📖 Hicr Suresi 63. Ayette “Hayır, Biz Sana Onların Şüphe Etmekte Oldukları Şeyi Getirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 63. Ayette “Hayır, Biz Sana Onların Şüphe Etmekte Oldukları Şeyi Getirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,533
2,736,295
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 63. Ayette “Hayır, Biz Sana Onların Şüphe Etmekte Oldukları Şeyi Getirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 62. ayette Hz. Lût, karşısındaki yabancı misafirleri tanımadığını belirterek ‘Siz tanınmayan kimselersiniz’ demişti. 63. ayette melekler artık geliş amaçlarını açıklamaya başlar: ‘Hayır; biz sana onların şüphe etmekte oldukları şeyi getirdik.’ Burada söz konusu olan, samimi biçimde soru soran bir insanın zihinsel tereddüdü değildir. Lût kavmi uzun süredir peygamberin uyarılarıyla karşılaşmış, fakat yaklaşan hesabı ciddiye almamış ve uyarıları küçümseyen bir tavır geliştirmiştir. Bu nedenle ayet önemli bir ayrım öğretir: Şüphe etmek tek başına ahlaki suç değildir; delili araştırmak, soru sormak ve ikna olmaya çalışmak başka, gerçeği sürekli küçümseyip hiçbir uyarıyı ciddiye almamak başka bir tavırdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 63. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Kâlû bel ci’nâke bimâ kânû fîhi yemterûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Dediler ki: Hayır; biz sana onların şüphe etmekte oldukları şeyi getirdik.” diye ifade edilebilir.

Hz. Lût bir önceki ayette misafirlerini tanımadığını söylemişti. Melekler şimdi onun belirsizliğini gidermekte ve gelişlerinin sıradan bir ziyaret olmadığını açıklamaktadır.

Onların getirdiği şey, Lût kavminin uzun süredir ciddiye almadığı ilahî hükmün gerçekleşme haberidir.

2️⃣ “Bel” Kelimesi Burada Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “bel”, önceki düşünceyi düzeltme veya konuşmayı başka bir noktaya taşıma anlamında kullanılabilir.

Hz. Lût karşısındaki kişilerin kim olduğunu bilmemektedir. Melekler ise adeta:

“Mesele düşündüğünden farklı; biz başka bir görevle geldik.”

demektedir.

Böylece karşılaşma, yabancı misafirlerin kimliğinden geliş amaçlarına doğru ilerler.

3️⃣ “Onların Şüphe Ettikleri Şey” Nedir ❓​

Bağlamda bu ifade, Hz. Lût’un kavmine yönelik ilahî uyarı ve yaklaşan hüküm ile ilişkilidir.

Kavim peygamberin ikazlarını ciddiye almamış, anlatılan hesabın gerçekten geleceğine inanmamış veya onu küçümseyen bir tavır sergilemiştir.

Meleklerin gelişiyle birlikte artık yalnız sözlü uyarı değil, uyarının gerçekleşme aşaması başlamaktadır.

4️⃣ Ayetteki “Yemterûn” Ne Anlama Gelir ❓​

“Yemterûn”, şüphe etmek, tereddüt etmek, kuşku içinde bulunmak anlam alanına sahiptir.

Ancak Kur’an’da bir kelimenin ahlaki ağırlığı bağlamla belirlenir.

Burada sıradan bir insanın:

“Bunu tam anlayamadım.”

demesi anlatılmıyor.

Uzun süreli uyarılar karşısında hakikati ciddiye almayan ve hesabı sürekli uzak gören bir tavır söz konusudur.

5️⃣ Her Şüphe Günah mıdır ❓​

Hayır.

İnsan zihni soru sorar.

Bir şeyin delilini araştırır.

İkna olmadığı noktayı anlamaya çalışır.

Bunların kendisi otomatik olarak günah değildir.

Samimi şüphe ile kibirli inkâr aynı şey değildir.

Bir insan:

“Bunu anlamıyorum, bana açıklar mısınız?”

dediğinde hakikatten kaçmıyor olabilir; tam tersine ona ulaşmaya çalışıyor olabilir.

6️⃣ Samimi Soru ile İnkârcı Tavır Arasındaki Fark Nedir ❓​

Samimi soru cevap arar.

Kibirli inkâr ise bazen cevaptan önce kararını vermiştir.

Samimi insan:

“Delil nedir?”

diye sorar ve gelen delili değerlendirmeye hazırdır.

Diğer tavır ise ne söylenirse söylensin:

“Ben zaten kabul etmeyeceğim.”

noktasında olabilir.

Bu nedenle insanın söylediği tek cümleden çok, genel yönelişi ve delil karşısındaki tavrı önemlidir.

7️⃣ Din Hakkında Şüphe Yaşamak İnsanı Otomatik Olarak Kâfir Yapar mı ❓​

Hayır.

İnsan zaman zaman iman, kader, ahiret veya başka dinî konularda zihinsel sorular yaşayabilir.

Bu soruların varlığı ile bilinçli biçimde dini reddetmek aynı şey değildir.

Özellikle istem dışı düşünceler, yoğun kaygı veya obsesif sorgulamalar kişinin iradeli inanç tercihiyle karıştırılmamalıdır.

Zihne gelen düşünce ile insanın benimsediği hüküm aynı değildir.

8️⃣ Şüpheyi Bastırmak mı, Araştırmak mı Daha Sağlıklıdır ❓​

Samimi soruların güvenilir bilgiyle araştırılması daha sağlıklıdır.

İnsan anlamadığı şeyi sırf korktuğu için bastırırsa soru ortadan kalkmayabilir.

Bazen yıllarca içeride büyüyebilir.

Dinî eğitimde:

“Bunu sorma.”

demek yerine, mümkünse delil ve açıklamayla cevap vermek daha değerlidir.

Cevabı bilmiyorsak da “Bilmiyorum, araştıralım” demek dürüstlüktür.

9️⃣ Lût Kavminin Tavrı Neden Sıradan Şüpheden Farklıdır ❓​

Çünkü kıssanın bütününde uzun süredir devam eden bir uyarı süreci vardır.

Hz. Lût toplumu uyarmıştır.

Kavmin bazı üyeleri ise yanlış davranışlarında ısrar etmiş, peygamberin sözünü ciddiye almamış ve hatta ona karşı meydan okuyan bir tutum geliştirmiştir.

Dolayısıyla mesele yalnız zihinsel ikna eksikliği değildir.

Davranışta ısrar, uyarıyı küçümseme ve başkalarına zarar veren bir toplumsal düzen de söz konusudur.

🔟 Bir Uyarıyı İlk Kez Kabul Etmemek ile Sürekli Küçümsemek Aynı mıdır ❓​

Hayır.

İnsan bir haberi ilk duyduğunda şüphe duyabilir.

Araştırabilir.

Ek bilgi isteyebilir.

Fakat defalarca güvenilir uyarı geldiği hâlde sırf hoşuna gitmediği için hiçbirini değerlendirmemek farklı bir tavırdır.

Bu yalnız din konusunda değil, günlük hayatta da böyledir.

Doktor yıllarca:

“Bu alışkanlık sağlığına zarar veriyor.”

der.

Kişi sürekli görmezden gelir.

Bir gün sonuç ortaya çıktığında mesele artık yalnız bilgi eksikliği değildir; bilinen riski sürekli küçümsemenin sonucu da vardır.

1️⃣1️⃣ İlahi Uyarı İnsanları Korkutmak İçin mi Gönderilir ❓​

Uyarının amacı yalnız korku üretmek değildir.

Uyarı, insana davranışını değiştirme fırsatı verir.

Tehlikeli yolda ilerleyen kişiye:

“İleride uçurum var.”

demek onu psikolojik olarak ezmek için değil, yönünü değiştirmesi için söylenir.

Benzer biçimde peygamberlerin uyarıları da insanları tövbe, adalet ve doğruya dönüşe çağırır.

1️⃣2️⃣ Hz. Lût’un Uyarıları Kişisel İntikam mıydı ❓​

Hayır.

Hz. Lût kavmine kişisel öfkesi nedeniyle tehdit savuran biri değildir.

O bir peygamber olarak kendisine bildirilen hakikati aktarmaktadır.

Meleklerin gelmesi de hükmün Hz. Lût’un şahsi intikamı olmadığını gösterir.

Karar peygambere ait değildir.

Nihai hüküm Allah’a aittir.

1️⃣3️⃣ Bir Din Adamı Kendi Tehdidini “Allah’ın Hükmü” Diye Sunabilir mi ❓​

Hayır.

Peygamber vahiy alır.

Sıradan dinî otorite vahiy almaz.

Bu yüzden bir hoca, şeyh, din adamı veya lider:

“Bana karşı gelirsen Allah seni kesin şöyle cezalandıracak.”

diye kendi kişisel otoritesini ilahî hükümle eşitlememelidir.

Dinî yorum vahyin kendisi değildir.

İnsan yorumu yanlış olabilir ve eleştirilebilir.

1️⃣4️⃣ “Şüphe Ettiler, Sonra Azap Geldi” Diyerek Soru Soranları Korkutmak Doğru mudur ❓​

Hayır.

Bu ayeti:

“Soru sorarsan başına kötü şey gelir.”

şeklinde kullanmak hem bağlamı bozar hem dinî eğitime zarar verir.

Hz. İbrahim birkaç ayet önce sürekli soru sormuştu.

Hz. Lût da misafirlerin kim olduğunu sorgulamıştı.

Demek ki soru sormak kendi başına suç değildir.

Sorun, hakikati araştırmaya kapalı biçimde kötülükte ısrar etmektir.

1️⃣5️⃣ Bilimsel Şüphecilik Bu Ayetteki Şüpheyle Aynı mıdır ❓​

Hayır.

Bilimsel yöntemde bir iddiayı test etmek, kanıt istemek ve alternatif açıklamaları değerlendirmek son derece değerlidir.

Bu tür metodolojik şüphe, bilgi üretmenin araçlarından biridir.

Hicr 63’teki bağlam ise bilimsel araştırma değil, peygamberin ahlaki ve ilahî uyarılarını sürekli küçümseyen bir toplumsal tavırdır.

Bilimsel soru sormakla vahiy kıssasındaki inkârcı tutumu aynılaştırmak doğru değildir.

1️⃣6️⃣ İnsan Bazen Gerçeği Neden Kabul Etmek İstemez ❓​

Çünkü bazı gerçekler hayat tarzını değiştirmeyi gerektirir.

İnsan bir davranışının yanlış olduğunu kabul ettiğinde ondan vazgeçmek zorunda kalabileceğini hissedebilir.

Bu yüzden bazen problem delilin azlığı değil, sonucun rahatsız edici oluşudur.

İnsan:

“Bunu kabul edersem değişmem gerekecek.”

diye düşündüğünde savunmaya geçebilir.

Bu, hepimizin kendisinde sorgulaması gereken bir insan eğilimidir.

1️⃣7️⃣ Sürekli Ertelemek de Uyarıyı Küçümsemek Olabilir mi ❓​

Evet.

İnsan gerçeği tamamen reddetmez ama:

“Sonra düzeltirim.”

der.

“Bir gün tövbe ederim.”

“Bir gün özür dilerim.”

“Bir gün borcumu öderim.”


Bu erteleme uzun yıllar devam edebilir.

Hicr 63, insana uyarının sonsuza kadar yalnız teori olarak kalmayabileceğini hatırlatır.

Değişim gerekiyorsa en uygun zaman çoğu zaman bugündür.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 62 ve 63. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 62. ayette Hz. Lût:

“Siz tanınmayan kimselersiniz.”

demişti.

  1. ayette melekler cevap verir:
“Hayır; biz sana onların şüphe etmekte oldukları şeyi getirdik.”

Böylece belirsizlik ortadan kalkmaya ve meleklerin görevleri açıklanmaya başlar.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 64. ayette melekler şöyle diyecektir: “Sana gerçeği getirdik; biz kesinlikle doğru söyleyenleriz.” Bu ayeti ele alırken özellikle “hak” kavramı, meleklerin haberinin güvenilirliği, doğru sözlülük, olağanüstü iddialarda delil meselesi, insanın kendi kanaatini hakikatle eşitlememesi ve dinî konularda yalan veya uydurma bilgiyle insanları etkilemenin yanlışlığı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 63. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 63. ayet, meleklerin Hz. Lût’a söylediği çok önemli bir cümleyi aktarır:

“Hayır; biz sana onların şüphe etmekte oldukları şeyi getirdik.”

Bu cümle kıssada büyük bir dönüm noktasıdır.

Şimdiye kadar Hz. Lût’un karşısında kim oldukları bilinmeyen yabancılar vardı.

Şimdi ise onların Allah tarafından gönderilmiş melekler olduğu ve gelişlerinin kavmin uzun süredir ciddiye almadığı ilahî uyarıyla bağlantılı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Ayet ilk olarak bize şüphe kavramını dikkatli kullanmayı öğretir.

Din hakkında soru sormak şüphe olabilir.

Ama her şüphe aynı değildir.

Bir insan gerçekten anlamaya çalışabilir.

Diğeri yalnız karşı çıkacak bahane arayabilir.

Bir insan:

“Bilmiyorum.”

diyebilir.

Bir başkası:

“Bilmek istemiyorum.”

diyebilir.

Bu ikisi birbirinden çok farklıdır.

Birincisinde hakikate açıklık vardır.

İkincisinde kapıyı kapatma ihtimali vardır.

Bu nedenle bir insanın zihninde soru bulunmasını hemen iman eksikliği olarak görmek doğru değildir.

Özellikle gençler dinî konularda zor sorular sorabilir.

“Allah neden böyle yaptı?”

“Kader nasıl çalışıyor?”

“Ahireti neden göremiyoruz?”

“Bu hükmün hikmeti nedir?”


Bu soruların varlığı insanın kötü niyetli olduğunu kanıtlamaz.

Hatta bazen insan ciddi biçimde inandığı için daha derin anlamak ister.

Samimi soru imanla birlikte bulunabilir.

Hz. İbrahim kıssası bunun çok güçlü örneğiydi.

O sürekli sordu.

Müjde karşısında:

“Bana yaşlılık gelmişken mi?”

dedi.

Sonra:

“Göreviniz nedir?”

diye sordu.

Kur’an bu soruları sansürlemedi.

Demek ki dinî hayatın içinde soru vardır.

Fakat Hicr 63’te başka bir tavır anlatılmaktadır.

Burada uyarıyı sürekli küçümseyen insanlar vardır.

İnsan bazen gerçeği bilmediği için değil, kabul etmek istemediği için reddedebilir.

Bu çok insani fakat tehlikeli bir durumdur.

Örneğin bir kişi sigaranın sağlığa zararını bilir.

Doktor söyler.

Araştırmalar söyler.

Kendi bedeni sinyal verir.

Ama:

“Bana bir şey olmaz.”

der.

Bu artık bilgi eksikliğinden çok riski küçümseme hâline gelebilir.

Aynı mantık ekonomik davranışlarda da görülebilir.

Bir işletmenin borcu sürekli büyür.

Rakamlar ortadadır.

Ama yönetici:

“Bir şekilde düzelir.”

diyerek hiçbir önlem almaz.

Bir gün kriz ortaya çıktığında sonuç bir anda gelmiş gibi görünür.

Oysa uyarılar uzun süredir vardır.

Hicr 63 bu açıdan insanın hayatındaki uyarılara nasıl tepki verdiğini düşündürür.

Her uyarı doğru değildir.

Bu da önemlidir.

İnsan duyduğu her korkutucu söze inanmak zorunda değildir.

Birisi:

“Bu ilacı kullanırsan kesin ölürsün.”

diyebilir.

Delil gerekir.

Birisi:

“Bu yatırım kesin çökecek.”

diyebilir.

Araştırmak gerekir.

Birisi:

“Allah bana söyledi, şu tarihte kesin felaket olacak.”

diyebilir.

Böyle bir iddiayı vahiy gibi kabul edemeyiz.

Dolayısıyla Hicr 63 bize her uyarıya sorgusuz inanmayı öğretmez.

Tam tersine Kur’an’ın bütünlüğünde bilgi, delil ve güvenilirlik önemlidir.

Lût kavminin durumu farklıdır.

Onları uyaran sıradan söylenti üreticisi değil, Allah’ın peygamberidir.

Üstelik şimdi Allah’ın melekleri doğrudan gelmiştir.

Bu yüzden bağlam özel ve vahiy temellidir.

Buradan modern dünyada her dinî korku söylemine teslim olmak sonucu çıkarılamaz.

Bir insan:

“Allah bana gösterdi, sana üç gün içinde felaket gelecek.”

diyorsa bunun peygamber vahyiyle hiçbir eşitliği yoktur.

Peygamberlik sona ermiştir.

İnsanların rüyaları, sezgileri ve tahminleri vahiy değildir.

Bu ayrım insanları dinî istismardan korur.

Hicr 63’ün başka önemli mesajı, uyarının kişisel intikam olmamasıdır.

Hz. Lût:

“Beni dinlemediniz, şimdi görün gününüzü.”

diye kendi öfkesini tatmin etmek için melek çağırmamıştır.

Melekler Allah tarafından gönderilmiştir.

Bu nedenle kıssa dinî liderlerin kendi öfkelerini Allah’ın öfkesi gibi sunmasına izin vermez.

Bir din adamı kendisini eleştiren kişiye:

“Allah seni cezalandıracak.”

diyerek kesin hüküm veremez.

Bir lider:

“Bana karşı çıkmak Allah’a karşı çıkmaktır.”

diyemez.

Peygamber bile Allah’ın kulu ve elçisidir.

Peygamber olmayan insanın kendi otoritesini vahiy makamına yükseltmesi çok daha yanlış olur.

Bu ayetin en güncel derslerinden biri belki de eleştiri ile inkârı ayırmaktır.

Bir insan dinî bir yorumu eleştirebilir.

Bu, Allah’ı eleştirmek değildir.

Bir tefsir görüşünü yanlış bulabilir.

Bu, Kur’an’ı reddetmek değildir.

Bir din adamının görüşüne karşı çıkabilir.

Bu, peygambere başkaldırmak değildir.

Çünkü Allah’ın vahyi ile insanların vahiy hakkındaki yorumları aynı şey değildir.

İnsan yorumu değişebilir.

Tefsirler farklı olabilir.

İçtihatlar farklı olabilir.

Bu nedenle her görüş ayrılığını “Allah’ın hükmüne şüphe” diye etiketlemek doğru değildir.

Hicr 63’teki durum vahyin doğrudan muhatabı olan ve peygamberin açık uyarısını sistematik biçimde küçümseyen özel bir topluluktur.

Bu bağlam korunmalıdır.

Ayet ayrıca sürekli ertelemenin psikolojisini de düşündürür.

İnsan çoğu zaman:

“Daha zaman var.”

der.

Sağlığı için.

Borcu için.

Özür dilemesi için.

Ailesine vakit ayırması için.

Tövbesi için.

Sonra zaman geçer.

Bazı şeylerin düzeltme fırsatı azalabilir.

Bu yüzden hayatın önemli alanlarında “Bir gün” kelimesi tehlikeli olabilir.

Bir gün spora başlayacağım.

Bir gün annemi arayacağım.

Bir gün şu borcu kapatacağım.

Bir gün bu kötü alışkanlığı bırakacağım.

Bir gün özür dileyeceğim.

Belki de o bir gün bugün olmalıdır.

Hicr 63 doğrudan kişisel gelişim ayeti değildir; ama uyarının ciddiye alınmamasının sonucu bağlamında bu düşünce güçlüdür.

İnsan, gerçeği kabul etmek için krizin gelmesini beklememelidir.

Akıllı insan bazen sonucu yaşamadan önce uyarıdan öğrenir.

Bu, eğitimde de önemlidir.

Çocuk yalnız elini yakarak ateşin sıcak olduğunu öğrenmek zorunda değildir.

Uyarıdan öğrenebilir.

Toplumlar da aynı şekilde geçmişten öğrenebilir.

Tarih yalnız “Ne olmuş?” sorusu değildir.

Aynı zamanda:

“Neden oldu ve tekrar etmemek için ne öğrenebiliriz?”

sorusudur.

Kur’an kıssalarının önemli işlevlerinden biri de budur.

Lût kavmi kıssası bize geçmişteki bir toplumun ayrıntılarını anlatırken aslında bugünkü insanın ahlakını da sorgulatır.

Başkasının sınırlarını önemsiyor muyuz?

Gücü kötüye kullanıyor muyuz?

Yanlışımızı normalleştiriyor muyuz?

Uyarı geldiğinde savunmaya mı geçiyoruz?

Yoksa gerçekten düşünüyor muyuz?

Kıssayı yalnız başkasına yönelttiğimizde dersin büyük kısmını kaçırabiliriz.

Kolay olan:

“Onlar kötüydü.”

demektir.

Zor olan:

“Benim hayatımda hangi uyarıları sürekli görmezden geliyorum?”

diye sormaktır.

Kur’an’ın ahlaki gücü tam burada ortaya çıkar.

Metin yalnız geçmiş insanları yargılamaz; bugünkü okuyucuyu da aynanın karşısına getirir.

Hicr 63’ün bir başka hassas noktası şüphe yaşayan insanların dışlanmamasıdır.

İnsan bazen büyük bir inanç krizi yaşayabilir.

Sorularına cevap bulamayabilir.

Bu kişiyi hemen:

“Sen Lût kavmi gibi şüphe ediyorsun.”

diye suçlamak çok yanlış olur.

İnanç krizi yaşayan kişinin ihtiyacı bazen sabırla dinlenmektir.

Belki yanlış bilgi almıştır.

Belki kötü dinî deneyimler yaşamıştır.

Belki bir travma vardır.

Belki gerçekten felsefi sorular sormaktadır.

İnsanların iç dünyasını tek kelimeyle yargılamak kolaydır ama adil değildir.

Hakikate çağrı hakaretle güçlenmez.

Bir insan sorusuyla geldiğinde onu küçümsemek yerine:

“Birlikte bakalım.”

demek daha yapıcı olabilir.

Bu, bütün soruların kolay cevabı olduğu anlamına gelmez.

Bazı sorular zordur.

Bazı meselelerde alimler farklı düşünür.

Bazı alanlarda kesin bilgi sınırlıdır.

Buralarda:

“Bu konuda kesin bilmiyoruz.”

demek de meşrudur.

Hicr 63 bizi kesinlik iddiası konusunda da dikkatli olmaya çağırır.

Melekler kesin konuşabilir çünkü Allah’ın açık emriyle gelmişlerdir.

Biz ise çoğu konuda bu konumda değiliz.

Bu yüzden insanlar hakkında:

“Allah kesin senden razı.”

veya:

“Allah kesin seni cezalandıracak.”

gibi cümlelerden kaçınmak gerekir.

Davranışların dinî hükmünü konuşabiliriz.

Ama belirli kişinin nihai akıbeti Allah’a aittir.

Bu ayrım insanı hem kibirden hem dinî zorbalıktan korur.

Hicr Suresi 63. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Ayetteki şüpheyi her soru soran insana uygulama. Samimi araştırmayla kibirli inkârı birbirine karıştırma. Dinî konularda delil isteyen kişiyi düşman sayma. Hz. Lût’un uyarısını sıradan insanların kendi kişisel tehditleriyle eşitleme. Kendi yorumunu Allah’ın kesin hükmü gibi sunma. Ve uyarıları sürekli ertelemenin sonuçsuz kalacağını sanma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Hakikati arayan soru ile gerçeği sürekli küçümseyen tavır aynı değildir. İnsan soru sorabilir, araştırabilir ve tereddüt yaşayabilir; tehlikeli olan, hakikatin kendisini değil yalnız hoşumuza giden cevabı istemek ve değişmemek için her uyarıyı sürekli değersizleştirmektir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 64. ayette, melekler söylediklerinin kesinliğini daha açık biçimde ifade edecek ve şöyle diyeceklerdir: “Sana gerçeği getirdik ve biz kesinlikle doğru söyleyenleriz.” Bu ayeti ele alırken özellikle “hak” kavramının anlamı, doğru sözlülük, meleklerin haberinin vahiy temelli güvenilirliği, insan sözünün ilahî haberle aynı kesinlikte olmaması, din adına uydurma bilgi üretmenin tehlikesi, gerçek ile kanaat arasındaki fark ve doğru söylemenin ahlaki sorumluluğu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 63. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Biz gerçekten şüphe ettiğimiz için mi soruyoruz, yoksa değişmemek için mi bahane arıyoruz? Bize hoş gelmeyen delili baştan reddediyor muyuz? Din hakkında soru soran insanları gereksiz yere suçluyor muyuz? Kendi yorumlarımızı Allah’ın sözü gibi mi sunuyoruz? Yıllardır bildiğimiz bir yanlışı “Bir gün düzeltirim” diye mi erteliyoruz? Doktorun, ailenin, vicdanın veya hayatın verdiği makul uyarıları sürekli küçümsüyor muyuz? Ve en önemlisi, Lût kavminin en büyük sorunlarından biri uyarıyı uzun süre ciddiye almamaksa, bizim hayatımızda ciddiye almamız gerektiğini bildiğimiz hâlde sürekli ertelediğimiz hangi gerçek var?

“Hicr 63, ‘Hayır; biz sana onların şüphe etmekte oldukları şeyi getirdik’ buyurarak Lût kavminin uzun süredir ciddiye almadığı uyarının artık gerçekleşme aşamasına geldiğini bildirir. Buradaki şüphe, samimi biçimde soru sorup hakikati aramakla aynı değildir; sorun, hakikati araştırmaya kapalı biçimde yanlışta ısrar etmek ve her uyarıyı değersizleştirmektir. Ayetin büyük dersi şudur: Soru sormaktan korkma, fakat cevabı yalnız kendi istediğin biçimde kabul etmeye de şartlanma. Hakikati gerçekten arıyorsan delile açık ol; çünkü uyarıları sürekli ertelemek gerçeği ortadan kaldırmaz, yalnız yüzleşmeyi geciktirir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt