📖 Hicr Suresi 38. Ayette “Bilinen Vaktin Gününe Kadar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 38. Ayette “Bilinen Vaktin Gününe Kadar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,504
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 38. Ayette “Bilinen Vaktin Gününe Kadar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 36. ayette İblîs ‘İnsanların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver’ diye Allah’tan süre istemiş, 37. ayette ise ‘Öyleyse sen mühlet verilenlerdensin’ cevabını almıştı. 38. ayet bu mühletin sınırsız olmadığını bildirir: ‘Bilinen vaktin gününe kadar.’ Ayette geçen ‘el-vakti’l-ma‘lûm’, sınırı ve bilgisi Allah katında belirli olan vakti ifade eder. Tefsirlerde bunun hangi aşamaya işaret ettiği konusunda farklı açıklamalar bulunmakla birlikte ayetin açık mesajı değişmez: İblîs kendi ömrünün ve faaliyet süresinin sahibi değildir; kendisine verilen mühletin başlangıcını da sonunu da mutlak olarak belirleyen Allah’tır. Bu ayet kıyametin tarihini sayı, harf, ebced, numeroloji veya gizli kodlarla hesaplamak için verilmiş bir şifre değildir. Tam tersine insanın bilmediği geleceği zorla çözmeye çalışmak yerine, kendisine verilen bugünkü zamanı sorumlulukla kullanmasını öğreten güçlü bir sınır hatırlatmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 38. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “İlâ yevmi’l-vakti’l-ma‘lûm.” şeklindedir. Genel anlamı “Bilinen vaktin gününe kadar.” diye ifade edilebilir.

Bu kısa ayet, Hicr Suresi 37. ayette İblîs’e verilen mühletin sonsuz olmadığını açıkça ortaya koyar. İblîs süre istemiştir; Allah da ona belirlenmiş bir sınıra kadar mühlet vermiştir.

Dolayısıyla ayetin merkezindeki düşünce sınırdır: İblîs istediği kadar değil, Allah’ın belirlediği vakte kadar yaşayacaktır.

2️⃣ “Vakt-i Ma‘lûm” Ne Anlama Gelir ❓​

“Vakt”, belirlenmiş zaman veya süreyi; “ma‘lûm” ise bilinen anlamını taşır. Birlikte “bilinen/belirli vakit” anlamı ortaya çıkar.

Buradaki “bilinen” ifadesini öncelikle Allah tarafından bilinen ve belirlenmiş olan vakit şeklinde anlamak gerekir.

Ayet, insanların da bu vaktin tarihini bildiğini söylemez. Allah’ın bildiği şey ile insanın bildiği şey aynı değildir.

3️⃣ Bu Vaktin Tam Olarak Ne Olduğunu Biliyor muyuz ❓​

Tefsirlerde farklı açıklamalar bulunmaktadır. Bazı yorumlarda kıyametin başlaması, sûra ilk üfürülmesi veya dünya düzeninin sona ermesine ilişkin Allah’ın belirlediği aşama üzerinde durulmuştur.

Ancak ayet bize takvim tarihi vermez. Bu nedenle “Vakt-i ma‘lûm kesin şu yılın şu günüdür” diye konuşmak için elimizde açık bir vahiy yoktur.

Ayetin kesin mesajı şudur: İblîs’in mühleti sınırlıdır ve sınırı Allah tarafından bilinmektedir.

4️⃣ İblîs Diriliş Gününe Kadar Süre İstemişti; Neden Allah “Bilinen Vakte Kadar” Diyor ❓​

Bu fark dikkat çekicidir. İblîs kendi istediği süreyi ifade etmiş, fakat Allah cevabında sürenin sınırını kendi belirlediği vakte bağlamıştır.

Bu, İblîs’in talebinin şartlarını belirleyen taraf olmadığını gösterir.

İsteyen İblîs’tir; hükmeden Allah’tır.

Dolayısıyla mühlet verilmesi bile İblîs’in bağımsızlığını değil, tam tersine Allah’a bağımlılığını gösterir.

5️⃣ İblîs Kıyamete Kadar Ölümsüz müdür ❓​

Ayet onun belirli bir zamana kadar mühlet aldığını bildirir. Ancak bunu mutlak ve sonsuz ölümsüzlük olarak anlamak doğru değildir.

Tam tersine “bilinen vakit” ifadesi onun varlığının mevcut düzen içinde belirlenmiş bir son sınırı bulunduğunu gösterir.

İblîs ebedî bir tanrı veya yok edilemez bağımsız bir güç değildir. O da yaratılmıştır ve Allah’ın belirlediği zaman düzenine tabidir.

6️⃣ Bu Ayet Şeytanın Gücünü mü Gösteriyor, Sınırlılığını mı ❓​

Asıl olarak sınırlılığını gösterir.

İblîs önce mühlet istemiştir. Sonra kendisine belirli bir zamana kadar mühlet verilmiştir. Bu süreçte kendi süresini belirleyen taraf değildir.

Dolayısıyla şeytanın varlığını kabul etmek başka, onu Allah’a rakip, zamanı ve kaderi üzerinde mutlak hâkim bir varlık gibi düşünmek başkadır.

Şeytan yaratılmıştır; Allah’ın rakibi değildir.

7️⃣ Şeytanın Sonu Belli Olduğu Hâlde Neden İnsanları Saptırmaya Çalışıyor ❓​

İlerleyen ayetlerde İblîs’in insanları saptırmaya çalışacağını kendisinin söyleyeceğini göreceğiz.

Bu durum bilgi ile ahlaki dönüşüm arasındaki farkı bir kez daha gösterir. İblîs sonucunun iyi olmadığını bilmesine rağmen kibir ve düşmanlık çizgisinden dönmemektedir.

İnsan için burada güçlü bir ders vardır: Bir davranışın kötü sonucunu bilmek, o davranışı otomatik olarak terk ettirmez. Alışkanlık, kibir, öfke veya çıkar insanı bildiği gerçeğe rağmen yanlışta tutabilir.

8️⃣ Kıyametin Zamanı Bu Ayetten Hesaplanabilir mi ❓​

Hayır. Ayet kıyamet tarihini hesaplamamız için sayı veya takvim vermez.

“Bilinen vakit”, Allah açısından bilinen vakittir; insanların matematiksel işlem yaparak mutlaka ortaya çıkaracağı bir tarih değildir.

Bu nedenle ayetten “Şu yıl kıyamet kopacak” şeklinde kesin sonuçlar çıkarmak metnin söylediğinden fazlasını iddia etmek olur.

9️⃣ Ebced veya Harf Hesabıyla Kıyamet Tarihi Bulunabilir mi ❓​

Kur’an’ın bu ayeti böyle bir yöntem öğretmez. Harflerin sayısal değerlerinden, gizli kodlardan veya çeşitli sayı dizilerinden kesin kıyamet tarihi çıkarmak güvenilir bir vahiy bilgisi değildir.

Tarih boyunca farklı kıyamet tarihleri ileri sürülmüş ve bunların pek çoğu gerçekleşmemiştir.

Kıyamet tarihini bilmediğimiz gerçeği, sayı oyunlarıyla ortadan kalkmaz.

🔟 Kur’an Neden Kıyametin Tarihini Açıkça Vermiyor ❓​

Kur’an’ın temel yaklaşımı insanı tarihe değil hazırlığa yöneltir.

Bir insan kıyametin tam tarihini bilmese de bugün nasıl yaşaması gerektiğini bilir. Adalet, dürüstlük, tövbe, sorumluluk ve iyilik için kıyametin takvim tarihini bilmek gerekmez.

Bu yüzden asıl soru “Ne zaman?” değil, “Hazır mıyım ve bugün ne yapıyorum?” sorusudur.

1️⃣1️⃣ Kıyamet Tarihini Merak Etmek Yanlış mıdır ❓​

Merak etmek insanîdir. İnsan dünyanın ve kendi hayatının sonunu düşünmek isteyebilir.

Sorun merakın kesin bilgi iddiasına dönüşmesidir. Vahyin açıkça vermediği bir tarihi “Ben buldum” diye ilan etmek başka bir şeydir.

Merak meşrudur; delilsiz kesinlik değildir.

1️⃣2️⃣ “Belirlenmiş Vakit” Kadercilik Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Bir şeyin Allah tarafından bilinmesi veya belirli bir zamanının bulunması, insanın hiçbir sorumluluğu olmadığı anlamına gelmez.

İnsan hayatının sınırlı olduğunu bilir ama yine de çalışır, tedavi olur, yolculukta tedbir alır ve geleceğini planlar.

Benzer şekilde kıyametin belirlenmiş olması da “Nasıl olsa her şey belli, hiçbir şey yapmayalım” sonucunu doğurmaz.

1️⃣3️⃣ Ecel de Böyle Belirlenmiş Bir Vakit midir ❓​

Kur’an insan hayatının da sınırlı olduğunu ve ecel kavramını kullanır. Ancak insanın ecelinin Allah tarafından bilinmesi, sağlık ve güvenlik tedbirlerini terk etme gerekçesi değildir.

Bir kişi “Ecel geldiyse ölürüm” diyerek emniyet kemerini kullanmamayı, tedaviyi bırakmayı veya başkalarının hayatını tehlikeye atmayı meşrulaştıramaz.

Kader bilgisi sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

1️⃣4️⃣ Ölüm Tarihimiz Belli ise Doktora Gitmenin Ne Anlamı Var ❓​

Doktora gitmek de hayatın sebepler düzeninin parçasıdır. Tedavi, erken ölümleri önleyebilir ve insanın yaşam kalitesini artırabilir.

İnsan hangi tedavinin hayatındaki hangi sonuca vesile olacağını önceden mutlak olarak bilmez. Bu nedenle görevimiz elimizdeki sebepleri kullanmaktır.

Tevekkül sebepleri terk etmek değil, sebepleri kullandıktan sonra mutlak sonucu Allah’a bırakmaktır.

1️⃣5️⃣ Belirlenmiş Zaman İnsan Özgürlüğünü Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır. Zamanın sınırlı olması ile o zaman içinde yapılan tercihlerin gerçek olması farklı şeylerdir.

Bir insanın ömrünün sınırlı olması, o ömür içinde yaptığı bütün seçimlerin zorla yaptırıldığı anlamına gelmez.

İblîs’in de mühleti sınırlıdır; fakat ilerleyen ayetlerde bu süre içinde kendi tercihlerini ortaya koyduğu anlatılacaktır.

1️⃣6️⃣ Geleceğin Tamamını Bilmemek Bir Eksiklik midir ❓​

İnsan açısından geleceğin tamamını bilmemek yaratılmışlığımızın doğal sınırıdır. Her şeyi bilmiyoruz ve hayatı belirsizliklerle birlikte yaşıyoruz.

Bu durum insanı plan yapmaktan alıkoymaz. Hava tahmini yapabilir, ekonomik riskleri hesaplayabilir ve sağlık olasılıklarını değerlendirebiliriz.

Fakat olasılık hesabı ile mutlak gayb bilgisi aynı şey değildir.

1️⃣7️⃣ Bilimsel Tahmin ile Gayb İddiası Arasındaki Fark Nedir ❓​

Bilimsel tahmin, gözlenen veriler ve nedenler üzerinden olasılıklı sonuçlar üretir. Örneğin meteoroloji yarın yağmur ihtimalini hesaplayabilir.

Bu, “Geleceği mutlak olarak biliyorum” iddiası değildir. Yeni verilerle tahmin değişebilir.

Gaybı mutlak bilme iddiası ise geleceğin kesinliğini hiçbir belirsizlik olmadan bilmeyi iddia eder. İkisini birbirine karıştırmamak gerekir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 37 ve 38. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 37. ayette İblîs’e mühlet verilenlerden olduğu bildirilmiş, 38. ayette bu mühlet “bilinen vaktin gününe kadar” sınırlandırılmıştır.

Böylece mühletin varlığı kadar sonlu oluşu da vurgulanır. İblîs’e zaman verilmiştir fakat sınırsız hâkimiyet verilmemiştir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 39. ayette, İblîs kendisine verilen bu süreyi nasıl kullanacağını açıklayacak ve şöyle diyecektir: “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, ben de yeryüzünde onlara kötülükleri mutlaka süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım.” Bu ayeti ele alırken özellikle “beni azdırmana karşılık” ifadesinin Allah’ın İblîs’i zorla günaha sürüklediği anlamına gelip gelmediği, İblîs’in sorumluluğu Allah’a yüklemeye çalışması, kötülüğün süslenmesi, günahın cazip gösterilmesi, şeytanın insanı zorlayamaması ve hemen sonraki ayette ihlâslı kulların istisna edilmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 38. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 38. ayet yalnız birkaç kelimeden oluşur: “Bilinen vaktin gününe kadar.” Fakat bu kısa ifade İblîs’in konumu, zamanın sınırı, kıyamet bilgisi ve insan sorumluluğu hakkında son derece güçlü bir çerçeve oluşturur.

Öncelikle ayet İblîs’in mutlak güç sahibi olmadığını açıkça gösterir. O süre istemiştir ve kendisine süre verilmiştir.

Daha da önemlisi, bu sürenin sınırını kendisi belirlememiştir.

İblîs’in mühleti bile Allah’ın hükmü altındadır.

Bu nokta tevhid açısından çok önemlidir. İnsan bazen şeytandan öylesine korkar ki farkında olmadan ona Allah’a ait özellikler yükleyebilir.

Şeytan her yerdeymiş, her şeyi biliyormuş, bütün insanları istediği gibi yönetiyormuş ve hiçbir sınıra tabi değilmiş gibi düşünülebilir.

Oysa Hicr kıssası sürekli bunun tersini göstermektedir.

İblîs yaratılmıştır.

Emir almıştır.

Kovulmuştur.

Mühlet istemiştir.

Ve şimdi mühletinin belirlenmiş bir sınırı olduğu bildirilmektedir.

Bu tablo Allah ile şeytan arasında eşit bir kozmik savaş bulunmadığını açık biçimde gösterir.

Allah mutlak Rabdir; İblîs ise sınırlı bir yaratılmıştır.

Ayetin ikinci büyük mesajı zaman üzerinedir. İblîs zaman istemiştir, fakat zaman onun mülkü değildir.

İnsan için de durum benzerdir. Hepimiz zamanı kullanıyoruz ama zamanın mutlak sahibi değiliz.

Yarın yaşayacağımızı planlarız fakat garantisini veremeyiz.

Bu, plan yapmayı anlamsızlaştırmaz. Tam tersine planlarımızın değerini artırır; çünkü sınırlı bir zamanı nasıl kullandığımız önemlidir.

İnsan bazen sınırsız zamanı varmış gibi yaşar.

Sevdiği insanı aramayı erteler.

Özür dilemeyi erteler.

Borcu ödemeyi erteler.

Sağlığına dikkat etmeyi erteler.

Kendisine sürekli “Bir gün yapacağım” der.

Fakat “bir gün”, takvimde belirlenmiş bir tarih değildir.

Hicr 38’in belirlenmiş vakit vurgusu bu nedenle insana kendi sınırlılığını da hatırlatabilir.

Bize son tarih bildirilmemiş olabilir ama sonumuzun bulunduğunu biliyoruz.

Bu bilgi korku üretmek zorunda değildir. Doğru anlaşıldığında öncelik üretir.

Sınırlı zaman, insana “Gerçekten önemli olan nedir?” sorusunu sordurabilir.

Ayetin kıyamet tarihi konusunda taşıdığı ders de son derece önemlidir. İnsan bilinmeyeni kontrol etmek ister.

Bu nedenle tarih boyunca kıyamet için tarihler verilmiş, yıldızlardan işaretler çıkarılmış, sayı sistemleri kurulmuş ve kutsal metinlerden gizli takvimler üretmeye çalışılmıştır.

Fakat Hicr 38 “Vakit bilinmektedir” derken “Bu vakti siz de hesaplayabilirsiniz” demez.

Aradaki fark çok büyüktür.

Allah’ın bilmesi, bizim de bilmemiz anlamına gelmez.

Bu ilke yalnız kıyamet konusunda değil, bütün gayb meselelerinde önemlidir.

Allah bir şeyi biliyor diye insan kendisini otomatik olarak o bilginin sahibi ilan edemez.

Bir falcının, medyumun veya sayı hesabı yapan kişinin “Allah bana kıyametin tarihini gösterdi” demesi güçlü delil gerektiren olağanüstü bir iddiadır.

Özellikle kesin tarihler konusunda tarih bize büyük bir uyarı sunar: Geçmişte birçok insan kıyametin tarihini ilan etmiş ve söyledikleri gerçekleşmemiştir.

Buna rağmen yeni tarihler üretmeye devam etmek hatalı yöntemi terk etmek yerine tarihi değiştirmek olur.

Kur’an’ın amacı kıyametin saatini hesaplatmak değil, insanı hesaba hazırlamaktır.

Bu nedenle “Kıyamet ne zaman?” sorusu merak açısından anlaşılabilir olsa da ahlaki açıdan daha önemli soru şudur:

“Kıyamet bugün olsa ben nasıl bir hayat yaşamış olurum?”

Bu düşünce insanı panik içine sokmamalıdır.

Dinî hayat sürekli dünyanın sonunu bekleyerek korkmak değildir.

İnsan çalışır, evlenir, çocuk yetiştirir, eğitim görür, yatırım yapar ve geleceğe dair projeler kurabilir.

Ahirete inanmak dünyadan vazgeçmek değildir.

Peygamberî öğretinin genel çizgisinde dünya hayatı sorumluluğun gerçekleştiği alandır. Bu nedenle kıyametin bir gün geleceğine inanmak, yarının işini bırakmak anlamına gelmez.

Tam tersine bugünün işini daha sorumlu yapmak anlamına gelebilir.

Hicr 38 kader anlayışı açısından da önemli bir denge sağlar.

Bir vaktin Allah tarafından belirlenmiş olması insanın sebepler dünyasını terk etmesini gerektirmez.

“Nasıl olsa ölüm vaktim belli” diyerek tehlikeli davranmak, kaderi kendi ihmalimizin bahanesine çevirmek olur.

Bir kişi hız sınırını aşarken “Ecel geldiyse ölürüm” diyemez. Çünkü hem kendi hayatını hem başkalarının hayatını tehlikeye sokmaktadır.

Allah’ın ecel bilgisi insanın trafik sorumluluğunu iptal etmez.

Aynı şekilde “Allah kimin öleceğini biliyor” diyerek tıp gereksiz sayılamaz.

Doktorun tedavisi de sebepler düzeninin parçasıdır.

İnsan tedavi olur, tedbir alır ve sağlığını korur; sonuç üzerindeki mutlak egemenliğinin kendisinde olmadığını bilir.

Bu, tevekkülün dengeli biçimidir.

Ayet bilimsel tahmin ile gayb bilgisini ayırmamıza da yardım eder.

İnsan geleceği bütünüyle bilmese de bazı olayları güçlü biçimde öngörebilir.

Örneğin astronomi belirli bir tutulmanın zamanını çok yüksek kesinlikle hesaplayabilir. Bu, Allah’ın gayb bilgisini ele geçirmek değildir; yaratılmış düzen içindeki hesaplanabilir ilişkileri kullanmaktır.

Meteoroloji de hava koşullarını tahmin edebilir.

Tıp belirli riskleri hesaplayabilir.

Ekonomi olasılık senaryoları oluşturabilir.

Bunların hiçbiri mutlak gelecek bilgisi olmak zorunda değildir.

Dolayısıyla bilimsel tahminlere “Gaybı Allah bilir, tahmin yapmak haramdır” şeklinde karşı çıkmak da doğru değildir.

İnsan sebeplerden sonuçlar çıkarabilir. Sorun, olasılığı mutlak kesinlik gibi sunmaktır.

Hicr 38’in belki en çarpıcı mesajlarından biri de şudur: Kötülüğün süresi bile sonsuz değildir.

İblîs güçlü görünebilir, insanları kandırabilir ve dünyada kötülük çok uzun süre devam edebilir.

Fakat ayet bize bir sınır olduğunu söyler.

Bu, insan açısından umut taşıyan bir düşüncedir.

Dünyadaki zulüm bazen çok uzun sürer ve insan “Bu hiç bitmeyecek mi?” diye düşünebilir.

Kur’an’ın ahiret perspektifinde hiçbir dünyevî güç mutlak değildir.

İmparatorluklar sona erer.

Servetler el değiştirir.

İnsanlar ölür.

Ve İblîs’in bile belirlenmiş bir vakti vardır.

Bu nedenle kötü görünen mevcut durum, sonsuz hakikat değildir.

Fakat bunu yanlış bir pasifliğe dönüştürmemek gerekir.

Bir haksızlığın bir gün sona ereceğine inanmak, onu bugün azaltmak için hiçbir şey yapmamak anlamına gelmez.

Umut ile sorumluluk birlikte yürümelidir.

İnsan adalet için çalışır, elindeki imkânlarla kötülüğü azaltır ve sonucunu mutlak biçimde kontrol edemediğini bilir.

Ayet ayrıca bilinmeyen geleceğe karşı insanın psikolojik tavrını da düzenleyebilir.

İnsan geleceğin tamamını bilmediği için korkabilir.

Ne zaman öleceğini bilmez.

Ekonominin ne olacağını kesin bilmez.

Bir ilişkinin nasıl sonuçlanacağını bilmez.

Bu belirsizlik bazen falcılık ve kehanet arayışını doğurabilir.

Fakat Kur’an’ın çizdiği yol geleceğin tamamını öğrenmek değil, belirsizlik içinde sorumlu yaşayabilmektir.

Bu, tevekkülün en derin taraflarından biridir.

Tevekkül, geleceğin haritasının elimizde bulunması değildir.

Harita tamamen elimizde olmadığı hâlde doğru olduğunu bildiğimiz yolda yürümektir.

Hicr Suresi 38. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **İblîs’in mühletini sınırsız güç sanma. “Bilinen vakit” ifadesinden kıyamet tarihi çıkarmaya çalışma. Ebced, numeroloji veya gizli kodları kesin gayb bilgisi gibi sunma. Belirlenmiş zamanı kadercilik ve tedbirsizlik bahanesine dönüştürme. Bilimsel tahmin ile mutlak gayb iddiasını birbirine karıştırma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İblîs’in bile zamanı sınırlıdır; vakti bilen ve belirleyen Allah’tır. İnsan için asıl mesele sonun tarihini çözmek değil, kendisine verilen sınırlı zamanı hangi yönde kullandığını sorgulamaktır.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 39. ayette, İblîs artık kendisine verilen süreyi ne için kullanacağını açıklayacak ve şöyle diyecektir: “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, ben de yeryüzünde onlara kötülükleri mutlaka süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım.” Bu ayeti ele alırken özellikle “beni azdırmana karşılık” ifadesinin Allah’ın İblîs’i zorla günaha sürüklediği anlamına gelip gelmediği, İblîs’in kendi sorumluluğunu Allah’a yükleme eğilimi, kötülüğün ‘süslenmesi’ kavramı, günahın güzel ve normal gösterilmesi, reklam ve sosyal çevrenin kötüyü cazip gösterebilmesi, şeytanın insan üzerinde zorlayıcı mutlak gücünün bulunmaması ve 40. ayette ihlâslı kulların istisna edilmesinin anlamı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 38. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Sonun tarihini bilmeye neden bu kadar meraklıyız da elimizdeki bugünü nasıl kullandığımızı aynı ölçüde sorgulamıyoruz? Kıyametin tarihini sayı ve harflerden çıkarmaya çalışırken açık ahlaki sorumluluklarımızı mı unutuyoruz? “Ecel belli” diyerek tedbirsizlik mi yapıyoruz? Bilimsel tahmini gayb iddiasıyla mı karıştırıyoruz? Geleceği bilmediğimiz için falcıların ve kehanetlerin kesinlik vaatlerine mi sığınıyoruz? Kötülüğün uzun sürmesini onun sonsuz ve yenilmez olduğu şeklinde mi yorumluyoruz? Ve en önemlisi, bize ne kadar zaman kaldığını bilmediğimiz hâlde gerçekten önemli olan şeyleri neden sürekli erteliyoruz?

“Hicr 38, ‘Bilinen vaktin gününe kadar’ buyurarak İblîs’e verilen mühletin bile sınırsız olmadığını gösterir. İblîs kendi zamanının sahibi değildir; sınırı Allah’ın bildiği ve belirlediği vakte tabidir. Bu ifade insanlara kıyametin tarihini ebced, numeroloji veya gizli kodlarla hesaplama yetkisi vermez. Ayetin büyük dersi şudur: Sonun tarihini bilmekten çok, sonun var olduğunu bilmek önemlidir; insanın görevi geleceğin bütün sırlarını çözmek değil, kendisine verilen sınırlı zamanı hakikat, adalet, tövbe ve iyilik yönünde kullanmaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 2 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    2
Geri
Üst Alt