📖 Hicr Suresi 66. Ayette “Sabaha Çıkarlarken Onların Köklerinin Kesilmiş Olacağı Hükmünü Bildirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 66. Ayette “Sabaha Çıkarlarken Onların Köklerinin Kesilmiş Olacağı Hükmünü Bildirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,534
2,736,295
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 66. Ayette “Sabaha Çıkarlarken Onların Köklerinin Kesilmiş Olacağı Hükmünü Bildirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 65. ayette Hz. Lût’a ‘Gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar; sizden hiç kimse arkasına bakmasın ve size emredilen yere doğru ilerleyin’ buyurulmuştu. 66. ayette ise bu tahliyenin neden bu kadar acil olduğu açıklanır: ‘Sabaha çıkarlarken onların köklerinin kesilmiş olacağı hükmünü ona bildirdik.’ Buradaki ifade, Hz. Lût’un kavmine yönelik özel ilahî hükmün kesinleştiğini gösterir. Ancak bu ayeti günümüzde herhangi bir toplumu, milleti veya grubu yok etmeye yönelik dinî bir çağrı gibi okumak son derece yanlıştır. Bu, vahyin belirli tarihsel bir topluluk hakkında anlattığı özel ilahî hükümdür; insanların kendi düşmanlıklarını ‘Allah’ın hükmü’ diye sunmalarına ruhsat vermez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 66. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Ve kadaynâ ileyhi zâlike’l-emra enne dâbira hâulâi maktû‘un musbihîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Biz ona, sabaha çıkarlarken onların köklerinin tamamen kesilmiş olacağı hükmünü bildirdik.” diye ifade edilebilir.

Bir önceki ayette Hz. Lût’a gece ailesini alıp şehirden çıkması emredilmişti. Şimdi ise bunun sebebi açıklanır: Kavme yönelik ilahî hüküm artık kesinleşmiştir.

Burada bir ihtimalden değil, vahiy tarafından bildirilen kesin bir sonuçtan söz edilmektedir.

2️⃣ “Kadaynâ” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “kadaynâ”, hükmettik, karara bağladık, kesin olarak bildirdik anlam alanına sahiptir.

Bu ifade olayın sıradan bir tahmin olmadığını gösterir.

Hz. Lût’a:

“Belki kötü bir şey olacak.”

denmemektedir.

Allah tarafından belirlenmiş bir hüküm ona bildirilmiştir.

Bu nedenle ayetin kesinliği, ilahî vahyin kesinliğiyle ilgilidir.

3️⃣ “Dâbir” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “dâbir”, bir şeyin arkası, sonu, devamı veya geride kalan kısmı anlam alanına sahiptir.

“Dâbirlerinin kesilmesi” ifadesi ise onların toplumsal varlıklarının son bulması, geride devam edecek bir güçlerinin kalmaması anlamında güçlü bir deyimdir.

Türkçede buna yakın şekilde:

“Köklerinin kesilmesi”

veya:

“Sonlarının tamamen gelmesi”

denilebilir.

Buradaki ifade sıradan bir yenilgiden daha ağır bir toplumsal sona işaret eder.

4️⃣ “Sabaha Çıkarlarken” İfadesi Neyi Gösteriyor ❓​

Ayetteki “musbihîn”, sabaha girerken, sabah vaktine ulaşırken anlamındadır.

Bu, hükmün geceden sonraki kısa zaman diliminde gerçekleşeceğini gösterir.

Hz. Lût’un gece çıkmasının aciliyeti de böylece anlaşılır.

Tahliye emri ile hükmün zamanı birbirine bağlıdır.

Önce kurtarılacak kişiler çıkarılır.

Ardından hüküm gerçekleşir.

5️⃣ Bu Ayetteki Hüküm Hz. Lût’un Kişisel İntikamı mıydı ❓​

Hayır.

Hz. Lût kavmi tarafından uzun süre reddedilmiş, sıkıştırılmış ve yalnız bırakılmış olsa da ayetteki hüküm onun kişisel öfkesinin sonucu değildir.

Kararı veren Allah’tır.

Hz. Lût’a yalnızca hüküm bildirilir.

Bu çok önemli bir ayrımdır:

Peygamberin yaşadığı mağduriyet ile Allah’ın verdiği hüküm birbirine karıştırılmamalıdır.

6️⃣ İnsan Kendi Öfkesini “Allah’ın Hükmü” Diye Sunabilir mi ❓​

Hayır.

Bir insan bir topluluğa kızabilir.

Bir siyasi grubu sevmeyebilir.

Bir toplumun davranışlarını eleştirebilir.

Fakat:

“Allah kesin onların kökünü kazıyacak.”

gibi vahiy olmayan bir hükmü Allah adına kesinleştirmek doğru değildir.

İnsan kendi öfkesini ilahî hüküm seviyesine çıkaramaz.

Bizim kanaatimiz vahiy değildir.

7️⃣ Bu Ayet Günümüzde Bir Toplumu Yok Etme Çağrısı Sayılabilir mi ❓​

Hayır.

Hicr 66, belirli tarihsel bir topluluk hakkında Allah’ın vahiy yoluyla bildirdiği özel hükümdür.

Buradan:

“Şu modern grubu yok etmek gerekir.”

şeklinde bir sonuç çıkarmak ayetin bağlamını ağır biçimde bozar.

Bu tür bir kullanım şiddet, toplu cezalandırma ve hatta soykırım düşüncesine dinî görünüm kazandırabilir.

Kur’an kıssası insanların kendi elleriyle toplu şiddet uygulaması için ruhsat değildir.

8️⃣ “Köklerinin Kesilmesi” İfadesi Şiddet Çağrısı Değilse Nasıl Anlaşılmalı ❓​

Ayetin kendi bağlamında bu, ilahî azabın sonucunu bildiren tasvir olarak anlaşılmalıdır.

Bu sonuç Allah’ın özel hükmüdür.

İnsanların birbirlerine karşı kullanacağı hukuk dışı bir slogan değildir.

Dolayısıyla:

“Onların kökü kesilsin.”

şeklinde bir nefret söylemini bu ayete dayanarak meşrulaştırmak doğru olmaz.

İlahî tarih anlatısı ile insan saldırganlığı birbirine karıştırılmamalıdır.

9️⃣ Bütün Toplumun Sona Ermesi Kolektif Suç Anlamına mı Gelir ❓​

Kıssada ağır bir toplumsal bozulma anlatılmaktadır; fakat önceki ayetlerde Hz. Lût ve kurtarılacak kişiler açıkça ayrılmıştır.

Bu son derece önemlidir.

Kur’an:

“Şehirde herkes aynıdır.”

dememiştir.

Aksine kurtarılacak olanları ayırmıştır.

Dolayısıyla toplumsal hüküm anlatılırken bile bireysel ayrım korunmuştur.

🔟 Bir Toplumda Kötülük Yaygınlaşırsa Herkes Aynı Derecede Suçlu mudur ❓​

Hayır.

İnsanların katkıları, niyetleri, güçleri ve seçenekleri farklı olabilir.

Biri kötülüğü aktif olarak yapabilir.

Diğeri destekleyebilir.

Başka biri korkudan sessiz kalabilir.

Bir diğeri karşı çıkabilir.

Bir başkası mağdur olabilir.

Bunların hepsini tek ahlaki kategoriye koymak doğru değildir.

Allah bütün ayrıntıları bilir; insan ise sınırlı bilgiyle hüküm verir.

Bu yüzden toplumsal eleştiride bile dikkat gerekir.

1️⃣1️⃣ Bu Ayeti Modern Savaşlara Uygulamak Doğru mudur ❓​

Doğrudan hayır.

Bir devletin veya grubun düşmanını:

“Bunlar Lût kavmi gibi, kökleri kesilmeli.”

diye tanımlaması dinî şiddet üretir.

Savaş, hukuk, sivillerin korunması ve insan hakları gibi meseleler kendi şartları ve delilleri içinde değerlendirilmelidir.

Tarihsel ilahî azap anlatısı modern savaş propagandasına dönüştürülemez.

Özellikle sivillerin topluca hedef alınması hiçbir biçimde bu ayetten meşruiyet kazanmaz.

1️⃣2️⃣ Bu Ayetten Soykırım veya Toplu Cezalandırma Meşruiyeti Çıkar mı ❓​

Hayır.

Bir insanın suçu nedeniyle ailesini, halkını veya bütün kimlik grubunu yok etmek adalet değildir.

Kur’an’ın önceki ayetleri zaten Lût’un ailesini ayrı değerlendirmiştir.

Bu da bireysel ayrımın önemini gösterir.

Modern anlamdaki toplu cezalandırma, masumları da aynı hükme sürükleyebilir.

Masum ile suçluyu ayırmayan cezalandırma, insan adaletinin temel problemlerinden biridir.

1️⃣3️⃣ Doğal Afetleri Bu Ayete Bakarak “Allah’ın Azabı” Diyebilir miyiz ❓​

Hayır.

Hz. Lût kavmi hakkında ilahî azap olduğunu vahiy bildiriyor.

Bugünkü bir deprem, sel, yangın veya fırtına için böyle özel bir vahye sahip değiliz.

Bu nedenle:

“Bu şehir günahkârdı, Allah köklerini kesti.”

demek hem acımasız hem de delilsiz olabilir.

Doğal afetlerin doğal nedenleri vardır ve insan ihmali zararı büyütebilir.

Vahyin bildirdiği azap ile modern afet yorumunu birbirine eşitlememek gerekir.

1️⃣4️⃣ Bir Toplumun Çöküşü Her Zaman İlahi Ceza mıdır ❓​

Hayır.

Devletler ekonomik nedenlerle çöker.

Savaşlarla yıkılır.

Yönetim hatalarıyla zayıflar.

Kaynak krizleri yaşayabilir.

İklim ve coğrafi şartlardan etkilenebilir.

Bunların her birini otomatik biçimde:

“Allah onları cezalandırdı.”

diye yorumlamak doğru değildir.

Elbette mümin bütün varlık düzenini Allah’ın bilgisi ve hükümranlığı altında görür; fakat özel ceza iddiası ayrıca delil ister.

1️⃣5️⃣ Tarihî Felaketlerden Ahlaki Ders Çıkarabilir miyiz ❓​

Evet.

Bir toplumun zulüm, yolsuzluk, şiddet veya hukuk çöküşü nedeniyle nasıl zarar gördüğünü inceleyebiliriz.

Fakat:

“Şu felaket kesin şu günah yüzünden oldu.”

şeklinde Allah adına özel sebep ilan etmek başka bir şeydir.

Doğru yaklaşım:

Ahlaki ve tarihî nedenleri araştırmak, fakat vahiy olmayan yerde ilahî özel hüküm uydurmamak olabilir.

1️⃣6️⃣ “Bir Toplumun Sonu Gelir” Mesajı Bugün Bize Ne Düşündürür ❓​

Hiçbir toplumsal düzen sonsuza kadar garanti değildir.

Güçlü devletler zayıflayabilir.

Büyük imparatorluklar yıkılabilir.

Servet kaybolabilir.

Teknolojik üstünlük değişebilir.

Bu, insanın toplumsal gücünü mutlaklaştırmaması gerektiğini düşündürür.

Güç kalıcı değildir.

Ancak bu gerçek de:

“Hoşlanmadığımız toplum kesin yakında çökecek.”

gibi kehanet üretmek için kullanılmamalıdır.

1️⃣7️⃣ İlahi Hükmün Kesinliği İnsanların Sonunu Önceden Bildiğimiz Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır.

Hz. Lût’a verilen bilgi özel vahiy bilgisidir.

Biz bugün belirli kişilerin veya toplumların sonunu aynı kesinlikle bilemeyiz.

Bir ülke güçlü görünür ve uzun süre ayakta kalabilir.

Zayıf görünen başka toplum güçlenebilir.

İnsan geleceği tahmin eder ama gaybı kesin olarak bilmez.

Bu nedenle dinî dil kullanarak kesin çöküş tarihleri vermek doğru değildir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 65 ve 66. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 65. ayette Hz. Lût’a gece ailesiyle birlikte şehirden çıkması emredilmişti.

  1. ayette bu çıkışın aciliyeti açıklanır:
Sabaha girerken kavmin sonu gelecektir.

Böylece önce kurtuluş planı, sonra hükmün kesinliği bildirilmiştir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 67. ayette ise kıssanın son derece çarpıcı başka bir sahnesi başlayacak ve şehir halkının sevinç içinde Hz. Lût’un evine geldiği anlatılacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle kavmin neden sevindiği, yabancı misafirleri hedef alan toplu taşkınlık, başkasının savunmasızlığını fırsat görmenin ahlaki çöküşü, kalabalığın kötülüğü meşrulaştırmaması, rıza ve güvenlik meselesi ve insanların başkasına zarar verme imkânından sevinç duymasının ne kadar ciddi bir ahlaki bozulma olduğu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 66. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 66. ayet, Lût kavmi kıssasının en ağır ifadelerinden birini taşır:

“Sabaha çıkarlarken onların köklerinin kesilmiş olacağı hükmünü ona bildirdik.”

Burada artık uyarı süreci sona yaklaşmıştır.

Hz. Lût uzun süre toplumunu uyarmıştır.

Kavim yanlışlarında ısrar etmiştir.

Melekler gelmiştir.

Hz. Lût’a gerçek bildirilmiştir.

Kurtarılacak kişilere gece çıkmaları emredilmiştir.

Şimdi ise hükmün kesinliği açıklanmaktadır.

Bu yapı bize önemli bir şey düşündürür:

Sonuç çoğu zaman bir anda ortaya çıksa da ona giden süreç uzun olabilir.

Bir toplum bir gecede ahlaken çökmez.

Bir kurum bir günde bozulmaz.

Bir ilişki bir anda yıkılmayabilir.

Bir borç bir gecede büyümez.

Bir sağlık problemi bazen yılların alışkanlığıyla oluşur.

Sonuç görünür hâle geldiğinde insanlar:

“Bir anda oldu.”

diyebilir.

Ama çoğu zaman öncesinde uzun bir süreç vardır.

Lût kavmi kıssasında da azap bir anda görünür hâle gelecek olsa bile uyarı süreci uzun zamandır vardır.

Bu insanın kendi hayatında da önemlidir.

Yanlış davranışların ilk aşamalarında müdahale etmek daha kolay olabilir.

Bir alışkanlık yeni başladığında.

Bir borç henüz küçükken.

Bir ilişkide saygısızlık ilk ortaya çıktığında.

Bir kurumda yolsuzluğun ilk işaretleri görüldüğünde.

Sorunu erken görmek, sonucun ağırlaşmasını önleyebilir.

Ancak yine dikkat etmek gerekir:

Bu ayetten mekanik bir “Her kötülük mutlaka dünyada kökten yok oluşla sonuçlanır” yasası çıkarılamaz.

Tarihte zalimler uzun yaşamıştır.

Bazı kötü yönetimler onlarca yıl sürmüştür.

Bazı suçlular dünyada tam karşılığını görmeden ölmüştür.

Kur’an’ın ahiret öğretisi tam da burada önem kazanır.

Dünya bütün hesapların eksiksiz kapandığı yer değildir.

Bu nedenle:

“Kötüydü ama zengin oldu; demek ki kötülük işe yarıyor.”

veya:

“İyi insandı ama acı çekti; demek ki iyilik anlamsız.”

gibi sonuçlar çok yüzeyseldir.

Dünyevî sonuç ile nihai ilahî değerlendirme aynı şey değildir.

Hicr 66 özel bir kavme yönelik özel ilahî hükmü anlatır.

Bunu tüm tarih için otomatik şablon yapmak doğru değildir.

Ayetin “köklerinin kesilmesi” ifadesi özellikle tehlikeli biçimde kullanılabilir.

İnsan bazen düşman gördüğü gruplar hakkında:

“Kökleri kurusun.”

“Hepsi yok olsun.”


gibi ifadeler kullanabilir.

Kur’an’daki bu ayeti böyle bir nefret diline destek yapmak son derece sakıncalıdır.

Çünkü kıssadaki hükmü veren Allah’tır.

Bizim öfkemiz ise insan öfkesidir.

İnsan öfkesi hata yapabilir.

Genelleyebilir.

Masumları hedef alabilir.

Propagandaya kapılabilir.

Kendi çıkarını adalet sanabilir.

Bu nedenle ilahî hüküm ile insan öfkesi arasına çok kalın bir çizgi çekmek gerekir.

Bir insan gerçekten suç işlemişse hukuk vardır.

Suç delille tespit edilir.

Kişi savunmasını yapar.

Mağdur korunur.

Yetkili kurum karar verir.

Ama:

“Bunların hepsi kötü, hepsi yok olsun.”

şeklindeki kolektif öfke adalet değildir.

Adalet kişiselleştirir.

Nefret geneller.

Adalet:

“Kim ne yaptı?”

diye sorar.

Nefret:

“Bunların hepsi aynı.”

der.

Hicr Suresi’nin birkaç ayet önce Hz. Lût’un ailesini ayırması tam da bu nedenle önemlidir.

Allah özel hüküm verirken bile:

“Lût’un ailesi hariç.”

demiştir.

Sonra aile içinde bile Hz. Lût’un eşini ayrıca ayırmıştır.

Bu bize çok güçlü bir şey gösterir:

İlahî anlatıda ayrım vardır.

Kim nerede duruyor?

Kim ne yapıyor?

Kim hangi tercihi yapıyor?

Bunlar önemlidir.

O hâlde insanların daha kaba ve daha toplu bir biçimde:

“Şu halkın hepsi kötüdür.”

demesi çok tehlikelidir.

Bu özellikle savaş ve çatışma dönemlerinde önemlidir.

Bir devletin ordusu suç işleyebilir.

Bu, o ülkenin bütün çocuklarının suçlu olduğu anlamına gelmez.

Bir örgüt terör eylemi yapabilir.

Bu, aynı dine veya etnik kimliğe sahip herkesin suçlu olduğu anlamına gelmez.

Bir toplumda nefret söylemi yaygın olabilir.

Ama o toplum içinde buna karşı çıkan insanlar bulunabilir.

Masumiyet ve suç, yalnız kimlikten okunamaz.

Hicr 66’nın bu bağlamdaki dersi çok güçlüdür.

Ayet aynı zamanda gücün geçiciliğini düşündürür.

Lût kavmi kendi toplumlarında güçlü olabilir.

Hz. Lût ise yalnız ve zayıf görünebilir.

Bir noktada kavim, peygamberin sözünü küçümseyebilir.

Ama güç dengesi sonsuza kadar aynı kalmaz.

Bu, tarihin temel gerçeklerinden biridir.

Çok güçlü imparatorluklar çökmüştür.

Dünyanın merkezinde görülen şehirler önemini kaybetmiştir.

Zengin aileler yoksullaşmıştır.

Siyasi rejimler sona ermiştir.

İnsan gücü mutlak değildir.

Bu, güç sahibi kişiye ahlaki sorumluluk yükler.

Bugün güçlü olman, yarın da güçlü olacağın anlamına gelmez.

Bu nedenle güçle kibirlenmek tehlikelidir.

Ama güçsüz olmak da otomatik haklılık değildir.

Yine aynı dengeyi korumak gerekir.

Bir insan güçlü olduğu için yanlış değildir.

Fakir veya zayıf olduğu için de otomatik doğru değildir.

Ahlaki değerlendirme davranışa bakar.

Hicr 66’yı modern afetlere uygulamak da çok ciddi yanlışlara yol açabilir.

Bir şehir depremde yıkılır.

İnsan:

“Allah köklerini kesti.”

derse neye dayanıyor?

Vahiy var mı?

Yok.

Şehirde çocuklar var.

İyi insanlar var.

Kötü insanlar var.

Farklı inançlara sahip insanlar var.

Felaketin jeolojik sebebi var.

Binaların kalitesi var.

İmar politikası var.

İnsan ihmali olabilir.

Bütün bunları görmeden:

“Bu azaptır.”

demek hem bilgiye hem merhamete aykırı olabilir.

Bir felaket sırasında dindar insanın ilk görevi çoğu zaman azap yorumlamak değil, yardım etmektir.

Enkazdan insan çıkarmak.

Su vermek.

Barınma sağlamak.

Yaralıya yardım etmek.

Yetim kalan çocuğu korumak.

İşte burada iman davranışa dönüşür.

Mağdurun başında:

“Siz ne günah işlediniz de bu oldu?”

diye sormak yerine:

“Sana nasıl yardım edebilirim?”

demek daha insani ve daha ahlakidir.

Hicr 66’nın özel vahiy bağlamını korumak bu yüzden önemlidir.

Ayet ayrıca dinî kesinlik dili konusunda da bizi uyarır.

Hz. Lût’un kavmi hakkında:

“Sonları gelecek.”

denilebilir.

Çünkü Allah bunu vahiy yoluyla bildirmiştir.

Ama bugün:

“Şu devlet beş yıl içinde kesin yok olacak.”

“Şu toplum Allah tarafından kesin silinecek.”

“Şu tarihte büyük azap gelecek.”


gibi dinî kehanetler üretmek doğru değildir.

Kur’an bize kıyametin zamanını bile vermemiştir.

İnsanların gizli hesaplar, numeroloji, harf değerleri veya rüyalar üzerinden tarih üretmesi vahiy değildir.

İnsan tahmin edebilir.

Jeopolitik analiz yapabilir.

Ekonomik risk öngörebilir.

Ama bunları:

“Allah kesin böyle hükmetti.”

diye sunamaz.

Bu ayrım entelektüel dürüstlük açısından da önemlidir.

Ayetin başka bir güçlü mesajı, uyarıların sürekliliğine rağmen kötülükte ısrar etmenin insanı nasıl katılaştırabileceğidir.

İnsan ilk yanlışında vicdan azabı duyabilir.

İkinci kez daha az.

Üçüncü kez daha az.

Sonra alışabilir.

Sonra savunabilir.

Sonra yanlışını eleştireni düşman görebilir.

İşte ahlaki duyarsızlaşma böyle oluşabilir.

Bu yalnız büyük toplumsal suçlarda değil, günlük hayatta da görülebilir.

İlk yalan zor gelir.

Sonra kolaylaşır.

İlk rüşvet rahatsız eder.

Sonra sistem olur.

İlk hakaret vicdanı sızlatır.

Sonra iletişim tarzına dönüşür.

İnsan bu nedenle yanlışa alışmaktan korkmalıdır.

Çünkü alışılan yanlış zamanla normal görünmeye başlayabilir.

Hicr kıssasında da toplumun bazı ağır davranışları sıradanlaştırdığı görülür.

Bu, onların çöküşünün önemli ahlaki arka planıdır.

Ancak tekrar vurgulamak gerekir:

Bir toplumdaki tek bir günah yüzünden bütün toplumun otomatik yok olacağı şeklinde matematiksel bir yasa yoktur.

Kur’an kıssası laboratuvar formülü değildir.

Tarih karmaşıktır.

Toplumlar ekonomik, siyasi, çevresel ve kültürel birçok nedenle değişir.

Ayet bize esas olarak ahlaki ciddiyet öğretir.

İnsan:

“Ne yaparsak yapalım hiçbir sonucu olmaz.”

diye yaşamamalıdır.

Davranışların sonuçları vardır.

Kişisel sonuçları.

Toplumsal sonuçları.

Dünyevî sonuçları.

Ve ahiret sonuçları.

Bu, insanın sorumluluğunu ciddiye almasını sağlar.

Hicr 66’nın önemli başka bir yönü sabah vurgusudur.

İnsanlar belki gece yatarken her şeyin normal olduğunu düşünüyordu.

Sabah ise durum tamamen değişecektir.

Bu, hayatın kırılganlığını düşündürür.

İnsan birçok plan yapar.

Yarın.

Gelecek ay.

Gelecek yıl.

Bu planlar meşrudur.

Hatta gereklidir.

Ama hiçbir plan kesin garanti değildir.

İnsan geleceği planlarken faniliğini de unutmamalıdır.

Bu, plan yapmayı bırakmak anlamına gelmez.

Tam tersine plan yaparken tevazu sahibi olmak demektir.

“Yarın kesin benimdir.”

değil:

“Yarın için çalışırım ama yarının sahibi ben değilim.”

düşüncesi.

Bu denge insana hem sorumluluk hem tevazu kazandırabilir.

Ayetin en önemli yanlış okumalarından biri de şiddeti romantikleştirmek olabilir.

İlahî azap ayetlerini heyecanla, başkalarının acısından haz duyarak okumak doğru değildir.

Kur’an’ın amacı insanı sadist hâle getirmek değildir.

Azap anlatılarının amacı:

“Bakın nasıl yok oldular, ne güzel.”

diye zevk üretmek değil, insanı sorumluluk ve uyarı konusunda düşündürmektir.

Bir mümin başkasının helakinden keyif alan bir karakter geliştirmemelidir.

Hz. Lût’un kavmi ağır kötülükler içinde olabilir.

Ama bu bile bize:

“İnsanların yok oluşunu sevmek erdemdir.”

sonucunu vermez.

Asıl soru şudur:

Ben o yanlışlardan ne öğreniyorum?

Ben gücü kötüye kullanıyor muyum?

Ben başkasının sınırlarını ihlal ediyor muyum?

Ben uyarıya kapalı mıyım?

Ben yanlışımı normalleştiriyor muyum?

Kur’an kıssası bizi başkalarını seyretmekten önce kendimize bakmaya çağırmalıdır.

Hicr Suresi 66. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Köklerinin kesilmesi” ifadesini modern toplumlara karşı nefret sloganına dönüştürme. Hz. Lût’un kavmine yönelik özel ilahî hükmü insanların kendi elleriyle toplu şiddet uygulamasına gerekçe yapma. Doğal afetleri vahiy olmadan kesin azap ilan etme. Kendi siyasi veya kişisel düşmanlığını Allah’ın hükmü gibi sunma. Ve toplumsal kötülüğün sonuçlarını küçümseme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah’ın özel tarihsel hükmü kesinleştiğinde Hz. Lût’a kurtuluş yolu açılmış ve kötülükte ısrar eden toplumun sonu bildirilmiştir. Bizim görevimiz ise bu kıssadan toplu nefret değil; zulmün, zorbalığın, uyarıya kapanmanın ve kötülüğü normalleştirmenin ne kadar ağır sonuçlara yol açabileceğine dair ahlaki ders çıkarmaktır.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 67. ayette, kıssanın çok çarpıcı başka bir sahnesi başlayacak ve şehir halkının sevinç içinde Hz. Lût’un evine geldiği anlatılacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle kavmin neden sevindiği, yabancı misafirleri hedef hâline getirmesi, savunmasız insanı fırsat gibi görmenin ahlaki çöküşü, kalabalığın yanlış davranışı meşrulaştırmaması, başkasının bedenine ve mahremiyetine rıza dışı yönelmenin zulüm oluşu, toplu taşkınlığın bireysel sorumluluğu ortadan kaldırmaması ve bir insanın başkasına zarar verme imkânından sevinmesinin ne kadar ciddi bir ahlaki bozulma olduğu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 66. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir topluluğun sonunu görmek istediğimizde gerçekten adalet mi istiyoruz, yoksa öfkemizi mi kutsallaştırıyoruz? Hoşlanmadığımız gruplar için “Kökleri kurusun” derken masumları da aynı hükme mi sokuyoruz? Bir şehir felaket yaşadığında yardım etmek yerine Allah adına ceza mı ilan ediyoruz? Bir toplum güçlü olduğu için kendisini dokunulmaz mı sanıyor? Yanlış davranışlarımızı uzun süre tekrar ederek vicdanımızı duyarsızlaştırıyor muyuz? Ve en önemlisi, Lût kavminin sonunu anlatan bu ayeti başkalarının yok oluşundan haz almak için değil, kendi hayatımızda normalleştirdiğimiz hangi yanlışların bizi tehlikeli bir ahlaki körlüğe sürüklediğini görmek için okuyabiliyor muyuz?

“Hicr 66, ‘Sabaha çıkarlarken onların köklerinin kesilmiş olacağı hükmünü ona bildirdik’ buyurarak Lût kavmine yönelik özel ilahî hükmün kesinleştiğini bildirir. Bu tarihsel hüküm modern insanlara toplu şiddet, soykırım veya nefret ruhsatı vermez; vahyin bildirdiği ilahî azap ile insanların kendi öfkeleri birbirine karıştırılamaz. Ayetin büyük dersi şudur: Kötülüğü normalleştirme, gücünü mutlak sanma ve uyarıları sonsuza kadar sonuçsuz kalacakmış gibi küçümseme; fakat adalet adına da masumu suçluya katma. Çünkü gerçek adalet, kötülüğün sonucunu ciddiye aldığı kadar suçlu ile masumu ayırmayı da gerektirir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt