Hicr Suresi 51. Ayette “Onlara İbrahim’in Misafirlerinden de Haber Ver” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hicr Suresi 49 ve 50. ayetlerde Allah’ın çok bağışlayıcı ve çok merhametli olduğu, fakat azabının da ciddi olduğu birlikte bildirilmişti. 51. ayette ise bu iki hakikati somutlaştıracak yeni bir kıssa başlar: ‘Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver.’ Hz. İbrahim’e gelen bu misafirler sıradan insanlar değildir; kıssanın devamında onların melekler olduğu, Hz. İbrahim’e bir evlat müjdesi getirdikleri ve daha sonra Lût kavmiyle ilgili ilahî hükmü bildirecekleri anlaşılır. Böylece aynı anlatıda hem rahmet ve müjde, hem de adalet ve hesap bir araya gelir. Ayetin önemli mesajlarından biri de şudur: İnsan karşısındaki kişinin kim olduğunu her zaman ilk anda bilemeyebilir; Hz. İbrahim’in misafirleri başlangıçta insan görünümünde gelmiş ve o da onlara normal misafir muamelesi yapmıştır.”
Ersan Karavelioğlu
Hicr Suresi 51. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası “Ve nebbi’hum an dayfi İbrâhîm.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver.” diye ifade edilebilir.Bu ayetle birlikte Hicr Suresi’nde yeni bir anlatı başlar. Önceki ayetlerde cehennem, cennet, rahmet ve azap dengesi anlatılmıştı. Şimdi bu soyut ilkelerin ardından Hz. İbrahim’in misafirleri üzerinden canlı bir kıssa aktarılır.
Kur’an böylece yalnız ilke söylemez; o ilkelerin insan hayatında ve tarihsel olaylarda nasıl göründüğünü de gösterir.
“İbrahim’in Misafirleri” Kimlerdir
Kıssanın devamından ve Kur’an’ın başka surelerindeki paralel anlatımlardan bu misafirlerin melekler olduğu anlaşılır.Ancak Hz. İbrahim onları ilk anda melek olarak tanımaz. Onlar kendisine insan suretinde gelen misafirler gibi görünürler.
Bu nedenle kıssada Hz. İbrahim’in onlara gösterdiği tavır, gerçek bir misafirperverlik davranışı olarak karşımıza çıkar.
Melekler İnsan Suretinde Görünebilir mi
Kur’an’ın farklı kıssalarında meleklerin insan suretinde göründüğü anlatılır. Hz. Meryem kıssasında da buna benzer bir örnek vardır.Bu durum meleklerin aslında insan olduğu anlamına gelmez. Görünüş ile ontolojik gerçeklik aynı şey değildir.
Melekler yaratılmış varlıklardır; Allah değildirler, ilahî güç ortağı değildirler ve bağımsız gayb hâkimiyetine sahip değillerdir.
Hz. İbrahim Misafirlerinin Melek Olduğunu Neden Hemen Anlamadı
Çünkü onlar insan suretinde gelmişlerdi ve Hz. İbrahim’in önünde kendilerini ilk anda açıkça tanıtacak bir işaret bulunmuyordu.Bu nokta çok önemlidir: Peygamberler Allah’ın bildirdikleri dışında bağımsız biçimde bütün gaybı bilen varlıklar değildir.
Hz. İbrahim misafirlerini başlangıçta normal insan misafirler gibi karşılamıştır. Bu da peygamberlerin Allah’ın vahyettiği kadar gayb bilgisine sahip olduğunu gösterir.
Hz. İbrahim’in Misafirleri Neden Önemlidir
Çünkü bu misafirler iki farklı haber taşırlar.Bir tarafta Hz. İbrahim’e çocuk müjdesi vardır.
Diğer tarafta Lût kavmiyle ilgili ilahî hüküm ve azap haberi vardır.
Bu nedenle kıssa Hicr 49 ve 50’deki büyük dengeyi somutlaştırır: Rahmet de gerçektir, adalet de.
Bu Kıssa Neden Rahmet ve Azap Ayetlerinin Hemen Ardından Geliyor
Bu sıralama son derece anlamlıdır.Hicr 49’da Allah “Ben çok bağışlayıcıyım, çok merhametliyim” buyurmuştu. Hicr 50’de ise azabının da elem verici olduğunu bildirmişti.
Şimdi Hz. İbrahim kıssasında bu iki taraf birlikte görülecektir: Bir aileye müjde ve sevinç, bir başka topluluğa ise hesap ve hüküm.
Böylece Kur’an’ın rahmet ve adaleti birbirinden koparmadığı anlaşılır.
Hz. İbrahim’in Misafirperverliği Bu Ayette Açıkça Anlatılıyor mu
Hicr 51 yalnız misafirlerden haber verilmesini söyler. Misafirperverliğin ayrıntıları bu ayetin içinde değildir.Ancak Kur’an’ın başka yerlerinde Hz. İbrahim’in misafirlerine yemek hazırladığı ve onları ağırladığı anlatılır.
Bu nedenle Hz. İbrahim kıssası İslamî gelenekte misafirperverliğin güzel örneklerinden biri olarak görülmüştür.
Fakat bu ayetin kendi sınırını korumak gerekir: Burada henüz yalnızca misafirlerin haberine giriş yapılmaktadır.
Misafirperverlik Neden Ahlaki Bir Değerdir
Misafirperverlik, insanın sahip olduğu imkânı başkasıyla paylaşması ve karşısındakine güvenli alan açmasıdır.Bir insana yemek ikram etmek, kalacak yer sağlamak veya onu saygıyla karşılamak sosyal bağları güçlendirebilir.
Ancak misafirperverlik kişinin kendi güvenliğini tamamen ihmal etmesi anlamına gelmez.
Modern dünyada tanımadığımız kişilere karşı gerekli güvenlik tedbirlerini almak, misafirperverlik ruhuyla çelişmez.
Her Gelen Misafiri Eve Almak Dinî Bir Zorunluluk mudur
Hayır. Misafirperverlik önemli bir erdemdir; fakat güvenlik, özel hayat ve aile huzuru da önemlidir.Bir kişi tanımadığı birini evine almak konusunda risk görüyorsa sınır koyabilir.
İyilik tedbirsizlik değildir.
Hz. İbrahim’in yaşadığı tarihsel şartları bugünün bütün güvenlik koşullarına birebir kopyalamak doğru değildir.
“Dayf” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “dayf”, misafir anlamına gelir.Arapçada kelime bazen tekil biçimde görünse de bir grup misafiri ifade edebilir. Burada da Hz. İbrahim’e gelen birden fazla misafirin topluca kastedildiği anlaşılır.
Bu bize dil açısından önemli bir şey gösterir: Kelimenin biçimi ile bağlamdaki sayı her zaman birebir olmayabilir.

Kur’an Neden “Melekler” Demek Yerine “Misafirler” Diyor
Çünkü kıssa Hz. İbrahim’in o anda gördüğü durum üzerinden ilerler.Onlar Hz. İbrahim’in karşısına önce misafirler olarak çıkarlar. Kimliklerinin daha sonra anlaşılması, anlatının doğal akışının parçasıdır.
Bu anlatım aynı zamanda Hz. İbrahim’in davranışını daha anlamlı hâle getirir: Karşısındakilerin melek olduğunu bildiği için değil, misafir olduklarını düşündüğü için güzel davranmıştır.

Bu Durum İyiliğin Niyet Boyutunu Nasıl Gösterir
Hz. İbrahim’in misafirlerine davranışı, karşısındaki kişilerin özel makamını bilmesine bağlı değildir.Bu bize önemli bir ahlaki ilke düşündürebilir: İnsan yalnız güçlü, ünlü veya kutsal biri olduğunu bildiği kişiye iyi davranmamalıdır.
Gerçek nezaket, karşındakinin statüsüne göre tamamen değişmeyen davranıştır.
Bir kişi sıradan göründüğünde kötü, makam sahibi olduğunda aşırı saygılı davranmak karakter açısından sorgulanabilir.

İnsanların Gerçek Değerini Görünüşlerinden Anlayabilir miyiz
Her zaman değil.Hz. İbrahim’in misafirleri görünüşte insan misafirlerdir; gerçekte ise meleklerdir.
Elbette bu kıssayı “Her tanımadığın insan aslında melektir” şeklinde literal bir inanca dönüştürmemek gerekir.
Ancak ahlaki ders olarak şunu düşündürebilir: İnsanları yalnız kıyafet, servet veya dış görünüş üzerinden küçümsememek gerekir.

Peygamberlerin Korkması veya Şaşırması İman Eksikliği midir
Hayır. Kıssanın devamında Hz. İbrahim’in misafirlerden bir noktada çekindiği veya korktuğu bildirilecektir.Bu, peygamberin iman eksikliği değildir.
Korku insana ait doğal bir duygudur. Bir durum alışılmadık ve açıklanamıyorsa insanın tedirgin olması normaldir.
İman, bütün doğal duyguların ortadan kalkması demek değildir.

Peygamberler Her Olayın Sonucunu Önceden Bilir mi
Hayır. Peygamberlere gayb bilgisi Allah tarafından bildirildiği ölçüde verilir.Hz. İbrahim’in misafirlerinin kimliğini ve geliş amaçlarını baştan bütün ayrıntılarıyla bilmemesi bunun güzel örneklerinden biridir.
Bu nedenle peygamberleri bağımsız biçimde her şeyi bilen varlıklar hâline getirmek doğru değildir.
Peygamberlik büyük bir makamdır; fakat ilahlık değildir.

Melekleri Çağırmak veya Onlardan Bağımsız Yardım İstemek Bu Kıssadan Çıkar mı
Hayır.Melekler Allah’ın kullarıdır ve görevlerini Allah’ın emriyle yerine getirirler.
Hz. İbrahim onların gelişini organize etmiş veya onları bağımsız biçimde çağırmış değildir.
Bu kıssa meleklerin bağımsız güç sahibi olduğu fikrini değil, Allah’ın emriyle görev yaptıklarını gösterir.

Bu Kıssada Rahmet ve Adalet Nasıl Birlikte Görülüyor
Hz. İbrahim için gelen haber müjdedir.Lût kavmi için gelen haber ise hesap ve hükümdür.
Bu, ilahî yönetimde her olayın tek tip olmadığını gösterir.
Aynı melekler bir yerde rahmet haberi, başka bir yerde adalet hükmü taşıyabilirler.
Bu yüzden Allah’ın rahmeti ile adaletini birbirine rakip iki güç gibi düşünmek doğru değildir.

Hicr Suresi 50 ve 51. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hicr Suresi 50. ayette Allah’ın azabının elem verici olduğu bildirilmişti. 51. ayette ise Hz. İbrahim’in misafirlerinin kıssasına geçilir.Bu geçiş, hemen sonraki ayetlerde hem bir müjdeyi hem de bir ilahî hükmü gösterecektir.
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 52. ayette şöyle buyrulacaktır: “Hani onun yanına girdiler ve ‘Selâm’ dediler. İbrahim de ‘Biz sizden korkuyoruz’ dedi.” Bu ayeti ele alırken özellikle misafirlerin selam vermesi, Hz. İbrahim’in neden korktuğu, korkunun iman eksikliği olmaması, meleklerin insan suretinde görünmesi, tanımadığımız kişiler karşısında ihtiyatın meşru oluşu ve selâm ile güven arasındaki ilişki üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Hicr Suresi 51. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hicr Suresi 51. ayet kısa bir cümleyle yeni bir kıssanın kapısını açar:“Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver.”
Fakat bu kısa giriş, devamında çok büyük temalar taşıyacaktır.
Rahmet.
Müjde.
Korku.
Misafirperverlik.
Melekler.
İlâhî adalet.
Ve insanın bilinmeyen karşısındaki tavrı.
Bu ayet ilk olarak bize Kur’an’ın anlatım yöntemini gösterir.
Allah yalnız “Ben rahmet sahibiyim ve azabım da vardır” demekle bırakmaz.
Hemen ardından bunun tarihsel bir örneğini gösterir.
Hz. İbrahim’e gelen misafirler bir taraftan rahmet habercileridir.
Çünkü yaşlılık döneminde bir çocuk müjdesi getireceklerdir.
Diğer taraftan aynı misafirler Lût kavmiyle ilgili ilahî hükmü taşıyacaktır.
Bu, rahmet ile adaletin aynı ilahî düzende birlikte bulunabileceğini gösterir.
İnsan bazen Allah’ı ya yalnız merhametli ya da yalnız cezalandırıcı olarak düşünmek ister.
Oysa Kur’an bu iki yönü birbirinden koparmaz.
Rahmet, adaleti yok etmez.
Adalet de rahmeti yok etmez.
Hz. İbrahim’in misafirleri bu dengenin canlı örneğidir.
Ayetin ikinci önemli yönü bilinmeyenle karşılaşmadır.
Hz. İbrahim karşısındaki kişilerin kim olduğunu ilk anda bilmez.
Bu çok önemli bir peygamberlik dersidir.
Peygamber olmak, her insanın kimliğini, her geleceği ve bütün gaybı otomatik olarak bilmek anlamına gelmez.
Hz. İbrahim de karşısındaki misafirleri gördüğü şekliyle değerlendirir.
Bu, peygamberleri ilahlaştırmaya karşı güçlü bir denge oluşturur.
Peygamberler Allah’ın seçkin kullarıdır.
Ama kul olmaya devam ederler.
Allah’ın bildirdiğini bilirler.
Bildirmediğini bağımsız biçimde bilmezler.
Bu ayrım tevhid açısından son derece önemlidir.
Ayetin üçüncü yönü insanlara görünüş üzerinden hükmetmeme konusunda düşündürücüdür.
Hz. İbrahim’in misafirleri sıradan yolcular gibi görünmektedir.
Fakat görevleri olağanüstüdür.
Bugün buradan “Her sokakta gördüğümüz yabancı aslında melek olabilir” gibi temelsiz bir sonuç çıkarmamalıyız.
Ancak ahlaki ilke açıktır:
İnsan değeri her zaman dışarıdan okunamaz.
Bir insan sade giyinebilir ama çok büyük bilgi sahibi olabilir.
Bir insan zengin görünmeyebilir ama son derece onurlu olabilir.
Bir insan toplumda makam sahibi olmayabilir ama ahlaki açıdan pek çok güçlü insandan daha değerli olabilir.
Bu yüzden insanları yalnız dış görüntülerine göre aşağılamak tehlikelidir.
İblîs’in kıssasının hemen öncesinde zaten bunun en büyük örneğini görmüştük.
İblîs Hz. Âdem’i yaratıldığı maddeden dolayı küçümsemişti.
Şimdi ise Hz. İbrahim kıssasında görünüşte sıradan misafirlerin gerçekte melek olduğu anlatılır.
Bu iki anlatı birlikte düşünüldüğünde önemli bir ortak mesaj ortaya çıkar:
Görünüş üzerinden üstünlük ve değersizlik hükmü verme.
İblîs’in hatası buydu.
İnsan da aynı hatayı servet, ırk, meslek, yaş, eğitim veya görünüş üzerinden tekrar edebilir.
Hicr 51’in başka önemli boyutu misafirperverliktir.
Hz. İbrahim’in başka surelerdeki anlatımlarında misafirleri hemen ağırladığı görülür.
Bu, misafire verilen değeri gösterir.
Fakat misafirperverlik yalnız yemek ikram etmek değildir.
Karşısındaki insana güvenli, saygılı ve onurlu davranmaktır.
Bugün bu davranış evimize gelen insanlarla sınırlı değildir.
Bir işyerine gelen müşteri.
Bir şehre gelen yabancı.
Bir ülkeye gelen yolcu.
Bir aileye yeni katılan insan.
Hepsi belirli ölçüde misafirlik ahlakının konusu olabilir.
İnsan karşısındaki kişiye kendisini aşağılanmış veya istenmeyen biri gibi hissettirmemeye çalışabilir.
Ancak burada da denge gerekir.
Misafirperverlik sınırların yok edilmesi anlamına gelmez.
İnsan kendi evinde güvenlik hissine sahip olmalıdır.
Tanımadığı kişiyi eve almak istemeyebilir.
Çocuğunun veya ailesinin güvenliği konusunda tedbirli davranabilir.
Bu durum iman eksikliği değildir.
Hz. İbrahim kıssasının devamında kendisinin de misafirleri karşısında bir noktada korktuğunu göreceğiz.
Bu da bize önemli bir ders verir:
İhtiyat, misafirperverliğin düşmanı değildir.
İnsan iyi niyetli olabilir ve aynı zamanda dikkatli olabilir.
Dinî ahlak, insanı saf veya savunmasız bırakmayı istemez.
İyilik ile akıl birlikte yürümelidir.
Hicr 51 ayrıca melek tasavvurumuzu da dengeler.
Melekler popüler kültürde bazen bağımsız koruyucu ruhlar veya insanın istediği zaman çağırabileceği güçler gibi sunulabilir.
Kur’an’ın melek anlayışı ise farklıdır.
Melekler Allah’ın kullarıdır.
Görevle gelirler.
Allah’ın emriyle hareket ederler.
Kendi başlarına kader yazmazlar.
Bağımsız biçimde insanlara diledikleri sonucu vermezler.
Hz. İbrahim’e gelişleri de kendi iradeleriyle başlatılmış bağımsız bir ziyaret değildir; ilahî görevdir.
Bu nedenle melek sevgisi tevhidin önüne geçmemelidir.
Melek saygı duyulan yaratılmışlardır ama ilahlaştırılmazlar.
Hicr 51’in rahmet boyutu da son derece güzeldir.
Hz. İbrahim çok ileri yaşta olduğu düşünülen bir dönemde evlat müjdesi alacaktır.
Bu, insanın “Artık olmaz” dediği şeylerin Allah’ın kudreti açısından imkânsız olmadığını gösterir.
Fakat bu mesajı “Her istediğin mucizevi biçimde kesin gerçekleşir” şeklinde de anlamamak gerekir.
Hz. İbrahim’in kıssası özel bir peygamber kıssasıdır.
Bir insan çocuk sahibi olmayı isteyebilir ve olmayabilir.
Bir hasta dua edebilir ve hastalığı devam edebilir.
Bir insan çok istediği işe giremeyebilir.
Allah’ın kudretinin sonsuz olması, her duamızın bizim belirlediğimiz biçimde kesin gerçekleşeceği anlamına gelmez.
Bu ayrım önemlidir.
Mucize veya olağanüstü ilahî lütuf, insanın Allah üzerinde hak iddia edebileceği sistem değildir.
İnsan dua eder.
Sebepleri kullanır.
Umut eder.
Ama sonucu Allah’a bırakır.
Hz. İbrahim kıssasında gelen müjde de Allah’ın özel iradesinin sonucudur.
Ayetin adalet boyutu ise devamında Lût kavmine bağlanacaktır.
Burada özellikle dikkatli olunmalıdır.
Lût kavmine ilişkin ilahî hükmü modern insanlara karşı şiddet uygulama gerekçesi yapmak mümkün değildir.
Kur’an’da belirli tarihsel topluluklara yönelik ilahî cezalar Allah’ın doğrudan hükmüdür.
İnsanlar bu hükmü kendilerine geçirip “Biz de Allah adına cezalandıralım” diyemez.
İlâhî azap ile insan hukuku farklıdır.
Dünyada bir suç varsa delil gerekir.
Yetkili hukuk gerekir.
Adalet gerekir.
Bireysel linç ve vigilante şiddeti dinî hüküm değildir.
Bu ayrım Hicr kıssasının devamında özellikle korunmalıdır.
Hz. İbrahim’in misafirleri Allah’ın emriyle gelmiştir.
Bugün hiçbir insan kendi öfkesini “Ben de ilahî hüküm uyguluyorum” diye meşrulaştıramaz.
Hicr 51’in insan ilişkileri açısından bir başka dersi, karşılaştığımız kişilerin hayatımızdaki rolünü önceden bilemememizdir.
Bazen küçük bir karşılaşma hayatın yönünü değiştirebilir.
Bir öğretmen.
Bir doktor.
Bir dost.
Bir yabancının verdiği küçük bilgi.
Bunlar beklemediğimiz sonuçlar doğurabilir.
Ancak burada mistik kesinlik üretmemeliyiz.
Her karşılaşmayı “Allah bana özel gizli mesaj gönderdi” şeklinde yorumlamak gerekmez.
Hayat içinde anlamlı tesadüfler olabilir; ama her olaydan gizli vahiy çıkarmak sağlıklı değildir.
Hz. İbrahim’in misafirleri vahiy bağlamında özel olarak bildirilmiş bir olaydır.
Bizim hayatımızda ise delil ve sağduyu önemini korur.
Ayet ayrıca misafire davranış konusunda niyetin önemini düşündürür.
Hz. İbrahim karşısındaki kişilerin melek olduğunu bilseydi iyi davranmak kolay anlaşılırdı.
Ama onları sıradan misafirler sanırken iyi davranması daha derin bir ahlaki anlam taşır.
Bu bize şu soruyu sordurur:
Biz yalnız bize faydası olabilecek insanlara mı iyi davranıyoruz?
Patrona karşı nazik ama çalışana karşı kaba mıyız?
Zengine karşı saygılı ama fakire karşı küçümseyici miyiz?
Ünlü biri gelince ayağa kalkıp sıradan insana yüz mü çeviriyoruz?
Eğer davranışımız tamamen karşıdakinin statüsüne göre değişiyorsa burada ahlaki bir problem olabilir.
Gerçek karakter çoğu zaman bizden hiçbir karşılık veremeyecek kişiye nasıl davrandığımızda daha açık görünür.
Bu açıdan misafirlik kıssası son derece güçlüdür.
Hz. İbrahim misafirlerini ağırlarken onların kendisine büyük bir müjde getireceğini henüz bilmez.
İyiliği ödülü bilerek yapılan ticaret değildir.
Bu, ihlâs kavramıyla da bağlantılıdır.
İnsan her iyiliği “Bunun bana ne faydası olacak?” diye yaparsa ahlak ticarete dönüşebilir.
Elbette karşılık beklemek her zaman kötü değildir.
Ticaret karşılıklıdır.
İş karşılıklıdır.
Fakat bazı iyiliklerin değeri doğrudan doğru oldukları için yapılmalarında ortaya çıkar.
Misafirperverlik bunlardan biri olabilir.
Hicr 51’in bir başka önemli mesajı da kıssaların neden anlatıldığıdır.
Allah “Onlara haber ver” buyurur.
Demek ki geçmiş kıssalar yalnız tarih merakı için anlatılmaz.
Onların bugün için de ibret ve yönlendirme değeri vardır.
Ancak kıssayı bugüne taşırken tarihsel ayrıntıları zorla modern olaylara eşitlememek gerekir.
Her modern toplum Lût kavmi değildir.
Her misafir melek değildir.
Her felaket ilahî azap değildir.
Her yaşlı çift Hz. İbrahim ve eşi gibi mucizevi çocuk müjdesi alacak değildir.
Kıssanın ilkelerini almak başka, tarihsel olayları kopyalamak başkadır.
Bu ayrım Kur’an okumada büyük önem taşır.
Kıssanın asıl mesajları alınır:
Allah’ın rahmeti.
Allah’ın adaleti.
Misafirperverlik.
Tevhid.
Peygamberlerin insanî duyguları.
Meleklerin kulluk konumu.
Ve insanın görünüşe aldanmaması.
Ama metnin söylemediği kesin modern eşleştirmeler yapılmaz.
Hicr Suresi 51. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hz. İbrahim’in misafirlerini yalnız tarihsel bir ayrıntı olarak görme. Onların melek oluşundan peygamberlerin bağımsız gayb bilgisine sahip olduğu sonucunu çıkarma. Melekleri bağımsız ilahî güçler hâline getirme. Misafirperverliği tedbirsizliğe dönüştürme. Kıssanın devamındaki ilahî hükmü modern insanlara şiddet ruhsatı gibi kullanma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah, Hz. İbrahim’in misafirleri kıssasıyla rahmet ve adaletin nasıl yan yana bulunduğunu gösterecek; aynı zamanda bize insanları yalnız görünüşlerine göre değerlendirmemeyi, iyiliği statü hesabıyla yapmamayı ve peygamberlerin bile Allah’ın bildirdiği kadar gayb bilgisine sahip olduğunu hatırlatacaktır.”
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 52. ayette, kıssanın ilk karşılaşması anlatılacak ve şöyle buyrulacaktır: “Hani onun yanına girdiler ve ‘Selâm’ dediler. İbrahim de ‘Biz sizden korkuyoruz’ dedi.” Bu ayeti ele alırken özellikle misafirlerin selamla gelmesi, Hz. İbrahim’in korkusunun neden ortaya çıktığı, korkunun iman eksikliği sayılmaması, meleklerin insan suretinde görünmesi, bilinmeyen karşısında ihtiyatın meşru olması, selâm kelimesinin güven ve esenlik anlamı ve bir peygamberin doğal insani korku yaşayabilmesinin ne öğrettiği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Hicr Suresi 51. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: İnsanlara değer verirken onların makamına mı, insan oluşlarına mı bakıyoruz? Bize fayda sağlayabilecek kişilere nazik davranıp sıradan gördüklerimizi mi küçümsüyoruz? Peygamberleri ve melekleri Allah’a ait özelliklerle mi yüceltiyoruz? İyilik adına güvenlik sınırlarımızı tamamen mi kaldırıyoruz? Geçmiş kıssaları bugünün insanlarına düşünmeden birebir uygulayıp hüküm mü dağıtıyoruz? Her olağanüstü karşılaşmayı gizli ilahî mesaj sanıyor muyuz? Ve en önemlisi, Hz. İbrahim’in karşısındaki kişilerin melek olduğunu bilmeden onlara misafir muamelesi yapması bize, gerçek karakterin karşımızdakinin kim olduğunu öğrendikten sonra değil, kim olduğunu bilmezken nasıl davrandığımızda ortaya çıktığını göstermiyor mu?
“Hicr 51, ‘Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver’ buyurarak rahmet ve adaletin birlikte görüleceği yeni bir kıssanın kapısını açar. Hz. İbrahim karşısındaki misafirlerin melek olduğunu ilk anda bilmez; bu da peygamberlerin bağımsız gayb bilgisine sahip olmadığını ve iyiliğin karşıdaki kişinin makamını bilmeye bağlı olmadığını gösterir. Ayetin büyük dersi şudur: İnsanları yalnız görünüşleriyle değerlendirme, iyiliği çıkar hesabına dönüştürme ve yaratılmış varlıklara Allah’a ait güçler yükleme; çünkü hakiki ahlak, karşımızdakinin kim olduğunu bilmeden de ona onur ve saygıyla davranabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu