Hicr Suresi 26. Ayette “Andolsun, İnsanı Kuru Bir Çamurdan, Şekillenmiş Kara Balçıktan Yarattık” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hicr Suresi 25. ayette bütün insanların yeniden toplanacağı ve Allah’ın Hakîm ve Alîm olduğu bildirilmişti. 26. ayette ise insanın sonundan başlangıcına dönülür ve yaratılışın maddi kökeni hatırlatılır: ‘Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.’ Ayette geçen ‘salsâl’ kuru, vurulduğunda ses çıkarabilecek hâle gelmiş çamur; ‘hamein mesnûn’ ise değişime uğramış, şekil verilmiş kara balçık anlam alanına sahiptir. Ayetin temel amacı insan vücudunun modern kimyasal formülünü vermek değil, Hz. Âdem’in yaratılışını ve insanın maddi kökenindeki tevazu mesajını hatırlatmaktır. İnsan toprağa bağlı bir maddeden yaratılmıştır fakat değersiz değildir; tam tersine Allah ona bilinç, sorumluluk ve özel bir konum vermiştir. Maddi kökenin sade olması, insanın manevi değerinin düşük olduğu anlamına gelmez.”
Ersan Karavelioğlu
Hicr Suresi 26. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası “Ve lekad halakne’l-insâne min salsâlin min hamein mesnûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş/değişime uğramış kara balçıktan yarattık.” diye ifade edilebilir.Bu ayet insanın yaratılışının maddi yönüne dikkat çeker. Kur’an’ın genel anlatımında burada söz konusu olan ilk insanın, yani Hz. Âdem’in yaratılışıdır.
Ayet insanın nereden geldiğini hatırlatarak özellikle kibir, soy üstünlüğü ve insanın kendisini mutlak bağımsız görmesi gibi tutumları sorgulatır.
Ayetteki “Salsâl” Ne Anlama Gelir
“Salsâl” kelimesi kurumuş, sertleşmiş ve vurulduğunda ses çıkarabilecek nitelikteki çamur anlamında açıklanmıştır. Kelimenin ses çıkarma özelliğiyle bağlantılı olduğu yönünde klasik dil açıklamaları bulunur.Bu ifade, insanın yaratılışındaki maddenin belirli bir aşamadan geçtiğini anlatır. Kur’an’ın başka ayetlerinde toprak, çamur ve balçık gibi farklı ifadelerin kullanılması da yaratılışın çeşitli yönlerinin anlatıldığını düşündürür.
Bunları birbirine rakip ifadeler gibi görmek yerine aynı yaratılış anlatısının farklı aşama veya özelliklerini vurgulayan kelimeler olarak değerlendirmek mümkündür.
“Hamein Mesnûn” Ne Anlama Gelir
“Hame” kara veya koyu renkli balçık anlam alanına sahiptir. “Mesnûn” kelimesi hakkında ise şekil verilmiş, değişime uğramış veya belirli bir biçime sokulmuş gibi farklı açıklamalar bulunmaktadır.Tefsirlerde kelimenin ayrıntılı anlamı konusunda farklı görüşler bulunabilir; ancak ortak nokta, burada işlenmiş veya belirli bir hâle gelmiş balçıktan söz edilmesidir.
Bu nedenle ayeti modern kimya terminolojisine zorlamadan, insanın maddi yaratılışının toprak ve çamur üzerinden anlatıldığını kabul etmek daha sağlıklıdır.
Ayetteki “İnsan” Bütün İnsanları mı Yoksa Hz. Âdem’i mi Anlatıyor
Bağlamın devamında İblîs’in Hz. Âdem’e secde etmeyi reddetmesi anlatılacağı için burada ilk olarak Hz. Âdem’in yaratılışı öne çıkar.İnsan neslinin sonraki bireyleri ise anne ve baba aracılığıyla biyolojik üreme süreci içinde dünyaya gelir. Bu nedenle “Her insan doğrudan çamurdan şekillendiriliyor” şeklinde literal bir biyolojik yorum yapmak doğru değildir.
Kur’an, insanlığın ilk yaratılışını toprağa bağlarken sonraki nesillerin yaratılışını başka ayetlerde nutfe ve embriyonik gelişim üzerinden de anlatır.
İnsan Topraktan mı, Anne Babadan mı Yaratılıyor
Bu iki ifade birbirine karşıt değildir. İlk insanın yaratılışı ile sonraki insanların dünyaya geliş biçimi farklı düzlemlerde anlatılır.Hz. Âdem’in yaratılışı Kur’an’da toprak ve çamurla, insan neslinin devamı ise anne-baba ve biyolojik gelişimle ilişkilendirilir.
Bu nedenle “İnsan anne babadan doğuyor, demek ki toprak anlatımı yanlış” veya “Topraktan yaratıldı, o hâlde biyolojik üreme önemsiz” şeklindeki iki uç yaklaşım da gereksizdir.
İnsan Bedenindeki Elementlerin Toprakta Bulunması Bu Ayetin Bilimsel Mucizesi midir
İnsan bedenindeki karbon, oksijen, kalsiyum, demir ve başka elementlerin yeryüzündeki maddelerle ilişkili olması elbette bilimsel olarak incelenebilir. Besinlerimiz ve bedenimizin yapı taşları sonuçta Dünya’daki maddi döngülerden gelir.Ancak Hicr 26’yı periyodik tablodaki bütün elementleri önceden bildiren teknik bir kimya ayeti gibi sunmak doğru değildir. Ayet element oranları veya biyokimyasal formüller vermemektedir.
Bilimsel benzerlikler üzerinde düşünmek mümkündür; fakat metnin açıkça söylemediği teknik ayrıntıları “kesin mucize” diye sunmamak gerekir.
“Topraktan Yaratılmak” İnsanı Değersiz mi Yapar
Hayır. Ayetin amacı insanı aşağılamak değildir. Tam tersine insanın maddi kökeninin sade oluşuyla, ona verilen bilinç, sorumluluk ve değer arasında güçlü bir karşıtlık vardır.Toprak günlük hayatta sıradan görünebilir; fakat aynı toprak bitkileri besler, canlılığı destekler ve bütün kara ekosistemlerinin temel unsurlarından biridir.
İnsanın topraktan yaratılması “İnsan değersizdir” değil, “Kibirlenmek için maddi kökenine dayanma” mesajı taşır.
İnsan Neden Kibirlenmemelidir
İnsan serveti, güzelliği, zekâsı, soyu veya makamıyla kendisini başkalarından üstün görebilir. Hicr 26 ise insanın maddi başlangıcını hatırlatarak bu kibri sarsar.Bugün çok güçlü görünen kişi de, çok yoksul görünen kişi de aynı insanlık ailesinin parçasıdır. Bedensel yapı açısından hepimiz yaratılmış ve ölümlü varlıklarız.
Bu nedenle ayetin güçlü derslerinden biri şudur: İnsanın sahip olduğu şeyler ona başkasını aşağılamak için ilahî bir üstünlük belgesi vermez.
Bu Ayet Irksal Üstünlüğü Destekler mi
Hayır. Tam tersine insanın ortak maddi kökenini hatırlatması, ırksal kibri zayıflatan bir perspektif sunar.İnsanların ten renkleri, yüz özellikleri ve coğrafi kökenleri farklı olabilir; fakat bunların hiçbiri bir insan grubunu yaratılıştan daha değerli veya daha aşağı yapmaz.
İnsan değerini ten rengine bağlamak, Kur’an’ın ortak insan yaratılışı ve sorumluluk anlayışıyla bağdaşmaz.
Toprak Renginden İnsanların Ten Renkleri Çıkarılabilir mi
Kur’an bu ayette insan ırklarının ten renklerini farklı toprak renklerine bağlayan bilimsel bir teori sunmaz.Bazı geleneksel anlatılarda farklı topraklarla insan çeşitliliği arasında bağlantılar kurulmuş olabilir; ancak bunları doğrudan Hicr 26’nın açık bilimsel öğretisi gibi sunmak doğru olmaz.
Irksal farklılıkları açıklamak modern biyoloji ve genetiğin araştırma alanıdır; ayetin temel konusu ise Hz. Âdem’in yaratılışıdır.

İnsan Maddi Bir Varlıksa Maneviyat Nereden Geliyor
Kur’an insanı yalnız maddeden ibaret bir nesne olarak anlatmaz. Hicr Suresi’nin devam eden ayetlerinde insanın yaratılışına başka bir boyut eklenecek ve Allah’ın Âdem’e ruhundan üflemesi anlatılacaktır.Bunun nasıl anlaşılması gerektiği ayrıca ele alınmalıdır; fakat temel nokta şudur: İnsan maddi bir bedene sahip olduğu kadar ahlaki ve bilinçli bir varlık olarak da sunulur.
Maddi köken ile manevi değer birbirinin rakibi değildir.

İnsanın Topraktan Yaratılması Bilimle Çelişir mi
Bu sorunun cevabı, ayetin ne tür bir açıklama yaptığına bağlıdır. Kur’an burada modern biyolojinin laboratuvar diliyle insan bedeninin oluşum mekanizmasını açıklamıyor.Bilim, insan bedeninin biyolojik yapısını, genetiğini ve canlılık tarihini kendi yöntemleriyle araştırır. Kur’an ise yaratılışın ilahî kaynağı ve insanın varoluşsal anlamı hakkında konuşur.
Bu iki alanı her noktada aynı cümleleri söylemek zorundaymış gibi değerlendirmek gereksiz çatışmalara yol açabilir.

Bu Ayet Evrim Tartışmasını Tek Başına Çözer mi
Hayır. Hicr 26’nın temel konusu insanın ilk yaratılışının çamur ve balçıkla ilişkilendirilmesidir. Modern biyolojik evrim teorisinin bütün ayrıntıları bu tek ayetin konusu değildir.İnsan evrimi, ortak ata ve biyolojik süreçler hakkında yapılan bilimsel tartışmalar ayrı ve kapsamlı bir alandır. İslam dünyasında da bu verilerin Hz. Âdem’in özel yaratılışıyla nasıl ilişkilendirileceği konusunda farklı yaklaşımlar bulunabilir.
Bu nedenle tek ayetten bütün modern biyoloji tartışmasını birkaç cümlede çözen kesin formüller üretmek ilmî açıdan ihtiyatlı değildir.

Bilimsel Açıklama Allah’ın Yaratmasını Gereksiz mi Kılar
Hayır. Bir sürecin nasıl gerçekleştiğini bilmek, onun varlık kaynağıyla ilgili teolojik soruyu otomatik olarak ortadan kaldırmaz.İnsan çamurun kimyasal yapısını, hücrelerin işleyişini ve genetik mekanizmaları öğrenebilir. Mümin bunların tamamını Allah’ın yaratmış olduğu doğa düzeninin parçaları olarak görebilir.
Mekanizma ile yaratıcı birbirine zorunlu rakip değildir.

İnsan Topraktan Gelip Yeniden Toprağa mı Dönüyor
İnsan bedeni ölümden sonra doğal süreçler içinde toprağa karışabilir. Kur’an’ın başka ayetlerinde insanın topraktan yaratılması, toprağa dönmesi ve yeniden çıkarılması arasında bağlantılar kurulur.Bu döngü insana ölümlülüğünü hatırlatır. İnsan ne kadar büyük servet veya makam elde ederse etsin bedensel varlığı kalıcı değildir.
Bu yüzden toprak anlatısı hem başlangıca hem sona dair güçlü bir tevazu mesajı taşır.

Topraktan Yaratılış Çalışmayı ve Dünya Hayatını Değersizleştirir mi
Hayır. İnsanın geçici ve maddi bir varlığa sahip olması, dünyada yaptığı işlerin anlamsız olduğu anlamına gelmez.Tam tersine sınırlı bir hayatın içinde insanın adalet, iyilik, emek ve sorumlulukla ne yaptığı önem kazanır.
Dünya geçicidir fakat değersiz değildir. Geçici olmak ile anlamsız olmak aynı şey değildir.

Ayetin İnsan Onuru Açısından Mesajı Nedir
İnsan onuru, bedeninin hangi maddeden yaratıldığıyla küçülmez. Bir sanat eserinin malzemesi basit olabilir fakat ortaya çıkan eserin değeri yalnız hammaddesine indirgenemez.Benzer biçimde insanın maddi kökeninin toprak olması, insanı yalnız birkaç kimyasal elementten ibaret değersiz bir nesne hâline getirmez.
Kur’an insanı sorumluluk taşıyan, seçim yapan ve Allah’ın hitabına muhatap olan bir varlık olarak görür.

Hicr Suresi 25 ve 26. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hicr Suresi 25. ayette bütün insanların yeniden toplanacağı bildirilmişti. 26. ayette ise insanın başlangıcındaki maddi yaratılış hatırlatılır.Böylece insanın hikâyesinin iki ucu birbirine bağlanır: Allah insanı ilk kez yaratmıştır ve onu yeniden toplamaya da kadirdir.
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 27. ayette, insanın yaratılışından önce cinlerin yaratılışına geçilecek ve şöyle buyrulacaktır: “Cânnı ise daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.” Bu ayeti ele alırken özellikle “cânn” kavramının cinlerin atası veya cin türü şeklindeki açıklamaları, “nâr-ı semûm” ifadesinin kavurucu ateş anlamı, cinlerin ateşten yaratılmasının onların bugün mutlaka görünür fiziksel ateşten oluştuğu şeklinde basitleştirilmemesi, gaybın modern plazma veya enerji teorilerine zorlanmaması, cinleri psikiyatrik hastalıklarla özdeşleştirmeme ve cinlerin Allah’a rakip bağımsız güçler olmadığını koruma üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Hicr Suresi 26. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hicr Suresi 26. ayet, “Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık” buyurarak insanın yaratılışındaki maddi başlangıcı hatırlatır. Bu ifade ilk bakışta yalnız yaratılış maddesi hakkında bilgi gibi görünebilir; fakat taşıdığı ahlaki mesaj bundan çok daha derindir.İnsan çoğu zaman geldiği yeri unuttuğunda kibirlenir. Servet, makam, eğitim veya güzellik insana kendisini başkalarından farklı bir tür varlıkmış gibi hissettirebilir. Kur’an ise hepimizin yaratılmış ve sınırlı olduğunu hatırlatır.
Toprak veya çamur gündelik hayatta çok sıradan görünen maddelerdir. Fakat aynı toprakta milyarlarca canlı yaşar, ağaçlar yükselir ve insanın gıdasının büyük bölümü oradan gelir. Sıradan sandığımız madde bile olağanüstü bir hayat düzeninin parçasıdır.
İnsanın topraktan yaratılması bu nedenle aşağılanma değil, tevazu çağrısıdır. “Nereden geldiğini unutma” denilmektedir.
Bu mesaj özellikle sosyal sınıf ayrımlarında önemlidir. Bir insan çok zengin olabilir, diğeri yoksul; biri üniversite profesörü olabilir, diğeri okuma yazma bilmiyor olabilir. Bu farklılıklar onların temel insanlık değerinde iki ayrı tür varlık olmalarını sağlamaz.
Makam insanlık değeri değildir. Servet insanlık değeri değildir. Soy insanlık değeri değildir. Ten rengi insanlık değeri değildir. Bunların tamamı insan hayatının farklı şartlarıdır.
Hicr 26 bu açıdan ırkçılığa karşı da güçlü bir yaratılış perspektifi taşır. İnsanlık aynı temel yaratılış ailesinin parçasıdır. Bir insanın ten rengi veya etnik kökeni onun Allah katında otomatik üstünlüğünü belirlemez.
Bu ortaklık insanların birbirinin kopyası olduğu anlamına gelmez. İnsanlar farklı kültürlere, dillere ve özelliklere sahip olabilir. Çeşitlilik üstünlük hiyerarşisi olmak zorunda değildir.
Ayet aynı zamanda insanın maddi yönüyle manevi yönünü ayırmadan düşünmemize yardım eder. İnsan beden sahibidir; yorulur, acıkır, hastalanır ve ölür. Bunun yanında düşünür, sever, karar verir ve ahlaki sorumluluk taşır.
Bu iki yönü birbirine düşman hâle getirmek gerekmez. Beden insanın düşmanı değildir; beden de yaratılışının parçasıdır.
Dolayısıyla maneviyat adına bedeni hor görmek doğru değildir. Sağlığı korumak, temizliğe dikkat etmek, dengeli beslenmek ve tedavi olmak dünyevî düşkünlük değil emanete özen olarak görülebilir.
Aynı şekilde yalnız bedene indirgenen insan anlayışı da eksik kalabilir. İnsan yalnız maddi ihtiyaçlarının toplamı değildir. Adalet, sevgi, anlam ve sorumluluk gibi boyutları da vardır.
Kur’an’ın yaratılış anlatısındaki güç tam burada ortaya çıkar: Sade bir maddi başlangıçtan ahlaki sorumluluk taşıyan bir insanın yaratılması.
Hicr 26’yı modern kimya kitabına çevirmek ise bu temel mesajı gölgeleyebilir. İnsan bedenindeki elementlerin toprakta bulunması ilginçtir ve üzerinde düşünülebilir; fakat ayetin amacı element tablosu öğretmek değildir.
Kur’an’ı savunmak için her modern keşfin ayetlerde birebir yazılmış olduğunu iddia etmemize gerek yoktur. Metnin söylediği şey ile bizim ona sonradan yüklediğimiz bilimsel yorum ayrılmalıdır.
Bu ayrım dinî güvenilirlik açısından da önemlidir. Bugün bir bilimsel teoriye ayeti kesin biçimde bağlarsak ve teori daha sonra değişirse gereksiz bir din-bilim problemi oluşturabiliriz.
Kur’an’ın temel mesajı daha dayanıklıdır: İnsan yaratılmıştır, kökeni kendisine kibir verecek bir şey değildir ve varlığını Allah’a borçludur.
Toprak anlatısı ölüm gerçeğini de hatırlatır. İnsan dünyada ne kadar ihtişamlı yaşarsa yaşasın bedensel yolculuğu bir gün sona erer. Bu durum serveti veya çalışmayı anlamsızlaştırmaz; onları doğru yere koyar.
Mal edinilebilir ama malın sahibi sonsuza kadar yaşamaz. Makam kullanılabilir ama makam insanı ölümsüz yapmaz. Güzellik sevilebilir ama beden sürekli aynı kalmaz.
Bu gerçek insanı karamsarlığa değil önceliklerini düşünmeye götürebilir. Eğer hayat sınırlıysa hangi şeylerin gerçekten önemli olduğunu daha dikkatli seçmek gerekir.
İnsanın maddi başlangıcını bilmesi başkasına karşı merhametini de artırabilir. Kendisi de muhtaç, yaratılmış ve ölümlü olan insanın başkasına mutlak üstünlük taslaması anlamını kaybeder.
Bu nedenle tevazu kendini değersiz görmek değildir. Tevazu, değerini kabul ederken bu değerin seni başkalarından ilahî biçimde üstün yapmadığını bilmektir.
İnsan Allah’ın hitabına muhatap olduğu için değerlidir; aynı zamanda yaratılmış olduğunu bildiği için kibirlenmez. Bu iki düşünce birlikte korunmalıdır.
Hicr 26’nın hemen ardından cinlerin ateşten yaratılışının anlatılması da önemli bir karşılaştırmaya hazırlık oluşturur. Daha sonra İblîs’in Hz. Âdem’e yönelik kibirli tavrı gündeme gelecektir. Böylece yaratılış maddesini üstünlük ölçüsüne dönüştürmenin yanlışlığı çok daha açık hâle gelecektir.
Bir varlığın ateşten, diğerinin çamurdan yaratılması tek başına hangisinin Allah katında daha değerli olduğunu belirlemez. Hammadde ahlaki üstünlük ölçüsü değildir.
Bu mesaj günümüzde de son derece güçlüdür. İnsan kendisini soy, ülke, renk, servet veya başka özellik üzerinden üstün ilan ettiğinde aslında İblîs’in ilerleyen ayetlerde sergileyeceği “Ben ondan üstünüm” mantığına yaklaşabilir.
Hicr Suresi 26. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **İnsanın yaratılış maddesini küçümseme ama onu bilimsel efsaneler üretmek için de kullanma. Topraktan yaratılışı insanın değersizliği değil, kibirden arınması için bir ders olarak gör. Irk, renk, soy veya serveti yaratılıştan üstünlük belgesi yapma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsan sade bir maddi kökenden yaratılmış olsa da Allah’ın hitabına muhatap, bilinç ve sorumluluk taşıyan değerli bir varlıktır; gerçek büyüklük hangi maddeden yaratıldığımızda değil, bize verilen hayatı nasıl yaşadığımızdadır.”
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 27. ayette, insanın yaratılışından cinlerin yaratılışına geçilecek ve şöyle buyrulacaktır: “Cânnı ise daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.” Bu ayeti ele alırken özellikle “cânn” kelimesinin cinlerin atası veya cin türü hakkındaki açıklamaları, “nâr-ı semûm”un kavurucu ve nüfuz eden ateş anlamı, cinlerin ateşten yaratılmasının onları Allah’a rakip doğaüstü güçler yapmaması, gaybî yaratılışı plazma, enerji veya elektromanyetik varlık teorilerine zorla dönüştürmeme, cinlerle psikolojik hastalıkları birbirine karıştırmama ve yaratılış maddesinin üstünlük ölçüsü olmadığını dikkatle ele almak gerekecektir.
Ve belki Hicr Suresi 26. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Nereden geldiğimizi hatırlasaydık birbirimize karşı bu kadar kolay kibirlenebilir miydik? Servetimizi, soyumuzu veya eğitimimizi insanlık üstünlüğü mü sanıyoruz? Ten rengini veya etnik kökeni değer ölçüsüne mi dönüştürüyoruz? Kur’an’ın yaratılış dilini modern bilimsel teorilere zorlayarak mı değerli göstermeye çalışıyoruz? Bedenimizin geçici olduğunu bildiğimiz hâlde bütün kimliğimizi görünüş ve mala mı bağlıyoruz? Ve en önemlisi, aynı yaratılmışlık gerçeğini taşıdığımız insanlara karşı daha adil ve daha mütevazı yaşayabiliyor muyuz?
“Hicr 26, ‘Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık’ buyurarak insanın maddi başlangıcını ve bu başlangıcın taşıdığı büyük tevazu dersini hatırlatır. Topraktan yaratılmak insanı değersiz yapmaz; aynı şekilde soy, ten rengi, servet veya yaratılış maddesi de kimseye doğuştan ahlaki üstünlük sağlamaz. Ayeti modern kimyanın bütün ayrıntılarını önceden bildiren teknik bir metne dönüştürmek de gerekli değildir. Ayetin büyük dersi şudur: İnsan kökenini unutup kibirlenmemeli; kendisine verilen bilinç, irade ve sorumluluğun değerini bilerek diğer insanlara karşı adalet ve tevazu içinde yaşamalıdır.”
Ersan Karavelioğlu