📖 Hicr Suresi 59. Ayette “Ancak Lût’un Ailesi Hariç; Onların Hepsini Mutlaka Kurtaracağız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 59. Ayette “Ancak Lût’un Ailesi Hariç; Onların Hepsini Mutlaka Kurtaracağız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,526
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 59. Ayette “Ancak Lût’un Ailesi Hariç; Onların Hepsini Mutlaka Kurtaracağız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 58. ayette melekler ‘Biz suçlu bir topluma gönderildik’ diyerek Hz. Lût’un kavmine yönelik ilahî hükmü bildirmişlerdi. 59. ayette ise hemen çok önemli bir istisna getirilir: ‘Ancak Lût’un ailesi hariç; onların hepsini mutlaka kurtaracağız.’ Bu istisna, Kur’an’ın toplumsal hüküm anlatırken bile bireyleri birbirinden ayırdığını gösterir. Bir toplumda kötülük yaygınlaşmış olabilir; fakat aynı yerde yaşayan herkes aynı ahlaki konumda değildir. Bununla birlikte ayetin hemen ardından gelecek 60. ayet, Hz. Lût’un eşinin de bu genel kurtuluş ifadesinin dışında tutulduğunu bildirecektir. Böylece son derece güçlü bir ilke ortaya çıkar: Ne kötü bir toplumda yaşamak insanı otomatik olarak suçlu yapar ne de peygamber ailesine mensup olmak kişiye otomatik kurtuluş garantisi verir. Allah’ın adaletinde soy, evlilik ve toplumsal etiket değil; kişinin kendi yönelişi ve sorumluluğu önemlidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 59. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “İllâ âle Lûtin innâ le-muneccûhum ecmaîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Ancak Lût’un ailesi hariç; onların hepsini mutlaka kurtaracağız.” diye ifade edilebilir.

Bir önceki ayette melekler ağır suçlarda ısrar eden bir topluma gönderildiklerini açıklamışlardı. Fakat daha cümle tamamlanmadan önemli bir ayrım yapılır: Hz. Lût’la birlikte olanların tamamı suçlu toplumla aynı hükme tâbi tutulmayacaktır.

Bu, ilahî adaletin kör bir toplu cezalandırma mantığıyla anlaşılmaması gerektiğini gösteren önemli ayrıntılardan biridir.

2️⃣ “İllâ” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

Ayetteki “illâ”, “ancak, hariç” anlamına gelir ve bir istisna oluşturur.

Önce bir topluluk hakkında ağır bir hüküm bildirilmiştir. Ardından o toplum içinde bulunan herkesin aynı olmadığını göstermek üzere istisna yapılır.

Bu tek kelime bile önemli bir ahlaki ilke taşır:

Toplumsal kimlik bireysel sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Bir şehir hakkında konuşuluyor olabilir; fakat o şehirdeki herkes aynı değildir.

3️⃣ “Âl-i Lût” Kimleri İfade Eder ❓​

“Âl-i Lût”, bağlama göre Hz. Lût’un ailesi, ev halkı veya onunla yakın biçimde ilişkili olan kişiler anlamında anlaşılır.

Kıssanın devamında bu grubun tamamının aynı durumda olmadığı görülecektir. Çünkü hemen sonraki ayette Hz. Lût’un eşinin kurtarılmayacağı ayrıca bildirilecektir.

Bu nedenle “Lût’un ailesi” ifadesini “Biyolojik veya evlilik bağı bulunan herkes otomatik kurtulmuştur” şeklinde anlamamak gerekir.

4️⃣ Hz. Lût’un Ailesinin Kurtarılması Ne Gösteriyor ❓​

Bu, ilahî hükmün bireyleri birbirinden ayırdığını gösterir.

Aynı şehirde yaşayan insanlar farklı ahlaki tercihlere sahip olabilir.

Bir toplumun büyük çoğunluğu yanlış yapıyor olsa bile, o yanlışın dışında duran insanların bulunması mümkündür.

Allah’ın değerlendirmesi toplumsal etiketin ötesine geçer.

5️⃣ Kötü Bir Toplumda Yaşamak İnsanı Otomatik Olarak Kötü Yapar mı ❓​

Hayır.

Bir insan rüşvetin yaygın olduğu bir ülkede yaşayabilir ama rüşvet almıyor olabilir.

Şiddetin normalleştirildiği bir çevrede yaşayabilir ama şiddete karşı durabilir.

Yalanın yaygın olduğu bir iş ortamında çalışabilir ama dürüst kalmaya çalışabilir.

Çevre insanı etkiler; fakat insanın bütün ahlaki kimliği yalnız çevresinden ibaret değildir.

Hicr 59 bu açıdan son derece önemlidir.

6️⃣ Toplumun Günahı Bireye Otomatik Olarak Yazılır mı ❓​

Bireysel sorumluluk açısından böyle mekanik bir anlayış doğru değildir.

İnsan kendi yaptığı, desteklediği, razı olduğu veya imkânı ölçüsünde karşısında nasıl tavır aldığı davranışlarla değerlendirilir.

Bir toplum içinde bulunmak ile o toplumdaki bütün yanlışlara fiilen katılmak aynı şey değildir.

İkamet adresi ahlaki suç belgesi değildir.

7️⃣ Aynı Ailede Bulunmak Aynı İnancı Garanti Eder mi ❓​

Hayır.

Hicr Suresi’nin hemen sonraki ayeti bunun çok açık örneğini verecektir.

Hz. Lût peygamberdir; fakat eşi aynı kurtuluş hükmüne dahil olmayacaktır.

Bu durum bize aile bağının değerli olmakla birlikte imanı ve ahlaki yönelişi otomatik olarak aktarmadığını gösterir.

İnsan peygamberin eşi, çocuğu veya akrabası olsa bile kendi tercihinden sorumludur.

8️⃣ Peygamber Ailesine Mensup Olmak Kurtuluş Garantisi midir ❓​

Hayır.

Kur’an’ın farklı kıssaları soy ve akrabalık bağlarının tek başına kurtuluş sağlamadığını gösterir.

Bu ilke son derece önemlidir:

Manevî değer miras yoluyla otomatik devredilmez.

Bir insan çok dindar bir aileden gelebilir ama kendisi yanlış seçimler yapabilir.

Başka biri dinî açıdan zayıf bir çevreden gelebilir fakat samimi biçimde doğruya yönelebilir.

9️⃣ İyi Bir Ailede Doğmak Avantaj mıdır ❓​

İyi eğitim, sevgi, ahlak ve sağlıklı örnekler sunan bir aile elbette büyük avantaj sağlayabilir.

Fakat avantaj ile garanti aynı şey değildir.

Çocuk ailesinden değerler öğrenebilir ama yetiştikçe kendi kararlarını verir.

Bu nedenle ebeveynin görevi rehberlik etmek, çocuğun bütün geleceğini zorla belirlemek değildir.

İman ve ahlak yalnız genetik miras değildir.

🔟 Kötü Bir Aileden Gelen İnsan Mahkûm mudur ❓​

Hayır.

Bir insan ailesindeki yanlışların aynısını sürdürmek zorunda değildir.

Şiddet gören biri şiddet uygulamayan insan olabilir.

Yalanın normal olduğu evde büyüyen biri dürüstlüğü seçebilir.

İnsan geçmişinden etkilenir; fakat geçmişi geleceğinin mutlak kaderi değildir.

Bu ayet bireysel sorumluluğun yanında değişim imkânını da düşündürür.

1️⃣1️⃣ Kolektif Suçlama Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü tek tek insanların davranışlarını görmezden gelir.

Bir kişinin suçunu ailesine yüklemek adaletsiz olabilir.

Bir teröristin suçunu aynı dini taşıyan milyonlarca insana yüklemek yanlış olabilir.

Bir devletin yaptığı haksızlık nedeniyle o ülkenin bütün vatandaşlarını insanlıktan çıkarmak da adalet değildir.

Bir grubun içinde suçlu bulunması, grubun bütün üyelerini suçlu yapmaz.

Hicr 59’daki istisna bu açıdan son derece öğreticidir.

1️⃣2️⃣ Aile Üyelerinin Suçundan Diğerleri Sorumlu mudur ❓​

Her durumda değil.

Bir insanın kardeşi suç işlemiş olabilir.

Babası haksızlık yapmış olabilir.

Eşi yanlış davranmış olabilir.

Bu durum diğer aile üyelerini otomatik olarak suçlu yapmaz.

Ancak kişi suçun işlenmesine yardım etmiş, gizlenmesine katkıda bulunmuş veya bilinçli biçimde ortak olmuşsa durum değişebilir.

Akrabalık başka, suça ortaklık başkadır.

1️⃣3️⃣ Aile Sadakati Suçu Gizlemeyi Gerektirir mi ❓​

Hayır.

Aileyi sevmek, aile üyelerinin yaptığı her şeyi savunmak anlamına gelmez.

Bir aile üyesi başkasına zarar verdiyse sırf “Bizden biri” diye mağduru susturmak doğru değildir.

Gerçek sadakat bazen sevdiğimiz kişiye:

“Bu yaptığın yanlış.”

diyebilmektir.

Aile bağı adaletin önüne geçirilmemelidir.

1️⃣4️⃣ Hz. Lût’un Ailesinin Kurtarılması Ayrıcalık mıydı ❓​

Bunu yalnız biyolojik ayrıcalık olarak yorumlamak doğru olmaz.

Çünkü bir sonraki ayette Hz. Lût’un eşinin kurtuluş dışında bırakılması, aile bağının tek başına belirleyici olmadığını gösterecektir.

Dolayısıyla kurtuluşun sebebini yalnız “Peygamberin akrabasıydılar” şeklinde açıklamak ayetlerin devamıyla uyuşmaz.

Yakınlık tek başına kurtuluş belgesi değildir.

1️⃣5️⃣ Allah Masum ile Suçluyu Ayırır mı ❓​

Kıssanın açık mesajlarından biri budur.

Melekler önce suçlu topluma gönderildiklerini söyler; hemen ardından Hz. Lût’un ev halkı için kurtuluş istisnası açıklanır.

Bu, ilahî adaletin kişilerin gerçek durumlarını bildiği fikrini güçlendirir.

İnsan mahkemeleri hata yapabilir.

Allah ise insanların niyetlerini, eylemlerini, kapasitelerini ve şartlarını eksiksiz bilir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet “İyi İnsanlara Dünyada Hiçbir Şey Olmaz” mı Diyor ❓​

Hayır.

Bu kıssa özel bir tarihsel ilahî hüküm hakkındadır.

Buradan:

“İyi insan hiçbir doğal afette ölmez.”

veya:

“Mümin hiçbir felakete uğramaz.”

şeklinde genel bir kural çıkarılamaz.

Dünya hayatında iyi insanlar hastalanabilir, kazaya uğrayabilir ve afetlerde zarar görebilir.

Dünyevî güvenlik ile Allah katındaki ahlaki değer birebir aynı şey değildir.

1️⃣7️⃣ Bir Felakette Ölenleri Suçlu, Kurtulanları Salih Sayabilir miyiz ❓​

Hayır.

Bir depremde kurtulan kişi otomatik olarak Allah’ın daha çok sevdiği biri değildir.

Ölen kişi de günahkâr olduğu için öldüğü şeklinde değerlendirilemez.

Hicr Suresi’nde anlatılan olayın özel niteliği vahiy tarafından açıklanmıştır.

Günümüzdeki doğal olaylar hakkında aynı özel vahye sahip değiliz.

Bu nedenle sonuçtan manevî statü çıkarmak doğru değildir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 58 ve 59. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 58. ayette melekler:

“Biz suçlu bir topluma gönderildik.”

demişlerdi.

  1. ayette ise hemen:
“Ancak Lût’un ailesi hariç; onların hepsini mutlaka kurtaracağız.”

buyrulur.

Bu iki ayet birlikte okunduğunda çok güçlü bir denge oluşur:

Toplumsal kötülük gerçektir; fakat bireysel ayrım da gerçektir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 60. ayette ise daha da dikkat çekici bir istisna gelecektir: “Ancak karısı hariç; onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.” Bu ayeti ele alırken özellikle Hz. Lût’un eşinin neden aile kurtuluşunun dışında tutulduğu, peygamberle evli olmanın kurtuluş garantisi olmadığı, eşlerin birbirlerinin günahından otomatik sorumlu olmadığı, ‘takdir ettik’ ifadesinin kader ile insan sorumluluğunu nasıl birlikte düşündürdüğü, ilahî önbilginin kişiyi zorlamadığı ve aile bağının iman yerine geçmediği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 59. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 59. ayet, bir önceki ayetin oluşturabileceği yanlış bir genellemeyi hemen engeller.

Önce:

“Biz suçlu bir topluma gönderildik.”

denmiştir.

Sonra:

“Ancak Lût’un ailesi hariç; onların hepsini mutlaka kurtaracağız.”

buyrulur.

Yani Kur’an:

“Bu toplum kötüdür, dolayısıyla oradaki herkes aynıdır.”

demez.

Aksine ayrım yapar.

Bu son derece önemli bir adalet ilkesidir.

İnsan zihni topluluklar hakkında genelleme yapmaya eğilimlidir.

Bir kişi yanlış yapar.

Sonra:

“Bunların hepsi böyle.”

denir.

Bir ülkenin yöneticisi haksızlık yapar.

Sonra bütün halk suçlanır.

Bir din mensubu suç işler.

Sonra aynı dine mensup milyonlarca insan zan altında bırakılır.

Bir aileden biri suç işler.

Sonra bütün aileye şüpheyle bakılır.

Hicr 59 bu tür düşünme biçimini sorgulatır.

İnsan grup değildir; grup da tek bir insan değildir.

Aynı toplum içinde birbirinden tamamen farklı insanlar bulunabilir.

İyiler.

Kötüler.

Kararsızlar.

Direnenler.

Sessiz kalanlar.

Mağdurlar.

Fail olanlar.

Bu farklılıkları yok edip herkesi tek etikete sıkıştırmak kolaydır ama adalet değildir.

Bu ilke modern dünyada son derece önemlidir.

Savaş zamanlarında bütün bir halk düşmanlaştırılabilir.

Terör saldırısından sonra belirli etnik veya dinî toplulukların tamamı suçlanabilir.

Siyasi kutuplaşmada:

“Onların hepsi kötü.”

cümlesi kolayca kurulabilir.

Fakat gerçek dünya bu kadar basit değildir.

Her grubun içinde farklı insanlar vardır.

İnsanları tek tek davranışlarıyla değerlendirmeye çalışmak daha adildir.

Bu, toplumsal yapıların sorumluluğunu konuşamayacağımız anlamına gelmez.

Bir devlet sistematik zulüm yapabilir.

Bir kurum yolsuzluğu normalleştirebilir.

Bir toplumda belirli kötülükler kültürel olarak yaygınlaşabilir.

Bunları eleştirmek mümkündür.

Ama yapısal eleştiri ile her bireyi aynı suçun faili ilan etmek birbirinden ayrılmalıdır.

Hicr 59’un en güçlü yönlerinden biri tam olarak bu ayrımı düşündürmesidir.

Ayet aynı zamanda aile konusunda çok önemli bir ders taşır.

Hz. Lût’un ailesi için kurtuluş açıklanmıştır.

İlk bakışta insan:

“Demek ki peygamber ailesinde olmak kurtuluş sağlıyor.”

diyebilir.

Fakat Kur’an hemen sonraki ayette bu düşünceyi de düzeltecektir.

Hz. Lût’un eşi istisna edilecektir.

Bu son derece çarpıcıdır.

Önce toplum etiketi bozulur.

“Toplumun hepsi aynı değil.”

Ardından aile etiketi de bozulur.

“Ailenin de herkesinin hükmü aynı değil.”

Böylece insan adım adım bireysel sorumluluğa götürülür.

Ne toplum kimliği yeterlidir.

Ne aile kimliği.

Ne soy.

Ne evlilik.

Ne yakınlık.

İnsan kendi yönelişinden sorumludur.

Bu, dinî ayrıcalık iddialarına karşı da önemli bir ilkedir.

Bir insan:

“Ben filanca büyük zatın torunuyum.”

diyebilir.

“Bizim aile çok dindardır.”

diyebilir.

“Babam çok iyi insandı.”

diyebilir.

Bunların hepsi değerli aile hatıraları olabilir.

Ama insanın kendi ahlaki sorumluluğunun yerine geçmez.

Başkasının takvâsı bize otomatik olarak yazılmaz.

Aynı şekilde başkasının günahı da otomatik olarak bize yazılmaz.

Bu denge son derece güzeldir.

İyi ailen varsa bunun nimetinden yararlanabilirsin.

Ama onunla övünüp kendi sorumluluğunu unutamazsın.

Kötü aileden geldiysen de kendini mahkûm saymak zorunda değilsin.

Ne atalarının iyiliği seni otomatik kurtarır ne atalarının kötülüğü seni otomatik mahkûm eder.

Bu, insanı hem kibirden hem umutsuzluktan korur.

Ayet aile içindeki adalet açısından da çok önemlidir.

Bazen bir aile kendi üyesini ne yaparsa yapsın korumaya çalışabilir.

Bir oğul suç işler.

Aile:

“Bizim çocuğumuz böyle şey yapmaz.”

der.

Deliller olsa bile mağdur suçlanabilir.

Bir eş şiddet uygulayabilir.

Aile:

“Yuvanız bozulmasın, sus.”

diyebilir.

Bir akraba tacizde bulunabilir.

Aile itibarını korumak için mesele örtbas edilebilir.

Bu aile sadakati değil, adaletsizliğe ortak olmak olabilir.

Aileyi sevmek gerçeği örtmek anlamına gelmez.

Hatta gerçek sevgi bazen sevdiğimiz insanın yanlışını görmesine yardım etmektir.

“Sen bizim ailemizdensin, bu yüzden yaptığın her şey doğrudur.”

şeklinde bir ahlak olamaz.

Hicr 59 ve hemen sonraki ayet tam tersini gösterecektir.

Peygamber ailesi bile ahlaki değerlendirmeden muaf değildir.

Bu ilke dinî kurumlara da uygulanabilir.

Bir insanın saygın bir cemaatte, vakıfta veya dinî çevrede bulunması onu otomatik olarak güvenilir yapmaz.

Aynı şekilde bir kurum içinde bir kişinin yanlış yapması da bütün üyeleri otomatik suçlu yapmaz.

İki yönde de genelleme yanlıştır.

Kurumsal aidiyet bireysel karakterin yerine geçmez.

İnsan için önemli olan davranıştır.

Dürüst mü?

Emanete riayet ediyor mu?

Gücünü kötüye kullanıyor mu?

Başkalarının hakkını koruyor mu?

İşte gerçek değerlendirme burada yapılmalıdır.

Hicr 59 bize suç ve sorumlulukta yakınlık ilişkilerini de dikkatle ayırmayı öğretir.

Bir suçlunun annesi olmak suç değildir.

Bir suçlunun kardeşi olmak suç değildir.

Bir suçlunun çocuğu olmak suç değildir.

Akrabası yüzünden insanı damgalamak çok büyük adaletsizliktir.

Modern toplumlarda suçluların ailelerinin de sosyal dışlanmaya maruz kalması mümkündür.

Bu doğru değildir.

Suç kişiseldir.

Aile üyesi suçun parçası değilse onun ayrıca cezalandırılması adalet değildir.

Fakat bunun tersi de geçerlidir.

Aile ilişkisi suçluyu hukukun dışına çıkarmaz.

“O benim oğlum.”

“O benim eşim.”

“O benim kardeşim.”


demek mağdurun hakkını ortadan kaldırmaz.

İşte bireysel sorumluluğun güzelliği burada ortaya çıkar.

Suçsuz akrabayı korur.

Suçlu akrabaya ayrıcalık sağlamaz.

Bu gerçekten dengeli bir adalet anlayışıdır.

Hicr 59’un başka önemli bir boyutu, kurtuluş kavramının dünya başarısıyla karıştırılmamasıdır.

Hz. Lût’un ailesinin kurtarılması bu özel ilahî azap kıssasındadır.

Buradan:

“Allah iyi insanları bütün dünyevî felaketlerden mutlaka fiziksel olarak kurtarır.”

sonucu çıkarılamaz.

Tarih boyunca peygamberler bile acı çekmiştir.

İyi insanlar savaşlarda ölebilir.

Çocuklar hastalanabilir.

Dindar insanlar kazaya uğrayabilir.

Doğal afetlerde çok iyi insanlar hayatını kaybedebilir.

Bu onların Allah katında değersiz olduğunu göstermez.

Dünya hayatındaki fiziksel sonuç ile ahiret değeri birebir aynı değildir.

Bu ayrım yapılmazsa felaket mağdurlarına büyük haksızlık yapılabilir.

Bir depremde biri kurtulduğunda:

“Allah beni sevdiği için kurtuldum.”

diye kesin konuşmamalıdır.

Belki kurtulmuştur ve şükretmesi çok doğaldır.

Ama bundan:

“Ölenler Allah tarafından sevilmiyordu.”

sonucu çıkarılamaz.

Hayatta kalmak ilahî üstünlük sertifikası değildir.

Ölmek de ilahî reddediş belgesi değildir.

Hicr 59’daki özel kurtuluş vahyin anlattığı özel olaydır.

Bugünün bütün felaketlerine otomatik şablon yapılamaz.

Ayet aynı zamanda bizi etiketlerden önce kişiye bakmaya çağırır.

İnsan zihni etiketleri sever.

Müslüman.

Gayrimüslim.

Türk.

Arap.

Avrupalı.

Zengin.

Fakir.

Sağcı.

Solcu.

Şu cemaatten.

Bu aileden.

Etiketler bazı bilgileri verir ama insanın tamamını anlatmaz.

Bir kişinin gerçek karakterini anlamak için davranışlarına, seçimlerine ve şartlarına bakmak gerekir.

Etiket üzerinden ahlak dağıtmak kolaydır.

Gerçek adalet ise daha zahmetlidir.

Çünkü tek tek bakmayı gerektirir.

Allah’ın ilahî bilgisinde bu ayrım kusursuzdur.

Biz ise sınırlı olduğumuz için daha da ihtiyatlı olmalıyız.

Bir insan hakkında delilsiz hüküm vermemeliyiz.

Bir grupta bazı kötü örnekler gördüğümüzde tamamını aynılaştırmamalıyız.

Önyargı hız ister; adalet ayrıntı ister.

Hicr 59’un bir başka güzel mesajı, insanın çevresine rağmen doğru kalabilmesidir.

Hz. Lût’un çevresinde ağır bir toplumsal bozulma vardır.

Buna rağmen onunla aynı yanlışta olmayan insanlar bulunmaktadır.

Bu, günümüzde ahlaki yalnızlık yaşayan insan için umut verici olabilir.

Bir işyerinde herkes yanlış yapıyor olabilir.

Sen yapmak zorunda değilsin.

Arkadaş çevren bir davranışı normal görüyor olabilir.

Sen reddedebilirsin.

Toplumda bir şey moda olabilir.

Sen yine de vicdanını kullanabilirsin.

“Herkes yapıyor” ahlaki zorunluluk değildir.

İnsan çevresinden etkilenir ama tamamen mekanik ürün değildir.

Bu elbette çevrenin gücünü küçümsemek değildir.

Kötü çevre insanı zorlayabilir.

Baskı oluşturabilir.

Kişinin seçeneklerini azaltabilir.

Allah da insanın gerçek şartlarını bilir.

Bu nedenle bireysel sorumluluk konuşulurken baskı, korku, kapasite ve imkân gibi unsurlar da hesaba katılmalıdır.

İlahî adalet tam da bütün bu ayrıntıları bilir.

Biz çoğu zaman bilmeyiz.

Bu yüzden başkalarının nihai hükmü konusunda tevazu gerekir.

Ayetin “hepsini kurtaracağız” ifadesi aynı zamanda Allah’ın korumasının kesinliğini gösterir.

Melekler burada bir tahmin söylememektedir.

“Belki kurtulurlar.”

demiyorlar.

Allah’ın hükmünü bildiriyorlar.

Bu da yine insan sözü ile ilahî bildirim arasındaki farkı hatırlatır.

Bugün biri:

“Allah bana söyledi, sen kesin kurtulacaksın.”

gibi iddialarda bulunduğunda bu kıssayla kendisini eşitleyemez.

Meleklerin bildirdiği şey vahiy bağlamındadır.

Bizim sezgimiz, rüyamız veya kişisel kanaatimiz vahiy değildir.

Bu ayrımı korumak dinî istismarın önüne geçmek açısından önemlidir.

Hicr 59’un belki en çarpıcı tarafı ise bir sonraki ayetle birlikte ortaya çıkacaktır.

Şimdi:

“Lût’un ailesini kurtaracağız.”

deniyor.

Sonraki ayet:

“Eşi hariç.”

diyecek.

Bu iki ayet yan yana geldiğinde Kur’an âdeta insanın elinden bütün kolay kimlik garantilerini alır.

Toplum garanti değil.

Aile garanti değil.

Evlilik garanti değil.

Peygambere fiziksel yakınlık bile garanti değil.

Geriye kişinin kendi ahlaki ve imanî yönelişi kalır.

Bu yaklaşım aynı zamanda insanın başkasının başarısıyla böbürlenmesini de sınırlar.

Babam iyi insandı.

Güzel.

Ama sen nasılsın?

Ailen dindar.

Güzel.

Ama sen nasıl davranıyorsun?

Büyük bir geleneğin içindesin.

Güzel.

Ama sen emanete riayet ediyor musun?

Miras alınan ün, yaşanan ahlakın yerine geçmez.

Aynı şekilde insan ailesinin geçmişi yüzünden utanca mahkûm da değildir.

Babası suçlu olabilir.

Ama çocuk suçlu değildir.

Ailesinde büyük hatalar yapılmış olabilir.

Ama kişi başka bir yol seçebilir.

Bu açıdan bireysel sorumluluk yalnız yük değil, aynı zamanda özgürlük de verir.

Geçmişin seni tamamen belirlemek zorunda değildir.

Kendi yönünü seçebilirsin.

Hicr Suresi 59. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Bir toplum hakkındaki eleştiriyi oradaki bütün bireylere otomatik suç olarak yükleme. Bir insanı ailesinin veya halkının hataları nedeniyle mahkûm etme. Aynı şekilde dindar aileye, peygamber soyuna veya saygın çevreye yakınlığı otomatik kurtuluş belgesi sanma. Aile sadakatini haksızlığı örtme gerekçesine dönüştürme. Ve bu özel kurtuluş kıssasından ‘iyi insanların başına dünyada asla felaket gelmez’ sonucu çıkarma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İlahî adalet kalabalık etiketlerle değil, gerçek kişilerle ilgilenir. Toplum içinde masum ile suçluyu ayırdığı gibi, aile içinde de yalnız akrabalığa bakmaz; insanın değeri soyundan değil, kendi yönelişinden ve sorumluluğundan doğar.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 60. ayette, bu bireysel sorumluluk ilkesi daha da çarpıcı hâle gelecek ve şöyle buyrulacaktır: “Ancak karısı hariç; onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.” Bu ayeti ele alırken özellikle Hz. Lût’un eşinin neden kurtuluş dışında tutulduğu, peygamberle evli olmanın kurtuluş garantisi olmadığı, eşlerin aynı evde bulunmalarının aynı iman ve ahlaka sahip oldukları anlamına gelmediği, ‘takdir ettik’ ifadesinin Allah’ın ilmi ve hükmüyle ilişkisi, ilahî önbilginin insanı zorlamaması, kaderin kişisel sorumluluğu ortadan kaldırmaması ve bir eşin diğer eşin günahını otomatik olarak taşımaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 59. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: İnsanları gerçekten kendi davranışlarıyla mı değerlendiriyoruz, yoksa ait oldukları aile, millet, din veya grupla mı? Bir kişinin suçunu bütün ailesine mi yüklüyoruz? Kendi akrabamız yanlış yaptığında aile sadakati uğruna gerçeği mi gizliyoruz? Dindar bir aileden geldiğimiz için kendi davranışlarımızı sorgulamayı bırakıyor muyuz? Kötü bir çevrede yetiştiğimiz için değişemeyeceğimizi mi düşünüyoruz? Bir felakette kurtulanı otomatik salih, öleni günahkâr mı sayıyoruz? Ve en önemlisi, Kur’an önce ‘suçlu toplum’ deyip hemen ardından ‘Lût’un ailesi hariç’ diyerek bireysel ayrım yapıyorsa, biz hangi hakla milyonlarca insanı tek bir etiket altında ahlaken aynı ilan edebiliriz?

“Hicr 59, ‘Ancak Lût’un ailesi hariç; onların hepsini mutlaka kurtaracağız’ buyurarak ilahî adaletin toplumsal etiketlerle kör biçimde hükmetmediğini gösterir. Bir toplumda kötülük yaygın olabilir; fakat o toplumdaki herkes aynı değildir. Aynı şekilde peygamber ailesine yakın olmak da tek başına kurtuluş garantisi değildir; bunu hemen sonraki ayet Hz. Lût’un eşi üzerinden açıkça gösterecektir. Ayetin büyük dersi şudur: Ne başkasının suçu seni otomatik suçlu yapar ne başkasının takvâsı seni otomatik kurtarır. Allah’ın adaletinde insan, soyunun ve grubunun arkasına saklanmaz; kendi yönelişi ve sorumluluğuyla değerlendirilir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt