📖 Hicr Suresi 41. Ayette “İşte Bu, Bana Karşı Dosdoğru Bir Yoldur” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 41. Ayette “İşte Bu, Bana Karşı Dosdoğru Bir Yoldur” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,507
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 41. Ayette “İşte Bu, Bana Karşı Dosdoğru Bir Yoldur” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 40. ayette İblîs, ‘Ancak içlerinden ihlâsa erdirilmiş kulların hariç’ diyerek kendi saptırma iddiasının bir sınırı olduğunu kabul etmişti. 41. ayette Allah’ın cevabı gelir: ‘İşte bu, bana karşı dosdoğru bir yoldur.’ Ayette geçen ‘sırâtun aleyye mustakîm’ ifadesi, Allah’a doğru fiziksel bir yolculuk veya Allah’ın belirli bir mekânda bulunduğu anlamına gelmez. Burada söz konusu olan, Allah’ın koyduğu hakikat, kulluk ve sorumluluk yoludur. Dosdoğru yol bir coğrafi güzergâh değil; insanın inanç, niyet ve davranışlarını hakikate göre düzenlemesidir. İblîs’in etkisi de bu yol karşısında sınırsız değildir; sonraki ayette Allah, kulları üzerinde şeytanın mutlak bir hâkimiyetinin bulunmadığını açıkça bildirecektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 41. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustakîm.” şeklindedir. Genel anlamı “Allah buyurdu: İşte bu, bana karşı dosdoğru bir yoldur.” şeklinde ifade edilebilir.

Ayet, İblîs’in ihlâslı kulları saptıramayacağını kabul etmesinin hemen ardından gelir. Bu nedenle burada ihlâs, kulluk, doğruluk ve Allah’ın belirlediği yol arasında güçlü bir bağlantı kurulmaktadır.

Ayet kısa olsa da sırât-ı müstakîm, insanın yönü ve şeytanın sınırı açısından oldukça derin bir anlam taşır.

2️⃣ “Sırât” Ne Anlama Gelir ❓​

“Sırât” kelimesi yol anlamına gelir. Kur’an’da bu kelime çoğu zaman fiziksel bir caddeyi değil, insanın hayat yönünü, inancını ve ahlaki istikametini ifade eder.

Dolayısıyla burada asfalt, toprak veya gökyüzünde uzanan fiziksel bir yol düşünülmez.

Sırât, insanın hangi hakikate göre yaşayacağını belirleyen yöneliştir.

3️⃣ “Müstakîm” Ne Anlama Gelir ❓​

“Müstakîm”, doğru, düzgün, dengeli ve sapmadan devam eden anlamlarına gelir.

Kur’an’daki sırât-ı müstakîm, insanın yalnız belirli ibadetleri yapmasından ibaret değildir. İman, adalet, dürüstlük, merhamet, sorumluluk ve Allah’a yöneliş bu yolun parçalarıdır.

Dosdoğru yol yalnız bir slogan değil, hayatın bütününe yayılan istikamettir.

4️⃣ “Aleyye” İfadesi Allah’a Fiziksel Olarak Giden Bir Yol mu Demektir ❓​

Hayır. Allah’ı fiziksel bir noktada bulunan ve insanın bir yolculuk yaparak yanına ulaşacağı varlık gibi düşünmek doğru değildir.

Kur’an’ın Allah anlayışında Allah yaratılmış mekânın bir parçası değildir.

Bu nedenle ayetteki ifade mekânsal yakınlık değil, Allah’ın hükmü ve belirlediği doğruluk çizgisiyle ilişkili bir yol olarak anlaşılmalıdır.

5️⃣ Allah Bir Yerde Oturuyor ve İnsan O’na mı Gidiyor ❓​

Hayır. Böyle bir tasvir Allah’ı yaratılmış varlıklara benzetme riskini taşır.

İnsan bir yere giderken mesafe aşar; çünkü kendisi mekâna bağlıdır. Allah için aynı fiziksel şartları zorunlu görmek doğru değildir.

Allah’a yaklaşmak, kilometrelerce yol kat etmek değil, iman, kulluk ve ahlaki yakınlık anlamında anlaşılır.

6️⃣ Allah’a Yaklaşmak Ne Demektir ❓​

Allah’a yaklaşmak, insanın fiziksel olarak göğe yükselip bir mekâna ulaşması anlamına gelmez.

İnsan Allah’ın rızasına uygun yaşamaya, günahlarından dönmeye, adaletli ve samimi olmaya çalıştıkça manevi anlamda Allah’a yakınlıktan söz edilebilir.

Bu yakınlık mekân mesafesi değil, kulluk ve yöneliş yakınlığıdır.

7️⃣ Dosdoğru Yol Yalnız İnançtan mı Oluşur ❓​

Hayır. İnanç merkezîdir fakat Kur’an iman ile davranış arasındaki ilişkiyi sürekli vurgular.

Bir insan doğru inanç iddiasında bulunup sürekli zulmediyorsa hayatının önemli bir bölümünde istikamet sorunu vardır.

Sırât-ı müstakîm, doğru inanç ile doğru davranışın birbirinden koparılmamasını gerektirir.

8️⃣ Dosdoğru Yol Kusursuz İnsan Olmak mıdır ❓​

Hayır. Dosdoğru yolda bulunmak, insanın ömrü boyunca hiç hata yapmayacağı anlamına gelmez.

İnsan yanılabilir, günah işleyebilir ve zayıflık gösterebilir. İstikametin önemli göstergelerinden biri, hata fark edildiğinde yanlışı savunmak yerine yeniden doğruya dönmeye çalışmaktır.

Bu nedenle istikamet kusursuzluk değil, yönü kaybetmemeye çalışmadır.

9️⃣ Bir İnsan Günah İşlediğinde Dosdoğru Yoldan Tamamen Çıkmış mı Olur ❓​

Her günahı insanın bütün imanını ve ahlaki yönünü yok eden nihai kopuş gibi değerlendirmek doğru değildir.

Günah ciddi olabilir; fakat tövbe ve düzeltme imkânı vardır.

Bir kez düşmek ile yönünü tamamen değiştirmek aynı şey değildir.

İnsan tövbe ederek, zararı telafi ederek ve tekrar doğruya yönelerek yürüyüşünü sürdürebilir.

🔟 Sırât-ı Müstakîm Yalnız Belirli Bir Grubun Adı mıdır ❓​

Hayır. Bir cemaatin, mezhebin veya hareketin kendisine “Biz sırât-ı müstakîmiz” demesi onu otomatik olarak yanılmaz yapmaz.

Gruplar, yorumlar ve kurumlar insanlardan oluşur; dolayısıyla hata yapabilirler.

Dosdoğru yol, bir marka veya örgüt ismi değil, Allah’ın hakikat ve kulluk ölçülerine yöneliştir.

1️⃣1️⃣ “Bizim Grupta Değilsen Doğru Yolda Değilsin” Demek Doğru mudur ❓​

Böyle kesin ve geniş hükümler konusunda dikkatli olmak gerekir.

Bir topluluk kendi görüşünü savunabilir, hatta bazı konularda diğer yorumları yanlış görebilir. Fakat kendi kurumsal sınırlarını Allah’ın nihai hükmüyle özdeşleştirmek başka bir şeydir.

Bir gruba üyelik ile Allah katındaki nihai değer aynı değildir.

1️⃣2️⃣ Dosdoğru Yol Düşünmeyi Bırakmak mıdır ❓​

Hayır. Kur’an insanı düşünmeye ve delilleri değerlendirmeye çağırır.

Doğru yolda olmak, aklı kapatıp başkasının her sözünü sorgusuz tekrarlamak anlamına gelmez.

Samimi soru, araştırma ve öğrenme insanın istikametini güçlendirebilir. İblîs’in problemi soru sorması değil, kibrini hakikatin üstüne koymasıydı.

1️⃣3️⃣ Doğru Yol Neden Bazen Zor Görünebilir ❓​

Çünkü doğru ile kolay her zaman aynı şey değildir.

Özür dilemek zor olabilir ama doğru olabilir. Haksız kazancı reddetmek maddi kayıp yaratabilir ama ahlaken doğru olabilir. Gerçeği söylemek zaman zaman kişinin çıkarına ters düşebilir.

Bu yüzden zorluk, bir yolun yanlış olduğunun otomatik kanıtı değildir.

1️⃣4️⃣ Kolay ve Hoş Olan Her Şey Yanlış mıdır ❓​

Hayır. Bu kez ters uçtan hata yapılmamalıdır.

Doğru olan şey bazen kolay ve güzel de olabilir. İnsan dinlenebilir, eğlenebilir, servet sahibi olabilir ve dünya nimetlerinden meşru biçimde yararlanabilir.

Acı çekmek tek başına doğruluk belgesi olmadığı gibi, rahatlık da tek başına sapma değildir.

1️⃣5️⃣ Şeytan Dosdoğru Yol Üzerindeki İnsanları Hiç Etkileyemez mi ❓​

İnsan şeytanın vesvesesine veya yanlışın cazibesine maruz kalabilir. Ancak bu, onun üzerinde zorlayıcı mutlak hâkimiyet kurulduğu anlamına gelmez.

Bir sonraki ayet bu noktayı daha açık biçimde ifade edecektir.

Şeytanın çağrısı ile insanın tercihi birbirinden ayrılmalıdır. Vesvese gelebilir; karar yine insanın sorumluluğundadır.

1️⃣6️⃣ Doğru Yolda Olduğunu Düşünmek İnsanı Kibirli Yapabilir mi ❓​

Evet, eğer insan kendi doğruluk iddiasını başkalarını küçümseme aracına dönüştürürse.

“Ben doğruyu buldum” düşüncesi şükür ve sorumluluk üretmesi gerekirken “Ben herkesten üstünüm” düşüncesine dönüşebilir.

İşte burada insan, şeytanın kıssasındaki üstünlük kibrine başka bir kapıdan yaklaşmış olur.

1️⃣7️⃣ İstikamet Nasıl Korunabilir ❓​

İstikamet yalnız büyük kararlarla değil, günlük küçük tercihlerle korunur.

İnsan doğru bildiği şeyi uygulamaya, hatasını fark ettiğinde düzeltmeye, niyetini kontrol etmeye ve kendisini sürekli haklı ilan etmemeye çalışabilir.

İstikamet, bir defalık başarıdan çok süreklilik isteyen bir yöneliştir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 40 ve 41. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 40. ayette İblîs, ihlâsa erdirilmiş kulları kendi saptırma iddiasının dışında bırakmıştı. 41. ayette ise Allah “İşte bu, bana karşı dosdoğru bir yoldur” buyurur.

Böylece ihlâs ile istikamet arasında güçlü bir bağlantı oluşur. Samimi yöneliş, insanın yolunu belirleyen temel unsurlardan biridir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 42. ayette Allah şöyle buyuracaktır: “Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur; ancak azgınlardan sana uyanlar başka.” Bu ayeti ele alırken özellikle şeytanın insan üzerinde mutlak zorlayıcı gücünün bulunmaması, ‘sultan’ kavramının hâkimiyet ve otorite anlamı, şeytana uymanın insan iradesiyle ilişkisi, günahın bütün sorumluluğunu şeytana yüklememe, ağır baskı ve gerçek irade kaybı durumlarının ayrıca değerlendirilmesi ve Allah’ın kulları üzerindeki koruyucu hükmü üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 41. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 41. ayet, “İşte bu, bana karşı dosdoğru bir yoldur” buyurarak İblîs’in saptırma iddiasının karşısına Allah’ın belirlediği istikamet yolunu koyar.

Ayet ilk olarak bize yol kavramının fiziksel anlamdan daha geniş olduğunu öğretir.

Buradaki yol, insanın bir yerden başka bir yere yürüdüğü coğrafi güzergâh değildir.

İnsanın nasıl yaşayacağını belirleyen ahlaki ve imanî yöneliştir.

Bu nedenle Allah’a giden yol dendiğinde gökyüzünde fiziksel bir rota düşünmek doğru değildir.

Allah bir dağın tepesinde, bir gezegenin arkasında veya evrenin belirli koordinatlarında bulunup insanın oraya ulaşmasını bekleyen yaratılmış bir varlık değildir.

İnsan Allah’a mekân değiştirerek değil, yönelişini değiştirerek yaklaşır.

Kibirden tevazuya geçmek bir yakınlaşmadır.

Haksızlıktan adalete dönmek bir yakınlaşmadır.

Gösterişten ihlâsa geçmek bir yakınlaşmadır.

Yalandan doğruluğa dönmek bir yakınlaşmadır.

Bu yüzden sırât-ı müstakîm, hayatın yalnız birkaç ritüel alanıyla sınırlandırılamaz.

İbadet bunun çok önemli parçasıdır; fakat ibadet insanı ahlaktan koparmamalıdır.

Bir insan namaz kılıp ticarette insanları aldatıyorsa ortada çözülmesi gereken ciddi bir çelişki vardır.

Dinî görünüş, davranışın ahlaki hesabını ortadan kaldırmaz.

Allah’a yöneliş insan ilişkilerindeki adaletten ayrı düşünülemez.

Ayetin başka önemli bir mesajı, doğru yolun bir kimlik etiketi olmamasıdır.

İnsan kendisine Müslüman diyebilir; bu son derece önemli bir inanç kimliğidir. Fakat kimlik iddiası, yapılan her davranışı otomatik olarak doğru yapmaz.

Bir Müslüman da hata yapabilir.

Bir âlim yanılabilir.

Bir yönetici haksızlık yapabilir.

Bir cemaat yanlış karar verebilir.

Hiçbir insan topluluğu Allah’ın yanılmazlığına sahip değildir.

Bu nedenle sırât-ı müstakîm kavramını “Bizim grubun adı” hâline getirmek yerine, sürekli dönmemiz gereken ilahî bir ölçü olarak görmek daha sağlıklıdır.

İnsan “Ben doğru yoldayım” dediği anda yolculuğun sona erdiğini sanmamalıdır.

Çünkü hayat devam ettikçe yeni sınavlar ve yeni tercihler ortaya çıkar.

Bugün adaletli davranan kişi yarın güç kazandığında haksızlık yapabilir.

Bugün mütevazı olan kişi yarın çok övüldüğünde kibirlenebilir.

Bugün ihlâslı görünen kişi yarın alkışa bağımlı hâle gelebilir.

Bu yüzden istikamet sürekli korunması gereken bir yöndür.

Kur’an’ın Fâtiha Suresi’nde müminlerin tekrar tekrar “Bizi dosdoğru yola ilet” demeleri de bu açıdan düşündürücüdür.

Doğru yolu bir kez tanımak, insanın hayat boyu hiçbir sapma riski taşımadığı anlamına gelmez.

İnsan doğruyu bilir ama bazen nefsine yenilebilir.

Bu yüzden hidayet yalnız başlangıç bilgisi değil, devamlılık ihtiyacıdır.

Hicr 41 ayrıca ihlâsla bağlantılı olduğu için niyet konusunu da yeniden gündeme getirir.

Bir insan dışarıdan çok doğru görünen işler yapabilir; fakat bütün amacı insanların övgüsünü toplamak olabilir.

Başka biri çok küçük görünen bir iyiliği samimiyetle yapabilir.

Allah’ın değerlendirmesinde insanın yalnız görüntüsü değil, yönelişi de önemlidir.

Fakat bu bize başkalarının kalbini okumak için yetki vermez.

İhlâs en çok kendi kalbimizi sorgulamak için kullanılmalıdır.

Bir insan sürekli başkalarına “Sen samimi değilsin” diyorsa, ihlâs kavramını kendi üstünlük aracına dönüştürmüş olabilir.

Gerçek istikamet başkasının kalbini kontrol etmekten çok kendi yolunu düzeltmekle ilgilidir.

Ayet, hakikat karşısında dengeyi de öğretir.

Dosdoğru yol her zaman en sert, en zor veya en acı seçenek demek değildir.

Bazı insanlar dini ne kadar zorlaştırırlarsa o kadar doğru olacaklarını düşünebilir.

Oysa Kur’an’ın istikamet anlayışı zorluk üretme yarışı değildir.

Kolaylaştırılmış meşru bir yol yanlış değildir.

İnsan dinlenebilir.

Gülebilir.

Sevdiği yemekleri yiyebilir.

Ticaret yapabilir.

Ailesiyle güzel vakit geçirebilir.

Dünya nimetlerinden yararlanmak, insanı otomatik olarak sırât-ı müstakîmden çıkarmaz.

Sorun nimet değil, nimetin insanın yönünü bozmasıdır.

Aynı şekilde acı çekmek de otomatik olarak insanı Allah’a yaklaştırmaz.

Bir insan acı çekip daha merhametli olabilir; başka biri aynı acıyla daha öfkeli hâle gelebilir.

Dolayısıyla acı miktarı maneviyatın ölçüsü değildir.

Sırât-ı müstakîm, hayatı gereksiz yere zorlaştırmak değil, Allah’ın belirlediği ahlaki dengeyi korumaktır.

Ayetin şeytan açısından verdiği mesaj ise güven vericidir.

İblîs bir önceki ayetlerde büyük iddialarda bulunmuştu. İnsanlara kötülüğü süsleyeceğini ve onları saptıracağını söylemişti.

Fakat şimdi onun karşısında bir yol bulunmaktadır.

Ve bir sonraki ayette daha da açık biçimde Allah’ın kulları üzerinde şeytanın zorlayıcı bir hâkimiyeti olmadığı bildirilecektir.

Bu, insanı korkudan sorumluluğa taşır.

Şeytanı her şeyin bahanesi yapmak kolay olabilir.

“Ben istemedim, şeytan yaptırdı.”

Fakat Kur’an’ın anlatımı insanın bu mazereti kullanmasına izin vermez.

Şeytan çağırabilir.

Günahı güzel gösterebilir.

Vesvese verebilir.

Ama insanın iradesini tamamen ortadan kaldıran mutlak bir güç değildir.

Bu nedenle ahlaki mücadelede insanın kendi seçimini ciddiye alması gerekir.

Bununla birlikte insanların kapasitesini de tek kalıba sokmamak gerekir.

Bir kişi ağır baskı, tehdit, bağımlılık veya psikolojik bozukluk nedeniyle normal şartlardaki kadar özgür olmayabilir.

Allah’ın adaletinin insanın gerçek kapasitesini ve şartlarını bildiğini unutmamak gerekir.

Dolayısıyla “Herkes her durumda aynı ölçüde sorumludur” şeklindeki kaba yaklaşım da doğru değildir.

Sırât-ı müstakîm kavramı insanı sürekli korkutmak için değil, yön kazandırmak için vardır.

İnsan yolda olduğunu biliyorsa düştüğünde ayağa kalkabilir.

Yönünü kaybettiğinde yeniden bulabilir.

Bir yanlış bütün geçmişini ve geleceğini yok etmek zorunda değildir.

Tövbe, istikamete dönüş imkânıdır.

Bu yüzden doğru yol fikri umutsuzluk değil, umut da taşır.

Bir insan yıllarca yanlış yaşamış olabilir fakat gerçekten dönüş gösterebilir.

Geçmişin kötülüğü, samimi geleceği imkânsız hâle getirmez.

Bu noktada İblîs ile insan arasındaki önemli farklardan biri yeniden görünür.

İblîs hatasını savunup yoluna devam eder.

İnsan ise “Yanlış yaptım” diyerek başka yöne dönebilir.

Sırât-ı müstakîm yalnız hiç sapmayanların yolu değildir; sapınca tekrar hakikate dönmeyi bilenlerin de yoludur.

Ayetin toplumsal boyutu da önemlidir.

Bir toplum kendisini “doğru tarafta” gördüğü için yaptığı her şeyi doğru saymaya başlayabilir.

Bu son derece tehlikelidir.

İnsan doğru bir davanın içinde bulunabilir ve yine de yanlış yöntem kullanabilir.

Doğru amaç, her yöntemi otomatik olarak doğru yapmaz.

Adalet isteyen birinin adaletsiz davranması çelişkidir.

Hakikati savunduğunu söyleyen kişinin yalan kullanması çelişkidir.

Din adına iyilik istediğini söyleyen kişinin insanları aşağılaması da sorgulanmalıdır.

Dosdoğru yol, yalnız hedefte değil yöntemde de doğruluk ister.

Bu nedenle kendimizi doğru tarafta görmemiz öz eleştiriyi ortadan kaldırmamalıdır.

Tam tersine sorumluluğumuzu artırmalıdır.

İnsan “Ben haklı davayı savunuyorum” diye başladığında kendi davranışlarını denetlemeyi bırakırsa, haklı bir amacı yanlış araçlarla kirletebilir.

Sırât-ı müstakîm insanı sürekli şu soruya döndürür:

“Yalnız hedefim mi doğru, yoksa yürüyüş biçimim de doğru mu?”

Hicr Suresi 41. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Dosdoğru yolu Allah’a fiziksel olarak giden bir güzergâh gibi düşünme. Allah’ı bir mekâna hapsetme. Sırât-ı müstakîmi yalnız bir grubun, mezhebin veya cemaatin markası hâline getirme. Doğru yolda olmayı kusursuzluk veya başkalarından üstünlük sanma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah’a yönelen dosdoğru yol, insanın imanını, niyetini ve davranışlarını hakikate göre düzenlediği istikamettir; insan bu yolda hata yapabilir, fakat samimiyetle yeniden doğruya dönebilir ve şeytanın zorunlu esiri olmak zorunda değildir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 42. ayette, Allah şeytanın sınırını çok açık biçimde belirleyecek ve şöyle buyuracaktır: “Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur; ancak azgınlardan sana uyanlar başka.” Bu ayeti ele alırken özellikle “sultân” kavramının hâkimiyet ve zorlayıcı otorite anlamı, şeytanın insanı zorla günaha sürükleyememesi, vesvese ile zorlamanın ayrılması, insanın kendi sorumluluğunu şeytana yükleyememesi, Allah’ın kulları üzerindeki koruyucu hükmü, ‘sana uyanlar’ ifadesinin bilinçli yöneliş boyutu ve gerçek zorlama veya kapasite kaybı bulunan insanların aynı şekilde değerlendirilmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 41. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Gerçekten doğru yolda olmak mı istiyoruz, yoksa yalnız doğru yolda olduğumuzu söylemek mi? Kendi grubumuzu Allah’ın yoluyla tamamen özdeşleştiriyor muyuz? Hata yaptığımızda “Ben zaten doğru taraftayım” diyerek yanlışımızı mı savunuyoruz? Allah’a yaklaşmayı dış görünüşle mi sınırlıyoruz, yoksa adalet ve dürüstlüğümüzü de hesaba katıyor muyuz? Doğru yolun bazen özür dilemekten, geri dönmekten ve fikrimizi düzeltmekten geçtiğini kabul edebiliyor muyuz? Ve en önemlisi, hakikatin yolunda yürürken yalnız nereye gittiğimizi değil, nasıl yürüdüğümüzü de sorguluyor muyuz?

“Hicr 41, ‘İşte bu, bana karşı dosdoğru bir yoldur’ buyurarak insanın Allah’a yönelişinin fiziksel değil, imanî ve ahlaki bir istikamet olduğunu gösterir. Sırât-ı müstakîm bir grubun adı, kusursuzluk iddiası veya başkalarını küçümseme ayrıcalığı değildir; hakikate, ihlâsa, adalete ve Allah’a kulluğa sürekli yöneliştir. Ayetin büyük dersi şudur: Doğru yol yalnız doğru hedefe sahip olmak değil, o hedefe giderken niyetimizi ve davranışlarımızı da doğrulukla korumaktır; insan hata yapabilir fakat hakikate samimiyetle dönme kapısı açıktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt