📖 A‘râf Suresi 145. Ayette “Musa İçin Levhalarda Her Şeyden Bir Öğüt ve Her Şeyin Ayrıntılı Açıklamasını Yazdık; ‘Bunlara Sımsıkı Sarıl ve Kavmine de | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 A‘râf Suresi 145. Ayette “Musa İçin Levhalarda Her Şeyden Bir Öğüt ve Her Şeyin Ayrıntılı Açıklamasını Yazdık; ‘Bunlara Sımsıkı Sarıl ve Kavmine de

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,763
2,724,963
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 A‘râf Suresi 145. Ayette “Musa İçin Levhalarda Her Şeyden Bir Öğüt ve Her Şeyin Ayrıntılı Açıklamasını Yazdık; ‘Bunlara Sımsıkı Sarıl ve Kavmine de Onların En Güzelini Tutmalarını Emret. Size Fasıkların Yurdunu Göstereceğim’ Buyuruldu” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​


“Bilgi yalnız okunmak için verilmez; insanın eline bir ölçü geçtiğinde asıl soru, onu hayatında ne kadar güçlü taşıdığıdır.”
Ersan Karavelioğlu

A‘râf Suresi'nin 144. ayetinde Allah, Hz. Musa’ya:

“Seni mesajlarımla ve seninle konuşmamla insanlar arasından seçtim. Öyleyse sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.”

buyurmuştu.

  1. ayette ise Hz. Musa’ya verilen şeyin önemli bir bölümü daha açık hâle gelir:
“Musa için levhalarda her şeyden bir öğüt ve her şeyin ayrıntılı açıklamasını yazdık. ‘Bunlara sımsıkı sarıl ve kavmine de onların en güzelini tutmalarını emret. Size fasıkların yurdunu göstereceğim.’”

Bu ayet:

vahyin yalnız bilgi vermediğini,

aynı zamanda:

hayatı yönlendiren bir ölçü sunduğunu

gösterir.

Hz. Musa’ya:

levhalar verilir.

Ama:

“Oku.”

denip bırakılmaz.

“Sımsıkı sarıl.”

denir.

Yani:

vahiy:

yalnız zihinde duran bilgi değil,

hayatı şekillendiren sorumluluktur.

1️⃣ “Musa İçin Levhalarda Yazdık” Ne Demektir ❓​

Bu ifade:

Hz. Musa’ya:

ilahî öğretilerin:

yazılı biçimde:

verildiğini

gösterir.

Kur’an:

burada:

levhalardan söz eder.

Bu levhalar:

Hz. Musa’ya verilen:

vahyin ve hükümlerin:

taşıyıcılarından biridir.

Yani:

ilahî mesaj:

yalnız sözlü değil,

yazılı bir emanet

olarak da aktarılmıştır.

2️⃣ Levhaların Maddesi Neydi ❓​

Kur’an:

bu ayette:

levhaların hangi maddeden:

yapıldığını söylemez.

Daha sonraki:

tefsir ve rivayetlerde:

çeşitli ayrıntılar bulunabilir.

Ama:

kesin bilgi olarak:

sunulabilecek olan:

levhaların varlığı ve üzerlerinde ilahî öğütlerin bulunmasıdır.

3️⃣ “Her Şeyden Bir Öğüt” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade:

insanın dini ve ahlaki hayatında:

ihtiyaç duyduğu:

çok yönlü öğütlerin:

yer aldığını

gösterir.

Yani levhalar:

yalnız tek bir konuyu:

anlatmaz.

İnanç,

ahlak,

sorumluluk,

ibadet,

toplumsal hayat

gibi:

temel alanlara:

rehberlik eder.

4️⃣ “Her Şeyin Ayrıntılı Açıklaması” İfadesi Her Bilimsel Bilginin Levhalarda Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Buradaki:

“her şey”

ifadesini:

bütün fizik,

kimya,

astronomi,

matematik

bilgilerinin:

levhalarda bulunduğu

şeklinde anlamak:

bağlama uygun değildir.

Daha çok:

Hz. Musa’nın peygamberlik görevi ve kavminin:

dini-ahlaki düzeni açısından:

gerekli olan:

rehberliğin ayrıntılı biçimde verilmesi

anlamındadır.

5️⃣ “Öğüt” ile “Hüküm” Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓​

Öğüt:

insanın:

kalbine,

vicdanına,

ahlakına:

seslenebilir.

Hüküm ise:

ne yapılması gerektiğini:

daha doğrudan:

belirleyebilir.

Vahiy:

bu iki yönü:

birleştirebilir:

hem düşündürür hem yönlendirir.

6️⃣ “Bunlara Sımsıkı Sarıl” Ne Demektir ❓​

Bu ifade:

vahyi:

gevşek,

seçici

veya:

keyfî biçimde:

ele almamayı

anlatır.

Hz. Musa’ya:

ciddiyetle:

uygulaması,

koruması

ve taşıması:

emredilir.

Yani:

ilahî rehberlik hafife alınacak bir şey değildir.

7️⃣ Sımsıkı Sarılmak Körü Körüne Davranmak mıdır ❓​

Hayır.

İman:

aklı:

devre dışı bırakmak

anlamına gelmez.

Tam tersine:

vahyin:

anlaşılması,

tefekkür edilmesi

ve bilinçli biçimde:

hayata geçirilmesi gerekir.

Buradaki güçlülük:

kararlılıkta

dır.

8️⃣ İnsan Neden Bildiği Doğruya Bazen Sımsıkı Sarılamaz ❓​

Çünkü:

bilmek ile yaşamak:

aynı şey değildir.

İnsan:

doğruyu:

bilir.

Ama:

çıkar,

alışkanlık,

korku,

tembellik

ve çevre baskısı

onu:

başka yönde:

hareket ettirebilir.

Bu yüzden:

vahiy:

yalnız bilgi değil,

irade de ister.

9️⃣ “Kavmine de Onların En Güzelini Tutmalarını Emret” Ne Demektir ❓​

Hz. Musa:

kendisi için:

aldığı vahyi:

yalnız kendisine:

saklamaz.

Kavmine de:

onu:

uygulamalarını:

öğretmelidir.

Buradaki:

“en güzelini tutmak”

ifadesi:

hükümlerin:

en doğru,

en güzel,

en yüksek ahlaki yönünü:

hayata geçirmek

anlamıyla:

yorumlanmıştır.

🔟 “En Güzelini Tutmak” Bazı Hükümlerin Kötü Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Burada:

ilahî hükümlerin:

bazısının kötü olduğu:

söylenmez.

Daha çok:

insanın:

kendisine verilen öğütleri:

en güzel biçimde:

uygulaması,

ahlaken:

en yüksek tavrı:

tercih etmesi

anlamı öne çıkar.

Yani:

iyi olanın en iyisini yaşamak

vurgulanır.

1️⃣1️⃣ Bir Hükmü Bilmek Yetmez mi ❓​

Yetmez.

Bir insan:

adaleti:

çok iyi anlatabilir.

Ama:

haksızlık yapabilir.

Sabır hakkında:

çok şey bilebilir.

Ama:

en küçük sıkıntıda:

dağılabilir.

Merhameti:

savunabilir.

Ama:

zayıf olana:

sert davranabilir.

Bu yüzden:

bilgi davranışa dönüşmediğinde eksik kalır.

1️⃣2️⃣ Hz. Musa’ya Neden Hem Kendisi Hem Kavmi İçin Sorumluluk Veriliyor ❓​

Çünkü:

peygamberlik:

yalnız bireysel ibadet:

değildir.

Topluma:

rehberlik etmeyi de:

içerir.

Hz. Musa:

önce:

kendisi:

vahye sarılacak.

Sonra:

kavmine:

onu:

öğretecek.

Bu:

örnek olmadan öğüt vermenin eksik kalabileceğini

gösterir.

1️⃣3️⃣ Önce Kendisi Uygulamak Neden Önemlidir ❓​

Çünkü:

sözü:

güçlendiren şeylerden biri:

davranıştır.

Bir insan:

başkasına:

“Bunu yap.”

diyorsa,

kendisi:

tam tersini yapıyorsa:

sözü:

inandırıcılığını:

kaybedebilir.

Bu yüzden:

liderlik:

önce:

örneklik

ister.

1️⃣4️⃣ “Size Fasıkların Yurdunu Göstereceğim” Ne Anlama Gelir ❓​

Buradaki:

“fasıklar”

Allah’ın sınırlarından çıkan,

itaatsizliği ve bozgunculuğu:

sürdüren insanlar:

anlamında düşünülebilir.

“Yurtlarını göstermek” ise:

onların:

sonunu,

akıbetini

veya:

yaşadıkları yerlerin:

sonraki durumunu:

görmek anlamında:

yorumlanmıştır.

1️⃣5️⃣ “Fasıkların Yurdu” Kesin Olarak Hangi Bölgedir ❓​

Ayet:

burada:

tek bir yer adını:

kesin biçimde:

vermez.

Tefsirlerde:

farklı yorumlar vardır.

Bazıları:

Firavun ve kavminin:

yerlerini,

bazıları:

daha sonra karşılaşılacak:

isyankâr toplulukların:

yurtlarını:

düşünmüştür.

Bu nedenle:

kesin olmayan coğrafi ayrıntıyı kesinmiş gibi söylememek gerekir.

1️⃣6️⃣ Başkalarının Sonunu Görmek Neden Bir Öğüt Olabilir ❓​

Çünkü:

insan:

yalnız kendi deneyiminden:

öğrenmek zorunda değildir.

Başkasının:

yaptığı hatanın:

sonucuna bakarak:

da:

ders çıkarabilir.

Bu:

çok büyük bir:

akıl avantajıdır.

Bilge insan, her yanlışın bedelini kendisi ödemek zorunda kalmadan da öğrenebilir.

1️⃣7️⃣ Vahiy İnsanı Sadece Yasaklarla mı Sınırlar ❓​

Hayır.

Vahiy:

yalnız:

“Şunu yapma.”

değildir.

Aynı zamanda:

nasıl:

adil,

merhametli,

sorumlu,

ölçülü

ve bilinçli:

yaşanacağını

gösteren:

rehberliktir.

Yani:

vahiy:

hayatı daraltmak değil, yönlendirmek

amacı taşır.

1️⃣8️⃣ A‘râf Suresi 144. ve 145. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor ❓​

  1. ayette:
Hz. Musa’ya:

“Seni mesajlarımla seçtim; sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.”

denilmişti.

  1. ayette ise:
bu mesajların:

levhalar hâlindeki:

içeriği:

gündeme gelir.

Ardından:

“Bunlara sımsıkı sarıl.”

buyurulur.

Yani:

önce:

nimet,

sonra:

o nimetin sorumluluğu

gelir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: A‘râf Suresi 145. Ayet Bize Ne Öğretiyor ❓​

A‘râf Suresi 145. ayet:

bilgi ile hayat arasındaki:

ilişkiyi:

çok güçlü biçimde:

kurar.

Hz. Musa’ya:

levhalar verilmiştir.

İçlerinde:

öğüt vardır.

Açıklama vardır.

Hüküm vardır.

Yol gösterme vardır.

Ama:

bütün bunların ardından:

çok önemli bir emir gelir:

“Bunlara sımsıkı sarıl.”

Bu:

bize:

şunu hatırlatır:

Bilgi:

insanın eline:

ulaştığında:

sorumluluk başlar.

Bir şeyi:

bilmiyorken:

başka durumdasın.

Ama:

doğrusunu:

öğrendikten sonra:

artık:

“Bilmiyordum.”

demek:

eskisi kadar kolay değildir.

İşte:

bilginin:

ağırlığı:

buradadır.

İnsan:

sağlıklı yaşamanın:

ne olduğunu:

öğrenebilir.

Ama:

uygulamaz.

Bir ilişkide:

nasıl davranması gerektiğini:

bilir.

Ama:

aynı hatayı:

tekrarlar.

Doğru ile yanlış arasındaki:

farkı:

bilir.

Ama:

çıkarı geldiğinde:

yanlışı seçer.

Bu durumda:

sorun:

bilgi eksikliği değil,

bildiğini taşıyamamaktır.

Ayetin:

“en güzelini tutmalarını emret”

ifadesi de:

çok önemli bir:

ahlaki seviye önerir.

İnsan:

bazen:

“En az ne kadar yapmak zorundayım?”

diye:

sorar.

Ama:

daha yüksek bir ahlak:

şunu sorabilir:

“Bu durumda yapabileceğim en güzel şey nedir?”

Bu iki soru:

aynı değildir.

Birincisi:

sınırın:

en altını arar.

İkincisi:

ahlakın:

en iyisini.

Mesela:

birine:

haksızlık etmemek:

asgari bir ölçü olabilir.

Ama:

ona:

iyilik yapmak:

daha güzel olabilir.

Borcu:

ödemek:

zorunluluktur.

Ama:

zor durumda olan kişiye:

kolaylık sağlamak:

daha güzel olabilir.

Hata yapan birini:

adil biçimde:

uyarmak gerekir.

Ama:

onu:

küçültmeden:

uyarmak:

daha güzel olabilir.

İşte:

“en güzelini tutmak”:

insanı:

yalnız minimum doğruya değil,

daha yüksek ahlaka

çağıran bir ifade olarak:

düşünülebilir.

Ayetin sonunda:

fasıkların yurdunun:

gösterileceği:

söylenir.

Bu da:

çok önemli bir öğrenme biçimini:

hatırlatır:

sonuçlara bakmak.

İnsan:

bir davranışın:

sonucunu:

görürse,

o davranış hakkında:

daha derin:

düşünebilir.

Bir toplum:

adaleti:

terk etmişse:

ne olmuş?

Bir insan:

kibrin peşinden:

gitmişse:

nereye varmış?

Bir düzen:

zulüm üzerine:

kurulmuşsa:

sonu ne olmuş?

Tarih:

yalnız:

geçmişi anlatmaz.

Bazen:

gelecekte:

aynı hatayı:

yapmamamız için:

ayna tutar.

Belki de A‘râf 145’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Doğruyu bildiğimiz hâlde ona ne kadar sımsıkı sarılıyoruz; yoksa işimize geldiğinde gevşetiyor, zor geldiğinde bırakıyor muyuz?

Çünkü:

bilgi:

insanı:

otomatik olarak:

iyi yapmaz.

Bilgi:

insana:

iyi olmanın yolunu:

gösterebilir.

Ama:

o yolda:

yürümek:

hâlâ:

insanın:

iradesine,

samimiyetine

ve sabrına:

bağlıdır.


“Doğruyu öğrenmek büyük bir nimettir; fakat nimetin hakkı, bildiğini yaşamaya başladığında verilir. İnsan bilgiyle yükselmez yalnızca; bilgisine sadık kaldığı ölçüde yükselir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt