📖 Hicr Suresi 34. Ayette “Öyleyse Çık Oradan; Çünkü Sen Kovulmuşsun” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 34. Ayette “Öyleyse Çık Oradan; Çünkü Sen Kovulmuşsun” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,504
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 34. Ayette “Öyleyse Çık Oradan; Çünkü Sen Kovulmuşsun” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 33. ayette İblîs, ‘Kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim’ diyerek Hz. Âdem’i yaratılış maddesi üzerinden küçümsemiş ve kendi üstünlük iddiasını açıkça ortaya koymuştu. 34. ayette bu bilinçli kibir ve itaatsizliğin sonucu bildirilir: ‘Öyleyse çık oradan; çünkü sen kovulmuşsun.’ Ayetteki ceza, keyfî bir öfke patlaması değildir; İblîs’in Allah’ın açık emrini bilmesine rağmen kendisini üstün görerek reddetmesinin sonucudur. Buradaki ‘racîm’ kelimesi kovulmuş, uzaklaştırılmış, dışlanmış anlam alanına sahiptir. Ancak bu ayet insanlara hoşlanmadıkları kişileri ‘Allah’ın rahmetinden kovulmuş’ ilan etme yetkisi vermez. İblîs hakkında hüküm vahiy ile bildirilmiştir; yaşayan insanlar hakkında nihai ilahî hüküm vermek ise bize ait değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 34. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Kâle fahruc minhâ fe-inneke racîm.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Allah buyurdu: Öyleyse çık oradan; çünkü sen kovulmuşsun.” diye ifade edilebilir.

Bu ayet, İblîs’in secdeyi reddetmesinden sonra verilen ilahî hükmü bildirir. Önce emri aldı, ardından reddetti, gerekçesi soruldu ve kendisini üstün gördüğünü açıkça ifade etti. Şimdi ise reddedişinin sonucu ortaya çıkar.

Dolayısıyla burada yalnız bir ceza değil, eylem ile sonuç arasındaki ahlaki bağ vardır.

2️⃣ “Çık Oradan” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “fahruc minhâ”, yani “oradan çık” denilir. Buradaki “orası” hakkında tefsirlerde farklı açıklamalar bulunabilir; ilahî huzurdan, bulunduğu yüce makamdan veya içinde bulunduğu özel konumdan uzaklaştırılması şeklinde yorumlanmıştır.

Bu ifadeyi modern fiziksel mekân tarifine dönüştürmek doğru değildir. Ayetin amacı koordinat vermek değil, İblîs’in konum kaybettiğini bildirmektir.

Kibirle yükselmeye çalışan İblîs, tam tersine itibardan ve yakınlıktan uzaklaştırılmıştır.

3️⃣ “Racîm” Ne Anlama Gelir ❓​

“Racîm” kelimesi “recm” kökünden gelir ve kovulmuş, uzaklaştırılmış, dışlanmış veya taşlanarak uzaklaştırılmış anlam alanına sahiptir.

Kur’an’da “eş-şeytânü’r-racîm” ifadesi de bu yüzden “kovulmuş şeytan” şeklinde çevrilir.

Burada ana fikir, İblîs’in Allah’a rakip bağımsız bir güç hâline gelmesi değil, tam tersine ilahî rahmet ve özel konumdan uzaklaştırılmasıdır.

4️⃣ İblîs Neden Kovuldu ❓​

İblîs yalnız secde etmediği için değil, Allah’ın açık emrini bilerek ve kibirli bir üstünlük iddiasıyla reddettiği için bu sonuca ulaşmıştır.

Kendi yaratılış maddesini daha değerli görmüş, Âdem’i küçümsemiş ve kendi ölçüsünü Allah’ın emrinin önüne koymuştur.

Dolayısıyla cezanın temelinde bilinçli itaatsizlik ve kibir vardır.

5️⃣ Allah İblîs’i Bir Anda Keyfî Biçimde mi Kovdu ❓​

Hayır. Kıssanın akışında önce emir verilmiş, sonra İblîs’in reddi gerçekleşmiş, ardından ona neden böyle yaptığı sorulmuş ve kendisini açıklamasına fırsat verilmiştir.

İblîs kendi ağzıyla yaratılış maddesine dayalı üstünlük iddiasını ortaya koymuştur.

Bu nedenle Hicr 34’teki hüküm gerekçesiz bir öfke patlaması değil, açıklığa kavuşmuş bilinçli bir tavrın sonucu olarak gelir.

6️⃣ Allah’ın Öfkesi İnsan Öfkesine Benzer mi ❓​

İlahî ceza veya gazap ifadelerini insanın kontrolsüz öfkesine birebir benzetmek doğru değildir.

İnsan öfkelendiğinde haksızlık yapabilir, ölçüyü kaçırabilir veya intikam duygusuyla hareket edebilir. Allah hakkında ise Kur’an adalet, ilim ve hikmet vurgusu yapar.

Bu yüzden ilahî hükmü ego incinmesi veya duygusal intikam gibi düşünmemek gerekir.

7️⃣ İblîs’in Kovulması Allah’ın Merhametiyle Çelişir mi ❓​

Merhamet, bütün davranışların sonuçsuz bırakılması anlamına gelmez. Adalet ile merhamet birbirine karşıt olmak zorunda değildir.

İblîs hatasını kabul edip dönüş göstermemiş, aksine ilerleyen ayetlerde tavrını sürdürecektir. Israr eden bilinçli kötülük ile samimi tövbe aynı kategori değildir.

Allah’ın merhameti, sorumluluğu yok etmek anlamına gelmez.

8️⃣ Bir İnsan Hata Yaptığında O da “Kovulmuş” mu Olur ❓​

Hayır. Hicr 34’te İblîs hakkında özel bir ilahî hüküm vardır. Bunu sıradan insan günahlarına otomatik olarak uygulamak doğru değildir.

Bir insan ağır hata yapabilir, sonra pişman olabilir, tövbe edebilir ve davranışını düzeltebilir.

İblîs’in durumu, yaşayan her günahkâr insanın sonsuza kadar rahmetten çıkarıldığı anlamına gelmez.

9️⃣ Bir İnsan İçin “Allah Seni Rahmetinden Kovdu” Denilebilir mi ❓​

Böyle kesin hükümler vermek son derece sakıncalıdır. Allah’ın belirli bir kişi hakkındaki nihai hükmünü bilmediğimiz sürece kesin konuşamayız.

Bir insanın davranışını yanlış, zalimce veya günah olarak değerlendirebiliriz; fakat bundan “Sen kesin Allah’ın rahmetinden kovuldun” sonucu çıkmaz.

Nihai ilahî hüküm Allah’a aittir.

🔟 İblîs Hakkındaki Kesin Hükmü Neden Söyleyebiliyoruz ❓​

Çünkü İblîs hakkında hüküm vahiy tarafından açıkça bildirilmiştir.

Burada bizim tahminimiz veya kişisel yorumumuz değil, Kur’an’ın doğrudan anlatımı vardır. Aynı kesinlik yaşayan sıradan insanlar için elimizde bulunmaz.

Bu yüzden vahyin belirlediği özel hüküm ile insanın kendi ürettiği damgalama birbirinden ayrılmalıdır.

1️⃣1️⃣ “Kovulmuş” Olmak Allah’a Rakip Olmak Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. İblîs kovulduktan sonra bağımsız bir kötülük tanrısına dönüşmez.

O hâlâ yaratılmış, sınırlı ve Allah’ın hükümranlığı altında olan bir varlıktır. Daha sonra mühlet istemesi bile onun Allah’a muhtaç ve Allah’ın iznine bağlı olduğunu gösterir.

Bu nedenle İslam’da Allah ile şeytan arasında eşit iki kozmik güç savaşı yoktur.

1️⃣2️⃣ Şeytan Her Yerde Bulunabilir mi ❓​

Kur’an şeytana ilahî özellikler vermez. Her yerde aynı anda bulunmak, her şeyi bilmek ve mutlak güç sahibi olmak Allah’a ait özelliklerdir.

Şeytanın etkisinden söz edilir; fakat bu onu sınırsız ve her şeyi kontrol eden bir güç hâline getirmez.

Şeytanı aşırı büyütmek, farkında olmadan ona tevhid anlayışına aykırı özellikler yüklemeye yol açabilir.

1️⃣3️⃣ “Allah Beni Kovdu” Düşüncesine Kapılan Bir İnsan Ne Yapmalıdır ❓​

Bir insan hata yaptıktan sonra umutsuzluğa kapılıp “Artık Allah beni asla kabul etmez” diye düşünebilir. Fakat yaşayan insan için tövbe kapısının bütünüyle kapandığını söylemek doğru değildir.

Samimi dönüş, telafi ve davranış değişikliği mümkündür.

Ümitsizlik, tövbenin önünde ayrı bir engel hâline gelmemelidir.

1️⃣4️⃣ Büyük Günah İşleyen Bir İnsan İblîs ile Aynı Durumda mıdır ❓​

Hayır. Büyük günah ciddi olabilir fakat tek bir günah işleyen insanı otomatik olarak İblîs’in konumuna yerleştirmek doğru değildir.

İblîs’in kıssasında yalnız hata değil, bilinçli kibir, açık emre direnme ve sonrasında ısrar vardır.

İnsan ise hata yapabilir, pişman olabilir ve dönüş gösterebilir. Günah ile ebedî isyan aynı şey değildir.

1️⃣5️⃣ İblîs’in Asıl Düşüşü Secde Etmemek mi, Kibir mi ❓​

Secdeyi reddetmek somut davranıştır; fakat bu davranışın arkasındaki temel ahlaki problem kibirdir.

İblîs kendisini Âdem’den üstün görmüş ve bu üstünlük iddiasını Allah’ın emrinin önüne koymuştur.

Bu nedenle kıssa yalnız bir ritüel emre itaatsizlik hikâyesi değil, kibrin hakikatle ilişkiyi nasıl bozabileceğinin hikâyesidir.

1️⃣6️⃣ Kibir İnsanı Nasıl “Düşürür” ❓​

Kibir ilk anda insanın kendisini yukarıda hissetmesine yol açar. Fakat başkalarını küçümsemek, eleştiriyi reddetmek ve hatayı kabul edememek zamanla insanı ilişkilerinde ve ahlakında zayıflatabilir.

İblîs “Ben daha üstünüm” diyerek yükseldiğini sanmış, fakat kıssada tam tersine kovulmayla karşılaşmıştır.

Bu güçlü bir paradokstur: Kibir insanı yükselttiğini düşündürürken düşürebilir.

1️⃣7️⃣ Dinî Topluluklar Bu Ayeti İnsanları Dışlamak İçin Kullanabilir mi ❓​

Ayet böyle bir yetki vermez. Bir topluluk “Bizden ayrıldın, sen artık Allah’ın rahmetinden kovuldun” diyemez.

İnsan topluluklarının üyelik kuralları olabilir; bir kurum disiplin kararı verebilir. Fakat bu kararları Allah’ın nihai hükmüyle özdeşleştirmek doğru değildir.

Bir cemaatten çıkarılmak ile Allah’ın rahmetinden kovulmak aynı şey değildir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 33 ve 34. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 33. ayette İblîs çamurdan yaratılan insana secde etmeyeceğini söyleyerek kibirli gerekçesini açıklamıştı. 34. ayette ise bu bilinçli reddin sonucu gelir: “Öyleyse çık oradan; çünkü sen kovulmuşsun.”

Önce kibirli gerekçe, sonra sonuç vardır.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 35. ayette, bu hükmün devamı şöyle bildirilecektir: “Şüphesiz hesap gününe kadar lanet senin üzerindedir.” Bu ayeti ele alırken özellikle “lanet” kavramının Allah’ın rahmetinden uzaklık anlamı, lanetin günlük hakaret veya gelişigüzel bedduaya indirgenmemesi, “din günü”nün hesap ve karşılık günü oluşu, insanların birbirini kolayca lanetlemesinin sakıncaları, İblîs’e yönelik özel vahiy hükmünün sıradan insanlara aynen uygulanmaması ve ilahî hükmün insan öfkesinden ayrılması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 34. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 34. ayet, “Öyleyse çık oradan; çünkü sen kovulmuşsun” buyurarak İblîs’in bilinçli kibir ve itaatsizliğinin sonucunu bildirir. Bu sonuç kıssanın önceki aşamalarından kopuk değildir.

İblîs önce Allah’ın emrini almıştır. Sonra secde etmeyi reddetmiştir. Neden reddettiği sorulduğunda ise kendisini savunmuş ve çamurdan yaratılmış insanı küçümsediğini açıkça söylemiştir.

Dolayısıyla Hicr 34’teki hükmü anlamak için önceki ayetleri birlikte okumak gerekir.

Burada keyfî bir dışlama yoktur; bilinçli tavrın sonucu vardır.

Bu ayrım insan ilişkilerinde de önemlidir. Bazen insanlar bir kişinin tek bir hatasına bakıp onu tamamen değersiz ilan edebilirler. Oysa insan hakkında hüküm verirken davranış, niyet, tekrar, pişmanlık ve telafi gibi unsurlar önemlidir.

İblîs’in kıssasında ise tavır açık ve ısrarlıdır.

Bu nedenle ayet, insanlara “Bir hata yapanı hemen sonsuza kadar dışla” mesajı vermez.

Tam tersine insan için tövbe ve dönüş imkânı Kur’an’ın genel öğretisinde önemli bir yere sahiptir.

Buradaki özel durum, İblîs’in vahiy ile açıklanmış tavrıdır.

İblîs hakkında bildiğimiz şeyi yaşayan insanlar hakkında bildiğimizi sanmamalıyız.

Bir kişi bugün çok kötü davranabilir ve yarın gerçekten değişebilir. Tarihte ağır hatalar yapıp sonra dönüş yaşayan insanlar olmuştur.

Bu yüzden yaşayan bir insan hakkında “Bu kesin rahmetten kovuldu” demek bizim bilgi sınırımızı aşar.

Ayet aynı zamanda insanın dışlama arzusunu sorgulatır. İnsan bazen kendisiyle aynı düşünmeyen birini yalnız fikir ayrılığı nedeniyle “kötü, sapmış, Allah’ın düşmanı” ilan etmek isteyebilir.

Oysa fikir ayrılığı ile bilinçli kibirli isyan aynı şey değildir.

İblîs’in durumu son derece özeldir: Allah’ın doğrudan emrini bilir ve buna rağmen kendini üstün görerek reddeder.

Sıradan insan tartışmalarında ise çoğu zaman yorum, bilgi eksikliği, yanlış anlama veya samimi ihtilaf bulunabilir.

Bu yüzden İblîs kıssasını her muhalife karşı silah hâline getirmek ciddi bir dinî istismar olabilir.

Ayetin “racîm” ifadesi de dikkat gerektirir. Kovulmuş olmak burada ilahî hükmün sonucudur.

İnsanların kendi siyasi veya dinî rakiplerine “kovulmuş şeytan” demeleri aynı hükmü taşımayabilir. Dinî kelimeler hakaret aracı hâline getirilmemelidir.

Özellikle bir insan grubunu şeytanlaştırmak, ona karşı haksızlığı kolaylaştırabilir.

Tarih boyunca insanlar rakiplerini önce insanlıktan çıkarmış, sonra onlara yapılan zulmü kolaylaştırmıştır.

Kur’an’ın İblîs hakkındaki özel hükmü, insanlara böyle bir dehumanizasyon yetkisi vermez.

İblîs kıssasının gerçek ahlaki hedefi dışarıdaki düşmanı etiketlemekten çok, içimizdeki kibri görmek olmalıdır.

Çünkü insan İblîs’i lanetlerken aynı kibir mantığını kendisi yaşayabilir.

“Ben ondan üstünüm.”

“Ben yanılmam.”

“Benim grubum daha değerlidir.”

“Benim yorumum tek doğru yorumdur.”

“O benden aşağıdır.”


Bu cümlelerin biçimi değişebilir ama altında aynı üstünlük tutkusu bulunabilir.

Hicr 34 bize kibrin yalnız içsel bir duygu olmadığını da gösterir. Kibir davranışa dönüşebilir ve insanın bulunduğu konumu kaybetmesine yol açabilir.

İnsan bir ilişkide sürekli üstünlük taslarsa sevdiği insanları kaybedebilir. İş hayatında eleştiri kabul etmezse başarısını kaybedebilir. Dinî hayatta kendi görüşünü mutlaklaştırırsa hakikatten uzaklaşabilir.

Bu nedenle kibir yalnız “kötü bir huy” değil, kararları bozan ciddi bir zihinsel ve ahlaki körlük olabilir.

Ayetin başka bir önemli boyutu sorumluluktur. İblîs kendi seçiminin sonucuyla karşılaşır.

Bu, insanın bütün başına gelenleri “Kesin yaptığım bir günahın doğrudan cezası” diye yorumlaması gerektiği anlamına gelmez. Dünya hayatında her kayıp ilahî ceza değildir.

Bir insan işini kaybedebilir, hastalanabilir veya başka zorluk yaşayabilir; bunların her biri için “Allah seni kovdu” demek doğru değildir.

İblîs hakkında sonuç vahiy ile bildirilmiştir. Günlük hayatta bizim böyle kesin gayb bilgimiz yoktur.

Bu ayrım özellikle acı yaşayan insanlara yaklaşırken önemlidir. Birinin yaşadığı felakete bakıp “Demek Allah senden razı değil” demek hem delilsiz hem de acımasız olabilir.

Dünyevî sıkıntı, ilahî dışlanmanın kesin işareti değildir.

Aynı şekilde dünyevî başarı da ilahî yakınlığın kesin belgesi değildir.

İblîs’in kovulması aynı zamanda şeytanın konumunu doğru anlamaya yardım eder. Şeytan Allah’ın rakibi değildir; Allah tarafından kovulmuş bir yaratıktır.

Bu çok temel bir tevhid ilkesidir.

İnsan şeytandan korkabilir fakat korkuyu öyle büyütmemelidir ki şeytan neredeyse her şeyi bilen ve her şeyi kontrol eden bir güç gibi algılansın.

Mutlak güç Allah’a aittir.

İblîs’in ilerleyen ayetlerde mühlet istemesi de bunu daha açık gösterecektir. Eğer bağımsız mutlak güç sahibi olsaydı Allah’tan izin veya süre istemesine gerek kalmazdı.

Bu nedenle kıssa korkudan çok tevhid bilinci üretmelidir.

Şeytanın gücü sınırlıdır; insanın sorumluluğu devam eder; Allah’ın hükümranlığı ise mutlak kalır.

Hicr 34’ün başka bir dersi hatayı kabul etmenin önemidir. İblîs secdeyi reddettikten sonra özür dileyebilirdi şeklinde kesin gayb spekülasyonu yapmak doğru değildir; fakat kıssa bize onun pişmanlık yerine savunma ve ısrar çizgisini gösterir.

İnsan içinse çok net bir ders vardır: Yanlışımız ortaya çıktığında ilk refleksimiz kendimizi savunmak olmak zorunda değildir.

Bazen “Evet, burada hata yaptım” diyebilmek büyük bir düşüşü engelleyebilir.

Özür dilemek insanı küçültmez.

Tam tersine insanın kibrini kontrol edebildiğini gösterir.

İblîs’in düşüşü de bize şunu düşündürür: İnsanı çoğu zaman ilk hata değil, hataya yapışma biçimi daha derine götürür.

Bir yanlışın ardından ikinci yanlış gelir. Sonra yanlışın gerekçesi için yalanlar, öfkeler ve yeni haksızlıklar üretilebilir.

Bu zinciri kıran şey bazen yalnızca dürüst bir öz eleştiridir.

Ayetin ilahî adalet boyutu da önemlidir. İblîs’in hükmü davranışı açıklandıktan sonra gelir.

Bu bize Allah’ın hükmünü keyfî insan otoriterliği gibi düşünmememiz gerektiğini hatırlatır.

İnsan yöneticiler hata yapabilir ve öfkeleriyle insanları dışlayabilir. Allah’ın hükmü ise Kur’an’ın anlatımında bilgi ve adaletle ilişkilidir.

Bu yüzden hiçbir insan yönetici kendi dışlamasını “Allah’ın kovması gibi” sunmamalıdır.

Bir kurum birini üyelikten çıkarabilir. Bir toplum bir suçluya hukuk çerçevesinde yaptırım uygulayabilir. Bunlar insanî ve hukuki süreçlerdir.

Fakat “Seni buradan çıkardım, demek Allah da senden nefret ediyor” sonucu kurulamaz.

İnsan otoritesi sınırlıdır.

Hicr Suresi 34. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **İblîs’in kovulmasını keyfî bir ilahî öfke gibi anlama; onun açık emre karşı bilinçli kibir ve ısrarının sonucu olarak gör. Bu özel hükmü yaşayan insanlara gelişigüzel uygulama. Kimseyi tek hatasıyla Allah’ın rahmetinden kesin çıkarılmış ilan etme. Dünyevî sıkıntıyı ilahî kovulmanın kanıtı sayma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Kibir, insanın kendisini yükselttiğini düşündüğü anda onu düşürebilir; Allah’ın rahmetinden gerçek uzaklaşma ise bizim hakaretlerimizle değil, ilahî hükümle belirlenir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 35. ayette, İblîs hakkındaki hüküm daha da açık hâle gelecek ve şöyle buyrulacaktır: “Şüphesiz hesap gününe kadar lanet senin üzerindedir.” Bu ayeti ele alırken özellikle “lanet” kavramının Allah’ın rahmetinden uzaklaşma anlamı, lanetin günlük hakaret veya öfke sözüne indirgenmemesi, “din günü”nün hesap ve karşılık günü anlamı, İblîs’e yönelik bu özel hükmün sıradan insanlara rastgele uygulanmaması, insanların birbirini lanetlemekte ölçülü olması ve yaşayan bir insanın nihai akıbeti hakkında kesin hüküm vermekten kaçınılması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 34. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Kibir bizi nerelerden çıkarıyor? Haklı olmadığımız hâlde sırf gururumuz yüzünden ilişkilerimizi mi kaybediyoruz? Hata yaptığımızda özür dilemek yerine kendimizi savunmaya mı devam ediyoruz? Farklı düşünen insanları hemen Allah’ın rahmetinden uzak ilan mı ediyoruz? Birinin yaşadığı sıkıntıyı “Allah seni cezalandırıyor” diye yorumlayarak bilmediğimiz gayb hakkında kesin mi konuşuyoruz? Kendi topluluğumuzdan dışlanan kişiyi Allah’tan da dışlanmış mı sanıyoruz? Ve en önemlisi, İblîs’i kovulmaya götüren “Ben daha üstünüm” kibrinin küçük biçimlerini kendi hayatımızda fark edip terk edebiliyor muyuz?

“Hicr 34, ‘Öyleyse çık oradan; çünkü sen kovulmuşsun’ buyurarak İblîs’in bilinçli kibir ve itaatsizliğinin sonucunu bildirir. Bu hüküm keyfî değildir; İblîs Allah’ın açık emrini bilmiş, kendisini üstün görerek reddetmiş ve tavrını savunmuştur. Ancak onun hakkındaki özel vahiy hükmü bize yaşayan insanları ‘Allah’ın rahmetinden kovulmuş’ ilan etme yetkisi vermez. Ayetin büyük dersi şudur: Kibir insanı yükseltmez; hakikat karşısında ısrar edilen üstünlük duygusu insanı bulunduğu değerden uzaklaştırabilir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt