📖 Hicr Suresi 40. Ayette “Ancak İçlerinden İhlâsa Erdirilmiş Kulların Hariç” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 40. Ayette “Ancak İçlerinden İhlâsa Erdirilmiş Kulların Hariç” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,507
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 40. Ayette “Ancak İçlerinden İhlâsa Erdirilmiş Kulların Hariç” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 39. ayette İblîs, ‘Yeryüzünde onlara kötülükleri süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım’ diyerek büyük bir iddia ortaya koymuştu. 40. ayette ise kendi iddiasına hemen bir sınır getirir: ‘Ancak içlerinden ihlâsa erdirilmiş kulların hariç.’ Böylece şeytanın insan üzerindeki etkisinin mutlak ve kaçınılmaz olmadığı açıkça görülür. Ayetteki ifade kıraat ve dil açısından ‘muhlasîn’ / ‘mukhlasîn’ şeklinde açıklanmış; Allah için samimi olan veya Allah tarafından seçilip arındırılan kullar anlamları üzerinde durulmuştur. Her iki durumda da temel mesaj aynıdır: Allah’a içtenlikle yönelen kul şeytanın zorunlu hâkimiyeti altında değildir. Ancak ihlâs, insanın hiç günah işlememesi veya hiç vesvese yaşamaması demek değildir; asıl mesele kulluğun merkezinde gösterişin değil Allah’ın bulunmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 40. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “İllâ ibâdeke minhumul-muhlasîn.” şeklindedir. Genel anlamı “Ancak içlerinden ihlâsa erdirilmiş kulların hariç.” diye ifade edilebilir.

Bir önceki ayette İblîs, insanların tamamını saptıracağını söylemişti. Fakat burada kendi gücünün sınırsız olmadığını bizzat kabul etmektedir.

Bu nedenle Hicr 40, şeytan korkusunun sınırlarını belirleyen son derece önemli bir ayettir: Şeytan her insanı kaçınılmaz biçimde kontrol eden mutlak bir güç değildir.

2️⃣ Ayetteki “İllâ” Neden Önemlidir ❓​

“İllâ”, “ancak, hariç” anlamına gelir. İblîs önce “hepsini saptıracağım” der, sonra bir grup insanı bu iddianın dışında tutar.

Bu küçük kelime çok önemli bir gerçeği gösterir: İblîs’in iddiası bile mutlak değildir.

Dolayısıyla insan “Şeytan varsa benim yapabileceğim hiçbir şey yok” diyemez. Kur’an’ın anlattığı insan, tamamen iradesiz bir kukla değildir.

3️⃣ “Muhlasîn” Ne Anlama Gelir ❓​

Kelimenin okunuş ve anlam boyutunda tefsirlerde farklı açıklamalar vardır. “Muhlisîn” anlam çizgisinde Allah’a içtenlikle bağlanan, dini ve kulluğu Allah için samimi biçimde yaşayan kimse vurgusu öne çıkar.

“Mukhlasîn” anlamında ise Allah tarafından seçilmiş, arındırılmış veya özel korumaya mazhar olmuş kullar anlamı öne çıkabilir.

Her iki anlam da birbirini tamamen dışlamak zorunda değildir. Ortak nokta Allah’a gerçek yöneliş ve kulluğun samimiyetidir.

4️⃣ İhlâs Nedir ❓​

İhlâs, bir davranışın merkezinde Allah’ın rızasını ve hakikati gözetmek, insanların alkışını asıl amaç hâline getirmemektir.

İnsan ibadet edebilir, yardım yapabilir, bilgi paylaşabilir veya güzel bir iş yapabilir. Fakat bunların arkasındaki niyet yalnız “Beni görsünler, beni övsünler, beni üstün sansınlar” hâline gelirse ihlâs zedelenebilir.

İhlâsın özü, görüntüden çok yönelişle ilgilidir.

5️⃣ İhlâslı İnsan Hiç Günah İşlemez mi ❓​

Hayır. İhlâs günahsızlık anlamına gelmez.

Samimi bir mümin hata yapabilir, öfkelenebilir, zayıflık gösterebilir ve yanlış karar verebilir. Önemli olan hatayı savunmak yerine fark ettiğinde Allah’a dönmesi ve düzeltmeye çalışmasıdır.

Bu nedenle ihlâslı kul ile hiç hata yapmayan insanı aynı şey sanmak doğru değildir.

6️⃣ İhlâslı İnsan Hiç Vesvese Yaşamaz mı ❓​

Hayır. Bir insana vesvese gelmesi onun ihlâssız olduğunu göstermez.

Şeytanın çağrısına maruz kalmak başka, o çağrıya bilinçli biçimde teslim olmak başkadır. İnsanın aklına kötü bir düşünce gelebilir fakat kişi onu reddedebilir.

Vesvesenin varlığı yenilgi değildir; ona nasıl karşılık verildiği önemlidir.

7️⃣ Aklımıza Gelen Kötü Düşünceler Günah mıdır ❓​

İstemeden gelen düşünceler, kişinin bilinçli biçimde benimsediği kararlarla aynı değildir.

Özellikle takıntılı düşünceler yaşayan kişiler, zihne gelen her rahatsız edici düşünceyi “Ben bunu istedim, demek ki günahkârım” şeklinde yorumlamamalıdır.

Ahlaki sorumlulukta irade, benimseme ve davranış önemlidir.

8️⃣ Şeytan İhlâslı Kula Hiç Yaklaşamaz mı ❓​

Ayetin mesajını “İhlâslı insanın zihnine hiçbir kötü düşünce yaklaşamaz” şeklinde aşırılaştırmak doğru olmaz.

Burada asıl vurgu, şeytanın bu kullar üzerinde mutlak saptırıcı hâkimiyet kuramayacağıdır.

İhlâslı insan da imtihan yaşar; fakat bütün yönünü şeytana teslim etmek zorunda değildir.

9️⃣ İhlâs Şeytana Karşı Nasıl Koruyucu Olur ❓​

Şeytanın önceki ayetteki yöntemi kötülüğü süslemek olarak anlatılmıştı. İhlâs ise insanın dış görünüşten çok hakikate bakmasına yardımcı olur.

İnsan “Bunu insanlar beğenecek mi?” yerine “Bu gerçekten doğru mu?” diye sormaya başladığında manipülasyona karşı daha dirençli hâle gelebilir.

Bu anlamda ihlâs, ahlaki pusulanın yönünü insanların alkışından Allah’ın rızasına çevirmektir.

🔟 Gösteriş İhlâsın Zıddı mıdır ❓​

Gösteriş veya riya, ihlâsın önemli karşıtlarından biridir. İnsan iyi bir davranışı yalnız başkalarının övgüsünü kazanmak için yapıyorsa davranışın niyeti bozulabilir.

Ancak burada aşırı şüpheye düşmek de doğru değildir. İnsan yaptığı iyiliğin görülmesinden memnun olabilir; bu tek başına bütün amelin gösteriş olduğu anlamına gelmez.

Asıl soru şudur: İnsanlar hiç görmese yine de bu davranışı yapmak ister miydim?

1️⃣1️⃣ Bir İyiliği Paylaşmak Her Zaman Riya mıdır ❓​

Hayır. İnsan başkalarını teşvik etmek, şeffaflık sağlamak veya faydalı bir örnek sunmak için yaptığı iyiliği paylaşabilir.

Niyet tek bir dış görüntüden kesin biçimde okunamaz.

Bu nedenle “Yardımını paylaştı, kesin riyakâr” demek de doğru değildir. Allah kalpleri bilir; insanlar ise ancak görünen davranışları ve makul delilleri değerlendirebilir.

1️⃣2️⃣ “Ben Çok İhlâslıyım” Demek Tehlikeli Olabilir mi ❓​

Evet. İhlâsın kendisi bile insan için kibir konusu hâline gelebilir.

Bir kişi “Ben diğerlerinden daha samimiyim, benim kalbim daha temiz” diyerek kendisini üstün görmeye başlarsa ihlâs iddiası yeni bir benlik gösterisine dönüşebilir.

Bu yüzden gerçek ihlâs çoğu zaman kendini ilan etmekten çok, yönelişi korumaya çalışmakla ilgilidir.

1️⃣3️⃣ “Kalbim Temiz” Demek Davranışları Önemsiz Yapar mı ❓​

Hayır. İçtenlik önemlidir fakat davranışlar da önemlidir.

Bir insan “Kalbim temiz” deyip sürekli başkalarına zarar veriyorsa yalnız içsel iddia davranışın ahlaki sonucunu ortadan kaldırmaz.

İhlâs, niyet ile doğru davranışın birbirinden kopması anlamına gelmez.

1️⃣4️⃣ İhlâs Yalnız İbadetlerde mi Gereklidir ❓​

Hayır. İhlâsın ilk ve temel alanı Allah’a kulluk olsa da günlük hayatta da samimiyet önemli bir ahlaki değerdir.

Bir insan arkadaşına yardım ederken, işini yaparken veya ailesine karşı sorumluluğunu yerine getirirken gösteriş yerine dürüst niyet taşıyabilir.

Böylece ihlâs yalnız camide değil, hayatın bütün alanlarında samimiyet bilinci oluşturabilir.

1️⃣5️⃣ İnsan İhlâsını Nasıl Koruyabilir ❓​

İhlâs yalnız bir kez elde edilip ömür boyu otomatik kalan bir durum değildir. İnsan niyetini zaman zaman yeniden gözden geçirmek zorunda kalabilir.

“Bunu neden yapıyorum?”, “Kimse bilmeseydi yine yapar mıydım?”, “Haklı görünmek mi istiyorum, gerçekten doğruyu mu arıyorum?” gibi sorular insanın kendi niyetini kontrol etmesine yardımcı olabilir.

Ancak bu sorgulama takıntıya dönüşmemelidir. Niyet konusunda sürekli kendisini suçlamak da sağlıklı değildir.

1️⃣6️⃣ Şeytanın Gücü Neden Sınırlıdır ❓​

Çünkü İblîs yaratılmış bir varlıktır ve Allah’a rakip değildir.

Bir önceki ayetlerde kendi süresini bile belirleyemediğini gördük. Şimdi de bütün insanları saptıracağını söylerken bazı kulları kendi etkisinin dışında kabul etmektedir.

Bu tablo açıkça gösterir ki şeytanın gücü mutlak değildir.

1️⃣7️⃣ İnsan Şeytandan Daha Güçlü müdür ❓​

Meseleyi basit bir güç karşılaştırmasına dönüştürmek doğru değildir. İnsan da sınırlıdır ve zayıflıkları vardır.

Fakat insan Allah’a yönelme, doğruyu seçme, tövbe etme ve şeytanın çağrısını reddetme imkânına sahiptir.

Dolayısıyla şeytanın etkisi insanı kaçınılmaz biçimde teslim alan bir mekanizma değildir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 39 ve 40. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 39. ayette İblîs “Onların hepsini saptıracağım” demiş, 40. ayette ise “Ancak ihlâsa erdirilmiş kulların hariç” diyerek kendi iddiasını sınırlandırmıştır.

İki ayet birlikte okunduğunda önemli bir denge ortaya çıkar: Şeytanın etkisi gerçektir fakat mutlak değildir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 41. ayette, Allah bu noktada şöyle buyuracaktır: “İşte bu, bana ulaştıran dosdoğru bir yoldur.” Bu ayeti ele alırken özellikle “alâ sırâtın aleyye müstakîm” ifadesinin anlamı, dosdoğru yolun Allah’a fiziksel mekânsal ulaşma anlamına gelmemesi, Allah’ın bir yerde bulunup insanın fiziksel olarak O’na doğru yolculuk etmediği, sırat-ı müstakimin ahlaki ve imanî yönelişi, şeytanın etkisinin bu yol üzerindeki sınırı ve doğru yolun yalnız slogan veya grup adıyla değil gerçek kullukla ilişkisi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 40. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 40. ayet, İblîs’in “Ancak içlerinden ihlâsa erdirilmiş kulların hariç” sözünü aktararak şeytanın insan üzerindeki etkisinin sınırını açıkça gösterir.

Bir önceki ayette İblîs son derece iddialı konuşmuştur. İnsanların tamamını saptıracağını söylemiştir.

Fakat hemen ardından istisna yapmak zorunda kalır.

Bu son derece önemlidir.

Şeytan kendisini güçlü gösterebilir fakat mutlak değildir.

İnsanın şeytan karşısında hiçbir seçeneği bulunmadığı düşüncesi Kur’an’ın bu anlatısıyla bağdaşmaz.

Eğer İblîs herkesi zorla saptırabilseydi “ihlâsa erdirilmiş kullar hariç” demesine gerek kalmazdı.

Demek ki insanın Allah’a yönelişi şeytanın iddiasına karşı gerçek bir sınır oluşturur.

Buradaki anahtar kavram ihlâstır.

İhlâs, insanın yaptığı her şeyin kusursuz olması değildir.

İhlâs, insanın hayatında hiç hata yapmaması değildir.

İhlâs, aklına hiç kötü düşünce gelmemesi de değildir.

İhlâs yönün doğru olmasıdır.

İnsan düşebilir fakat yeniden Allah’a döner.

Yanlış yapabilir fakat yanlışını kutsallaştırmaz.

Günah işleyebilir fakat günahını “Aslında bu çok güzel bir şey” diyerek kalıcı kimliğine dönüştürmez.

Bu nedenle ihlâs ile tövbe arasında da güçlü bir bağ vardır.

Samimi insanın özelliği hiç düşmemesi değil, düştüğünde hangi yöne döndüğüdür.

İblîs ile samimi kul arasındaki büyük farklardan biri tam burada görülür.

İblîs hata yaptığında kendisini savunmuştur.

Suçu başkasına yüklemiştir.

Kibrini bırakmamıştır.

Ve sonunda başkalarını da kendi yanlışına çekmek istemiştir.

Samimi kul ise yanlış yaptığında “Ben burada hata yaptım” diyebilir.

Bu cümle küçücük görünür fakat insanı İblîs’in çizgisinden ayıran çok güçlü bir ahlaki tavırdır.

Ayetin ihlâs vurgusu modern dünyada özellikle önemlidir. Çünkü insan sürekli görünür olma baskısıyla yaşayabilir.

Ne kadar beğenildik?

Kaç kişi bizi takip ediyor?

Kaç kişi yaptığımız iyiliği gördü?

Kaç kişi bizi başarılı buldu?

Bu sorular insan hayatının tamamını ele geçirdiğinde kişi giderek başkalarının bakışı için yaşamaya başlayabilir.

İhlâs ise insana başka bir merkez önerir: Doğru olduğu için yapmak.

Bu, insanların görüşünü tamamen önemsememek demek değildir.

İnsan geri bildirim alabilir.

Eleştiriyi dinleyebilir.

Yaptığı işin toplum üzerindeki etkisini önemseyebilir.

Fakat insanların alkışı ahlaki pusulanın tek kuzeyi hâline gelmemelidir.

Çünkü insanlar bazen yanlışı alkışlayabilir.

Doğruyu yapan kişiyi de eleştirebilirler.

Popülerlik, doğruluk değildir.

İhlâs bu yüzden insanı kalabalığın keyfî değişimlerinden bir ölçüde bağımsızlaştırabilir.

İnsan “Herkes beni beğensin” düşüncesinden kurtuldukça daha dürüst yaşayabilir.

Bazen doğruyu söylemek alkış getirmez.

Bazen özür dilemek insanı güçlü değil zayıf gösteriyormuş gibi algılanabilir.

Bazen haksız kazancı reddetmek ekonomik olarak zor olabilir.

Fakat ihlâs “İnsanlar ne diyecek?” sorusunun üzerine “Doğru olan nedir?” sorusunu yerleştirir.

Bu da şeytanın “süsleme” yöntemine karşı güçlü bir koruma oluşturur.

Çünkü şeytanın önceki ayette açıkladığı yöntem, yanlışın görüntüsünü değiştirmektir.

İhlâs ise görüntünün arkasındaki hakikati arar.

Bir davranış toplumda çok havalı görünebilir; ama haksızsa samimi insan görüntüsüne değil özüne bakmaya çalışır.

Bir günah herkes tarafından normalleştirilmiş olabilir; fakat yaygınlık onu otomatik olarak doğru yapmaz.

Aynı şekilde dindar görünen bir davranış da sırf dış görünüşü nedeniyle otomatik olarak ihlâslı değildir.

İnsan gösterişli biçimde ibadet edebilir ama niyeti yalnız insanların övgüsü olabilir.

Başka biri çok sessiz biçimde yaptığı küçük bir iyiliği yalnız Allah bildiği hâlde sürdürebilir.

Dış büyüklük ile iç samimiyet aynı şey değildir.

Fakat burada tehlikeli bir noktaya düşmemek gerekir.

Birinin niyetini biz kesin bilemeyiz.

Bu nedenle “Şu kişi gösteriş için yapıyor” demek kolay olmamalıdır.

İhlâs kavramının amacı başkalarının kalplerini yargılamak değil, kendi niyetimizi düzeltmektir.

Allah kalpleri bilir.

İnsan ise kendi kalbi hakkında bile zaman zaman yanılabilir.

Bu nedenle ihlâs, başkalarının niyetini araştırmak için büyüteç değil, kendi niyetimize tuttuğumuz ayna olmalıdır.

Bu ayet aynı zamanda dinî vesvese konusunda da büyük rahatlık taşır.

Bazı insanlar akıllarına gelen kötü düşünceler nedeniyle “Demek ki ihlâsım yok, şeytan beni ele geçirdi” diye korkabilir.

Bu doğru bir sonuç değildir.

Vesvese insana gelebilir.

Önemli olan kişinin onu benimseyip benimsemediği ve davranışa dönüştürüp dönüştürmediğidir.

İnsan zihninden istemeden geçen bir düşünce yüzünden kendisini ahlaken mahkûm etmemelidir.

Özellikle takıntılı dinî kaygılarda bu ayrım son derece önemlidir.

İstemediğin düşüncenin gelmesi, onu istediğin anlamına gelmez.

İhlâslı insanın da aklı karışabilir.

Şüphe yaşayabilir.

Sorular sorabilir.

Bazen zayıf hissedebilir.

Bunların hiçbiri otomatik olarak ihlâsın yokluğu değildir.

Samimi soru sormak da ihlâsa aykırı değildir.

İnsan bir ayeti anlamadığında “Bunu anlamıyorum” diyebilir.

İman konusunda zihinsel zorluk yaşayabilir.

Önemli olan hakikati gerçekten araması ve önceden belirlediği kibirli sonucu korumak için delilleri çarpıtmamasıdır.

İblîs’in durumu farklıydı.

O doğruyu aramıyordu; kendi üstünlük iddiasını koruyordu.

İhlâs ile kibir arasındaki en büyük farklardan biri de budur.

İhlâs “Hakikat neyse ona yönelmek istiyorum” der.

Kibir ise “Hakikat benim düşündüğüm gibi olmak zorunda” diyebilir.

Bu ayetin insan ilişkilerine de güçlü bir mesajı vardır.

İnsan bazen yaptığı iyiliğin hemen karşılığını bekleyebilir.

Birine yardım eder ve teşekkür gelmeyince çok öfkelenir.

Bu, yapılan iyiliği otomatik olarak değersiz kılmaz; insanın takdir beklemesi doğaldır.

Fakat ihlâs bize şu soruyu sordurabilir: “Ben bu iyiliği yalnız karşılık almak için mi yaptım?”

Eğer tek amaç karşılık ise beklenti boşa çıktığında bütün iyilik duygusu kaybolabilir.

İhlâs insanı daha özgür kılar.

Çünkü insan bütün değerini insanların anlık tepkisine bağlamaz.

Ayet aynı zamanda “Benim kalbim temiz” söyleminin sınırını da gösterir.

Kalbin samimiyeti önemlidir ama davranıştan tamamen kopuk düşünülemez.

Bir insan sürekli zulmedip sonra “Ama niyetim iyi” diyemez.

İyi niyet yanlış yöntemi otomatik olarak doğru yapmaz.

İhlâs, doğru niyetin doğruya yönelen davranışla birleşmesini gerektirir.

Bu nedenle samimiyet ahlaki sorumluluktan kaçış yolu değildir.

Hicr 40’ın başka bir güçlü yönü şeytanın gücünü küçültmeden yerine oturtmasıdır.

Şeytan vardır ve etkisi olabilir.

Ama insanın kaderini mutlak olarak belirleyen varlık değildir.

Şeytanın çağrısını reddetmek mümkündür.

Yanlış yapıldıktan sonra dönmek mümkündür.

Tövbe etmek mümkündür.

İnsanın tek bir günahı “Artık şeytan kazandı ve her şey bitti” anlamına gelmez.

Bu bakış umudu korur.

Çünkü ahlaki hayat tek bir anlık sonuçtan ibaret değildir.

İnsan bugün düşebilir, yarın kalkabilir.

Bugün gösterişe kapılabilir, yarın niyetini düzeltebilir.

Bugün yanlış bir alışkanlıkta olabilir, yarın değişmek için gerçek adım atabilir.

İhlâs da yaşayan ve korunması gereken bir yöneliştir.

Hicr Suresi 40. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Şeytanın gücünü mutlaklaştırma. İhlâslı insanı hiç günah işlemeyen veya hiç vesvese yaşamayan kusursuz varlık sanma. Başkalarının niyetlerini kolayca yargılama. “Kalbim temiz” diyerek davranışları önemsizleştirme. İhlâsını bile kibir aracına dönüştürme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Şeytanın saptırma iddiasının sınırı vardır; Allah’a samimiyetle yönelen kul, hata yapabilse bile şeytanın kaçınılmaz esiri değildir. İhlâs, kusursuzluk değil, insanın yönünü sürekli yeniden Allah’a çevirebilmesidir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 41. ayette, Allah şöyle buyuracaktır: “İşte bu, bana karşı dosdoğru olan bir yoldur.” Bu ayeti ele alırken özellikle “sırâtun aleyye mustakîm” ifadesinin anlamı, yolun Allah’a fiziksel mekânsal bir yolculuk gibi anlaşılmaması, Allah’ın bir mekâna bağlı olmadığı, dosdoğru yolun iman ve ahlaki yöneliş oluşu, şeytanın bu yol üzerindeki sınırlılığı, doğru yolun yalnız bir grup veya slogan adı olmayışı ve Allah’a ulaşmanın birleşme veya ilahlaşma anlamına gelmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 40. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Yaptıklarımızın ne kadarı gerçekten doğru olduğu için, ne kadarı görülmek için? Kimse bilmediğinde de aynı iyiliği yapar mıyız? Başkalarının alkışı olmadığında doğruda kalabiliyor muyuz? Zihnimize gelen istemsiz düşünceler yüzünden kendimizi gereksiz yere günahkâr mı ilan ediyoruz? “Ben ihlâslıyım” diyerek yeni bir kibir mi üretiyoruz? İyi niyeti yanlış davranışlarımızı savunmak için mi kullanıyoruz? Şeytanı öylesine güçlü mü görüyoruz ki kendi irademizi unutuyoruz? Ve en önemlisi, kimsenin görmediği yerde de Allah’ın gördüğünü bilerek aynı insan olmaya çalışabiliyor muyuz?

“Hicr 40, ‘Ancak içlerinden ihlâsa erdirilmiş kulların hariç’ buyurarak İblîs’in insan üzerindeki iddiasının mutlak olmadığını gösterir. İhlâs, hiç günah işlememek veya hiç vesvese yaşamamak değil; kulluğun yönünü insanların alkışından Allah’ın rızasına çevirmek ve hata edildiğinde samimiyetle yeniden doğruya dönmektir. Ayetin büyük dersi şudur: Şeytan süsleyebilir, çağırabilir ve vesvese verebilir; fakat Allah’a içtenlikle yönelen insan onun kaçınılmaz esiri değildir. Gerçek ihlâs, başkalarından üstün olduğunu ilan etmekte değil, kimse görmediğinde bile hakikate sadık kalmaya çalışmakta ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt