📖 Hicr Suresi 52. Ayette “Hani Onun Yanına Girdiler ve ‘Selâm’ Dediler; İbrahim de ‘Biz Sizden Korkuyoruz’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 52. Ayette “Hani Onun Yanına Girdiler ve ‘Selâm’ Dediler; İbrahim de ‘Biz Sizden Korkuyoruz’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,520
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 52. Ayette “Hani Onun Yanına Girdiler ve ‘Selâm’ Dediler; İbrahim de ‘Biz Sizden Korkuyoruz’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 51. ayette ‘Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver’ buyurularak yeni bir kıssa başlamıştı. 52. ayette bu olağanüstü misafirlerle ilk karşılaşma anlatılır: ‘Hani onun yanına girdiler ve “Selâm” dediler. İbrahim de “Biz sizden korkuyoruz” dedi.’ Hz. İbrahim’in korkması onun imanının zayıf olduğunu göstermez. Karşısındaki kişiler ona insan suretinde görünmüş ve alışılmadık davranışları sebebiyle tedirginlik oluşmuştur. Bu ayet çok önemli bir denge öğretir: İman, insanın doğal korku mekanizmasını ortadan kaldırmaz; tevekkül de tehlike ihtimalini fark etmeyi yasaklamaz. Korkmak başka, korkunun insanı tamamen yönetmesine teslim olmak başkadır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 52. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “İz dehalû aleyhi fe-kâlû selâmen, kâle innâ minkum vecilûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Hani onun yanına girdiler ve ‘Selâm’ dediler. İbrahim de ‘Biz sizden korkuyoruz’ dedi.” diye ifade edilebilir.

Bir önceki ayette Hz. İbrahim’in misafirlerinden haber verilmişti. Şimdi bu misafirlerin Hz. İbrahim’le ilk karşılaşmasına geçilir.

Onlar selâm verirler; Hz. İbrahim ise bir süre sonra kendilerinden çekindiğini açıkça ifade eder.

2️⃣ Misafirlerin “Selâm” Demesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Selâm”, yalnızca bir selamlaşma kelimesi değildir. Esenlik, güven, zarar görmeme ve barış anlam alanlarını taşır.

Bu yüzden misafirlerin “Selâm” demesi ilk bakışta güven veren bir giriş niteliğindedir.

Ancak sözlü selâmın bulunması, Hz. İbrahim’in daha sonra hissettiği tedirginliğin otomatik olarak ortadan kalkmasını sağlamamıştır. İnsan güveni yalnız sözlerden değil, davranışların bütününden de değerlendirir.

3️⃣ Hz. İbrahim Neden Korktu ❓​

Hicr Suresi bu ayette korkunun ayrıntılı sebebini açıklamaz. Kur’an’ın diğer paralel anlatımlarında Hz. İbrahim’in misafirlerine yemek ikram ettiği, onların ise yemeğe el uzatmadığı anlatılır.

Bu olağan dışı durum Hz. İbrahim’de tedirginlik oluşturmuştur.

Dolayısıyla korku sebepsiz bir panik değil, alışılmadık davranış karşısında oluşan doğal bir ihtiyat olarak anlaşılabilir.

4️⃣ Misafirin Yemek Yememesi Neden Korku Sebebi Olabilir ❓​

Eski toplumlarda misafirin ev sahibinin yemeğini kabul etmesi, yalnız beslenme değil güven ve barış ilişkisi anlamına da gelebilirdi.

Tanımadığınız kişilerin evinize gelmesi, ikram edilen yemeğe dokunmaması ve amaçlarını henüz açıklamaması doğal olarak soru işareti oluşturabilir.

Ancak burada tarihsel âdetleri bütün ayrıntılarıyla kesinleştirmeden konuşmak gerekir. Kur’an’ın açık mesajı, Hz. İbrahim’in bu kişilerin davranışlarından dolayı çekindiğidir.

5️⃣ Hz. İbrahim’in Korkması İman Eksikliği midir ❓​

Hayır.

Korku, insanın tehlike ihtimalini fark etmesine yardımcı olan doğal bir duygudur. Peygamber olmak, insan bedeninin ve duygularının tamamen ortadan kalkması anlamına gelmez.

Hz. İbrahim’in korkması onun Allah’a güvenmediğini göstermez. İman ile doğal korku birlikte bulunabilir.

6️⃣ Gerçek Mümin Hiç Korkmaz mı ❓​

Hayır. Böyle bir anlayış Kur’an’daki peygamber kıssalarıyla bağdaşmaz.

İnsan tehlike karşısında korkabilir, belirsizlikten endişelenebilir ve gelecekle ilgili kaygı yaşayabilir.

Önemli olan korkunun insanın bütün davranışını kontrol etmemesi ve onu yanlış davranışlara sürüklememesidir.

Cesaret korkunun hiç olmaması değil, korkuya rağmen doğru davranabilmektir.

7️⃣ Tevekkül Korkuyu Ortadan Kaldırmak mıdır ❓​

Tevekkül, insanın hiçbir tehlike hissetmemesi değildir.

İnsan tedbir alır, riskleri değerlendirir ve yapabileceğini yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakır.

Bir insan “Allah’a güveniyorum” diyerek açık tehlikeyi görmezden gelirse bu tevekkül değil, tedbirsizlik olabilir.

Tevekkül ile ihtiyat birbirinin düşmanı değildir.

8️⃣ Hz. İbrahim Korkusunu Neden Açıkça Söylüyor ❓​

Ayet Hz. İbrahim’in “Biz sizden korkuyoruz” dediğini aktarır.

Bu son derece insani bir tavırdır. Hz. İbrahim korkusunu gizleyip yapay bir cesaret gösterisi yapmaz.

Bu durum bize önemli bir şey öğretir: Duyguyu ifade etmek zayıflık değildir.

Bir insan “Bu durum beni endişelendiriyor” diyebilir. Böyle bir cümle kişinin imanını veya karakterini küçültmez.

9️⃣ Korktuğumuzu Söylemek Bizi Güçsüz Gösterir mi ❓​

Her zaman değil.

Bazen korkuyu açıkça söylemek, tehlikeyi değerlendirmek açısından oldukça sağlıklı olabilir.

Örneğin kişi bir ilişkide, iş ortamında veya fiziksel durumda kendisini güvende hissetmiyorsa bunu ifade edebilir.

“Ben bundan rahatsızım” veya “Bu durumda kendimi güvende hissetmiyorum” demek insanın sınır koyma yollarından biridir.

🔟 Her Korkuya Uymalı mıyız ❓​

Hayır.

Korku bir sinyal olabilir fakat her zaman gerçek tehlikeyi doğru ölçmeyebilir.

İnsan geçmiş deneyimleri, travmaları veya yanlış bilgileri nedeniyle gerçekte olduğundan daha fazla tehlike hissedebilir.

Bu yüzden korku dinlenmesi gereken bir duygu olabilir ama her zaman mutlak gerçeklik değildir.

Gerekirse akıl, bilgi ve uzman desteğiyle değerlendirilmelidir.

1️⃣1️⃣ Anksiyete ile Gerçek Tehlike Arasındaki Fark Nedir ❓​

Gerçek tehlike, dış dünyada somut bir risk bulunmasıdır. Anksiyetede ise bazen risk çok düşük olduğu hâlde beden ve zihin son derece güçlü alarm verebilir.

İkisi birbirinden tamamen kopuk değildir; fakat aynı şey de değildir.

Bu nedenle yoğun kaygı yaşayan bir kişiye yalnızca “İman et, korkma” denilmesi yeterli değildir. Gerektiğinde psikolojik veya tıbbi değerlendirme yapılabilir.

Korkunun biyolojik mekanizmasını kabul etmek Allah’a güvenmeye aykırı değildir.

1️⃣2️⃣ Hz. İbrahim Misafirlerin Melek Olduğunu Bilseydi Korkar mıydı ❓​

Ayetin akışından, onların gerçek kimliğinin Hz. İbrahim tarafından başlangıçta bilinmediği anlaşılır.

Bu da bir önceki ayette gördüğümüz önemli gerçeği yeniden ortaya koyar: Peygamberler Allah’ın bildirdiği dışında bağımsız biçimde bütün gaybı bilmezler.

Hz. İbrahim karşısındaki kişileri gördüğü şartlara göre değerlendirmiştir.

Bu durum onun peygamberlik makamını azaltmaz; tam tersine onun Allah’ın kulu olduğunu gösterir.

1️⃣3️⃣ Meleklerin İnsan Suretinde Gelmesi Onları İnsan Yapar mı ❓​

Hayır.

Kur’an melekleri farklı bir yaratılmış varlık türü olarak anlatır. İnsan suretinde görünmeleri, onların ontolojik olarak insan oldukları anlamına gelmez.

Bir varlığın belirli şekilde görünmesi ile gerçek mahiyetinin tamamen o görüntüden ibaret olması aynı şey değildir.

Bu kıssadan meleklerin Allah’ın parçaları veya bağımsız ilahî varlıklar olduğu sonucu da çıkarılamaz.

1️⃣4️⃣ Selâm Verip Sonra Zarar Veren İnsan Olabilir mi ❓​

Dünya hayatında elbette olabilir.

Bir kişinin güzel söz söylemesi, onun bütün niyetlerinin otomatik olarak iyi olduğunu kanıtlamaz.

Bu yüzden İslam’ın selâm ahlakını benimsemek, insanın sözleriyle davranışlarının uyumlu olması demektir.

Gerçek selâm, yalnız dilde değil, insanın karşısındakine güven vermesinde ortaya çıkar.

1️⃣5️⃣ Tanımadığımız İnsanlara Karşı Temkinli Olmak Kötü Zan mıdır ❓​

Her ihtiyat kötü zan değildir.

Bir yabancıyı hemen suçlu ilan etmek başka, güvenlik açısından makul tedbir almak başkadır.

İnsan kapısını tanımadığı herkese açmak zorunda değildir. Kimlik doğrulayabilir, mesafe koyabilir veya yardım gerekiyorsa güvenli yöntemler seçebilir.

İyi niyet ile güvenlik bilinci birlikte bulunabilir.

1️⃣6️⃣ Misafirperverlik Sınır Koymaya Engel midir ❓​

Hayır.

Misafirperverlik, karşıdakine saygı ve ikram göstermek demektir; kişinin kendi güvenliğinden, özel hayatından ve ailesinin huzurundan vazgeçmesi anlamına gelmez.

Bir insan misafire güzel davranabilir ama evindeki kuralları da koruyabilir.

Sınır koymak düşmanlık değildir.

1️⃣7️⃣ Hz. İbrahim’in Korkusu Bize Peygamberlerin İnsanlığı Hakkında Ne Öğretir ❓​

Peygamberler Allah’ın seçtiği ve vahiy verdiği insanlardır; fakat insan olmaktan çıkmazlar.

Korkarlar, sevinirler, üzülürler, şaşırırlar ve fiziksel ihtiyaçları vardır.

Onları sevmek ve örnek almak, insanüstü ilahî özellikler yüklemek anlamına gelmemelidir.

Peygamberlerin insanlığı, onların örnekliğini daha anlamlı hâle getirir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 51 ve 52. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 51. ayette Hz. İbrahim’in misafirlerinden haber verilmesi emredilmişti. 52. ayette misafirlerin gelişi, selâm vermeleri ve Hz. İbrahim’in onlardan korktuğunu söylemesi anlatılır.

Böylece kıssa ilk kez somut bir gerilim kazanır: Selâm ile başlayan karşılaşmada belirsizlik nedeniyle korku ortaya çıkar.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 53. ayette misafirler Hz. İbrahim’i rahatlatacak ve şöyle diyeceklerdir: “Korkma! Biz sana bilgili bir oğul müjdeliyoruz.” Bu ayeti ele alırken özellikle “korkma” ifadesinin güven vermesi, Hz. İbrahim’e verilen evlat müjdesi, “alîm” yani bilgili oğul ifadesi, müjdenin Hz. İshak’la ilişkilendirilmesi, ileri yaşta çocuk müjdesinin özel bir ilahî lütuf olması ve bu kıssanın her çocuksuz insana aynı mucizenin mutlaka gerçekleşeceğini vaat etmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 52. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 52. ayet, görünüşte son derece basit bir karşılaşmayı anlatır:

Misafirler gelir.

Selâm verir.

Hz. İbrahim ise:

“Biz sizden korkuyoruz.”

der.

Fakat bu birkaç cümlede insan psikolojisi, iman, güven ve peygamberlik hakkında çok önemli mesajlar bulunmaktadır.

İlk mesaj şudur:

Korku insanidir.

Hz. İbrahim gibi büyük bir peygamber bile belirsiz bir durum karşısında korkmuştur.

Bu gerçek, günümüzde insanların kendi doğal duygularını dinî suçluluk sebebi hâline getirmemeleri açısından önemlidir.

İnsan korkabilir.

İnsan kaygılanabilir.

İnsan geleceği düşündüğünde endişelenebilir.

Bunlar tek başına iman eksikliği değildir.

Önemli olan insanın bu duygular karşısında nasıl davrandığıdır.

Bir kişi korktuğu için yalan söyleyebilir.

Başkasına zarar verebilir.

Ya da korkusunu fark edip makul tedbir alabilir.

Duygu otomatik günah değildir; davranış ayrıca değerlendirilir.

Ayetin ikinci önemli mesajı, korkuyu ifade etmenin zayıflık olmadığıdır.

Hz. İbrahim:

“Ben korkmuyorum.”

diye gösteriş yapmaz.

“Biz sizden korkuyoruz.”

der.

Bu açık iletişimdir.

Modern insan bazen özellikle erkeklik, liderlik veya güçlü görünme baskısı nedeniyle korkusunu saklamak zorunda hissedebilir.

“Ben hiçbir şeyden korkmam.”

sözü güç göstergesi olarak sunulabilir.

Oysa hiçbir şeyden korkmamak her zaman cesaret değildir.

Bazen riskleri görememek veya duyguları inkâr etmek olabilir.

Gerçek cesaret, korkuyu fark ettiği hâlde doğru karar verebilmektir.

Bir itfaiyeci yangından korkabilir ama görevini yapar.

Bir doktor bulaşıcı hastalıktan çekinebilir ama gerekli koruyucu tedbirleri kullanarak hastasına yardım eder.

Bir insan sevdiği kişiyi kaybetmekten korkabilir ama yine de sevgi kurmaktan vazgeçmez.

Cesaret, korkunun sıfır olması değil, korkunun ahlaki yönümüzü ele geçirmemesidir.

Hz. İbrahim’in kıssası bunu çok insani biçimde gösterir.

Ayetin üçüncü mesajı selâm ile güven arasındaki farktır.

Misafirler selâm vermiştir.

Bu güzel ve güven verici bir sözdür.

Ancak Hz. İbrahim’in yaşadığı durumdaki bazı işaretler yine de onu tedirgin etmiştir.

Bu bize günlük hayatta önemli bir ilke verir:

Güzel söz önemlidir ama güven yalnız sözle kurulmaz.

Bir insan:

“Bana güven.”

diyebilir.

Ama davranışları sürekli güveni bozuyorsa yalnız bu cümle yeterli olmaz.

Bir şirket:

“Verileriniz bizim için önemlidir.”

diyebilir.

Ama gerekli güvenlik önlemlerini almıyorsa söz ile davranış çelişir.

Bir eş:

“Seni asla incitmem.”

diyebilir.

Ama sürekli aynı zararlı davranışı tekrar ediyorsa güvenin yeniden değerlendirilmesi gerekir.

Güven söz ile başlar ama davranışla doğrulanır.

Bu açıdan selâm çok büyük bir ahlaki taahhüttür.

Birine “Selâmün aleyküm” demek yalnız geleneksel bir selam değildir.

Kelimenin derin anlamıyla:

“Benden sana esenlik gelsin.”

mesajını taşır.

Bu nedenle selam veren insanın dili, eli ve davranışlarıyla da mümkün olduğunca güvenilir olmaya çalışması gerekir.

Bir insan selâm verip hemen ardından dedikodu yapıyorsa kelimenin ruhuyla davranışı arasında çelişki oluşur.

Selâmın toplumsal ahlakı güven üretmektir.

Hicr 52’nin başka önemli bir mesajı, bilinmeyen karşısında ihtiyatın meşru olmasıdır.

Hz. İbrahim karşısındaki kişileri tanımamaktadır.

Onların gerçek kimliği henüz kendisine bildirilmemiştir.

Bu nedenle tedirginliği normaldir.

Bugün de bir insan tanımadığı bir kişiyle karşılaştığında dikkatli olabilir.

İnternette yabancı biri mesaj attığında kişisel bilgilerini hemen paylaşmak zorunda değildir.

Kapıya tanımadığı biri geldiğinde kimliğini doğrulayabilir.

Bir finansal teklif aldığında önce araştırabilir.

Bunlar kötü zan değil, makul güvenlik davranışları olabilir.

Din insanın sağduyusunu kapatmasını istemez.

İyi insan olmak kolay kandırılan insan olmak değildir.

Bu ayrım çok önemlidir.

Bazı dolandırıcılar insanların yardımseverliğini veya dinî duygularını kullanabilir.

Kişi “İyilik yapmazsam günaha girerim” düşüncesiyle kontrolsüz risk alabilir.

Oysa yardımın güvenli biçimleri vardır.

Bir insan yardım edebilir ama önce bilgiyi doğrulayabilir.

Bir ihtiyaç sahibine destek olabilir ama banka şifresini vermek zorunda değildir.

Misafirperver olabilir ama ailesinin güvenliğini tehlikeye atmak zorunda değildir.

Merhamet ile akıl birlikte yürümelidir.

Ayetin peygamberlik açısından verdiği ders de büyüktür.

Hz. İbrahim misafirlerinin melek olduğunu ilk anda anlamamıştır.

Bu, peygamberlerin bağımsız biçimde her şeyi bildiği düşüncesini açık biçimde sınırlar.

Peygamberlik Allah’tan vahiy almak demektir.

İlahlık değildir.

Peygamber Allah’ın kendisine bildirdiğini bilir.

Allah’ın bildirmediği şeylerde insanî bilgi şartları içinde hareket edebilir.

Bu gerçek peygamber sevgisini azaltmaz.

Tam tersine doğru yere oturtur.

Hz. İbrahim’in büyüklüğü her şeyi bağımsız bilmesinde değil, Allah’a sadakatindedir.

İslam tevhidinin merkezinde yalnız Allah’ın mutlak bilgisi vardır.

Peygamberler çok büyük kullardır ama kuldurlar.

Melekler de çok özel yaratılmışlardır ama kuldurlar.

Bütün yaratılmışlar Allah’a muhtaçtır.

Bu denge korunmadığında sevgi kolayca aşırı yüceltmeye dönüşebilir.

Hicr 52’nin korku meselesi modern psikoloji açısından da anlamlıdır.

İnsan bedeninde korku mekanizması vardır.

Kalp hızlanabilir.

Kaslar gerilebilir.

Nefes değişebilir.

Beyin tehlike ihtimaline karşı alarm oluşturabilir.

Bunları anlamak dinî açıklamayı reddetmek değildir.

Allah’ın yarattığı insan bedeninin nasıl çalıştığını araştırmak da yaratılmış düzeni anlamaktır.

Bu nedenle psikoloji ve nörobilim ile din arasında zorunlu bir savaş kurulması gerekmez.

İnsan dua edebilir ve terapi alabilir.

Allah’a güvenebilir ve doktoruna gidebilir.

Kur’an okuyabilir ve kaygı bozukluğu için profesyonel yardım alabilir.

Sebebe başvurmak tevekkülün karşıtı değildir.

Özellikle yoğun korku yaşayan insanlara bu konuda merhametli davranmak gerekir.

Bir kişinin panik atağı olduğunda:

“İmanın zayıf.”

demek hem yanlış hem yaralayıcı olabilir.

Hz. İbrahim bile olağan dışı durum karşısında “Biz sizden korkuyoruz” diyebilmiştir.

O hâlde doğal veya tıbbi korku yaşayan sıradan insanın imanı hakkında kolayca hüküm vermek çok daha sakıncalıdır.

Bu ayet güçlü görünme kültürüne de meydan okur.

İnsan bazen kendisini sürekli yenilmez göstermek ister.

Korkmuyorum.

Üzülmüyorum.

Kimseye ihtiyacım yok.

Hiçbir şey beni etkilemez.

Bu söylemler dışarıdan güçlü görünebilir ama içeride insanı yalnızlaştırabilir.

Sağlıklı insan duygularını inkâr etmek zorunda değildir.

Duygu kabulü zayıflık değil, gerçeklikle ilişkidir.

Hz. İbrahim korkusunu kabul eder.

Fakat kıssa burada bitmez.

Bir sonraki ayette korkunun yanlış bilgiye dayandığı ortaya çıkacak ve misafirler ona:

“Korkma.”

diyeceklerdir.

Bu da başka bir önemli ilkeyi gösterir:

Her korkumuz doğru çıkmayabilir.

İnsan bir durumdan korkar.

Sonra yeni bilgi gelir.

Ve korkunun gereksiz olduğu anlaşılır.

Bu nedenle korkuya saygı duymak kadar korkuyu bilgiyle güncellemek de önemlidir.

Bir kişi sağlık belirtisi gördüğünde çok korkabilir.

Doktora gider ve durumun ciddi olmadığı anlaşılır.

Korku ilk anda gerçekti.

Ama yeni bilgi geldikten sonra zihnin de bu yeni bilgiye uyum sağlaması gerekir.

Aynı şekilde Hz. İbrahim’in korkusu, misafirlerin gerçek amacı açıklanınca yerini müjdeye bırakacaktır.

Bu, hayatın çok güzel gerçeklerinden biridir.

Bazen bizi korkutan şey, henüz ne olduğunu bilmediğimiz şeydir.

Bilgi geldiğinde korku azalabilir.

Ama bunun tersinin de mümkün olduğunu unutmamak gerekir.

Bazen araştırma gerçekten tehlike olduğunu gösterir.

O zaman da uygun tedbir alınır.

Amaç korkuyu körü körüne bastırmak değil, gerçeğe uygun hâle getirmektir.

Hicr 52’nin başka bir boyutu iletişimdir.

Hz. İbrahim korkusunu içinde tutmak yerine misafirlerine söyler.

Onlar da bir sonraki ayette onu doğrudan rahatlatırlar:

“Korkma.”

İnsan ilişkilerinde de belirsizlik bazen açık iletişimle çözülebilir.

Bir insanın davranışını anlamadığımızda zihnimizde onlarca senaryo kurmak yerine uygun durumda sorabiliriz.

“Bunu neden yaptın?”

“Bu konuda niyetin nedir?”

“Bu durum beni tedirgin ediyor.”


Bu tür cümleler yanlış anlamaları azaltabilir.

Ancak karşı taraf tehlikeliyse yüzleşmek her zaman güvenli olmayabilir. Bu nedenle iletişim tavsiyesi de koşullara göre değerlendirilmelidir.

Güvenlik her zaman önceliklidir.

Ayetin sonunda Hz. İbrahim’in korkusunun açıkça kaydedilmesi, Kur’an’ın peygamberleri insanlıklarından soyutlamadığını gösterir.

Bu, onların örnekliğini daha güçlü yapar.

Çünkü hiç korkmayan, hiç üzülmeyen ve hiç zorlanmayan insanüstü bir varlığı örnek almak sıradan insan için çok uzak olurdu.

Fakat korkan ve buna rağmen Allah’a bağlı kalan peygamber insana şunu söyler:

“Senin de duyguların olabilir; önemli olan yönündür.”

Bu, iman ile insanlık arasında son derece sağlıklı bir ilişkidir.

Mümin robot değildir.

Ağlar.

Korkar.

Üzülür.

Sevinir.

Şaşırır.

Bazen ne olacağını bilemez.

Ama bu duygular içinde de Allah’a yönelmeye devam edebilir.

İman insanlığı silmez; ona yön verir.

Hicr Suresi 52. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hz. İbrahim’in korkmasını iman eksikliği sayma. Korkuyu tamamen bastırılması gereken kötü bir duygu gibi görme. Tevekkülü tedbirsizliğe dönüştürme. Selâm veren herkesin davranışını sorgulamadan güvenilir kabul etmek zorunda olduğunu sanma. Peygamberlerin bağımsız gayb bilgisine sahip olduğunu düşünme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Korku insanın doğal duygularından biridir; iman korkuyu yok etmek değil, onu hakikat, bilgi, tedbir ve Allah’a güven içinde yönetebilmektir. Hz. İbrahim’in ‘Biz sizden korkuyoruz’ diyebilmesi, gerçek maneviyatın insanın duygularını inkâr etmesini gerektirmediğini gösterir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 53. ayette, Hz. İbrahim’in korkusuna cevap verilecek ve misafirler şöyle diyecektir: “Korkma! Biz sana bilgili bir oğul müjdeliyoruz.” Bu ayeti ele alırken özellikle “lâ tevcel” yani ‘korkma’ ifadesi, korkunun doğru bilgiyle yatıştırılması, verilen çocuk müjdesi, “gulâmin alîm” yani bilgili oğul ifadesinin anlamı, müjdelenen oğlun Hz. İshak olarak anlaşılması, yaşlılık dönemindeki bu doğumun özel bir ilahî lütuf oluşu, çocuk sahibi olamayan insanların iman veya değer bakımından eksik görülmemesi ve bu özel peygamber mucizesinden ‘dua eden herkes kesin çocuk sahibi olur’ sonucu çıkarılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 52. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Korktuğumuzda bunu kabul edebiliyor muyuz, yoksa güçlü görünmek için duygumuzu inkâr mı ediyoruz? Allah’a güvenmek adına gerçek riskleri görmezden mi geliyoruz? Tanımadığımız insanların güzel sözlerine yalnız söz oldukları için hemen güveniyor muyuz? Başkasının korkusuna “İmanın zayıf” diyerek yük mü bindiriyoruz? Kaygılarımızı bilgiyle test ediyor muyuz, yoksa zihnimizde büyütüyor muyuz? Peygamberlerin insanî duygularını kabul ediyor muyuz? Ve en önemlisi, Hz. İbrahim gibi büyük bir peygamber bile ‘Biz sizden korkuyoruz’ diyebiliyorsa, insan olmanın doğal duygularını saklamak yerine onları sağlıklı biçimde yönetmenin daha dürüst bir iman tavrı olduğunu görebiliyor muyuz?

“Hicr 52, ‘Hani onun yanına girdiler ve “Selâm” dediler. İbrahim de “Biz sizden korkuyoruz” dedi’ buyurarak peygamberin bile belirsizlik karşısında doğal korku yaşayabileceğini gösterir. Korkmak iman eksikliği değildir; tevekkül de tedbiri terk etmek değildir. Selâm güveni temsil eder, fakat gerçek güven söz ile davranışın birlikte doğrulanmasıyla oluşur. Ayetin büyük dersi şudur: İman insanın duygularını yok etmez; onları hakikatle yönetmeyi öğretir. Korkunu inkâr etme, fakat onun seni yönetmesine de teslim olma; bilgiyi ara, tedbirini al ve güvenini Allah’a bağla.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt