📖 Hicr Suresi 31. Ayette “Ancak İblîs Hariç; O Secde Edenlerle Birlikte Olmaktan Kaçındı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,504
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 31. Ayette “Ancak İblîs Hariç; O Secde Edenlerle Birlikte Olmaktan Kaçındı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 30. ayette meleklerin tamamının Allah’ın emrine uyarak Hz. Âdem için secde ettiği bildirilmişti. 31. ayette ise bu ortak itaatin içinden tek bir istisna çıkar: ‘Ancak İblîs hariç; o secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı.’ Ayetteki sorun İblîs’in yalnızca kalabalıktan farklı davranması değildir. Çoğunluğa karşı çıkmak tek başına kötülük, çoğunluğa uymak da tek başına doğruluk ölçüsü değildir. İblîs’in problemi, Allah’ın açık emrini bilmesine rağmen kendi üstünlük düşüncesini bu emrin önüne koymasıdır. Bu yüzden kıssa, samimi soru sormayı veya delil aramayı değil; kibir nedeniyle hakikate bilinçli biçimde direnme tavrını eleştirir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 31. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “İllâ İblîse ebâ en yekûne mea’s-sâcidîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Ancak İblîs hariç; o secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı.” diye ifade edilebilir.

Bir önceki ayette meleklerin tamamının secde ettiği bildirilmişti. Burada ise İblîs’in bu itaate katılmadığı belirtilir.

Ayet son derece kısa olmasına rağmen Kur’an’ın en önemli ahlaki meselelerinden birine kapı açar: İnsan veya başka bir bilinçli varlık, hakikati bildiği hâlde kibri nedeniyle ona karşı çıkabilir.

2️⃣ “İllâ İblîs” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İllâ”, “ancak, hariç” anlamındadır. Önce meleklerin tamamının secde ettiği belirtilir, ardından İblîs’in onların davranışından ayrıldığı açıklanır.

Bu ifade ilk bakışta İblîs’in melek olduğu düşüncesine yol açabilir; fakat Kur’an’ın başka bir ayetinde İblîs açık biçimde cinlerden olarak tanımlanır.

Dolayısıyla burada önemli olan onun melek türünden olması değil, secde emrinin bulunduğu ortamda yer alması ve emrin kapsamına girmesidir.

3️⃣ İblîs Melek miydi, Cin miydi ❓​

Kur’an’ın Kehf Suresi 50. ayetinde İblîs için açıkça “cinlerdendi” ifadesi kullanılır. Bu nedenle Kur’an’ın kendi açıklamasına göre İblîs’i cinlerden kabul etmek en açık yaklaşımdır.

Hicr Suresi’nde meleklerle birlikte anılması onun melek olmak zorunda olduğu anlamına gelmez. Bir topluluk içinde bulunup verilen emrin kapsamına girmek, o toplulukla aynı yaratılış türünden olmayı zorunlu kılmaz.

Bu ayrım önemlidir; çünkü melekler ile İblîs’in davranışı arasındaki fark, kıssanın ilerleyen kısmında daha da belirginleşecektir.

4️⃣ Ayetteki “Ebâ” Ne Anlama Gelir ❓​

“Ebâ” kelimesi kabul etmemek, reddetmek, kaçınmak veya bilinçli biçimde yapmamak anlam alanına sahiptir.

Burada basit bir unutkanlık veya emrin yanlış anlaşılması anlatılmaz. İblîs secde edenlerin arasına katılmayı reddetmiştir.

Sonraki ayetlerde vereceği açıklama da bunun bilinçli olduğunu gösterecektir. Sorun “Ne yapacağımı anlayamadım” değil, “Bunu yapmayı kendime uygun görmüyorum” tavrıdır.

5️⃣ İblîs Secdeyi Neden Reddetti ❓​

Hicr Suresi’nin ilerleyen ayetlerinde bunun nedeni daha açık şekilde ortaya çıkacaktır. İblîs, çamurdan yaratılmış insana secde etmeyi kendisine yakıştırmayacaktır.

Başka Kur’an ayetlerinde düşüncesi daha açık biçimde aktarılır: Kendisini Âdem’den üstün görür.

Dolayısıyla reddin merkezinde kibir ve yaratılış maddesine dayalı üstünlük iddiası vardır.

6️⃣ İblîs Allah’ın Varlığını İnkâr mı Ediyordu ❓​

Hayır. Kıssada İblîs Allah’ın varlığını inkâr eden bir ateist gibi sunulmaz. Allah’ın kendisine hitap ettiğini bilir ve daha sonra Allah’tan mühlet bile isteyecektir.

Bu çok önemli bir noktadır: Allah’ın varlığını bilmek, Allah’a ahlaken itaat etmeyi otomatik olarak garanti etmez.

Kıssa bize bilginin tek başına yeterli olmadığını gösterir. İnsan doğruyu bilebilir; fakat kibir, çıkar veya tutku nedeniyle bildiğinin tersine hareket edebilir.

7️⃣ İblîs’in Sorunu Soru Sormak mıydı ❓​

Hayır. Kur’an samimi soru sormayı otomatik olarak isyan saymaz.

İnsan anlamadığı şeyi sorabilir, delil arayabilir ve zihinsel olarak zorlandığı bir konuyu araştırabilir. Soru ile kibirli reddediş aynı şey değildir.

İblîs’in problemi, hakikati anlamaya çalışması değil; kendisini üstün görerek Allah’ın açık emrini reddetmesidir.

8️⃣ Din Hakkında Soru Sormak İblîs Gibi Davranmak mıdır ❓​

Hayır. Böyle bir benzetme ciddi biçimde yanlış kullanılabilir.

Bir insan “Bu ayetin anlamı nedir?”, “Bu hükmün gerekçesini anlamıyorum” veya “Bunun delili nedir?” diye sorabilir. Bunlar samimi araştırmanın parçası olabilir.

İblîs kıssasını kullanarak her sorgulayan insana “Şeytan gibi itiraz ediyorsun” demek, hakikati araştırmayı bastırmak için dinî dili kötüye kullanmak olabilir.

9️⃣ Çoğunluktan Ayrılmak Her Zaman Yanlış mıdır ❓​

Hayır. Bu ayette İblîs tek başına farklı davranmıştır; fakat onun yanlışlığının sebebi azınlıkta kalması değildir.

Bir kişi kalabalığa karşı çıkıp haklı olabilir. Aynı şekilde büyük bir çoğunluk yanlış yapabilir.

Dolayısıyla Kur’an kıssasından “Herkes ne yapıyorsa sen de onu yap” şeklinde bir ahlak çıkarılamaz. Ölçü sayı değil, hakikat ve doğru gerekçedir.

🔟 Meleklerin Çoğunluk Olması Onları Haklı mı Yaptı ❓​

Melekler haklıydılar; fakat yalnız sayıca çok oldukları için değil. Allah’ın açık emrine uygun davrandıkları için haklıydılar.

Bu ayrım çok önemlidir. Eğer doğruluğun kaynağı yalnız kalabalık olsaydı insanın delil, vicdan ve ahlaki değerlendirme yapmasına gerek kalmazdı.

Çoğunluk bir veri olabilir; hakikatin mutlak ölçüsü değildir.

1️⃣1️⃣ İblîs Bireysel Özgürlüğünü mü Kullanıyordu ❓​

İblîs’in tercih yapmış olması, yaptığı tercihin ahlaken doğru olduğu anlamına gelmez.

Özgürlük ile doğruluk birbirinden farklıdır. İnsan bir şeyi seçebilme gücüne sahip olabilir; fakat seçtiği şey başkasına zarar veren veya ahlaken yanlış bir davranış olabilir.

Kıssa, tercihin gerçekliğini gösterirken aynı zamanda seçimin sonuçları bulunduğunu da hatırlatır.

1️⃣2️⃣ Allah İblîs’i İsyan Etmeye Zorladı mı ❓​

Ayetin anlatımında İblîs kendi reddiyle ortaya çıkar. “Ebâ”, yani reddetti ifadesi ona gerçek bir iradi tavır nispet eder.

Allah’ın önceden ne yapacağını bilmesi, İblîs’i zorla isyana sürüklediği anlamına gelmez. Bilmek ile zorlamak aynı şey değildir.

Aksi hâlde İblîs’in sorumluluğundan ve kıssanın ahlaki anlamından söz etmek anlamsızlaşırdı.

1️⃣3️⃣ İblîs’in İlk Hatası Kibir midir ❓​

Kıssanın ilerleyen ayetleri açısından kibir temel problemlerden biridir. İblîs kendi yaratılış özelliğine bakarak kendisini insanın üzerinde konumlandırır.

Bu tavır yalnız bir fikir değildir; o fikir davranışa dönüşür ve Allah’ın emrini reddetmesine yol açar.

Bu nedenle kibir Kur’anî anlamda yalnız “Kendini beğenmek” değil, insanın kendi ölçüsünü hakikatin üstüne koymasına kadar gidebilen ciddi bir ahlaki sorundur.

1️⃣4️⃣ “Ben Ondan Üstünüm” Düşüncesi Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü insan bir özelliği bütün insan değerinin ölçüsü hâline getirebilir.

“Ben daha zenginim, daha eğitimliyim, daha soyluyum, daha güzelim, şu millettenim veya şu ailedenim; dolayısıyla daha değerliyim” düşüncesi, yaratılıştan veya dünyalık şartlardan ahlaki üstünlük çıkarmaya çalışır.

İblîs kıssası bu mantığın çok eski ve tehlikeli bir kibir biçimi olduğunu gösterir.

1️⃣5️⃣ Her Kendine Güven Kibir midir ❓​

Hayır. İnsanın yeteneklerini bilmesi ve kendine güvenmesi kibir olmak zorunda değildir.

Kibir, kişinin kendi değerini kabul etmesinden çok, kendi değerini başkasını küçültme aracına dönüştürmesiyle ortaya çıkar.

Bir insan “Bu işi iyi yapıyorum” diyebilir. Sorun, “Bu yüzden senden insan olarak daha üstünüm” noktasına geçildiğinde başlar.

1️⃣6️⃣ Bir Kişiye “Şeytan” Demek Bu Ayete Dayandırılabilir mi ❓​

İnsanların davranışları şeytanî olarak nitelendirilebilir veya “şeytan gibi davranmak” mecaz olarak kullanılabilir; fakat bir insanı metafizik anlamda doğrudan İblîs veya şeytan ilan etmek başka bir iddiadır.

Özellikle siyasi, dinî veya kişisel rakipleri “şeytan” diye insanlıktan çıkarmak tehlikelidir. Böyle bir dil, onlara yapılacak haksızlığı kolaylaştırabilir.

Fikri veya davranışı eleştirmek ile insanı bütünüyle şeytanlaştırmak aynı şey değildir.

1️⃣7️⃣ İblîs’in Reddedişi İnsanlara Şiddet Uygulama Gerekçesi Olabilir mi ❓​

Hayır. Bu kıssa bireysel veya toplumsal şiddet ruhsatı değildir.

Bir insanın kibirli veya günahkâr olduğunu düşünmek ona saldırma, onu cezalandırma veya insanlık haklarını ortadan kaldırma yetkisi vermez.

Kur’an’daki İblîs kıssası ahlaki ve teolojik bir ders taşır; insanların birbirini “şeytan” ilan ederek linç etmesine dayanak değildir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 30 ve 31. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 30. ayette meleklerin tamamının secde ettiği, 31. ayette ise İblîs’in secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındığı bildirilir.

İki ayet arasında güçlü bir karşıtlık vardır: Bir tarafta Allah’ın emri karşısında tevazu, diğer tarafta ise kendi değerlendirmesini üstün görerek bilinçli reddediş bulunur.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 32. ayette, Allah İblîs’e doğrudan şöyle soracaktır: “Ey İblîs! Sana ne oluyor da secde edenlerle birlikte değilsin?” Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’ın sorusunun bilgi edinme amacı taşımaması, İblîs’in tavrının açığa çıkarılması, hesap ve sorgulamanın anlamı, insan mahkemeleriyle ilahî bilgi arasındaki fark, soru sormanın her zaman bilgi eksikliğinden kaynaklanmaması ve İblîs’e cevap imkânı verilmesinin adalet boyutu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 31. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 31. ayet, “Ancak İblîs hariç; o secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı” buyurarak yaratılış kıssasının en önemli kırılma noktalarından birini anlatır. Bir önceki ayette bütün melekler secde etmişken İblîs kendisini bu davranışın dışında tutar.

İlk dikkat edilmesi gereken nokta şudur: İblîs’in yanlışı azınlıkta kalması değildir. Tek başına kalmak insanı otomatik olarak yanlış yapmaz.

Tarih boyunca bazen tek bir insan büyük bir kalabalığın karşısında haklı olabilir. Bazen de kalabalık doğru olabilir. Bu nedenle hakikat çoğunluk ve azınlık hesabına indirgenemez.

İblîs’i yanlış yapan şey, Allah’ın açık emrine karşı kibirle direnmesidir.

Bu ayrım dinî düşünce açısından çok değerlidir. İnsanlar bazen soru soran veya farklı düşünen kişiyi hemen İblîs’e benzetebilirler. Oysa samimi biçimde anlamaya çalışmak ile kibirli biçimde hakikati reddetmek aynı şey değildir.

Bir öğrenci öğretmenine “Bunu neden böyle düşünüyoruz?” diyebilir. Bir kişi dinî bir meselede “Bunun delilini öğrenmek istiyorum” diyebilir. Bunlar tek başına başkaldırı değildir.

Hatta doğru soru bazen insanın inancını daha sağlam hâle getirebilir. Sorgulama ile kibir arasındaki sınırı korumak gerekir.

İblîs’in durumu farklıdır. O Allah’ın varlığından emin değildir gibi davranmaz; tam tersine Allah’ı bilir ve onunla konuşur. Problem bilgi eksikliği değildir.

Bu nedenle kıssa çok çarpıcı bir gerçeği ortaya çıkarır: Doğru bilgi, doğru ahlakı otomatik olarak üretmez.

İnsan neyin doğru olduğunu gayet iyi bildiği hâlde çıkarı için yanlış yapabilir. Yalanın kötü olduğunu bilir ve yine de yalan söyleyebilir. Haksızlığın yanlış olduğunu bilir ve yine de haksızlık yapabilir.

Dolayısıyla ahlak yalnız bilgi toplamak değildir. Bilginin insan karakterine dönüşmesi gerekir.

İblîs’in reddinin merkezinde birazdan daha açık göreceğimiz üstünlük düşüncesi vardır. Kendisiyle Âdem arasında bir kıyas kuracak ve kendi yaratılışını daha üstün görecektir.

Bu kıyasın ilk sorunu, ahlaki değeri hammaddeye bağlamasıdır.

Ateş gerçekten çamurdan bazı fiziksel yönleriyle farklı olabilir. Fakat bundan “Ateşten yaratılan varlık ahlaken daha değerlidir” sonucu çıkmaz.

Modern dünyada da insanlar aynı mantık hatasını başka özelliklerle tekrar edebilirler. Bir kişi daha zengin olabilir; fakat bu onun daha iyi insan olduğunu göstermez. Daha yüksek eğitim almış olabilir; fakat bu onu daha merhametli yapmayı garanti etmez.

Bir insan çok güzel olabilir; fakat güzellik ahlaki üstünlük belgesi değildir. Bir toplum teknolojik olarak güçlü olabilir; fakat güç ahlaki masumiyet sağlamaz.

Soy ve ırk konusunda da aynı şey geçerlidir. İnsan doğduğu aileyi veya etnik kökeni kendisi seçmemiştir. Seçmediğimiz özellikler üzerinden başkalarına üstünlük taslamak, İblîs kıssasının uyardığı kibir mantığına benzeyebilir.

Bu nedenle ayet yalnız gayb âleminde yaşanmış eski bir olay değildir. İnsan psikolojisinin çok tanıdık bir yönünü anlatır: Kendini başkasından üstün görme arzusu.

Bu arzu bazen açıkça görünmez. İnsan “Ben kibirli değilim” derken bile başkasının fikrini dinlemeyi gereksiz görebilir, yoksulu küçümseyebilir veya kendisiyle aynı statüde görmediği insanlara farklı davranabilir.

Kibir bazen davranışın küçük ayrıntılarında ortaya çıkar.

Örneğin bir insan kendisinden daha düşük gelirli birine kaba, güçlü birine son derece nazik davranıyorsa değer ölçüsünü sorgulaması gerekebilir.

İblîs kıssası insanı dışarıdaki şeytanı aramaktan önce kendi içindeki üstünlük arzusunu fark etmeye çağırabilir.

Bununla birlikte her özgüven kibir değildir. İnsan kendi başarılarını ve güçlü yönlerini kabul edebilir. Kendisini sürekli aşağılamak tevazu değildir.

Tevazu kendini değersiz görmek değil, kendi değerinin başkasının değersizliği anlamına gelmediğini bilmektir.

Ayetin başka önemli bir yönü sorumluluktur. İblîs secde etmeyi reddeder. Bu ifade onun davranışını gerçek bir tercih olarak sunar.

Kaderi veya Allah’ın önbilgisini kullanarak “İblîs başka türlü davranamazdı, dolayısıyla hiçbir sorumluluğu yoktu” demek kıssanın ahlaki yapısını bozar.

Allah biliyor olabilir; fakat bilmek zorlamak değildir.

Bu ilke insan için de önemlidir. İnsan yanlış yaptıktan sonra “Kaderimde varmış” diyerek davranışını tamamen masumlaştırmamalıdır.

Kendi tercihimizin bulunduğu yerde sorumluluk da vardır. Elbette zorlama, hastalık, gerçek kapasite eksikliği veya ağır baskı sorumluluğu etkileyebilir; bunların tamamını Allah eksiksiz bilir.

Fakat özgür biçimde yaptığımız tercihi görünmez bir kadere yüklemek öz eleştiriyi engelleyebilir.

İblîs’in kıssası ayrıca muhalefet kavramını da doğru yere koyar. Her muhalif İblîs değildir.

Adaletsiz bir yöneticiye karşı çıkan kişi haklı olabilir. Yanlış bir gelenek sorgulanabilir. Din adına ortaya atılmış yanlış bir yorum eleştirilebilir.

Otoriteye karşı çıkmak ile Allah’ın açık vahyine kibirle direnmek aynı şey değildir.

Bu ayrımı kaybettiğimizde insanlar kendi otoritelerini Allah’ın otoritesi gibi göstermeye başlayabilirler. Bir liderin veya din adamının eleştirilmesi Allah’ın eleştirilmesi değildir.

İnsan hata yapabilir. Bu nedenle insan otoritesi eleştirilebilir, delilleri sorgulanabilir ve gerektiğinde yanlışlığı gösterilebilir.

İblîs kıssasını insanları susturma aracına çevirmek, kıssanın kendisindeki kibir eleştirisini tersine çevirebilir.

Ayet ayrıca insanları şeytanlaştırma konusunda da dikkat ister. Bir kişinin ciddi biçimde yanlış davranması, bizim onun bütün insanlığını yok saymamıza izin vermez.

Davranış sert biçimde eleştirilebilir; insanlık değeri bütünüyle silinmemelidir.

Tarih boyunca insan gruplarını “şeytan”, “haşere” veya “insan değil” gibi sözlerle tanımlamak büyük zulümlerin psikolojik zeminini oluşturabilmiştir. Dinî dil böyle bir değersizleştirmeye hizmet etmemelidir.

İblîs metafizik bir varlıktır. Hoşlanmadığımız her insanı metafizik anlamda şeytan ilan etmek bize verilmiş bir yetki değildir.

Hicr Suresi 31. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **İblîs’in yanlışını yalnız kalabalığa uymaması sanma. Soru sormayı veya samimi sorgulamayı şeytanî davranış ilan etme. Kendi seçmediğin özelliklerle üstünlük taslama. Allah’ın önbilgisini sorumluluğu yok eden bir zorlama gibi anlama. İnsan rakiplerini şeytanlaştırma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İblîs’in düşüşünün başlangıcı farklı olması değil, kendi üstünlük düşüncesini hakikatin üzerine çıkararak Allah’ın açık emri karşısında kibirle direnmesidir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 32. ayette, Allah İblîs’e doğrudan hitap edecek ve şöyle buyuracaktır: “Ey İblîs! Sana ne oluyor da secde edenlerle birlikte değilsin?” Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’ın zaten bildiği bir konuda neden soru sorduğu, sorunun bilgi edinmekten çok tavrı açığa çıkarma ve muhasebe anlamı, İblîs’e kendisini açıklama fırsatı verilmesi, ilahî sorgulamanın insan sorgusundan farkı, Allah’ın bilgisinin eksiksizliği ve hesapta kişinin kendi tavrıyla yüzleştirilmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 31. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Biz hangi konuda “Ben ondan daha üstünüm” diyoruz? Servetimiz, eğitimimiz, milletimiz veya sosyal konumumuz bize başkalarını küçük görme hakkı mı veriyor? Biri bize soru sorduğunda onu hemen isyankâr mı ilan ediyoruz? Çoğunluğun yanında olduğumuz için otomatik olarak haklı olduğumuzu mu sanıyoruz? Kendi yanlışlarımızı kaderle mi savunuyoruz? Hoşlanmadığımız insanları şeytanlaştırarak onlara karşı adaleti mi kaybediyoruz? Ve en önemlisi, hakikat bizim gururumuza ters düştüğünde hakikati mi düzeltiyoruz, yoksa kendimizi mi?

“Hicr 31, ‘Ancak İblîs hariç; o secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı’ buyurarak İblîs’in Allah’ın emri karşısındaki bilinçli reddini ortaya koyar. Onun yanlışı azınlıkta kalması, soru sorması veya farklı düşünmesi değildir; asıl sorun kendi üstünlük iddiasını Allah’ın açık emrinin önüne koymasıdır. Ayetin büyük dersi şudur: Hakikati kalabalıkla ölçme, samimi sorgulamayı kibirle karıştırma ve kendi özelliklerini başkalarını küçültmenin gerekçesi yapma; çünkü insanı hakikatten uzaklaştıran en tehlikeli engellerden biri, ‘Ben daha üstünüm’ diyerek kendi benliğini ölçünün merkezine koymaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt