📖 Hicr Suresi 42. Ayette “Şüphesiz Benim Kullarım Üzerinde Senin Hiçbir Hâkimiyetin Yoktur; Ancak Azgınlardan Sana Uyanlar Başka” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,508
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 42. Ayette “Şüphesiz Benim Kullarım Üzerinde Senin Hiçbir Hâkimiyetin Yoktur; Ancak Azgınlardan Sana Uyanlar Başka” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 41. ayette Allah ‘İşte bu, bana karşı dosdoğru bir yoldur’ buyurarak İblîs’in büyük iddialarının karşısına ilahî istikameti koymuştu. 42. ayette ise şeytanın gücünün sınırı son derece açık biçimde belirtilir: ‘Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur; ancak azgınlardan sana uyanlar başka.’ Ayette geçen ‘sultân’, hâkimiyet, otorite ve zorlayıcı güç anlam alanına sahiptir. Buna göre şeytan insanı iradesiz bir kuklaya dönüştüren mutlak bir güç değildir. Vesvese verebilir, kötülüğü süsleyebilir, çağırabilir ve kandırmaya çalışabilir; fakat insanın iradesini zorla ele geçirip onu günaha mecbur eden bağımsız bir otoriteye sahip değildir. Bu yüzden ‘Şeytan bana yaptırdı’ sözü insanın bütün sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Ancak gerçek zorlama, ağır psikolojik rahatsızlık, bağımlılık veya kapasite kaybı gibi durumların sorumluluğu etkileyebileceği de unutulmamalıdır; Allah herkesin gerçek imkânını ve şartlarını eksiksiz bilir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 42. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultânun illâ meni’t-tebeake mine’l-gâvîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur; ancak azgınlardan sana uyanlar başka.” diye ifade edilebilir.

Bir önceki ayetlerde İblîs insanları saptıracağını, kötülükleri onlara güzel göstereceğini söylemişti. Bu ayette Allah, onun bu iddiasının sınırını ortaya koyar.

Şeytanın etkisi vardır; fakat mutlak hâkimiyeti yoktur.

2️⃣ Ayetteki “Benim Kullarım” Kimlerdir ❓​

“İbâdî”, yani “kullarım” ifadesi bağlam içinde Allah’a yönelen ve şeytanın peşinden gitmeyen kulları öne çıkarır.

Kur’an açısından bütün insanlar yaratılmışlık bakımından Allah’ın kullarıdır; fakat bazı bağlamlarda “kullarım” ifadesi Allah’a samimiyetle bağlı olan kullara özel vurgu taşıyabilir.

Bir önceki ayette ihlâsa erdirilmiş kullardan söz edilmesi de bu bağlantıyı güçlendirir.

3️⃣ “Sultân” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Sultân” kelimesi Kur’an’da bağlama göre güç, otorite, hâkimiyet veya delil anlamlarında kullanılabilir.

Hicr 42’de öne çıkan anlam, şeytanın insanlar üzerinde zorlayıcı ve mutlak bir egemenliğinin bulunmamasıdır.

Yani şeytan insanın iradesini iptal ederek “Bundan sonra benim istediğimi yapmak zorundasın” diyebilecek ilahî bir güç sahibi değildir.

4️⃣ Şeytan İnsanları Zorla Günaha Sokabilir mi ❓​

Ayetin temel mesajına göre hayır.

Şeytanın etkisi çağrı, vesvese, aldatma ve kötülüğü cazip gösterme üzerinden işler. Bunların hepsi etkileyici olabilir; fakat zorlayıcı mutlak hâkimiyet değildir.

İnsan bu çağrıyı reddedebilir. Şeytanın teklif etmesi, insanın kabul etmek zorunda olduğu anlamına gelmez.

5️⃣ O Hâlde Şeytanın Hiç Gücü Yok mu ❓​

Böyle bir sonuç da doğru değildir. Ayet şeytanı tamamen etkisiz saymıyor; zorlayıcı mutlak otoritesini reddediyor.

Bir insan başkasını ikna edebilir, kandırabilir veya kötü davranışa teşvik edebilir. Böyle bir etki gerçektir; fakat karşı tarafın bütün iradesini ortadan kaldırmakla aynı şey değildir.

Şeytanın etkisini yok saymak da ilahlaştırmak da iki farklı aşırılıktır.

6️⃣ “Şeytan Bana Yaptırdı” Demek Doğru mudur ❓​

Şeytanın vesvesesinin etkisinden söz edilebilir; fakat “Benim hiçbir seçimim yoktu, bütün işi şeytan yaptı” demek insanın ahlaki sorumluluğunu gereksiz biçimde ortadan kaldırır.

İnsan çoğu durumda yaptığı davranışın öznesidir.

Bu nedenle daha doğru yaklaşım, “Yanlış bir çağrıya kapıldım ve ben de yanlış tercihte bulundum” şeklindeki sorumluluk bilincidir.

7️⃣ Şeytanın Vesvesesi Tam Olarak Nedir ❓​

Vesvese, insanın zihnine veya kalbine yanlış yönlendirmelerin, şüphelerin veya kötü davranışı cazip gösteren çağrıların gelmesi şeklinde anlaşılabilir.

Fakat her zihinsel düşünceyi otomatik olarak şeytana bağlamak doğru değildir. İnsan zihni psikolojik, biyolojik ve çevresel birçok etkene açıktır.

Kur’an’daki vesvese kavramı, modern psikolojiyi ve nörobilimi geçersiz kılan alternatif bir tıp teorisi değildir.

8️⃣ Aklımıza Gelen Her Kötü Düşünce Günah mıdır ❓​

Hayır. İstemeden gelen düşünce ile bilinçli biçimde benimsenmiş karar birbirinden ayrılmalıdır.

İnsan bazen kendisinin bile istemediği rahatsız edici düşünceler yaşayabilir. Özellikle takıntılı düşünceler veya anksiyete yaşayan kişiler, akıllarına gelen her şeyi kendi ahlaki tercihleri sanmamalıdır.

İstem dışı düşünce insanın karakterinin kesin göstergesi değildir.

9️⃣ Psikolojik Hastalıkları Şeytana Bağlamak Doğru mudur ❓​

Depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete, psikoz veya başka psikolojik ve nörolojik durumları otomatik olarak “Şeytan musallat oldu” şeklinde açıklamak doğru değildir.

Bu tür durumların tıbbi ve psikolojik değerlendirilmesi gerekir.

Dinî inanç ile profesyonel yardım arasında zorunlu bir çatışma yoktur. Doktora veya psikoloğa başvurmak iman eksikliği değildir.

🔟 “Ancak Sana Uyanlar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin önemli kısmı “illâ meni’t-tebeake”, yani “ancak sana uyanlar” ifadesidir.

Burada takip etme fiili dikkat çekicidir. Şeytan insanları zorla peşinden sürüklemiyor; bazı insanlar onun çağrısını takip ediyor.

Bu ifade insanın tercih boyutunu öne çıkarır: Şeytan çağırır, insanın peşinden gitmesi ise ayrıca değerlendirilir.

1️⃣1️⃣ “Gâvîn” Kimlerdir ❓​

“Gâvîn”, doğru istikametten uzaklaşan, azgınlık veya sapma içinde bulunanlar anlam alanına sahiptir.

Burada her hata yapan insanı hemen “gâvî” diye damgalamak doğru değildir. Kur’an’ın bağlamında söz konusu olan, şeytanın yolunu benimseyen ve yanlış yönelişte ısrar eden tavırdır.

Bir insan hata yapıp tövbe edebilir. Tek bir günah insanı otomatik olarak nihai bir kategoriye hapsetmez.

1️⃣2️⃣ Şeytana Uymak Bilinçli Bir Tercih midir ❓​

Çoğu ahlaki durumda insanın tercih payı vardır. Ancak gerçek hayatın bütün koşulları aynı değildir.

Ağır tehdit, zorlama, travma, bağımlılık, ciddi zihinsel hastalık veya kişinin karar kapasitesini etkileyen başka durumlar sorumluluğun derecesini değiştirebilir.

Bu nedenle “Herkes her durumda tamamen özgürdür ve aynı ölçüde sorumludur” şeklindeki kaba yaklaşım doğru değildir. Allah kişinin gerçek kapasitesini bilir.

1️⃣3️⃣ Bağımlılıkta İnsan Sorumlu mudur ❓​

Bağımlılık karmaşık bir meseledir. İlk tercihler ile zamanla gelişen biyolojik ve psikolojik bağımlılık aynı ölçüde değerlendirilemeyebilir.

Bir kişiye yalnız “İradeni kullan” demek her zaman yeterli değildir. Profesyonel tedavi, sosyal destek ve bazen tıbbi müdahale gerekli olabilir.

Ayetin insan sorumluluğunu vurgulaması, bağımlılığın gerçek psikolojik ve biyolojik boyutlarını inkâr etmek anlamına gelmez.

1️⃣4️⃣ Şeytanın Gücü Sınırlıysa İnsan Neden Bu Kadar Çok Yanlış Yapıyor ❓​

Çünkü insanın yanlışlarının bütün sebebi şeytan değildir.

İnsanın kendi arzuları, çıkarları, öfkesi, alışkanlıkları, sosyal çevresi ve yanlış düşünceleri de etkili olabilir.

Bu yüzden her günahın arkasında yalnız şeytanı aramak, insanın kendi nefsini ve toplumsal şartları incelemesini engelleyebilir.

1️⃣5️⃣ Nefis ile Şeytan Aynı Şey midir ❓​

Hayır. İslamî düşüncede insanın nefsi ile şeytan aynı varlık değildir.

İnsanın kendi arzuları ve eğilimleri vardır. Şeytan bunları kötü yönde kullanmaya teşvik edebilir; fakat insanın iç dünyasındaki her arzu şeytandan gelmez.

Açlık, sevgi, cinsellik, başarı arzusu veya maddi ihtiyaç gibi birçok doğal eğilim kendi başına şeytanî değildir. Önemli olan bunların hangi sınırlar içinde yönlendirildiğidir.

1️⃣6️⃣ Allah’ın Kulları Şeytandan Otomatik Olarak Korunmuş mudur ❓​

Ayet şeytanın onlar üzerinde zorlayıcı sultasının olmadığını bildirir; bu, hiçbir sınav yaşamayacakları anlamına gelmez.

Samimi mümin de hata yapabilir ve vesveseye kapılabilir.

Korunma, insanın hiç sınanmadığı bir fanus içinde yaşaması değil; şeytanın onu kaçınılmaz biçimde kontrol edememesi anlamında anlaşılmalıdır.

1️⃣7️⃣ Bir Günah İşlemek “Şeytan Artık Bana Hâkim” Demek midir ❓​

Hayır. İnsan bir yanlış yaptığında şeytanın ebedî mülkü hâline gelmez.

Tövbe, davranışı değiştirme ve yeniden doğruya yönelme mümkündür.

Bir düşüş bütün yolculuğun sonu değildir.

İnsanı umutsuzluğa sürükleyen “Artık çok geç” düşüncesi de ayrıca sorgulanmalıdır.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 41 ve 42. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 41. ayette Allah’a karşı dosdoğru yoldan, 42. ayette ise şeytanın Allah’ın kulları üzerinde zorlayıcı hâkimiyeti bulunmadığından söz edilir.

Böylece doğru yol ile insan iradesi arasında güçlü bir bağ kurulur. Şeytanın çağrısı vardır ama doğru yolu imkânsız hâle getiren mutlak bir gücü yoktur.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 43. ayette şöyle buyrulacaktır: “Şüphesiz cehennem onların hepsine vaat edilen yerdir.” Bu ayeti ele alırken özellikle “onların hepsi” ifadesinin bağlamda İblîs ve ona bilinçli biçimde uyanlarla ilişkisi, cehennemin insanlara işkence çağrısı veya dünya şiddeti için ruhsat olmaması, yaşayan belirli kişileri kesin cehennemlik ilan etmenin sakıncası, tövbe imkânı, ilahî adalet ve ahiret cezasının insan intikamcılığından ayrılması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 42. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 42. ayet, “Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur; ancak azgınlardan sana uyanlar başka” buyurarak şeytanın insan hayatındaki yerini çok net bir dengeye oturtur.

Öncelikle şeytanın varlığı inkâr edilmez.

İblîs kötülüğü süsleyeceğini, insanları saptırmaya çalışacağını ve onları kendi yoluna çağıracağını daha önce söylemiştir.

Ancak şimdi onun karşısına net bir sınır konulur: Mutlak hâkimiyetin yok.

Bu cümle tevhid açısından çok önemlidir.

Çünkü insanlar bazen şeytana farkında olmadan Allah’a ait güçler verebilirler. Şeytanın insanın aklını tamamen ele geçirdiği, her hareketini kontrol ettiği ve insanın artık hiçbir seçim yapamadığı düşünülebilir.

Hicr 42 bu yaklaşımı düzeltir.

Şeytan çağırabilir ama insanı ilahî güçle zorlayamaz.

Bu ayrım insanı korkudan sorumluluğa taşır.

Eğer şeytan bizi tamamen kontrol ediyor olsaydı yaptığımız yanlışlardan dolayı sorumlu tutulmamız adil olmazdı.

Kur’an’ın sorumluluk anlayışı ise insanın belirli bir tercih alanı bulunduğunu varsayar.

İşte bu yüzden “Şeytan yaptırdı” sözü bütün mazeretlerin son noktası değildir.

İnsan kendisine şunu sormalıdır: Benim tercihim neredeydi?

Bu soru insanı suçluluk içinde ezmek için değil, değişimin mümkün olduğunu göstermek için önemlidir.

Çünkü davranışın bir kısmı benim tercihimse, gelecekte başka bir tercih yapma ihtimalim de vardır.

Sorumluluk aynı zamanda değişebilme gücünün göstergesidir.

İnsanın bütün kontrolünü şeytana devretmek yalnız sorumluluğu değil, umudu da elinden alır.

“Ben böyleyim, şeytan beni bırakmıyor, yapabileceğim hiçbir şey yok” düşüncesi insanı pasif hâle getirebilir.

Oysa ayet tam tersini söyler: Onun mutlak sultası yoktur.

Bu, insanın mücadele edebileceğini gösterir.

Fakat buradan başka bir aşırı sonuca da gidilmemelidir.

İnsanların her davranışını “İradesi vardı, o hâlde hiçbir mazereti yok” şeklinde kaba biçimde değerlendirmek de adaletsiz olabilir.

Gerçek hayatta insan özgürlüğü her durumda aynı değildir.

Bir çocuk ile yetişkinin kapasitesi aynı değildir.

Ağır tehdit altındaki insan ile güvenli ortamda karar veren insan aynı durumda değildir.

Ciddi zihinsel hastalığı bulunan kişi ile sağlıklı karar kapasitesine sahip kişi aynı biçimde değerlendirilmemelidir.

Bağımlılık da insanın karar süreçlerini etkileyebilir.

Bu yüzden Kur’an’ın sorumluluk öğretisini acımasız bir “Her şey senin suçun” sloganına dönüştürmek doğru değildir.

Allah insanın yalnız dış davranışını değil, gerçek kapasitesini, niyetini, şartlarını ve üzerindeki baskıları bilir.

İnsan mahkemeleri veya çevremizdeki kişiler ise bunların tamamını bilemeyebilir.

Bu nedenle sorumluluk konusunda hem ciddiyet hem merhamet gerekir.

Ayetin “sana uyanlar” ifadesi özellikle dikkat çekicidir.

İblîs insanı sırtına alıp zorla götürmez.

İnsan onun peşinden gider.

Bu ifade bize alışkanlıkların nasıl başladığını da düşündürebilir.

Bir yanlış ilk anda çok küçük görünebilir.

İnsan “Bir defadan bir şey olmaz” diyebilir.

Sonra ikinci kez yapar.

Daha sonra davranış normalleşir.

Bir süre sonra kişi başlangıçta yanlış gördüğü şeyi savunmaya başlayabilir.

Böylece takip bir anda değil, küçük tekrarlarla güçlenebilir.

Bu nedenle ahlaki farkındalık yalnız büyük suç anlarında değil, küçük seçimlerde de önemlidir.

İnsan hangi davranışın kendisini hangi yöne taşıdığını zaman zaman sorgulamalıdır.

Hicr 42’nin başka güçlü bir mesajı şeytanı bahane ederek insan kaynaklı kötülükleri görünmez hâle getirmemektir.

Bir şirket çalışanlarını sömürüyorsa bunu yalnız “şeytanın işi” diye açıklamak yeterli değildir. Somut çalışma şartları ve kararlar incelenmelidir.

Bir ilişkide şiddet varsa yalnız “Şeytana uydu” demek yetmez. Mağdur korunmalı ve gerektiğinde hukuk devreye girmelidir.

Bir insan dolandırıcılık yaptıysa ekonomik ve hukuki sorumluluğu araştırılmalıdır.

Metafizik açıklama, somut sorumluluğu silmemelidir.

Din insanı gerçek nedenlerden uzaklaştırmamalıdır.

Tam tersine yanlışın bütün boyutlarını görmeye yardım etmelidir.

Ayet psikolojik rahatsızlıklar açısından da dikkatle okunmalıdır.

Bir insan panik atak yaşadığında kalbinin hızla çarpmasını “Şeytan bedenimi ele geçirdi” şeklinde yorumlarsa korkusu daha da büyüyebilir.

Oysa bu durumun tıbbi ve psikolojik açıklamaları olabilir.

Benzer şekilde obsesif düşünceler yaşayan kişi zihnine gelen rahatsız edici cümleleri kendi iradesiyle ürettiğini sanabilir.

Bu durumda ayetin zorlayıcı hâkimiyet yoktur mesajı rahatlatıcı biçimde anlaşılabilir.

İnsanın zihninde ortaya çıkan her düşünce onun ahlaki kimliği değildir.

Düşünce başka, tercih başka, davranış başkadır.

Bu ayrım insanın kendisine karşı daha adil olmasına yardımcı olur.

Şeytanın gücünün sınırlandırılması aynı zamanda Allah’ın egemenliğini güçle ortaya koyar.

İblîs daha önce büyük cümleler kurmuştu.

“Hepsini saptıracağım.”

Fakat Allah’ın cevabı bu tehdidi küçültür:

“Kullarım üzerinde senin sultanın yoktur.”

Bu, insanın şeytan korkusunu Allah korkusunun üzerine çıkarmaması gerektiğini gösterir.

Kur’an’ın merkezindeki güç şeytan değildir.

Allah’tır.

Şeytanın hikâyesi bile Allah’ın hükümranlığının içinde anlatılır.

Bu nedenle dinî hayat sürekli şeytan aramak üzerine kurulamaz.

İnsan şeytanla değil Allah’la ilişkisinin merkezini kurmalıdır.

Allah’a yöneldikçe, doğruyu öğrendikçe ve yanlışına karşı uyanık oldukça şeytanın çağrısını fark etme imkânı artabilir.

Burada ihlâs yeniden önem kazanır.

Bir önceki ayetlerde ihlâslı kulların şeytanın saptırma iddiasından istisna edildiğini görmüştük.

İhlâs insanı kusursuz yapmaz fakat yönünü korur.

Samimi insan günah işlediğinde günahını ilah edinmez.

Hata yaptığında “Ben böyleyim, değişmem” demez.

Yanlışını savunmak yerine dönmeye çalışır.

Bu nedenle şeytanın en büyük başarısı insanın yalnız bir kez günah işlemesi olmayabilir; insanın “Artık dönüş yok” diye düşünmesi de tehlikeli olabilir.

Çünkü tövbe kapısını insan kendi zihninde kapatırsa yanlışına devam etmesi kolaylaşabilir.

Hicr 42 ise insanın şeytanın kaçınılmaz esiri olmadığını hatırlatarak bu umutsuzluğu kırar.

Dönüş mümkündür.

Bu ayet aynı zamanda insanın kendi karanlık taraflarını tamamen dışarıdaki bir varlığa yüklememesini öğretir.

İnsan yalnız şeytanın etkisiyle değil, kendi çıkarı nedeniyle de yalan söyleyebilir.

Kendi gururu nedeniyle de özür dilemeyebilir.

Kendi kıskançlığı nedeniyle de başkasına zarar verebilir.

Dolayısıyla ahlaki gelişim “Şeytanı suçlamak” kadar kendi benliğimizi tanımayı da gerektirir.

İnsan kendisine dürüstçe sorabilmelidir:

“Ben bunu gerçekten neden yaptım?”

Bu soru bazen dışarıdaki düşmanlardan daha zor bir gerçekle bizi karşılaştırır.

Kendi kibrimizle.

Kendi çıkarımızla.

Kendi korkumuzla.

Ama tam da bu yüzleşme değişimin başlangıcı olabilir.

Hicr Suresi 42. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Şeytanı Allah’a rakip sınırsız bir güç hâline getirme. Her yanlışını ‘Şeytan yaptırdı’ diyerek kendi sorumluluğundan kaçmak için kullanma. Vesvese ile zorlayıcı hâkimiyeti birbirine karıştırma. İstem dışı düşünceleri bilinçli günah sayma. Psikolojik veya nörolojik sorunları şeytanla açıklayıp tedaviyi ihmal etme. Aynı zamanda gerçek zorlama ve kapasite kaybı yaşayan insanları kaba biçimde suçlama. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Şeytan süsler, çağırır ve kandırmaya çalışır; fakat insan üzerinde Allah’a rakip mutlak bir sultan değildir. İnsanın sorumluluğu da umudu da tam burada başlar: Şeytanın çağrısını reddetmek ve yanlış yaptıktan sonra yeniden doğruya dönmek mümkündür.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 43. ayette, İblîs ve ona uyanların sonuyla ilgili şöyle buyrulacaktır: “Şüphesiz cehennem onların hepsine vaat edilen yerdir.” Bu ayeti ele alırken özellikle cehennemin ilahî adalet bağlamındaki anlamı, “onların hepsi” ifadesinin İblîs ve ona bilinçli biçimde uyanlarla bağlantısı, yaşayan tek tek insanları kesin cehennemlik ilan etmenin yanlışlığı, tövbe ve ilahî rahmet kapısının insan için devam etmesi, cehennem tasvirlerinin insanlara işkence uygulama modeli olmaması, ilahî ceza ile insan sadizminin birbirine karıştırılmaması ve ahiret hükmünün yalnız Allah’a ait olması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 42. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Yanlışlarımızdan gerçekten şeytan mı sorumlu, yoksa bazı durumlarda onun arkasına saklanarak kendi tercihlerimizi mi görmezden geliyoruz? Aklımıza gelen her kötü düşünceyi kendimiz mi sanıyoruz? Psikolojik bir hastalığı şeytanla açıklayıp profesyonel yardımı mı geciktiriyoruz? Bir davranışı tekrar tekrar yaparak kendi elimizle alışkanlığa mı dönüştürüyoruz? “Ben değişemem” diyerek şeytana Kur’an’ın vermediği bir güç mü veriyoruz? Başkalarını yargılarken onların gerçek baskılarını ve kapasitelerini yok mu sayıyoruz? Ve en önemlisi, Allah “Senin kullarım üzerinde sultanın yoktur” buyururken biz neden bazen şeytanı kendimizden ve hatta Allah’ın rahmetinden daha güçlüymüş gibi düşünüyoruz?

“Hicr 42, ‘Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur; ancak azgınlardan sana uyanlar başka’ buyurarak şeytanın gücünün kesin sınırını ortaya koyar. Şeytan insanı çağırabilir, kandırabilir ve kötülüğü süsleyebilir; fakat insanın iradesini zorla ele geçiren Allah’a rakip bir güç değildir. Bu nedenle insan bütün sorumluluğunu şeytana yükleyemez; fakat gerçek zorlama, hastalık ve kapasite kaybı yaşayanları da aynı ölçüyle yargılayamaz. Ayetin büyük dersi şudur: Şeytanın mutlak sultası yoktur; insan yanlış çağrıya ‘hayır’ diyebilir, düştüğünde yeniden kalkabilir ve Allah’a yönelerek istikametini tekrar bulabilir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt