi:
sunmamalıdır.
Bir:
kültürel alışkanlığı:
seviyorsa:
onu:
otomatik olarak:
“Allah böyle emretti.”
şeklinde:
ilan etmemelidir.
Çünkü:
Allah adına:
konuşmak:
büyük bir:
sorumluluktur.
Ayetin:
günlük hayatta:
çok güçlü:
başka bir karşılığı:
daha vardır.
İnsan:
kelimelerin:
anlamını:
kendi çıkarına:
göre:
değiştirebilir.
Mesela:
“Ben dürüstüm.”
der.
Ama:
yalnız:
yakalanmayacağı yerde:
yalan söyler.
“Ben adilim.”
der.
Ama:
kendi çocuğu:
haksız olduğunda:
onu:
savunur.
“Ben merhametliyim.”
der.
Ama:
yalnız:
sevdiği insanlara:
merhamet eder.
“Ben özgürüm.”
der.
Ama:
başkasının hakkını:
çiğnemeyi:
özgürlük:
sayar.
Bu durumda:
kelimeler:
duruyor.
Ama:
anlamları:
bozuluyor.
İşte:
A‘râf 162:
bize:
çok güçlü:
bir dil ahlakı:
da öğretir:
Kelimeleri hakikatten koparma.
Adalet:
adalet olarak:
kalsın.
Merhamet:
merhamet olarak:
kalsın.
Tövbe:
gerçek dönüş:
olsun.
Şükür:
yalnız:
dilde değil:
davranışta:
görünsün.
Ve:
Allah’ın sözü:
insanın:
çıkarlarına göre:
yeniden şekillendirilmesin.
Ayetin:
sonunda:
cezanın:
“zulmetmeleri sebebiyle”
geldiği:
özellikle:
vurgulanır.
Bu:
çok önemlidir.
İlahî adalet:
rastgele:
değildir.
Ama:
bu tarihsel:
vahiy anlatısını:
alıp:
bugün yaşanan:
her felakete:
uygulamak:
da:
doğru değildir.
Biz:
bugün bir:
afet gördüğümüzde:
insanlara yardım:
etmeliyiz.
Acılarını:
azaltmalıyız.
Bilimsel sebebi:
araştırmalıyız.
Tedbir:
almalıyız.
Ama:
“Bu sizin günahınızın cezası.”
diye:
Allah adına:
kesin hüküm:
vermemeliyiz.
Çünkü:
bu ayette:
sebep:
vahiy tarafından:
bildirilmiştir.
Bugün:
böyle bir:
vahiy:
almıyoruz.
Ayetin:
ilk ifadesi de:
son derece:
önemlidir:
“İçlerinden zulmedenler…”
Bu:
bir kez daha:
bize:
genelleme yapmamayı:
öğretir.
Bir grubun:
bir kısmı:
yanlış yaptı diye:
herkesi:
aynı hükme:
sokma.
Kur’an:
bile:
suçu:
failine:
bağlıyor.
Biz de:
adaleti:
aynı titizlikle:
korumalıyız.
Belki de A‘râf 162’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Biz hakikate uymaya mı çalışıyoruz, yoksa hakikatin kelimelerini değiştirerek onu kendi hayatımıza uydurmaya mı çalışıyoruz?
Çünkü:
insanın:
kendini:
hakikate göre:
değiştirmesi:
zor olabilir.
Hakikati:
kendine göre:
değiştirmek:
daha kolaydır.
Ama:
kolay olan:
her zaman:
sadakat değildir.
Ve:
bu ayetin:
bize bıraktığı:
çok güçlü ölçü:
şudur:
Sözü değiştirmekten önce kendini değiştirmeyi dene.
Çünkü:
gerçek tövbe:
hakikati:
kendine uydurmak değil,
kendini hakikate yeniden yöneltmektir.
“Hakikat sana ağır geldiğinde kelimelerini değiştirmek kolaydır; zor olan kendini değiştirmektir. Oysa insanı olgunlaştıran, doğruyu kendi arzusuna uydurması değil, kendi arzusunu doğru karşısında yeniden ölçebilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu