📖 Hicr Suresi 33. Ayette “Kuru Bir Çamurdan, Şekillenmiş Kara Balçıktan Yarattığın Bir İnsana Secde Edecek Değilim” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,504
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 33. Ayette “Kuru Bir Çamurdan, Şekillenmiş Kara Balçıktan Yarattığın Bir İnsana Secde Edecek Değilim” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 32. ayette Allah, İblîs’e ‘Ey İblîs! Sana ne oluyor da secde edenlerle birlikte değilsin?’ diye sormuştu. 33. ayette İblîs kendi gerekçesini açıkça ortaya koyar: ‘Kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim.’ Böylece sorun artık yalnız secde etmemek değildir; İblîs, Hz. Âdem’in yaratılış maddesini küçümseyerek bundan ahlaki bir üstünlük sonucu çıkarmaktadır. Onun mantığı şudur: ‘Benim kökenim daha değerlidir, dolayısıyla ona saygı göstermem.’ Kur’an’ın eleştirdiği kibir tam burada görünür hâle gelir. Yaratılıştaki farklılığı değer hiyerarşisine dönüştürmek, insanın kendi seçmediği bir özelliği üstünlük belgesi hâline getirmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 33. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Kâle lem ekun li-escude li-beşerin halaktehû min salsâlin min hamein mesnûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “İblîs dedi ki: Kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim.” diye ifade edilebilir.

Bu cevap, İblîs’in neden secde etmediğini artık hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya koyar. İblîs Allah’ın emrini yanlış anlamış değildir; insanın yaratılış maddesine bakarak kendisine göre bir değer sıralaması yapmış ve bu sıralamayı Allah’ın emrinin önüne koymuştur.

Dolayısıyla ayetin merkezinde yalnız itaatsizlik değil, kibirli kıyas bulunmaktadır.

2️⃣ İblîs’in Asıl Gerekçesi Nedir ❓​

İblîs’in gerekçesi Hz. Âdem’in “salsâl” ve “hamein mesnûn”, yani kuru çamur ve şekillenmiş kara balçıktan yaratılmış olmasıdır.

Başka Kur’an ayetlerinde İblîs’in kendisinin ateşten yaratıldığını ileri sürerek “Ben ondan daha hayırlıyım” dediği de anlatılır. Böylece düşünce zinciri tamamlanır: Ateşi üstün, çamuru aşağı görür; ardından ateşten yaratılan kendisini çamurdan yaratılana üstün sayar.

Fakat bu kıyasın temelinde ciddi bir hata vardır: Maddenin fiziksel özelliğinden ahlaki değer sonucu çıkarılmaktadır.

3️⃣ Ateş Çamurdan Gerçekten Daha Üstün müdür ❓​

Kur’an böyle bir genel hüküm vermez. Ateşin de toprağın da farklı özellikleri vardır. Ateş ısıtır, yakar ve dönüştürür; toprak ise bitkilerin yetişmesine, suyun tutulmasına ve hayatın sürmesine zemin oluşturabilir.

Bu nedenle “Ateş kesinlikle çamurdan üstündür” şeklindeki hüküm başlı başına tartışmalıdır. Fakat bundan daha önemlisi, fiziksel olarak bir maddeyi diğerinden üstün kabul etsek bile bundan o maddeden yaratılmış varlığın ahlaken daha üstün olduğu sonucu çıkmaz.

Fiziksel özellik ile ahlaki değer aynı kategori değildir.

4️⃣ İblîs’in Mantık Hatası Nedir ❓​

İblîs yaratılış malzemesini, yaratılmış varlığın bütün değerini belirleyen ölçü hâline getirir.

Bu, bir insanı yalnız hangi ailede doğduğuna, hangi ülkeden geldiğine veya hangi bedensel özelliklere sahip olduğuna bakarak değerlendirmeye benzer. İnsan, kendi seçmediği bir özelliğe dayanarak “Ben senden daha değerliyim” diyebilir.

İblîs’in kıyasındaki temel hata şudur: Allah’ın verdiği konumu ve emri bırakıp kendi ürettiği üstünlük ölçüsünü mutlaklaştırmak.

5️⃣ İblîs Allah’ın Emrini Bilmiyor muydu ❓​

Hayır. Emri biliyordu. Allah’ın doğrudan hitabının muhatabıydı.

Dolayısıyla burada bilgi eksikliği yoktur. İblîs ne yapması gerektiğini bilmekte, fakat kendi değerlendirmesini Allah’ın emrinden daha önemli görmektedir.

Bu da kıssanın çok güçlü bir ahlaki dersini ortaya çıkarır: Doğruyu bilmek, doğruyu yapmakla aynı şey değildir.

6️⃣ Bilgi Sahibi Olmak İnsanı Otomatik Olarak İyi Yapar mı ❓​

Hayır. Bilgi çok değerlidir fakat tek başına karakter garantisi değildir.

Bir insan adaletin ne olduğunu çok iyi bilebilir ve yine de çıkarı uğruna haksızlık yapabilir. Yalanın yanlış olduğunu bilebilir ve yine de yalan söyleyebilir. Kibir hakkında kitaplar okuyabilir ve yine de insanları küçümseyebilir.

İblîs kıssası bize bilginin ahlaki dönüşüme dönüşmediğinde insanı kurtarmaya yetmeyebileceğini gösterir.

7️⃣ İblîs’in Problemi Zekâ Eksikliği miydi ❓​

Hayır. Anlatımda onun meseleyi düşünemeyen veya anlamayan bir varlık olduğu görülmez. Tam tersine bir kıyas kurmakta ve kendi açısından gerekçe üretmektedir.

Sorun zekânın bulunmaması değil, zekânın kibri savunmak için kullanılmasıdır.

İnsan da oldukça akıllı olabilir; fakat zekâsını hakikati bulmak yerine kendi yanlışını haklı göstermek için kullanabilir.

8️⃣ İblîs’in Yaptığı Şey Irkçılığa Benzer mi ❓​

Ayet doğrudan modern ırkçılığı anlatmaz; fakat kullanılan mantık arasında dikkat çekici bir benzerlik vardır. İblîs yaratılıştan gelen bir farkı üstünlük hiyerarşisine dönüştürmektedir.

Irkçılıkta da insan kendi seçmediği ten rengi, soy veya etnik köken üzerinden başkalarından üstün olduğunu iddia edebilir.

Bu açıdan kıssa güçlü bir ilke sunar: Doğuştan sahip olunan farklılıklar, tek başına ahlaki üstünlük belgesi değildir.

9️⃣ Milliyetini veya Soyunu Sevmek Kibir midir ❓​

Hayır. İnsan ailesini, kültürünü, dilini veya ülkesini sevebilir. Aidiyet duygusu doğal olabilir.

Sorun sevginin başkalarını küçümseyen üstünlük iddiasına dönüşmesidir. “Kültürümü seviyorum” demek ile “Benim soyum senden daha değerli” demek aynı şey değildir.

Aidiyet sevgisi başka, yaratılıştan üstünlük iddiası başkadır.

🔟 Servet ve Sosyal Statü de Aynı Kibre Yol Açabilir mi ❓​

Evet. İblîs’in kıssasındaki üstünlük mantığı yalnız yaratılış maddesiyle sınırlı kalmayacak kadar geniş bir ahlaki ders taşır.

Bir insan “Ben daha zenginim, dolayısıyla daha değerliyim”, “Ben daha eğitimliyim, dolayısıyla bana herkes saygı göstermeli” veya “Benim makamım yüksek, bu yüzden diğerleri önemsiz” şeklinde düşünebilir.

Servet ve eğitim gerçek imkânlar sağlayabilir; fakat insanlık değerini tek başına belirlemez.

1️⃣1️⃣ Eğitimli Olmak Üstünlük Sebebi midir ❓​

Bilgi önemli bir nimettir ve emekle kazanılan eğitim değerlidir. Ancak eğitim insanın başkasına tepeden bakma ruhsatı değildir.

Bir profesör, hiç okula gitmemiş bir insandan belirli bir bilim alanında daha bilgili olabilir. Bu uzmanlık gerçektir. Fakat bundan “İnsan olarak daha değerliyim” sonucu çıkmaz.

Yetkinlik farkı ile insanlık değeri birbirine karıştırılmamalıdır.

1️⃣2️⃣ Güzellik, Güç veya Yetenek Üstünlük Ölçüsü müdür ❓​

İnsanlar farklı bedensel özelliklere ve yeteneklere sahip olabilir. Birinin daha güçlü, daha güzel, daha hızlı veya belirli konuda daha yetenekli olması mümkündür.

Bu farklılıklar gerçek olabilir; fakat ahlaki değer başka bir meseledir. Güzel olmak insanı otomatik olarak daha merhametli yapmaz; güçlü olmak da daha adil yapmaz.

Bir yetenek nimettir, ahlaki üstünlük sertifikası değildir.

1️⃣3️⃣ İblîs Neden Allah’ın Ölçüsü Yerine Kendi Ölçüsünü Kullandı ❓​

Kibrin temel özelliklerinden biri insanın veya varlığın kendisini ölçünün merkezi hâline getirmesidir.

İblîs, “Allah bunu emretti” gerçeğinin karşısına “Ben bunu kendime uygun görmüyorum” düşüncesini koyar. Kendi değer sıralaması onun için belirleyici hâle gelir.

Böylece sorun yalnız bir secde meselesi olmaktan çıkar; kendi benliğini hakikatin üstüne koyma meselesine dönüşür.

1️⃣4️⃣ Kendi Görüşüne Güvenmek Her Zaman Kibir midir ❓​

Hayır. İnsan araştırıp bir kanaate ulaşabilir ve görüşünü savunabilir. Hatta çoğunluğa karşı kendi düşüncesini koruması gereken durumlar olabilir.

Kibir, sırf kendi görüşüne sahip olmak değildir. Kibir daha çok başkasını küçümsemek, açık hakikat karşısında sırf gurur nedeniyle direnmek veya kendi yanılmazlığını varsaymak gibi tutumlarda ortaya çıkar.

Bu nedenle özgüven ile kibir, kararlılık ile inat birbirinden ayrılmalıdır.

1️⃣5️⃣ Hata Yapmak ile Hatayı Savunmak Arasında Fark Var mıdır ❓​

Evet. İnsan hata yapabilir. Hatanın farkına vardığında kabul edip düzeltebilir.

İblîs ise hatasını fark edip “Yanlış yaptım” demez; aksine neden haklı olduğunu anlatmaya çalışır. Kendi reddini savunur ve ilerleyen ayetlerde bu tavrı daha da büyütecektir.

Bu nedenle kıssa bize şu önemli dersi verir: İlk yanlış kadar, yanlış ortaya çıktığında verdiğimiz tepki de önemlidir.

1️⃣6️⃣ Özür Dilemek Neden Bazen Bu Kadar Zordur ❓​

Çünkü özür yalnız kelime söylemek değildir; bazen insanın kendi benlik algısını düzeltmesini gerektirir.

Kişi “Ben hata yapmam”, “Ben geri adım atmam” veya “Özür dilersem küçülürüm” diye düşünüyorsa haklı olmadığı hâlde savunmaya devam edebilir.

Oysa hatayı kabul etmek değersizlik değil, çoğu zaman ahlaki olgunluk göstergesidir.

1️⃣7️⃣ Birini Küçük Görmek Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü küçümseme yalnız zihinde kalmayabilir. İnsan değersiz gördüğü kişiye daha kolay haksızlık yapabilir.

Bir grubu “aşağı”, “değersiz” veya “insan olarak eksik” görmek; ayrımcılık, dışlama ve hatta şiddeti kolaylaştırabilir.

İblîs’in cümlesinde de küçümseme çok açıktır: “Çamurdan yarattığın bir beşere secde etmem.” Kişiyi önce kökenine indirger, sonra kökenini küçümser ve nihayet ona gösterilmesi emredilen saygıyı reddeder.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 32 ve 33. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 32. ayette Allah İblîs’e “Sana ne oluyor da secde edenlerle birlikte değilsin?” diye sormuştu. 33. ayette İblîs kendi gerekçesini açıklar: Çamurdan yaratılan bir insana secde etmeyi kabul etmemektedir.

Böylece Allah’ın sorusuyla açığa çıkarılan gerçek, yaratılış farkından üretilen kibirdir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 34. ayette, bu kibirli reddin sonucu bildirilecek ve Allah şöyle buyuracaktır: “Öyleyse çık oradan; çünkü sen kovulmuşsun.” Bu ayeti ele alırken özellikle “çık” emrinin anlamı, İblîs’in rahmet ve özel makamdan uzaklaştırılması, “racîm” kavramı, kovulmanın keyfî değil önceki bilinçli isyanla bağlantısı, Allah’ın adaletinin insan öfkesiyle aynı görülmemesi, İblîs’in kovulmasının insanlara birbirini din adına dışlama yetkisi vermemesi ve bir insanı “Allah seni kovdu” diye kesin hükümle damgalamanın yanlışlığı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 33. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 33. ayet, İblîs’in kendi sözleriyle düşüşünün temelindeki düşünceyi açığa çıkarır: “Kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim.”

Bu cevap ilk bakışta yaratılış maddeleri hakkında bir görüş gibi görünür. Fakat biraz daha dikkatli bakıldığında asıl meselenin değer ve üstünlük olduğu görülür.

İblîs Hz. Âdem’i önce “çamurdan yaratılmış varlık” kategorisine indirger. Ardından bu maddi kökeni değersizleştirir. Son olarak da “Böyle bir varlığa secde etmem” sonucuna ulaşır.

Bu düşünme biçimi insanlık tarihinde defalarca farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır.

Bir insan başkasını önce ten rengine indirger, sonra o rengi aşağı sayar ve ardından ona daha az hak tanımayı meşru görür.

Bir toplum başka bir toplumu önce etnik kökenine indirger, sonra onu aşağı ilan eder ve sonunda ayrımcılığı haklı göstermeye çalışabilir.

Bir zengin yoksulu yalnız ekonomik durumuyla tanımlar, sonra yoksulluğu kişisel değersizlik sanır ve ona tepeden bakabilir.

Bir eğitimli kişi eğitim görmemiş insanı yalnız diploma üzerinden değerlendirip “Ben senden daha değerliyim” diyebilir.

Kelimeler değişir; fakat İblîs’in mantığına benzeyen yapı aynıdır: Bir fark seç, o farkı hiyerarşiye dönüştür ve sonra üstünlük iddia et.

Hicr 33 bu nedenle yalnız cinler ve insanın yaratılış maddeleri hakkında tarihsel bir anlatı değildir. İnsan zihnindeki üstünlük üretme mekanizmasını açığa çıkaran güçlü bir ahlaki metindir.

İblîs’in ilk hatalarından biri, bir özelliği bütüne dönüştürmesidir. Âdem yalnız çamur değildir.

Allah ona ruhundan üflemiş, onu özel bir sorumluluğa muhatap etmiş ve meleklere onun için secde etmelerini emretmiştir.

İblîs ise bütün bu bağlamı görmezden gelir ve yalnız “çamur” kelimesine odaklanır.

İnsanlar da başkalarına bunu yapabilir. Bir insanın tek hatasını bütün kişiliğine dönüştürebiliriz. Bir geçmiş olayını alıp “Sen zaten busun” diyebiliriz.

Bir insanın mesleğini, ekonomik durumunu veya geldiği bölgeyi bütün kimliği sanabiliriz.

Oysa insan tek özellikten ibaret değildir.

Ayet bu açıdan indirgemeciliğe karşı da güçlü bir ders taşır. Bir insanı doğru değerlendirmek istiyorsak onu yalnız tek bir kategoriye kapatmamalıyız.

Bu durum eleştiriyi engellemez. Bir insan yanlış yaptıysa yanlışını açıkça söyleyebiliriz. Fakat yanlış davranışı eleştirmek ile kişinin bütün varlığını değersiz ilan etmek farklıdır.

İblîs’in ikinci hatası kendi seçmediği bir özellikle övünmesidir. Ateşten yaratılmış olmak onun kendi başarısı değildir.

Kendisini ateşten yaratan Allah’tır. Dolayısıyla “Ben ateştenim” sözü başarı özgeçmişi değildir.

Bugün insanın doğduğu aileyle veya ırkla kibirlenmesinde de benzer bir problem vardır. Kimse doğacağı aileyi seçmemiştir.

İnsan ailesini sevebilir ve kökeniyle gurur duyabilir; fakat kendi seçmediği köken üzerinden başka insanı aşağılamak başka bir şeydir.

İblîs’in üçüncü hatası, kendi ölçüsünü Allah’ın hükmünün üzerine çıkarmasıdır.

Allah Âdem’e secde edilmesini emretmişken İblîs “Benim değerlendirmeme göre bu uygun değil” diyerek kendi değer sistemini belirleyici hâle getirir.

İşte kibir yalnız kendini beğenmek değildir. Daha derin düzeyde, insanın kendi benliğini hakikatin ölçüsü hâline getirmesidir.

Bu durum dinî hayatta da görülebilir. İnsan kendi alışkanlığını dinin kendisi sanabilir. Kendi yorumuna uymayan herkesi yanlış ilan edebilir.

Kendi yorumumuz vahyin kendisi değildir. Âlim, mezhep, gelenek ve yorum değerli olabilir; fakat insan yorumu yanılmazlık kazanmaz.

Bu ayrım özellikle önemlidir; çünkü İblîs’in hatasını eleştirirken biz de “Benim yorumum üstün” kibrine düşebiliriz.

Kibir çok kolay biçim değiştirir.

Bir insan servetle kibirlenebilir, diğeri yoksulluğuyla kendisini otomatik olarak daha ahlaklı görebilir. Bir kişi bilgisiyle kibirlenebilir, başka biri “Ben okumuş insanlara ihtiyaç duymam” diyerek bilgisizliğini üstünlük hâline getirebilir.

Dolayısıyla mesele hangi özelliğe sahip olduğumuzdan çok, o özelliği benliğimizde nasıl konumlandırdığımızdır.

İnsan başarılarıyla mutlu olabilir. Emek verdiği bir işi başardığında bundan gurur duyabilir. Bu otomatik olarak kibir değildir.

Kibir, başarının “Bu nedenle başkalarından daha değerliyim” düşüncesine dönüştüğü yerde başlar.

Tevazu da kendi yeteneğini inkâr etmek değildir. Çok başarılı bir insan “Ben hiçbir şey bilmiyorum” demek zorunda değildir.

Tevazu, “Bildiklerim beni insan olarak başkasından üstün kılmaz; bilmediklerim de var ve yanılabilirim” diyebilmektir.

İblîs bunu yapamamıştır.

Onun başka bir büyük sorunu hatasını savunmasıdır. Allah “Neden secde etmedin?” diye sorduğunda kendisini sorgulamak yerine gerekçe üretir.

İnsanların hayatında da kırılma noktası çoğu zaman burada ortaya çıkar.

Yanlış yapmak bazen tek bir olaydır. Fakat o yanlışı savunmak için yalan söylemek, suçlamak ve kibirlenmek tek hatayı bir zincire dönüştürebilir.

Özür dilemek ise bu zinciri kırabilir.

İblîs kıssasının ilerleyen kısmında onun özür dilemediğini, aksine tavrını sürdürdüğünü göreceğiz. Bu yüzden onun düşüşü yalnız ilk reddedişten değil, ısrar eden kibirden de beslenir.

Ayet insanın dış görünüş hakkında taşıdığı yargıları da düşündürür. İnsan bedensel güzelliği çok güçlü değer ölçüsüne dönüştürebilir.

Güzel veya yakışıklı olmak olumlu bir özellik olarak görülebilir; fakat görünüş insanın ahlaki değerini belirlemez.

Benzer şekilde engellilik, hastalık veya fiziksel farklılık insanı daha az değerli yapmaz.

İblîs’in yaratılış maddesi üzerinden yaptığı değerlendirme bize beden özelliklerini ahlaki hiyerarşiye dönüştürmenin tehlikesini hatırlatır.

Bu kıssa aynı zamanda insanın başkasında yalnız eksik gördüğü şeyi seçip onun bütün değerini unutmasına karşı uyarır.

İblîs Âdem’de çamuru görür fakat Allah’ın ona verdiği değeri görmez.

Biz de bazen bir insanın bir kusurunu görüp onlarca iyi özelliğini yok sayabiliriz.

Adalet, olumlu ve olumsuz yönleri gerçek ölçülerinde değerlendirmeyi gerektirir.

Hicr 33’ün verdiği derslerden biri de şudur: Kendimizi başkasıyla sürekli karşılaştırmak ahlaki tehlike üretebilir.

İblîs’in düşüncesi “Âdem nasıl bir varlıktır?” sorusundan çok “Ben onun neresindeyim?” sorusuna dönüşmüştür.

Bu karşılaştırma sonunda Allah’ın emri bile onun benlik yarışının gerisinde kalmıştır.

İnsan da hayatını sürekli başkasıyla kıyasladığında şükür duygusunu kaybedebilir. Başkasının serveti, güzelliği veya başarısı kendi değerine tehdit gibi görünebilir.

Oysa başka birinin iyi olması bizim kötü olduğumuz anlamına gelmez.

Başka birinin yükselmesi bizim küçülmemizi gerektirmez.

İblîs bunu görememiş ve Âdem’e verilen değeri kendi değerinden bir şey eksiliyormuş gibi algılamıştır.

Bu psikolojik mekanizma kıskançlığın da önemli kaynaklarından biri olabilir. İnsan başkasının takdir edilmesini kendi aşağılanması gibi görebilir.

Oysa sağlıklı benlik, başka birinin değerini kabul edebilir ve yine de kendi değerini koruyabilir.

Hicr 33 ayrıca Allah’ın emrine karşı insan aklının yerini düşünmeyi gerektirir. İblîs bir kıyas kurmaktadır fakat bu kıyas Allah’ın açık emrini iptal etmek için kullanılmaktadır.

Bu, aklın kötü olduğu anlamına gelmez. Tam tersine sorun hatalı akıl yürütmedir.

İslam düşüncesinde akıl hakikati anlamanın büyük araçlarından biridir. Fakat insan aklı da yanılabilir, ön kabullerden ve kibirden etkilenebilir.

Aklı kullanmak ile kendi kanaatini mutlaklaştırmak aynı şey değildir.

Bu yüzden Hicr Suresi 33. ayetin bütün mesajı şu çerçevede özetlenebilir: **İnsanları kökenlerine indirgeme. Fiziksel veya doğuştan gelen farklılıklardan ahlaki üstünlük çıkarma. Kendi seçmediğin özelliklerle kibirlenme. Bilgini ve zekânı yanlışı savunmak için kullanma. Hata yaptığında gururuna sığınıp gerekçe üretmek yerine kendini sorgula. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İblîs’in düşüşü çamurun değersiz oluşundan değil, onun kendi yaratılış özelliğini üstünlük ölçüsüne dönüştürerek ‘Ben daha üstünüm’ demesinden başlamıştır; gerçek değer hammaddede değil, Allah karşısındaki tevazu ve ahlaki tavırdadır.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 34. ayette, İblîs’in bu bilinçli kibir ve reddinin sonucu bildirilecek ve şöyle buyrulacaktır: “Öyleyse çık oradan; çünkü sen kovulmuşsun.” Bu ayeti ele alırken özellikle İblîs’in neden kovulduğu, “racîm” kelimesinin kovulmuş ve uzaklaştırılmış anlamı, cezanın keyfî olmayıp bilinçli isyanla bağlantısı, Allah’ın rahmetinden uzaklaşmanın ne anlama geldiği, ilahî hükmün insan öfkesiyle aynı olmadığı, ayetin insanlara hoşlanmadıkları kişileri “Allah’ın rahmetinden kovulmuş” ilan etme yetkisi vermediği ve yaşayan bir insan hakkında nihai ilahî hüküm vermekten kaçınılması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 33. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Biz kimi hangi özelliği yüzünden küçümsüyoruz? Birinin ailesini, mesleğini, servetini, eğitimini veya ten rengini onun bütün değeri mi sanıyoruz? Kendi seçmediğimiz özelliklerle övünüp bunları başkasına üstünlük gerekçesi mi yapıyoruz? Haksız olduğumuzu fark ettiğimizde özür dilemek yerine zekâmızı yeni mazeretler üretmek için mi kullanıyoruz? Başkasının değer görmesini kendi değerimize tehdit mi sanıyoruz? Ve en önemlisi, içimizden yükselen “Ben ondan üstünüm” cümlesini duyduğumuzda bunun bizi nereye götürebileceğini fark edebiliyor muyuz?

“Hicr 33, İblîs’in ‘Kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim’ sözünü aktararak onun düşüşünün arkasındaki kibri görünür hâle getirir. İblîs yaratılış farkını değer hiyerarşisine çevirmiş, kendi seçmediği bir özellik üzerinden kendisini üstün saymış ve kendi ölçüsünü Allah’ın emrinin önüne koymuştur. Ayetin büyük dersi şudur: Irk, soy, servet, güzellik, eğitim veya herhangi başka bir özellik insanı otomatik olarak daha değerli yapmaz; gerçek üstünlük iddiası yaratılış maddesinde değil, tevazu, adalet ve Allah karşısındaki doğru tavırda sınanır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt