📖 Hicr Suresi 28. Ayette “Ben Kuru Bir Çamurdan, Şekillenmiş Kara Balçıktan Bir İnsan Yaratacağım” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,504
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 28. Ayette “Ben Kuru Bir Çamurdan, Şekillenmiş Kara Balçıktan Bir İnsan Yaratacağım” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 26. ayette insanın kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yaratıldığı, 27. ayette ise cânnın daha önce kavurucu ateşten yaratıldığı bildirilmişti. 28. ayette anlatım yeniden Hz. Âdem’in yaratılışına döner ve Allah’ın meleklere hitabı aktarılır: ‘Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım.’ Buradaki haber verme, Allah’ın meleklere danışması veya onların onayına ihtiyaç duyması anlamına gelmez. Allah yaratma kararını meleklerden öğrenmez, onlarla yetki paylaşmaz ve onları yaratılışın ortakları hâline getirmez. Ayet yaklaşan büyük sahnenin zeminini hazırlar: İnsan maddi olarak mütevazı bir kökenden yaratılacak, fakat sonraki ayetlerde ona verilecek özel konum nedeniyle meleklerin secdesi gündeme gelecektir. Böylece Kur’an daha baştan şu ölçüyü kurar: İnsanın değeri yalnız hammaddesinde değil, Allah’ın ona verdiği bilinç, sorumluluk ve görevde aranmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 28. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Ve iz kâle rabbuke li’l-melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Hani Rabbin meleklere, ‘Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım’ demişti.” diye ifade edilebilir.

Bu ayet, Hicr Suresi’nin yaratılış anlatısında yeni bir sahne açar. Önce insanın ve cinlerin yaratılış maddeleri anlatılmış, şimdi ise Allah’ın Hz. Âdem’in yaratılışını meleklere bildirdiği an aktarılmıştır.

Ayetin merkezinde üç unsur vardır: Allah’ın yaratma iradesi, insanın maddi kökeni ve meleklerin bu yaratılış sürecine tanık kılınması.

2️⃣ “Hani Rabbin Meleklere Demişti” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Kur’an burada geçmişte gerçekleşmiş bir olayı hatırlatır. “Ve iz”, yani “hani/o zamanı hatırla” tarzındaki ifade, okuyucuyu yaratılışın başlangıcındaki önemli bir sahneye götürür.

Allah meleklere bir insan yaratacağını bildirir. Ancak bu bildirim danışma toplantısı değildir.

Allah’ın meleklere haber vermesi, yaratılışın ilerleyen aşamalarında onların da içinde bulunacağı bir ilahî emrin önceden açıklanmasıdır.

3️⃣ Allah Meleklere Neden Haber Veriyor ❓​

Ayet, bunun bütün hikmetlerini ayrıntılı olarak açıklamaz. Fakat devamındaki ayetlerden, meleklerin daha sonra Âdem’e secde etmekle emredileceği anlaşılır.

Dolayısıyla bu haber verme, yaklaşan ilahî emrin bağlamını oluşturur. Melekler yaratılacak varlığa ilişkin bilgiyi Allah’tan alırlar.

Allah’ın haber vermesi ihtiyaçtan değil, hikmetten kaynaklanan bir bildirimdir.

4️⃣ Allah Meleklere Danışıyor mu ❓​

Hayır. Kur’an’ın tevhid anlayışında Allah’ın yaratma kararı başka varlıkların onayına bağlı değildir.

Melekler Allah’ın ortakları, danışmanları veya karar kurulunun üyeleri değildir. Onlar da yaratılmış kullardır.

Bu yüzden ayeti “Allah insanı yaratıp yaratmamak konusunda meleklerin fikrini sordu” şeklinde okumak doğru değildir.

5️⃣ Melekler Yaratılışın Ortakları mıdır ❓​

Hayır. Yaratma Allah’a aittir. Meleklerin yaratılışta görevleri bulunabilir; fakat bu onları bağımsız yaratıcı güçler hâline getirmez.

Bir meleğin Allah’ın emrini yerine getirmesi, onun Allah’la ortak kudrete sahip olduğu anlamına gelmez.

Görev sahibi olmak başka, ilahî ortak olmak başkadır.

6️⃣ Ayetteki “Beşer” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet Hz. Âdem için “beşer” kelimesini kullanır. Bu kelime insanın özellikle bedensel, görünür ve insan türüne ait yönünü ifade eden kelimelerden biridir.

“Beşer” kelimesinin insan derisiyle ilişkili kök açıklamaları da yapılmıştır. Fakat ayetin burada verdiği temel mesaj, Allah’ın maddi bir bedene sahip insan varlığı yaratacağını bildirmesidir.

Bu insan daha sonra yalnız bedensel bir varlık olarak bırakılmayacak; sonraki ayette Allah’ın ona ruhundan üflemesi anlatılacaktır.

7️⃣ “Salsâl” Ne Anlama Gelir ❓​

“Salsâl”, kurumuş ve vurulduğunda ses çıkarabilecek kıvama gelmiş çamur anlamında açıklanmıştır.

Bir önceki 26. ayette de aynı kelime kullanılmıştı. 28. ayette tekrar edilmesi, yaratılış sahnesinin özellikle maddi köken üzerinden yeniden kurulmasını sağlar.

Bu tekrar gereksiz değildir; birazdan yaşanacak secde olayının temelindeki İblîs kibri düşünüldüğünde özellikle anlamlıdır.

8️⃣ “Hamein Mesnûn” Ne Anlama Gelir ❓​

“Hame” koyu veya kara balçık, “mesnûn” ise şekillenmiş, değişime uğramış veya belirli bir biçime getirilmiş anlamlarında açıklanmıştır.

Tefsirlerde ayrıntıda farklı yorumlar bulunabilir. Ancak genel anlamda belirli bir kıvama ve şekle gelmiş balçık anlatımı öne çıkar.

Buradaki amaç modern kimyanın maddi bileşim tablosunu vermek değil, insanın maddi başlangıcını tasvir etmektir.

9️⃣ Bu Ayet Hz. Âdem’in Yaratılışını mı Anlatıyor ❓​

Evet. Devamındaki ayetler ve secde kıssası açık biçimde Hz. Âdem bağlamını gösterir.

Bu nedenle burada genel olarak bütün insanların anne rahmindeki oluşum süreci değil, ilk insanın yaratılış sahnesi anlatılmaktadır.

Sonraki insan nesilleri ise anne ve baba aracılığıyla biyolojik süreç içinde dünyaya gelir.

🔟 İnsan Çamurdan Yaratıldıysa Bugünkü Bedeni Neden Çamur Değildir ❓​

Yaratılış kökeni ile son biçim aynı şey değildir. Bir ağacın tohumu ile yetişmiş hâli aynı görünmediği gibi, yaratılan varlığın ilk maddesiyle son hâli de özdeş olmak zorunda değildir.

İnsan bugün kemik, kas, kan ve çok karmaşık biyolojik sistemlerden oluşan bir bedene sahiptir.

Kur’an’ın çamurdan yaratılış anlatımı, insanın bugünkü bedenini “çamurdan yapılmış bir heykel” olarak tanımlamaz.

1️⃣1️⃣ Ayet Modern Kimya veya Biyoloji Bilgisi mi Veriyor ❓​

Hayır. Ayetin dili yaratılışın teolojik ve varoluşsal anlamını anlatır.

İnsan bedenindeki elementlerin toprakta bulunması üzerinde düşünülebilir; fakat “Kur’an burada insan vücudunun kimyasal formülünü açıklıyor” demek metnin söylediğinden daha fazlasını iddia etmek olur.

Kur’an’ı güçlü göstermek için bilimsel teorileri ayetlere zorla yerleştirmeye gerek yoktur.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet Evrim Tartışmasına Nasıl Yaklaşılmalıdır ❓​

Ayet Hz. Âdem’in yaratılışını çamur ve balçık üzerinden anlatır. Modern biyolojik evrim ise canlıların tarihsel biyolojik süreçlerini inceleyen bilimsel bir teoridir.

Bu iki alanın nasıl ilişkilendirileceği konusunda Müslüman düşünürler arasında farklı yaklaşımlar bulunabilir. Ancak Hicr 28 tek başına modern biyolojinin bütün ayrıntılarını çözen teknik bir bilim metni değildir.

Ayetin açık amacı insanın Allah tarafından yaratılmışlığını ve maddi kökenini vurgulamaktır.

1️⃣3️⃣ İnsanın Çamurdan Yaratılması Onu Aşağı mı Kılar ❓​

Hayır. Tam tersine birazdan meleklerin Âdem’e secde etmekle emredilmesi, insanın maddi hammaddesinden daha önemli bir değer boyutuna sahip olduğunu gösterecektir.

İnsan mütevazı bir maddi kökene sahip olabilir; fakat ona bilinç, bilgi, irade ve sorumluluk verilmiştir.

Maddenin sıradan görünmesi, yaratılanın değersiz olduğu anlamına gelmez.

1️⃣4️⃣ Maddi Köken Neden Tek Başına Üstünlük Ölçüsü Olamaz ❓​

Çünkü yaratılan hiçbir varlık kendi yaratılış maddesini seçmez.

İnsan “Ben çamurdan yaratılmayı başardım” diyemez; cin de “Ben ateşten yaratılmayı kendi başarım sayesinde elde ettim” diyemez.

Seçmediğimiz bir özellik üzerinden ahlaki üstünlük iddia etmek sağlam bir ölçü değildir.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet İblîs’in Yaklaşan Hatasını Nasıl Hazırlıyor ❓​

İblîs daha sonra yaratılış maddelerine bakarak kendisini Âdem’den üstün görecektir. Başka ayetlerde bu düşünce “Beni ateşten, onu çamurdan yarattın” şeklinde açıkça ifade edilir.

Hicr 28 bu yüzden yalnız yaratılış bilgisi vermez; yaklaşan kibir krizinin zeminini de kurar.

İblîs’in problemi ateşten yaratılmış olması değil, ateşi üstünlük gerekçesine dönüştürmesidir.

1️⃣6️⃣ İnsanlar da Bugün Aynı Hatanın Benzerini Yapabilir mi ❓​

Evet. İnsan ten rengi, aile, millet, soy, servet veya doğuştan gelen başka özelliklerle kibirlenebilir.

Bunların çoğu kişinin kendi seçmediği veya kendi emeğiyle oluşturmadığı özelliklerdir.

“Ben şurada doğdum, şu soydan geldim, o hâlde senden üstünüm” mantığı yaratılıştan gelen farkı ahlaki hiyerarşiye çevirmektir.

1️⃣7️⃣ Allah’ın İnsan Yaratacağını Bildirmesi İnsan İçin Özel Bir Konum mu Gösterir ❓​

Evet, fakat bu özel konum insanın istediğini yapabileceği sınırsız ayrıcalık değildir.

İnsana verilecek değer beraberinde sorumluluk getirir. Bilinçli ve ahlaki muhatap olmak, aynı zamanda hesap verebilir olmak demektir.

Bu yüzden insanın değeri kibir hakkı değil, sorumluluk yükümlülüğü doğurur.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 27 ve 28. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 27. ayette cânnın daha önce kavurucu ateşten yaratıldığı, 28. ayette ise insanın kuru çamurdan ve şekillenmiş kara balçıktan yaratılacağının meleklere bildirildiği anlatılır.

Böylece iki farklı yaratılış kökeni yan yana getirilir. Fakat Kur’an’ın devamı bize farkın üstünlük savaşı için değil, Allah’ın yaratmadaki çeşitliliğinin göstergesi olduğunu öğretecektir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 29. ayette ise insan yaratılışında çok önemli bir aşamaya geçilecek ve şöyle buyrulacaktır: “Onu şekillendirip ona ruhumdan üflediğim zaman, onun için secdeye kapanın.” Bu ayeti ele alırken özellikle “ruhumdan” ifadesinin insanın Allah’ın bir parçası olduğu anlamına gelmemesi, Allah’ın ruhunun bölünüp insana girdiği şeklindeki panteist yorumlardan kaçınılması, ruhun Allah’a nispetinin şereflendirme anlamı, secdenin ibadet değil Allah’ın emriyle saygı secdesi olarak anlaşılması, meleklere secde emrinin Allah’a ortaklık doğurmaması ve insan değerinin beden ile ruh birlikteliği içinde değerlendirilmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 28. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 28. ayet, “Hani Rabbin meleklere, ‘Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım’ demişti” buyurarak Hz. Âdem’in yaratılış sahnesini açar. Bu sahne ilerleyen ayetlerde yaşanacak secde emri ve İblîs’in isyanının anlaşılması için temel öneme sahiptir.

İlk olarak ayet, yaratmanın Allah’a ait olduğunu vurgular. Allah meleklere insan yaratacağını bildirir fakat onlardan izin istemez. Bu ayrım tevhid açısından önemlidir.

Melekler Allah’ın ortakları değildir. Onların varlığı Allah’ın kudretini paylaşan bağımsız ilahî güçler bulunduğu anlamına gelmez.

Bu yüzden Kur’an’daki melek anlatıları çoktanrılı mitolojilerdeki yarı tanrılar gibi düşünülmemelidir. Melekler yaratılmış kullardır ve Allah’ın emrine bağlıdırlar.

İkinci olarak ayet insanın maddi kökenini yeniden hatırlatır. Kuru çamur ve kara balçık, insanın kibirlenmek için maddi kökeninden çıkarabileceği bir üstünlük olmadığını gösterir.

İnsan bugün kendisini çok güçlü görebilir. Şehirler kurar, uzaya araç gönderir, dev şirketler oluşturur ve teknolojik sistemler geliştirir. Bunların hepsi gerçek başarılardır.

Fakat bütün bu başarılar insanın yaratılmış, sınırlı ve ölümlü olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Bu hatırlatma insan başarısını küçümsemek için değil, onu doğru yere koymak içindir. Başarı kıymetlidir; ilahlaşma gerekçesi değildir.

Ayetin bir başka önemli yönü insanın değerinin yalnız hammaddeden gelmediğini göstermesidir. Eğer değer yalnız kullanılan maddeden kaynaklansaydı, ilerleyen ayetlerde meleklerin çamurdan yaratılmış insana secde etmekle emredilmesini anlamak güçleşirdi.

Demek ki insanın değerinde Allah’ın ona vereceği özel sorumluluk ve konum belirleyicidir.

Bu çok önemli bir ahlaki ölçüdür. Bir şeyin maddesi, fiyatı veya dış görünüşü onun bütün değerini belirlemeyebilir. İnsan için de aynı durum geçerlidir.

İnsan vücudu maddi unsurlardan oluşur; fakat insanı yalnız kimyasal bileşimine indirgemek, onun bilinç, anlam, ahlak ve ilişki kurma boyutlarını gözden kaçırabilir.

Öte yandan insanın manevi değerinden söz etmek de onun bedenini önemsizleştirmemelidir. Kur’an insanı bedensiz bir hayalet olarak sunmaz. Beşer olarak bir bedene sahiptir.

Bu nedenle bedeni korumak, sağlığa dikkat etmek ve tedavi olmak maneviyata karşı değildir. İnsan beden ve manevi sorumluluk birlikteliği içinde değerlendirilir.

Ayetin İblîs kıssasına hazırladığı en güçlü ders ise yaratılış farklarının üstünlük aracına dönüştürülmemesidir.

İblîs ilerleyen süreçte ham madde üzerinden değerlendirme yapacaktır. Onun mantığı kabaca şu olacaktır: “Benim maddem daha üstün, dolayısıyla ben daha üstünüm.”

Sorunun merkezinde tam olarak bu vardır: Bir özellikten doğrudan ahlaki üstünlük sonucu çıkarmak.

Bu hata yalnız İblîs’e ait eski bir hikâye değildir. İnsanlık tarihinin büyük ayrımcılıklarının bir kısmı da benzer mantıkla kurulmuştur.

Bir grup “Bizim kanımız daha üstün”, bir başkası “Bizim ırkımız daha üstün”, bir diğeri “Bizim sınıfımız daha değerli” diyebilir. Kelimeler değişir fakat mantık aynıdır.

Kur’an’ın yaratılış anlatısı bu kibri temelden sarsar. İnsan kendi doğduğu yeri, ten rengini veya ailesini seçmedi.

Seçmediğimiz bir özellik üzerinden başkasını aşağılamak, ahlaki başarı iddiası değildir.

Bu yüzden gerçek üstünlük sorusu “Nereden geldin?” kadar “Sana verilen hayatla ne yaptın?” sorusuyla ilgilidir.

Ayet ayrıca bilgi ile spekülasyon arasındaki sınırı öğretir. Kur’an insanın çamurdan yaratıldığını söyler; fakat yaratılışın her fiziksel aşamasını laboratuvar raporu gibi açıklamaz.

Bu boşluğu istediğimiz modern teoriyle doldurup “Ayet kesin bunu söylüyor” demek doğru değildir.

Bilim insan bedeninin fiziksel süreçlerini araştırmaya devam edebilir. Mümin de bilimsel araştırmanın sonuçlarını öğrenebilir. Hakikatten korkmak yerine hakikati araştırmak, yaratılış üzerinde düşünmenin bir biçimi olabilir.

Din ile bilimi sürekli çatıştırmak kadar, ikisini zorla tamamen aynı cümleleri söyler hâle getirmek de problemli olabilir.

Kur’an’ın burada sorduğu temel soru kimyasal değil, varoluşsaldır: İnsan kendisini yaratan karşısında hangi konumdadır?

Bu soru kibirle doğrudan ilişkilidir. İnsan kendi kökenini unuttuğunda sahip olduklarını mutlaklaştırabilir.

Güzelliğiyle kibirlenen kişi yaşlanmayı, servetiyle kibirlenen kişi ölümü, makamıyla kibirlenen kişi görev süresinin sona ereceğini unutabilir.

Hicr 28 bu unutkanlığın karşısına çamuru koyar.

Ama bu çamur anlatısı insanı aşağılamaz. Bir sonraki ayet tam tersine, bu yaratılışın ardından ruhtan üflenmesi ve meleklerin secdeyle emredilmesi gibi çok özel bir aşamayı gösterecektir.

Dolayısıyla Kur’an’ın insan tasviri iki uçtan uzaktır: İnsan tanrı değildir; fakat değersiz bir hiç de değildir.

İnsan yaratılmıştır ama sorumludur. Sınırlıdır ama anlam taşıyabilir. Topraktan gelir ama Allah’ın hitabına muhataptır.

Bu denge insan onurunun önemli temelidir. İnsan kendini ilahlaştırmaz, fakat kendini değersiz de görmez.

Hicr Suresi 28. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Allah’ın meleklere insanı yaratacağını bildirmesini bir danışma toplantısı gibi anlama. Melekleri Allah’ın ortakları hâline getirme. Çamurdan yaratılışı insanın değersizliği olarak okuma. Maddi kökeni modern bilimsel teorilere zorla dönüştürme ve yaratılıştan gelen farklılıkları üstünlük ölçüsü yapma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsan mütevazı bir maddi kökenden yaratılmıştır; fakat Allah’ın ona vereceği bilinç, sorumluluk ve özel konum nedeniyle değeri hammaddesinden çok daha büyük bir anlam taşır.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 29. ayette, insanın yaratılışındaki en çok tartışılan ifadelerden biri gelecek ve şöyle buyrulacaktır: “Onu düzenleyip ona ruhumdan üflediğim zaman, onun için secdeye kapanın.” Bu ayeti ele alırken özellikle “ruhumdan” ifadesinin Allah’ın bir parçasının insana geçtiği anlamına gelmemesi, ruhun Allah’a nispetinin şereflendirme ve aidiyet nispeti olarak anlaşılması, hulûl ve panteizm gibi yorumlardan ayrılması, ruhun mahiyetinin gayb alanında kalması, meleklerin Âdem’e secdesinin ibadet secdesi değil Allah’ın emrine bağlı bir saygı secdesi olması, insana secdenin insanı ilah yapmaması ve insan onurunun sorumlulukla birlikte değerlendirilmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 28. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Kendi seçmediğimiz hangi özelliklerle kibirleniyoruz? Doğduğumuz aileyi, ülkeyi, ten rengimizi veya servetimizi gerçekten ahlaki üstünlük mü sanıyoruz? İnsan değerini yalnız dış görünüş ve maddi köken üzerinden mi ölçüyoruz? Bilmediğimiz yaratılış ayrıntılarını kesin bilimsel bilgi gibi mi anlatıyoruz? Allah’ın yaratılıştaki farklılığı çeşitlilik olarak sunduğu yerde biz hiyerarşi mi kuruyoruz? Ve en önemlisi, İblîs’in birazdan söyleyeceği “Ben ondan üstünüm” cümlesinin farklı biçimlerini kendi içimizde fark edebiliyor muyuz?

“Hicr 28, ‘Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım’ buyurarak Hz. Âdem’in yaratılışını ve yaklaşan büyük secde sahnesini hazırlar. Allah’ın meleklere haber vermesi danışma ihtiyacı değildir; melekler Allah’ın ortakları değil kullarıdır. İnsanın çamurdan yaratılması da onu değersiz kılmaz; tam tersine sonraki ayetler insanın değerinin yalnız hammaddesinde aranamayacağını gösterecektir. Ayetin büyük dersi şudur: Kendi seçmediğimiz yaratılış özellikleriyle kibirlenmemeli; gerçek değeri soyda, maddede veya görünüşte değil, bize verilen bilinç ve sorumluluğu nasıl kullandığımızda aramalıyız.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt