📖 Hicr Suresi 36. Ayette “Rabbim! Öyleyse İnsanların Yeniden Diriltilecekleri Güne Kadar Bana Mühlet Ver” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,504
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 36. Ayette “Rabbim! Öyleyse İnsanların Yeniden Diriltilecekleri Güne Kadar Bana Mühlet Ver” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 35. ayette İblîs hakkında ‘Şüphesiz hesap gününe kadar lanet senin üzerindedir’ hükmü bildirilmişti. 36. ayette ise İblîs, bu hükmün ardından Allah’a yönelerek ‘Rabbim! Öyleyse insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver’ der. Buradaki en dikkat çekici noktalardan biri İblîs’in Allah’a ‘Rabbim’ diye hitap etmesidir. Demek ki onun problemi Allah’ın varlığını inkâr etmek değildir. Allah’ı bilir, yeniden dirilişi bilir ve hesap gününün geleceğini de kabul eder; buna rağmen kibir ve itaatsizlik çizgisinden dönmez. Bu nedenle yalnız Allah’ın varlığını kabul etmek, tek başına doğru ahlak ve itaat anlamına gelmez. Ayetin ikinci önemli mesajı ise şudur: İblîs bağımsız ve sınırsız bir güç değildir; yaşayacağı süreyi bile kendisi belirleyememekte, Allah’tan mühlet istemektedir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 36. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Kâle rabbi fe-enzirnî ilâ yevmi yub‘asûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “İblîs dedi ki: Rabbim! Öyleyse insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver.” diye ifade edilebilir.

İblîs kovulmuş ve hesap gününe kadar lanetin üzerinde olduğu bildirilmiştir. Buna rağmen hemen yok edilmesini değil, yeniden diriliş gününe kadar süre verilmesini istemektedir.

Bu talep, sonraki ayetlerde Allah’ın ona belirli bir süre tanımasıyla devam edecektir.

2️⃣ İblîs Neden Allah’a “Rabbim” Diyor ❓​

Ayette İblîs’in kullandığı kelime **“Rabbî”, yani “Rabbim”**dir. Bu son derece dikkat çekicidir.

İblîs Allah’ın varlığını reddetmemektedir. Allah’ın kendisini yarattığını, hüküm sahibi olduğunu ve kendisine süre verebileceğini kabul etmektedir.

Dolayısıyla İblîs kıssası bize önemli bir ayrım öğretir: Allah’ın varlığını kabul etmek ile Allah’a doğru biçimde itaat etmek aynı şey değildir.

3️⃣ İblîs Allah’a İnanıyorsa Neden İsyankâr Sayılıyor ❓​

Çünkü iman yalnız zihinsel bir “Allah vardır” cümlesine indirgenemez. İblîs Allah’ın varlığından haberdardır; fakat Allah’ın emri karşısında kibirlenmiştir.

Sorunu bilgi eksikliği değil, ahlaki tavrıdır.

Bu nedenle insan da Allah hakkında çok bilgi sahibi olabilir; fakat bildiği doğrular hayatında adalet, tevazu ve sorumluluğa dönüşmüyorsa yalnız bilgi sahibi olması yeterli olmayabilir.

4️⃣ Allah’ın Varlığını Kabul Etmek Tek Başına Kurtuluş İçin Yeterli midir ❓​

İblîs kıssası bunun çok daha kapsamlı bir mesele olduğunu gösterir. Allah’ın varlığını kabul etmek önemli olmakla birlikte, Kur’an sürekli iman, teslimiyet ve salih amel arasında ilişki kurar.

İblîs Allah’a “Rabbim” der ama biraz önce Allah’ın emrine karşı gelmiştir.

Bu nedenle dil ve bilgi ile ahlaki yöneliş birbirinden koparılamaz.

5️⃣ İblîs Yeniden Dirilişe de İnanıyor mu ❓​

Evet. “İnsanların yeniden diriltilecekleri güne kadar” demesi, diriliş gününün geleceğini bildiğini gösterir.

İblîs yalnız Allah’ın varlığını değil, ahireti ve yeniden dirilişi de kabul etmektedir.

Bu çok çarpıcıdır. Ahiretin varlığını bilmek bile onu otomatik olarak doğru davranmaya götürmemiştir. Demek ki bilmek ile gereğini yapmak arasında ahlaki bir mesafe bulunabilir.

6️⃣ İnsan Ahirete İnandığı Hâlde Neden Yanlış Yapabilir ❓​

Çünkü insan yalnız bilgiyle hareket eden bir makine değildir. Arzu, öfke, çıkar, alışkanlık ve kibir davranışlarımızı etkileyebilir.

Bir insan ölümün gerçek olduğunu bildiği hâlde zamanını boşa harcayabilir. Haksızlığın hesabı olduğuna inanıp yine de haksızlık yapabilir.

İblîs kıssasının güçlü derslerinden biri budur: Hakikati bilmek, nefsin o hakikate teslim olduğu anlamına gelmez.

7️⃣ “Bana Mühlet Ver” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “enzirnî”, bana süre ver, ertele veya mühlet tanı anlamındadır.

İblîs ölüm veya nihai hükümle hemen karşılaşmamak, belirli bir zamana kadar yaşamaya devam etmek istemektedir.

Bu talep onun kendi varlığı üzerinde mutlak hâkimiyet sahibi olmadığını açıkça gösterir. Süreyi isteyen İblîs’tir; süreyi verecek olan Allah’tır.

8️⃣ İblîs Kendi Ömrünü Belirleyemiyor mu ❓​

Hayır. Eğer İblîs bağımsız ve mutlak güç sahibi olsaydı Allah’tan mühlet istemesine gerek kalmazdı.

Onun “Bana süre ver” demesi bile yaratılmışlığını ve sınırlılığını gösterir.

Bu nedenle şeytanı her şeyi istediği gibi yapan, Allah’tan bağımsız ikinci bir kozmik güç gibi düşünmek Kur’an’ın kıssasına aykırıdır.

9️⃣ Şeytan Allah’a Rakip Bir Güç Değilse Neden Ondan Sakınıyoruz ❓​

Bir varlığın sınırlı olması etkisiz olduğu anlamına gelmez. İnsan başka bir insandan gelebilecek kötülüğe karşı da tedbir alabilir; fakat onu tanrılaştırmaz.

Kur’an şeytanın vesvese ve kötülüğe çağırma etkisinden söz eder. Bununla birlikte onun insan iradesini mutlak biçimde kontrol ettiği söylenmez.

Şeytandan sakınmak gerekir; fakat şeytan korkusu Allah’a güvenin önüne geçmemelidir.

🔟 İblîs Neden Tövbe İstemek Yerine Mühlet İstiyor ❓​

Ayetin en düşündürücü yönlerinden biri budur. İblîs “Beni bağışla” demiyor; “Bana zaman ver” diyor.

Bir önceki ayetlerde de hatasını kabul etmemiş, aksine kendi üstünlük iddiasını savunmuştu. Şimdi de yönünü değiştirmek yerine varlığını sürdürmek için süre talep etmektedir.

Bu, zamanın tek başına insanı düzeltmediğini gösteren güçlü bir derstir. Zaman ancak nasıl kullanıldığına göre değer kazanır.

1️⃣1️⃣ Daha Çok Zaman Her Zaman Daha İyi midir ❓​

Hayır. Uzun ömür tek başına ahlaki başarı değildir.

Bir insan kendisine verilen uzun zamanı iyilik, öğrenme, sevgi ve düzeltme için kullanabilir. Başka biri aynı zamanı zulüm, kibir ve zarar vermek için kullanabilir.

Bu yüzden sürenin uzunluğu kadar yönü de önemlidir.

1️⃣2️⃣ “Keşke Daha Çok Zamanım Olsa” Demek Yanlış mıdır ❓​

Hayır. İnsan daha uzun yaşamak, sevdikleriyle vakit geçirmek veya yapmak istediği işleri tamamlamak isteyebilir. Bu son derece doğal bir arzudur.

Mesele, bize verilen zamanı ne için istediğimizdir.

Daha çok zaman istemek kötü değildir; zamanı hangi amaçla kullanacağımız belirleyicidir.

1️⃣3️⃣ İblîs’in Mühlet İstemesi Kaderle İlgili Ne Öğretiyor ❓​

İblîs Allah’tan süre istemektedir ve ilerleyen ayetlerde belirli bir zamana kadar mühlet verilecektir.

Bu anlatım onun bütün davranışlarının Allah’ın hükümranlığından bağımsız olmadığını gösterir. Fakat aynı zamanda İblîs kendi tercihlerini yapmaya devam edecektir.

Böylece kıssada yine aynı denge görülür: Allah’ın hükümranlığı gerçektir, yaratılmış varlığın sorumluluğu da gerçektir.

1️⃣4️⃣ Allah İblîs’e Neden Süre Verecek ❓​

Bu sorunun cevabını sonraki ayetlerle birlikte değerlendirmek gerekir. Kur’an İblîs’e belirli bir zamana kadar mühlet verildiğini açıkça bildirir.

Ancak Allah’ın bir şeye izin vermesi, o davranışı ahlaken onayladığı anlamına gelmez.

Dünyada kötülüğün belirli süre var olmasına izin verilmesi ile kötülüğün iyi kabul edilmesi birbirinden farklıdır. İzin vermek ile razı olmak aynı şey değildir.

1️⃣5️⃣ Allah Kötülüğe İzin Veriyorsa Kötülükten Sorumlu Değil miyiz ❓​

Hayır. İnsan ve diğer sorumlu varlıkların tercihleri gerçek kabul edildiği için, kötülük yapan kişi kendi seçiminden sorumlu tutulur.

Allah’ın bir davranışın gerçekleşmesine varlık düzeninde izin vermesi, “Bunu yapmanı emrediyorum” demek değildir.

Bir insanın kötülük yapabilecek imkâna sahip olması da kötülüğün meşru olduğu anlamına gelmez.

1️⃣6️⃣ Şeytan İnsanları Zorla Günaha Sürükleyebilir mi ❓​

Kur’an’ın genel anlatımında şeytan çağırır, vesvese verir, kötülüğü süsler ve insanı etkilemeye çalışır; fakat mutlak zorlayıcı hâkimiyet sahibi değildir.

Bu nedenle insan yaptığı yanlışın ardından “Şeytan bana yaptırdı, benim hiçbir sorumluluğum yok” diyemez.

Şeytanın çağrısı olabilir; karar ve sorumluluk insanda kalır.

1️⃣7️⃣ İstem Dışı Kötü Düşünceler Şeytanın Bizi Ele Geçirdiğini mi Gösterir ❓​

Hayır. İnsan zihninden istemediği düşünceler geçebilir. Özellikle takıntılı düşünceler yaşayan kişiler, akıllarına gelen düşünceleri kendi ahlaki tercihleri sanarak büyük korku yaşayabilirler.

İstem dışı düşünce ile bilinçli karar aynı şey değildir.

Dinî vesvese kavramı, insanların psikolojik rahatsızlıklarını ağırlaştıracak biçimde kullanılmamalıdır. Gerektiğinde profesyonel destek almak da son derece önemlidir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 35 ve 36. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 35. ayette İblîs üzerinde hesap gününe kadar lanet bulunduğu bildirilmişti. 36. ayette İblîs Allah’a “Rabbim! İnsanların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver” diye seslenir.

Böylece İblîs’in Allah’ı ve ahireti bildiği, fakat yine de tövbe yerine süre istediği ortaya çıkar.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 37. ayette Allah’ın cevabı gelecek ve şöyle buyrulacaktır: “Öyleyse sen mühlet verilenlerdensin.” Bu ayeti ele alırken özellikle İblîs’e mühlet verilmesinin onun haklı veya Allah tarafından sevilen biri olduğu anlamına gelmemesi, dünyada fırsat ve süre verilmesinin ilahî onay sayılmaması, kötülüğün hemen cezalandırılmamasının onay anlamına gelmemesi, insanın kendisine verilen zamanı nasıl kullandığı ve ilahî izin ile ilahî rıza arasındaki fark üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 36. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 36. ayet, İblîs’in “Rabbim! Öyleyse insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver” sözünü aktarırken onun inanç ve ahlak arasındaki çarpıcı durumunu gözler önüne serer.

İblîs Allah’a “Rabbim” demektedir. Bu tek kelime bile onun Allah’ın varlığını inkâr etmediğini açıkça gösterir.

Üstelik yeniden dirilişi de bilmektedir. “İnsanların diriltilecekleri gün” ifadesi, ahiretin gerçekleşeceğinden haberdar olduğunu gösterir.

Demek ki İblîs’in problemi Allah hakkında bilgi sahibi olmamak değildir.

Bu çok önemli bir derstir. İnsan din hakkında büyük miktarda bilgi sahibi olabilir, fakat bu bilginin karakterine nasıl yansıdığı ayrı bir meseledir.

Bir insan yüzlerce dinî kitap okuyabilir; fakat insanları küçümsüyorsa, haksızlık yapıyorsa ve hatasını kabul edemiyorsa bilgisi henüz ahlaki olgunluğa dönüşmemiş olabilir.

Bilgi değerlidir; fakat bilgi kibir üretmeye başladığında kendi amacının tersine dönebilir.

İblîs’in kıssasında tam da bunu görürüz. Allah’ı bilir fakat Allah karşısında tevazu göstermez.

Ahireti bilir fakat bu bilgi onu tövbeye yöneltmez.

Kendi hatasını bilir ama hatasını kabul etmek yerine kendi üstünlüğünü savunur.

Bu nedenle iman yalnız bazı metafizik gerçekleri zihinsel olarak onaylamakla sınırlı düşünülmemelidir. Kur’an’ın iman anlayışında yöneliş, güven, teslimiyet ve davranış da önemlidir.

İblîs’in mühlet istemesi başka büyük bir gerçeği daha gösterir: Şeytan bağımsız değildir.

Popüler kültürde şeytan bazen Allah’ın karşısında neredeyse eşit kuvvette bir karanlık hükümdar gibi sunulur. Oysa Kur’an’ın burada çizdiği tablo çok farklıdır.

İblîs kendi ömrünü bile belirleyemez.

Süre ister.

Bu tek gerçek bile onun Allah’a rakip bir ilah olmadığını gösterir.

Eğer mutlak güç sahibi olsaydı “Bana mühlet ver” demek zorunda kalmazdı. Kendi istediği kadar yaşayabilirdi.

Bu nedenle şeytan korkusunu tevhid sınırları içinde tutmak gerekir.

Şeytanın etkisini küçümsemek doğru değildir; fakat onu büyütüp neredeyse her yerde bulunan, her şeyi bilen ve bütün insanları kontrol eden bir varlık hâline getirmek de doğru değildir.

Bu tür bir korku bazen insan hayatını ciddi biçimde etkileyebilir. Her kötü rüya, her ev sesi, her hastalık veya her başarısızlık şeytana bağlanabilir.

Oysa gerçek dünyada doğal sebepler, psikolojik süreçler ve insan tercihleri vardır.

Bir insanın işi kötü gittiyse finansal planlama hatası olabilir. Bir ilişkisi bozulduysa iletişim sorunu bulunabilir. Bir hastalık yaşadıysa tıbbi sebebi araştırılmalıdır.

Şeytana inanmak sebepleri araştırmayı bırakmak anlamına gelmez.

Ayetin zaman konusunda taşıdığı ders ise belki daha da çarpıcıdır. İblîs daha fazla zaman ister.

Fakat zaman istemek ile zamanı doğru kullanmak aynı şey değildir.

İnsanların da hayatında çok sık kullandığı bir cümle vardır: “Biraz daha zamanım olsaydı…”

Biraz daha zamanım olsa aileme daha çok vakit ayıracağım.

Biraz daha zamanım olsa sağlığıma dikkat edeceğim.

Biraz daha zamanım olsa özür dileyeceğim.

Biraz daha zamanım olsa ibadetlerimi düzene sokacağım.

Fakat sürekli ertelenen şeyler, insanın gerçekten zaman eksikliği mi yoksa öncelik problemi mi yaşadığını sorgulatabilir.

Hicr 36 bize zamanın kendi başına insanı iyileştirmediğini gösterir.

Zaman nötrdür; onu hangi yönde kullandığımız önemlidir.

Aynı bir yıl, bir insan için büyük bir dönüşüm dönemi olabilirken başka biri için yanlış alışkanlıkların daha da yerleştiği bir dönem olabilir.

Bu nedenle uzun ömür otomatik üstünlük değildir.

İnsan uzun yaşadığı için Allah’ın kendisinden özel olarak razı olduğunu iddia edemez. Aynı şekilde genç yaşta ölen kişinin değersiz olduğu sonucu da çıkarılamaz.

Sürenin miktarı, hayatın ahlaki değerinin tek ölçüsü değildir.

İblîs’e süre verilmesi bu konuda özellikle güçlü bir örnektir. Eğer uzun süre yaşamak mutlaka ilahî sevginin kanıtı olsaydı, İblîs’e mühlet verilmesini açıklamak zorlaşırdı.

Demek ki dünyada birine zaman, güç veya imkân verilmesi Allah’ın o kişinin bütün davranışlarından razı olduğunun kanıtı değildir.

Bu ilke dünya başarısı için de geçerlidir.

Bir zalim uzun yıllar güçlü kalabilir. Bir dolandırıcı servet kazanabilir. Bir insan yanlış davranışına rağmen toplumda çok başarılı görünebilir.

Bütün bunlar otomatik olarak “Allah onu destekliyor” anlamına gelmez.

Geciken sonuç, onay değildir.

Kur’an’ın bu kıssası, dünyadaki başarının ilahî ahlaki onayla birbirine karıştırılmaması gerektiğini güçlü biçimde gösterir.

Ayet aynı zamanda tövbe açısından da düşündürücüdür. İblîs süre istediğinde aslında önünde zaman bulunmaktadır.

Fakat zamanını ne için kullanacağı sonraki ayetlerde ortaya çıkacaktır: İnsanları saptırmak için.

Bu son derece çarpıcıdır. Aynı zaman tövbe için de kullanılabilirdi şeklinde kesin bir alternatif gayb senaryosu kurmak yerine, metnin bize gösterdiği şeye odaklanmalıyız: İblîs kendisine verilen süreyi dönüş yönünde kullanmamaktadır.

İnsan için ders açıktır.

Bize verilen zaman yalnız yaşamak için değil, yönümüzü belirlemek için de bir imkândır.

Hata yaptığımızda zaman geçmesi hatayı kendiliğinden düzeltmez. Kırdığımız insanla yıllarca konuşmamak, yalnız yılların geçmesiyle sorunu çözmeyebilir.

Bazen insanın yapması gereken şey bellidir: Özür dilemek, zararı telafi etmek ve davranışı değiştirmek.

Zaman yalnız bu dönüşümün gerçekleşebileceği alanı sağlar.

İblîs’in “Rabbim” demesi ayrıca dinî dilin tek başına yeterli olmadığını gösterir.

Bir insan sürekli Allah’ın adını kullanabilir; fakat davranışında haksızlık yapabilir. Dinî kelime kullanmak davranışı otomatik olarak kutsal hâle getirmez.

Söylediğimiz dinî söz ile yaptığımız iş birlikte değerlendirilmelidir.

Bu ilke özellikle din adına otorite kullanan insanlar açısından önemlidir. Bir kişi konuşmasına Allah’ın adını ekledi diye bütün söyledikleri vahiy hâline gelmez.

İnsan sözü yine insan sözüdür ve delil, ahlak ve doğruluk ölçüleriyle değerlendirilebilir.

İblîs de Allah’a “Rabbim” derken bu hitap onun biraz önceki kibirli isyanını silmemektedir.

Dolayısıyla dinî kelimeler ahlaki sorumluluğun yerine geçmez.

Ayetin şeytan ve insan iradesi açısından verdiği ölçü de önemlidir. İblîs mühlet isteyecek, ileride insanları saptırmaya çalışacağını söyleyecektir. Fakat bu durum insanların kuklaya dönüştüğü anlamına gelmez.

Kur’an’ın başka yerlerinde şeytanın insanları çağırdığı, fakat zorlayıcı bir egemenliğinin olmadığı ifade edilir.

Bu nedenle kötülük yaptığımızda bütün sorumluluğu şeytana devredemeyiz.

Şeytan vesvese verebilir; ama karar bize aittir.

Bunun özellikle istem dışı düşüncelerle karıştırılmaması gerekir. İnsan zihnine gelen her kötü düşünce bilinçli karar değildir.

Bir kişinin aklına istemediği bir düşüncenin gelmesi onu kötü insan yapmaz.

Ahlaki sorumluluk, istemsiz zihinsel olay ile bilinçli tercih arasındaki farkı dikkate almalıdır.

Bu nedenle dinî kaygı yaşayan kişinin her zihinsel düşüncesini şeytana veya günaha bağlayarak kendisini sürekli suçlaması doğru değildir.

İnsan gerektiğinde psikolojik veya tıbbi yardım da alabilir.

Kur’an’daki şeytan anlatısı insanı paranoyaya değil, sorumluluğa ve Allah’a güvene yöneltmelidir.

Hicr 36’nın başka bir önemli mesajı ise ölüm ve zaman üzerindeki insan sınırlılığıdır. İblîs bile yaşayacağı süreyi kendi başına belirleyemiyorsa insanın da hayat üzerinde mutlak kontrol iddiası gerçekçi değildir.

Bu durum sağlık tedbirlerini anlamsızlaştırmaz.

Tam tersine bize verilen zamanı korumak için tedavi, güvenlik ve sağlıklı yaşam gibi sebeplere başvurmak değerlidir.

Fakat bütün tedbirlere rağmen hayatın mutlak sahibi olmadığımızı biliriz.

Bu bilgi insanı karamsarlığa değil, zamanın değerini anlamaya yöneltebilir.

Çünkü hiçbirimizin sınırsız yarını garanti değildir.

Bu yüzden sevdiğimiz insanlara söyleyecek güzel sözleri sürekli ertelemek, düzeltebileceğimiz haksızlıkları yarına bırakmak veya hayatın bütün anlamını geleceğe taşımak sorgulanmalıdır.

Bize verilen gerçek zaman, içinde bulunduğumuz zamandır.

Hicr Suresi 36. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **İblîs’in Allah’a ‘Rabbim’ demesini gerçek itaatle karıştırma. Allah’ın varlığını ve ahireti bilmenin tek başına ahlaki doğruluğu garanti etmediğini gör. Şeytanı Allah’a rakip bağımsız bir güç hâline getirme; o kendi süresini bile Allah’tan istemektedir. Sana verilen zamanı otomatik ilahî onay sayma ve daha çok zamanın seni kendiliğinden daha iyi yapacağını düşünme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Hayatın değeri yalnız ne kadar sürdüğünde değil, bize verilen süreyi hangi yönde kullandığımızda ortaya çıkar; İblîs tövbe yerine mühlet istemiştir, insan ise kendisine verilen zamanı dönüş, iyilik ve sorumluluk için değerlendirebilir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 37. ayette, İblîs’in talebine cevap verilerek şöyle buyrulacaktır: “Öyleyse sen mühlet verilenlerdensin.” Bu ayeti ele alırken özellikle İblîs’e süre verilmesinin onun affedildiği veya haklı bulunduğu anlamına gelmemesi, dünyada bir kişiye uzun süre ve geniş imkân verilmesinin ilahî onay kanıtı olmaması, Allah’ın kötülüğe geçici izin vermesi ile kötülüğü sevmesi arasındaki fark, gecikmiş cezanın masumiyet anlamına gelmemesi, insanın kendisine verilen fırsatı nasıl kullandığı ve zamanın bir nimet kadar sorumluluk da olması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 36. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Biz Allah’ı yalnız dilimizle mi “Rabbim” diye çağırıyoruz, yoksa bu söz davranışlarımızı da değiştiriyor mu? Doğruyu bildiğimiz hâlde kibir veya çıkar nedeniyle tersini mi yapıyoruz? Bize daha çok zaman verilmesini isterken o zamanı ne için istediğimizi düşünüyor muyuz? Sürekli “Yarın düzelteceğim” diyerek bugünkü sorumluluklarımızı mı erteliyoruz? Dünyada uzun süre başarılı olan bir zalimi Allah’ın onayladığını mı sanıyoruz? Şeytandan korkarken onun bile Allah’tan mühlet isteyen sınırlı bir yaratık olduğunu unutuyor muyuz? Ve en önemlisi, bize bugün verilen süreyi yanlışlarımızı büyütmek için mi, yoksa onları düzeltmek için mi kullanıyoruz?

“Hicr 36, İblîs’in ‘Rabbim! Öyleyse insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver’ sözünü aktararak çok önemli bir gerçeği gösterir: İblîs Allah’ın varlığını ve yeniden dirilişi bilir; fakat bilgi onu kibirden ve itaatsizlikten otomatik olarak kurtarmamıştır. Üstelik kendi yaşayacağı süreyi bile belirleyememekte, Allah’tan mühlet istemektedir. Ayetin büyük dersi şudur: Allah’ı bilmek, yalnız dilde ve zihinde kalan bilgi değil; tevazu, itaat ve ahlaki sorumluluğa dönüşmesi gereken bir hakikattir. Bize verilen zaman da kendi başına başarı değildir; onun gerçek değeri, bu zamanı hangi yönde kullandığımızla ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt