A‘râf Suresi 145. Ayette “Musa İçin Levhalarda Her Şeyden Bir Öğüt ve Her Şeyin Ayrıntılı Açıklamasını Yazdık; ‘Bunlara Sımsıkı Sarıl ve Kavmine de Onların En Güzelini Tutmalarını Emret. Size Fasıkların Yurdunu Göstereceğim’ Buyuruldu” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bilgi yalnız okunmak için verilmez; insanın eline bir ölçü geçtiğinde asıl soru, onu hayatında ne kadar güçlü taşıdığıdır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 144. ayetinde Allah, Hz. Musa’ya:
“Seni mesajlarımla ve seninle konuşmamla insanlar arasından seçtim. Öyleyse sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.”
buyurmuştu.
- ayette ise Hz. Musa’ya verilen şeyin önemli bir bölümü daha açık hâle gelir:
Bu ayet:
vahyin yalnız bilgi vermediğini,
aynı zamanda:
hayatı yönlendiren bir ölçü sunduğunu
gösterir.
Hz. Musa’ya:
levhalar verilir.
Ama:
“Oku.”
denip bırakılmaz.
“Sımsıkı sarıl.”
denir.
Yani:
vahiy:
yalnız zihinde duran bilgi değil,
hayatı şekillendiren sorumluluktur.
“Musa İçin Levhalarda Yazdık” Ne Demektir
Bu ifade:Hz. Musa’ya:
ilahî öğretilerin:
yazılı biçimde:
verildiğini
gösterir.
Kur’an:
burada:
levhalardan söz eder.
Bu levhalar:
Hz. Musa’ya verilen:
vahyin ve hükümlerin:
taşıyıcılarından biridir.
Yani:
ilahî mesaj:
yalnız sözlü değil,
yazılı bir emanet
olarak da aktarılmıştır.
Levhaların Maddesi Neydi
Kur’an:bu ayette:
levhaların hangi maddeden:
yapıldığını söylemez.
Daha sonraki:
tefsir ve rivayetlerde:
çeşitli ayrıntılar bulunabilir.
Ama:
kesin bilgi olarak:
sunulabilecek olan:
levhaların varlığı ve üzerlerinde ilahî öğütlerin bulunmasıdır.
“Her Şeyden Bir Öğüt” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:insanın dini ve ahlaki hayatında:
ihtiyaç duyduğu:
çok yönlü öğütlerin:
yer aldığını
gösterir.
Yani levhalar:
yalnız tek bir konuyu:
anlatmaz.
İnanç,
ahlak,
sorumluluk,
ibadet,
toplumsal hayat
gibi:
temel alanlara:
rehberlik eder.
“Her Şeyin Ayrıntılı Açıklaması” İfadesi Her Bilimsel Bilginin Levhalarda Olduğu Anlamına mı Gelir
Hayır.Buradaki:
“her şey”
ifadesini:
bütün fizik,
kimya,
astronomi,
matematik
bilgilerinin:
levhalarda bulunduğu
şeklinde anlamak:
bağlama uygun değildir.
Daha çok:
Hz. Musa’nın peygamberlik görevi ve kavminin:
dini-ahlaki düzeni açısından:
gerekli olan:
rehberliğin ayrıntılı biçimde verilmesi
anlamındadır.
“Öğüt” ile “Hüküm” Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Öğüt:insanın:
kalbine,
vicdanına,
ahlakına:
seslenebilir.
Hüküm ise:
ne yapılması gerektiğini:
daha doğrudan:
belirleyebilir.
Vahiy:
bu iki yönü:
birleştirebilir:
hem düşündürür hem yönlendirir.
“Bunlara Sımsıkı Sarıl” Ne Demektir
Bu ifade:vahyi:
gevşek,
seçici
veya:
keyfî biçimde:
ele almamayı
anlatır.
Hz. Musa’ya:
ciddiyetle:
uygulaması,
koruması
ve taşıması:
emredilir.
Yani:
ilahî rehberlik hafife alınacak bir şey değildir.
Sımsıkı Sarılmak Körü Körüne Davranmak mıdır
Hayır.İman:
aklı:
devre dışı bırakmak
anlamına gelmez.
Tam tersine:
vahyin:
anlaşılması,
tefekkür edilmesi
ve bilinçli biçimde:
hayata geçirilmesi gerekir.
Buradaki güçlülük:
kararlılıkta
dır.
İnsan Neden Bildiği Doğruya Bazen Sımsıkı Sarılamaz
Çünkü:bilmek ile yaşamak:
aynı şey değildir.
İnsan:
doğruyu:
bilir.
Ama:
çıkar,
alışkanlık,
korku,
tembellik
ve çevre baskısı
onu:
başka yönde:
hareket ettirebilir.
Bu yüzden:
vahiy:
yalnız bilgi değil,
irade de ister.
“Kavmine de Onların En Güzelini Tutmalarını Emret” Ne Demektir
Hz. Musa:kendisi için:
aldığı vahyi:
yalnız kendisine:
saklamaz.
Kavmine de:
onu:
uygulamalarını:
öğretmelidir.
Buradaki:
“en güzelini tutmak”
ifadesi:
hükümlerin:
en doğru,
en güzel,
en yüksek ahlaki yönünü:
hayata geçirmek
anlamıyla:
yorumlanmıştır.
“En Güzelini Tutmak” Bazı Hükümlerin Kötü Olduğu Anlamına mı Gelir
Hayır.Burada:
ilahî hükümlerin:
bazısının kötü olduğu:
söylenmez.
Daha çok:
insanın:
kendisine verilen öğütleri:
en güzel biçimde:
uygulaması,
ahlaken:
en yüksek tavrı:
tercih etmesi
anlamı öne çıkar.
Yani:
iyi olanın en iyisini yaşamak
vurgulanır.

Bir Hükmü Bilmek Yetmez mi
Yetmez.Bir insan:
adaleti:
çok iyi anlatabilir.
Ama:
haksızlık yapabilir.
Sabır hakkında:
çok şey bilebilir.
Ama:
en küçük sıkıntıda:
dağılabilir.
Merhameti:
savunabilir.
Ama:
zayıf olana:
sert davranabilir.
Bu yüzden:
bilgi davranışa dönüşmediğinde eksik kalır.

Hz. Musa’ya Neden Hem Kendisi Hem Kavmi İçin Sorumluluk Veriliyor
Çünkü:peygamberlik:
yalnız bireysel ibadet:
değildir.
Topluma:
rehberlik etmeyi de:
içerir.
Hz. Musa:
önce:
kendisi:
vahye sarılacak.
Sonra:
kavmine:
onu:
öğretecek.
Bu:
örnek olmadan öğüt vermenin eksik kalabileceğini
gösterir.

Önce Kendisi Uygulamak Neden Önemlidir
Çünkü:sözü:
güçlendiren şeylerden biri:
davranıştır.
Bir insan:
başkasına:
“Bunu yap.”
diyorsa,
kendisi:
tam tersini yapıyorsa:
sözü:
inandırıcılığını:
kaybedebilir.
Bu yüzden:
liderlik:
önce:
örneklik
ister.

“Size Fasıkların Yurdunu Göstereceğim” Ne Anlama Gelir
Buradaki:“fasıklar”
Allah’ın sınırlarından çıkan,
itaatsizliği ve bozgunculuğu:
sürdüren insanlar:
anlamında düşünülebilir.
“Yurtlarını göstermek” ise:
onların:
sonunu,
akıbetini
veya:
yaşadıkları yerlerin:
sonraki durumunu:
görmek anlamında:
yorumlanmıştır.

“Fasıkların Yurdu” Kesin Olarak Hangi Bölgedir
Ayet:burada:
tek bir yer adını:
kesin biçimde:
vermez.
Tefsirlerde:
farklı yorumlar vardır.
Bazıları:
Firavun ve kavminin:
yerlerini,
bazıları:
daha sonra karşılaşılacak:
isyankâr toplulukların:
yurtlarını:
düşünmüştür.
Bu nedenle:
kesin olmayan coğrafi ayrıntıyı kesinmiş gibi söylememek gerekir.

Başkalarının Sonunu Görmek Neden Bir Öğüt Olabilir
Çünkü:insan:
yalnız kendi deneyiminden:
öğrenmek zorunda değildir.
Başkasının:
yaptığı hatanın:
sonucuna bakarak:
da:
ders çıkarabilir.
Bu:
çok büyük bir:
akıl avantajıdır.
Bilge insan, her yanlışın bedelini kendisi ödemek zorunda kalmadan da öğrenebilir.

Vahiy İnsanı Sadece Yasaklarla mı Sınırlar
Hayır.Vahiy:
yalnız:
“Şunu yapma.”
değildir.
Aynı zamanda:
nasıl:
adil,
merhametli,
sorumlu,
ölçülü
ve bilinçli:
yaşanacağını
gösteren:
rehberliktir.
Yani:
vahiy:
hayatı daraltmak değil, yönlendirmek
amacı taşır.

A‘râf Suresi 144. ve 145. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
“Seni mesajlarımla seçtim; sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.”
denilmişti.
- ayette ise:
levhalar hâlindeki:
içeriği:
gündeme gelir.
Ardından:
“Bunlara sımsıkı sarıl.”
buyurulur.
Yani:
önce:
nimet,
sonra:
o nimetin sorumluluğu
gelir.

Sonuç: A‘râf Suresi 145. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 145. ayet:bilgi ile hayat arasındaki:
ilişkiyi:
çok güçlü biçimde:
kurar.
Hz. Musa’ya:
levhalar verilmiştir.
İçlerinde:
öğüt vardır.
Açıklama vardır.
Hüküm vardır.
Yol gösterme vardır.
Ama:
bütün bunların ardından:
çok önemli bir emir gelir:
“Bunlara sımsıkı sarıl.”
Bu:
bize:
şunu hatırlatır:
Bilgi:
insanın eline:
ulaştığında:
sorumluluk başlar.
Bir şeyi:
bilmiyorken:
başka durumdasın.
Ama:
doğrusunu:
öğrendikten sonra:
artık:
“Bilmiyordum.”
demek:
eskisi kadar kolay değildir.
İşte:
bilginin:
ağırlığı:
buradadır.
İnsan:
sağlıklı yaşamanın:
ne olduğunu:
öğrenebilir.
Ama:
uygulamaz.
Bir ilişkide:
nasıl davranması gerektiğini:
bilir.
Ama:
aynı hatayı:
tekrarlar.
Doğru ile yanlış arasındaki:
farkı:
bilir.
Ama:
çıkarı geldiğinde:
yanlışı seçer.
Bu durumda:
sorun:
bilgi eksikliği değil,
bildiğini taşıyamamaktır.
Ayetin:
“en güzelini tutmalarını emret”
ifadesi de:
çok önemli bir:
ahlaki seviye önerir.
İnsan:
bazen:
“En az ne kadar yapmak zorundayım?”
diye:
sorar.
Ama:
daha yüksek bir ahlak:
şunu sorabilir:
“Bu durumda yapabileceğim en güzel şey nedir?”
Bu iki soru:
aynı değildir.
Birincisi:
sınırın:
en altını arar.
İkincisi:
ahlakın:
en iyisini.
Mesela:
birine:
haksızlık etmemek:
asgari bir ölçü olabilir.
Ama:
ona:
iyilik yapmak:
daha güzel olabilir.
Borcu:
ödemek:
zorunluluktur.
Ama:
zor durumda olan kişiye:
kolaylık sağlamak:
daha güzel olabilir.
Hata yapan birini:
adil biçimde:
uyarmak gerekir.
Ama:
onu:
küçültmeden:
uyarmak:
daha güzel olabilir.
İşte:
“en güzelini tutmak”:
insanı:
yalnız minimum doğruya değil,
daha yüksek ahlaka
çağıran bir ifade olarak:
düşünülebilir.
Ayetin sonunda:
fasıkların yurdunun:
gösterileceği:
söylenir.
Bu da:
çok önemli bir öğrenme biçimini:
hatırlatır:
sonuçlara bakmak.
İnsan:
bir davranışın:
sonucunu:
görürse,
o davranış hakkında:
daha derin:
düşünebilir.
Bir toplum:
adaleti:
terk etmişse:
ne olmuş?
Bir insan:
kibrin peşinden:
gitmişse:
nereye varmış?
Bir düzen:
zulüm üzerine:
kurulmuşsa:
sonu ne olmuş?
Tarih:
yalnız:
geçmişi anlatmaz.
Bazen:
gelecekte:
aynı hatayı:
yapmamamız için:
ayna tutar.
Belki de A‘râf 145’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Doğruyu bildiğimiz hâlde ona ne kadar sımsıkı sarılıyoruz; yoksa işimize geldiğinde gevşetiyor, zor geldiğinde bırakıyor muyuz?
Çünkü:
bilgi:
insanı:
otomatik olarak:
iyi yapmaz.
Bilgi:
insana:
iyi olmanın yolunu:
gösterebilir.
Ama:
o yolda:
yürümek:
hâlâ:
insanın:
iradesine,
samimiyetine
ve sabrına:
bağlıdır.
“Doğruyu öğrenmek büyük bir nimettir; fakat nimetin hakkı, bildiğini yaşamaya başladığında verilir. İnsan bilgiyle yükselmez yalnızca; bilgisine sadık kaldığı ölçüde yükselir.”
Ersan Karavelioğlu