📖 Hicr Suresi 46. Ayette “Oraya Selâmet ve Güven İçinde Girin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 46. Ayette “Oraya Selâmet ve Güven İçinde Girin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,515
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 46. Ayette “Oraya Selâmet ve Güven İçinde Girin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 45. ayette takvâ sahiplerinin cennetlerde ve pınar başlarında olacağı bildirilmişti. 46. ayette ise onlara yöneltilen büyük güven sözü gelir: ‘Oraya selâmet ve güven içinde girin.’ Buradaki mesaj yalnız cennete fiziksel giriş değildir; korkunun, tehdit duygusunun, kaybetme endişesinin ve sürekli savunmada yaşama hâlinin sona erdiği bir güven ortamı anlatılır. Ayetteki ‘selâm’ esenlik, barış ve zarar görmeme; ‘âminîn’ ise emniyet ve güven içinde bulunma anlam alanına sahiptir. Böylece cennet, yalnız nimetlerin çok olduğu bir yer değil; insanın artık elindekini kaybetmekten korkmadığı, geleceği konusunda tehdit hissetmediği ve gerçek anlamda huzura kavuştuğu bir esenlik yurdu olarak tasvir edilir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 46. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Udhulûhâ bi-selâmin âminîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Oraya selâmet ve güven içinde girin.” diye ifade edilebilir.

Bir önceki ayette takvâ sahiplerinin cennetlerde ve pınarlar başında olacağı bildirilmişti. Şimdi ise bu insanların cennete hangi hâl içinde gireceği anlatılır: Selâmet ve güven.

Bu iki kelime, cennet tasvirinin yalnız maddi nimetlerden ibaret olmadığını çok açık biçimde gösterir.

2️⃣ “Udhulûhâ” Ne Anlama Gelir ❓​

“Udhulûhâ”, “oraya girin” anlamındadır.

Buradaki hitap, cennetin Allah tarafından takvâ sahiplerine açılan gerçek bir ahiret yurdu olduğunu ifade eder. Fakat giriş yalnız mekânsal bir hareket olarak düşünülmemelidir.

Ayetin devamındaki selâm ve güven vurgusu, girişin aynı zamanda yeni ve kalıcı bir varoluş hâline geçiş olduğunu gösterir.

3️⃣ “Selâm” Ne Anlama Gelir ❓​

“Selâm” kelimesi esenlik, barış, zarar görmeme ve huzur anlam alanına sahiptir.

Bu yüzden ayeti yalnız “Size selam söylendi” şeklinde daraltmak eksik olur. Selâm burada çok daha geniş bir güvenlik ve iyilik hâlini ifade eder.

Cennete giriş, yalnız yeni bir yere varmak değil; tehlikeden ve yıkıcı korkulardan arındırılmış bir hayata girmektir.

4️⃣ “Âminîn” Ne Anlama Gelir ❓​

“Âminîn”, güven içinde bulunanlar, emniyette olanlar anlamındadır.

Dünya hayatında insan sahip olduğu pek çok nimeti kaybetme ihtimaliyle yaşar. Sağlığını, malını, yakınlarını veya hayatını kaybedebilir.

Cennetteki güven ise nimetin kaybolmayacağına dair emniyet boyutunu da içerir.

5️⃣ Cennet Neden Güvenle Birlikte Anlatılıyor ❓​

Çünkü insan yalnız haz arayan bir varlık değildir; aynı zamanda güven arar.

Bir insan çok büyük servete sahip olabilir fakat hayatından korkuyorsa huzurlu olmayabilir. Güzel bir evde yaşayabilir fakat sürekli tehdit altındaysa kendisini mutlu hissetmeyebilir.

Bu nedenle cennetin büyük nimetlerinden biri, korkunun ve güvensizliğin sona ermesidir.

6️⃣ Cennette Kaybetme Korkusu Olacak mı ❓​

Ayetin güven vurgusu, cennette dünya hayatındaki türden sürekli kaybetme korkusunun bulunmayacağını düşündürür.

Dünyada insan güzel bir şeye kavuştuğunda bile “Ya kaybedersem?” diye endişe edebilir.

Cennet tasvirinde ise nimet ile birlikte nimetin devamlılığına güven vardır.

7️⃣ Cennetin Huzuru Sadece Fiziksel Güvenlik midir ❓​

Hayır. Fiziksel güvenlik bunun bir parçası olabilir; fakat huzur daha geniştir.

İnsanın içinde taşıdığı korkular, kıskançlıklar, güvensizlikler ve gerilimler de dünya hayatının önemli yükleridir.

Cennet tasviri, yalnız bedenin değil, insanın bütün varlığının esenliği olarak anlaşılmalıdır.

8️⃣ Dünyada Tam Güven Mümkün müdür ❓​

Dünya hayatında mutlak güven mümkün görünmez. İnsan tedbir alabilir fakat bütün riskleri ortadan kaldıramaz.

Evini güvenli hâle getirir ama her ihtimali kontrol edemez. Sağlığına dikkat eder ama bütün hastalıkları engelleyemez.

Dünya güvenliği sınırlıdır; cennetteki güven ise nihai ve kalıcı bir güven olarak tasvir edilir.

9️⃣ Allah’a Güvenmek Dünya Tedbirlerini Bırakmak mıdır ❓​

Hayır. Tevekkül, tedbirsizlik anlamına gelmez.

İnsan kapısını kilitleyebilir, güvenli araç kullanabilir, doktor kontrolüne gidebilir ve maddi geleceğini planlayabilir.

Allah’a güvenmek sebepleri terk etmek değil, sebepleri kullanırken mutlak kontrolün insanda olmadığını bilmektir.

🔟 Cennette Güven Olması Dünyadaki Korkularımızı Küçümsemek Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Dünya korkuları gerçektir.

İnsan savaş, hastalık, yoksulluk, yalnızlık veya gelecek kaygısı yaşayabilir. Bunları “İmanlıysan korkmazsın” diyerek küçümsemek doğru değildir.

Cennetin güven vaadi, dünyadaki korkunun gerçekliğini inkâr etmez; aksine bu korkuların sonsuza kadar sürmeyeceği umudunu taşır.

1️⃣1️⃣ Korkmak İman Eksikliği midir ❓​

Hayır. Korku insana ait doğal bir duygudur.

Bir tehlike karşısında korkmak biyolojik ve psikolojik olarak koruyucu bile olabilir. Peygamberlerin hayatlarında da kaygı, üzüntü ve endişe anları görülebilir.

Bu nedenle “Gerçek mümin hiç korkmaz” şeklindeki yaklaşım doğru değildir.

1️⃣2️⃣ Anksiyete veya Panik Yaşayan Bir İnsan İmansız mıdır ❓​

Hayır. Anksiyete, panik bozukluk ve benzeri durumların psikolojik ve biyolojik boyutları olabilir.

Böyle sorunlar yaşayan kişiye yalnız “Allah’a güven, geçer” demek yetersiz ve bazen zararlı olabilir.

Dinî destek faydalı olabilir; fakat gerektiğinde psikolojik ve tıbbi yardım almak da son derece doğaldır.

1️⃣3️⃣ “Selâm” Cennette İnsanlar Arasındaki İlişkileri de mi Anlatır ❓​

Evet, selâm kavramı yalnız bireysel güven değil, ilişkisel huzur anlamını da taşır.

Cennet, insanların birbirinden zarar görmediği, düşmanlık ve sürekli çatışmanın bulunmadığı bir ortam olarak tasvir edilir.

Bu nedenle cennet huzuru yalnız “Ben güvendeyim” değil, “Başkası da bana zarar vermeyecek” güvenini içerir.

1️⃣4️⃣ Gerçek Huzur Neden Sadece Servetle Sağlanamaz ❓​

Çünkü servet bazı sorunları çözer ama bütün korkuları ortadan kaldırmaz.

Maddi imkân güvenli konut, sağlık hizmeti ve daha rahat yaşam sağlayabilir. Bunların değeri küçümsenmemelidir.

Fakat insan çok zengin olduğu hâlde yalnızlık, kaybetme korkusu, güvensizlik veya anlam sorunu yaşayabilir.

Cennet tasviri, huzurun maddi bolluktan daha geniş olduğunu gösterir.

1️⃣5️⃣ Cennetin Güven Ortamı İnsan Onuruyla Nasıl İlişkilidir ❓​

İnsan kendisini sürekli tehdit altında hissettiğinde özgürce yaşayamaz.

Bu nedenle güven, insan onurunun önemli boyutlarından biridir. Dünya hayatında da insanların can, mal ve temel hak güvenliğinin korunması büyük bir ahlaki sorumluluktur.

Cennetteki güven tasviri, dünyada güvenli toplum kurma sorumluluğunu değersizleştirmez; tam tersine güvenin ne kadar değerli olduğunu hatırlatır.

1️⃣6️⃣ “Nasıl Olsa Cennette Güven Var” Deyip Dünyadaki Adaletsizliği Kabullenmek Doğru mu ❓​

Hayır.

Ahirette güven vaadi, dünyadaki zulme sessiz kalma gerekçesi değildir. İnsan elinden geldiğince güvenli ve adil toplumlar kurmaya çalışmalıdır.

Ahiret umudu dünya sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bir mağdurun hakkını savunmak, güvenliğini sağlamak ve gerektiğinde hukuk mekanizmalarını işletmek de insanın dünyadaki görevidir.

1️⃣7️⃣ Cennete Giriş Sadece “İyi Hissetmek” midir ❓​

Hayır. Cennet yalnız psikolojik bir metafor değildir.

İslamî anlayışta cennet gerçek bir ahiret yurdudur. Bununla birlikte Kur’an’ın selâm ve güven gibi kavramları kullanması, bu gerçekliğin yalnız fiziksel nimetlerden ibaret olmadığını gösterir.

Cennet gerçeklik, nimet, huzur ve güvenin birlikte bulunduğu bir ahiret hayatıdır.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 45 ve 46. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 45. ayette takvâ sahiplerinin cennetlerde ve pınarlar başında bulunduğu bildirilmişti. 46. ayette ise onlara “Oraya selâmet ve güven içinde girin” denilir.

Böylece önce mekânın güzelliği, sonra bu mekânda yaşanacak güven ve huzur hâli anlatılır.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 47. ayette ise cennette insan ilişkilerinin nasıl dönüştürüleceğine dair çok dikkat çekici bir ifade gelecektir: “Göğüslerinde kinden ne varsa söküp atarız; kardeşler olarak karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar.” Bu ayeti ele alırken özellikle kinin kalpten çıkarılması, cennette kıskançlık ve düşmanlığın sona ermesi, affetme ile dünyadaki adaletin birbirine karıştırılmaması, travmanın zorla unutulması gerektiği sonucuna gidilmemesi ve gerçek kardeşliğin yalnız slogan değil içsel güven gerektirmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 46. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 46. ayet, “Oraya selâmet ve güven içinde girin” buyurarak cennetin en büyük nimetlerinden birinin güven olduğunu ortaya koyar.

Bir önceki ayette cennetler ve pınarlar vardı.

Bu ayette ise emniyet vardır.

Bu geçiş bize önemli bir şeyi öğretir: İnsan yalnız nimet istemez, o nimeti korkmadan yaşayabilmek de ister.

Dünyada sahip olduğumuz hemen her şey kırılgandır.

Sağlığımız değişebilir.

Malımız kaybolabilir.

İlişkilerimiz bitebilir.

Sevdiklerimizden ayrılabiliriz.

Kendimiz de ölümlüyüz.

Bu nedenle dünya mutluluğunun içinde çoğu zaman kaybetme ihtimali bulunur.

Cennet tasviri ise bu kırılganlığın sona erdiği bir hayatı anlatır.

İnsan yalnız güzel bir şeye kavuşmaz; o güzelliğin elinden alınacağından korkmaz.

Bu, cennetin neden yalnız maddi bollukla açıklanamayacağını gösterir.

Çünkü insanın belki en büyük ihtiyaçlarından biri güvende hissetmektir.

Dünya hayatında çok zengin bir insan düşünelim.

Evleri olabilir.

Arabaları olabilir.

Büyük serveti olabilir.

Fakat sürekli öldürülmekten veya bütün servetini kaybetmekten korkuyorsa gerçek huzuru eksik kalabilir.

Başka biri çok daha az şeye sahip olabilir fakat kendisini güvende hissettiği için daha huzurlu yaşayabilir.

Bu bize servetin değersiz olduğunu değil, huzurun yalnız servetten oluşmadığını gösterir.

Cennet ise nimet ile güveni birlikte sunar.

Hem güzellik vardır hem kaybetmeme güveni.

Ayetin “selâm” kavramı da son derece zengindir.

Selâm yalnız “merhaba” anlamındaki selamlaşmadan ibaret değildir.

Bir insan diğerine “Selâm olsun” dediğinde aslında ona zarar gelmemesini, esenlik içinde bulunmasını diler.

Bu nedenle İslam kültüründeki selamlaşma bile derin bir ahlaki mesaj taşır:

“Benden sana zarar gelmesin.”

Eğer bir insan sürekli “Selâmün aleyküm” diyor ama başkalarına haksızlık yapıyorsa selâmın ahlaki anlamıyla davranışı arasında çelişki vardır.

Selâm kelimesi insan ilişkilerine güven taşımayı gerektirir.

İnsan karşısındaki kişiye tehdit değil emniyet olmalıdır.

Bu açıdan Hicr 46 yalnız ahiret için değil, dünya ahlakı için de düşündürücüdür.

İnsanlar bizim yanımızda güvende mi?

Dilimizden güvende mi?

Öfkemizden güvende mi?

Haksızlığımızdan güvende mi?

Emanet ettikleri sırlar bizde güvende mi?

Mallarını bize emanet ettiklerinde güvenebilirler mi?

İşte selâm kavramı dünyada böyle bir ahlaki derinlik taşıyabilir.

Ancak cennetteki güveni dünyaya tamamen taşıyabileceğimizi düşünmek gerçekçi değildir.

Dünya risk alanıdır.

İnsan tedbir almak zorundadır.

Bu nedenle “Allah’a güveniyorum” diyerek kapıyı açık bırakıp her riski görmezden gelmek tevekkül değildir.

Tedbir almak güvensizlik veya iman zayıflığı değildir.

İnsan emniyet kemeri takar.

Evini kilitler.

Sağlığını kontrol ettirir.

Maddi planlama yapar.

Bunların hiçbiri Allah’a güvenmeye aykırı değildir.

Tedbir sebeplere, güven ise nihai sonucun Allah’ın elinde olduğunu bilmeye aittir.

Bu ayet psikolojik güven açısından da çok önemlidir.

İnsan bazen fiziksel olarak tehlikede değildir ama zihni sürekli tehdit algılar.

Anksiyete yaşayan kişi gerçekte mevcut olmayan veya çok düşük ihtimalli tehlikeleri çok güçlü hissedebilir.

Bu durumda ona “İmanın güçlü olsa korkmazdın” demek sorunu çözmez.

Korku ve anksiyete beynin ve bedenin gerçek süreçleriyle ilişkilidir.

İnsan ibadet edebilir, dua edebilir ve aynı zamanda terapi veya tıbbi tedavi alabilir.

Manevi destek ile tıbbi yardım birbirinin düşmanı değildir.

Hicr 46’nın güven vaadi bu nedenle bir suçlama değil, bir umut olarak okunmalıdır.

Dünyada korku yaşayan insana “Neden korkuyorsun?” diye yük bindirmek yerine, Allah’ın nihai olarak korkunun olmadığı bir esenlik vaat ettiğini düşünmek daha anlamlıdır.

Cennet, insanların hayat boyu taşıdığı bazı ağır korkuların son kez geride bırakıldığı yer olarak düşünülebilir.

Bu korkulardan biri ölüm korkusudur.

İnsan dünyada ne kadar güvenlik kurarsa kursun ölüm gerçeği vardır.

Cennette ise ölümün tekrar tehdidi bulunmaz.

Bu nedenle cennet güveninin dünyadaki hiçbir sigorta sistemiyle tam karşılığı yoktur.

Dünyada en iyi güvenlik sistemi bile ölümlülüğü ortadan kaldıramaz.

Cennetin güveni bu yüzden çok daha derindir.

Cennet aynı zamanda insan ilişkilerindeki güvensizliğin de sona erdiği bir yerdir.

Dünyada insanlar birbirlerinden zarar görebilir.

En yakın insan bile ihanet edebilir.

Arkadaşlık bozulabilir.

İş ortaklığı bitebilir.

Aile içinde bile kırgınlıklar oluşabilir.

Bir sonraki ayetin “Göğüslerindeki kini çıkaracağız” demesi tam da bu nedenle anlamlıdır.

Cennette yalnız dış tehlike değil, insanların birbirine karşı içsel düşmanlığı da ortadan kaldırılacaktır.

Bu, gerçek huzurun yalnız kapıları kilitlemekten ibaret olmadığını gösterir.

En güvenli evde bile insan birlikte yaşadığı kişiden korkuyorsa huzur yoktur.

Gerçek güven, insan ilişkilerinin de güvenilir olmasıdır.

Bu nedenle cennetteki kardeşlik sıradan bir birliktelik değil, içinde gizli düşmanlığın bulunmadığı ilişki olarak sunulur.

Hicr 46’nın dünya hayatına taşıdığı ahlaki derslerden biri de şudur: Güven oluşturmak büyük bir iyiliktir.

Bir ebeveyn çocuğuna güvenli ortam sağladığında yalnız fiziksel bir ihtiyaç karşılamaz; çocuğun psikolojik gelişimini de destekler.

Bir eş diğerini tehdit etmeyen, aşağılamayan ve sürekli belirsizlik içinde bırakmayan bir ilişki kurduğunda güven üretir.

Bir devlet vatandaşlarına hukuk güvenliği sağladığında insanların hayatını daha huzurlu hâle getirir.

Bir işveren çalışanını keyfî biçimde her an işten çıkarılma korkusuyla yönetmiyorsa daha güvenli çalışma ortamı oluşturur.

Güven insan hayatının temel nimetlerinden biridir.

Bu yüzden dinî insanların da başkalarına güven vermesi gerekir.

Bir insan din adına konuşuyor ama çevresinde sürekli korku oluşturuyorsa bu durum sorgulanmalıdır.

Allah’ı yalnız tehdit diliyle anlatmak, insanları manevi olarak güvensiz hâle getirebilir.

Oysa Hicr 46’nın cennet sözü selâm ve güvendir.

Dinî rehberlik insanı sorumluluk sahibi yaparken aynı zamanda Allah’ın rahmetine güvenmeyi de öğretmelidir.

Bu, günahın önemini küçültmek değildir.

Günah ciddidir.

Adalet ciddidir.

Fakat insanın Allah’la ilişkisini sürekli “Her an seni yakalamak isteyen bir güç” algısına dönüştürmek sağlıklı değildir.

Allah yalnız cezalandıran değil, rahmet eden ve güven vaat eden Rabdir.

Ayetin güven kavramı mağduriyet yaşamış insanlar açısından da dikkatli ele alınmalıdır.

Bir kişiye “Affet ve hemen güven” denilemez.

Affetmek ile yeniden güvenmek aynı şey değildir.

Bir insan pişman olmuş olabilir fakat güvenin yeniden kurulması zaman alabilir.

Cennette Allah’ın bütün içsel yaraları ve düşmanlıkları kaldırması özel bir ahiret lütfudur.

Bu, dünyada mağdurun “Hemen unutmalısın ve yeniden aynı riske girmelisin” diye zorlanabileceği anlamına gelmez.

Dünya hayatında sınır koymak gerekebilir.

Mesafe koymak gerekebilir.

Hukuka başvurmak gerekebilir.

Güven, davranış ve zamanla yeniden oluşabilir.

Dini af kavramı, mağduru yeniden tehlikeye atma zorunluluğu değildir.

Cennetteki tam güven ise bu dünya şartlarından farklıdır.

Orada insanı yeniden incitecek tehlike bulunmadığı için savunma duvarlarına da gerek kalmayacaktır.

Bu düşünce cennetin psikolojik huzurunu çok güçlü biçimde anlatır.

İnsan dünyada bazen sürekli kendisini korumak zorunda kalır.

Ne söylediğine dikkat eder.

Kime güveneceğini hesaplar.

Parasını korur.

Sağlığını korur.

Sevdiklerini korumaya çalışır.

Bütün bunların oluşturduğu zihinsel yük çok büyüktür.

Cennet tasvirinde ise bu yükün ortadan kalkması vardır.

Artık tehlike beklemek zorunda değilsin.

Bu cümle belki cennetin en büyük nimetlerinden biridir.

Hicr Suresi 46. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Cenneti yalnız maddi zenginlik olarak düşünme. “Selâm”ı yalnız sözlü selamlaşmaya indirgeme. Allah’a güveni dünya tedbirlerini terk etmek olarak anlama. Korkan veya anksiyete yaşayan insanı iman eksikliğiyle suçlama. Cennetteki güveni dünyada mağdurların sınırlarını kaldırmak için kullanma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Cennet, yalnız güzel nimetlere sahip olunan değil, o nimetlerin kaybolmasından korkulmayan, insanın başkasından zarar görmediği ve varoluşun bütünüyle güvene kavuştuğu selâmet yurdudur.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 47. ayette, cennetteki bu güvenin insan ilişkilerindeki en derin boyutu açıklanacak ve şöyle buyrulacaktır: “Göğüslerinde kinden ne varsa söküp atarız; kardeşler olarak karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar.” Bu ayeti ele alırken özellikle “gıll” kelimesinin kin, iç düşmanlık ve kırgınlık anlamı, Allah’ın cennette bu içsel yükleri kaldırması, affetmenin dünyada suçun yok sayılması anlamına gelmemesi, mağdurun zorla barıştırılmaması, travmanın iman eksikliği sayılmaması, gerçek kardeşliğin yalnız slogan değil güven ve temizlenmiş kalp gerektirmesi ve cennette kıskançlık ile rekabetin sona ermesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 46. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: İnsanlar bizim yanımızda gerçekten güvende mi? Dilimizden, öfkemizden ve sırlarını açıklamamızdan emin olabiliyorlar mı? Allah’a güvenmek adına gerekli tedbirleri mi ihmal ediyoruz? Korkan insanı iman zayıflığıyla mı suçluyoruz? Servet ile huzurun aynı şey olmadığını görebiliyor muyuz? Başkalarına “selâm” derken gerçekten onlara zarar vermeyen bir insan olmaya çalışıyor muyuz? Ve en önemlisi, cennette bize vaat edilen güveni düşünürken dünyada da başkalarının hayatına korku değil emniyet katabiliyor muyuz?

“Hicr 46, ‘Oraya selâmet ve güven içinde girin’ buyurarak cennetin yalnız nimet bolluğu değil, korkunun ve kaybetme endişesinin sona erdiği gerçek bir esenlik yurdu olduğunu bildirir. Selâm yalnız söylenen bir kelime değil; zarar görmeme, huzur ve güven anlamı taşır. Âminîn olmak ise artık tehdit beklememek ve nimetin elinden alınacağından korkmamaktır. Ayetin büyük dersi şudur: Gerçek huzur yalnız çok şeye sahip olmak değil, sahip olduğun güzelliği korkmadan yaşayabilmektir; cennet bu güvenin geçici değil kalıcı olduğu yerdir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt