Hicr Suresi 70. Ayette “Seni İnsanlardan Menetmemiş miydik?” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hicr Suresi 69. ayette Hz. Lût, kalabalığa ‘Allah’tan sakının ve beni rezil etmeyin’ diyerek hem misafirlerinin güvenliğini savunmuş hem de onları takvâya çağırmıştı. 70. ayette ise kavmin cevabı, kötülüğün ne kadar örgütlü ve baskıcı hâle geldiğini gösterir: ‘Seni insanlardan menetmemiş miydik?’ Bu söz yalnız bir itiraz değildir; Hz. Lût’a daha önce de baskı uygulandığını, onun misafir kabul etmesinden veya savunmasız insanları korumasından rahatsız olduklarını düşündürür. Böylece sorun yalnız yanlış davranış işleyen bireyler olmaktan çıkar; yanlışa engel olmaya çalışan kişiyi de susturmak isteyen bir toplumsal baskıya dönüşür. Ayetin önemli dersi şudur: Bir toplum yalnız kötülük yaptığında değil, kötülüğe itiraz edenleri susturmaya başladığında da ciddi bir ahlaki çöküş yaşayabilir.”
Ersan Karavelioğlu
Hicr Suresi 70. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası “Kâlû evelem nenheke ani’l-âlemîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Dediler ki: Seni insanlardan menetmemiş miydik?” veya “Biz seni insanlarla ilgilenmekten alıkoymamış mıydık?” şeklinde ifade edilebilir.Hz. Lût bir önceki ayette kavmini Allah’tan sakınmaya çağırmış ve misafirlerine zarar vermemelerini istemişti. Kavmin verdiği cevap ise oldukça serttir.
Onlar Hz. Lût’un ahlaki çağrısına cevap vermek yerine, adeta:
“Biz sana daha önce bu işe karışmamanı söylemedik mi?”
demektedir.
Bu ifade, Hz. Lût’un daha önce de benzer olaylarda insanları korumaya çalıştığını ve kavmin bundan rahatsız olduğunu düşündürür.
“Seni Menetmemiş miydik?” Sözü Neden Bir Tehdit Gibi Duyuluyor
Çünkü bu söz yalnızca:“Sana bir tavsiyede bulunmuştuk.”
anlamında değildir.
Bağlamda kalabalık Hz. Lût’un evine gelmiş, misafirlerine yönelik kötü niyet taşımış ve Hz. Lût onları durdurmaya çalışmaktadır.
Kavmin cevabı ise:
“Biz sana karışmamanı söylemiştik.”
şeklindedir.
Bu, açıkça bir susturma dili taşır.
Yani sorun yalnız Hz. Lût’un fikrini beğenmemeleri değil, onun iyiliğe müdahale etmesini istememeleridir.
Hz. Lût Neden “İnsanlarla İlgilenmekten” Menedilmiş Olabilir
Ayette geçen “ani’l-âlemîn”, insanlar, bütün insanlar veya dışarıdan gelen kimseler anlam alanında düşünülebilir.Kıssanın bağlamında Hz. Lût’un yabancı misafirleri kabul etmesi ve onları koruması öne çıkmaktadır.
Dolayısıyla kavmin rahatsızlığı, Hz. Lût’un yabancılara kapısını açması ve onları kendi saldırgan davranışlarından korumaya çalışmasıyla ilişkili görünür.
Bu da toplumsal zorbalığın sadece mağdura değil, mağduru koruyana da yöneldiğini gösterir.
Bir Toplum Neden İyilik Yapana Engel Olmak İster
Çünkü bazı yanlış düzenler ancak insanlar susarsa devam edebilir.Haksızlıktan çıkar sağlayan kişi, haksızlığı durdurmaya çalışan kişiden rahatsız olur.
Yolsuzluk yapan biri denetim istemez.
Zorba kişi mağduru savunanı sevmez.
Tacizci, mağdurun yanında duran kişiyi tehdit olarak görebilir.
Bu nedenle kötülük bazen yalnız kötülük yapmaz; iyiliği etkisiz hâle getirmeye de çalışır.
Hicr 70’in önemli mesajlarından biri budur.
Kötülük Neden Sadece Mağduru Değil, Mağduru Savunanı da Hedef Alır
Çünkü mağduru savunan kişi zorbanın rahatlığını bozar.Bir işyerinde çalışan haksızlığa uğruyor ve biri:
“Bu doğru değil.”
diyorsa yöneticinin baskısıyla karşılaşabilir.
Bir ailede istismar varsa ve biri mağduru korumaya çalışıyorsa:
“Aileyi dağıtıyorsun.”
denebilir.
Bir okulda zorbalık varsa öğretmen müdahale ettiğinde bazı kişiler onu:
“Abartıyorsun.”
diye suçlayabilir.
Zorbalık çoğu zaman sessizlik ister.
İtiraz, zorbalığın düzenini bozar.
Hz. Lût’un Tavrı “Başkalarının İşine Karışmak” mıdır
Hayır.İnsanların özel hayatına keyfî biçimde müdahale etmek başka, açık bir haksızlığı engellemeye çalışmak başka şeydir.
Hz. Lût burada yalnızca:
“Ben sizin yaşamınızı kontrol edeceğim.”
demiyor.
Karşısında, kendi evindeki misafirlere yönelik somut bir tehdit vardır.
Dolayısıyla müdahalesi, başkasının özel hayatını yönetme değil mağdurun güvenliğini savunma müdahalesidir.
“İnsanların Hayatına Karışmamak” Her Zaman Doğru mudur
Hayır.Mahremiyet önemlidir.
İnsanların özel alanına saygı göstermek gerekir.
Ama ciddi bir haksızlık varsa:
“Beni ilgilendirmez.”
demek her zaman yeterli değildir.
Bir çocuk istismara uğruyor.
Bir kişi şiddet görüyor.
Bir çalışan tehdit ediliyor.
Bir yaşlı dolandırılıyor.
Böyle durumlarda:
“Onların özel meselesi.”
deyip tamamen uzak durmak mağduriyeti büyütebilir.
Mahremiyet, zulmün kalkanı olmamalıdır.
Yardım Etmek ile Burnunu Her Şeye Sokmak Arasındaki Fark Nedir
Fark, haksızlığın varlığı ve müdahalenin ölçüsündedir.İnsan başkasının kişisel tercihlerine sırf kendi zevkine uymuyor diye karışmamalıdır.
Fakat açık şiddet, istismar, zorbalık veya hak ihlali varsa durum değişir.
Sağlıklı müdahale:
mağdurun güvenliğini gözetir, ölçülü olur, mümkünse hukuki ve güvenli yollar kullanır.
Keyfî müdahale ise:
“Ben senden daha iyi bilirim.”
diyerek başkasının hayatını kontrol etmeye çalışabilir.
Hz. Lût’un durumu birinci türdür.
Toplumun “Sana Söylemedik mi?” Dili Neyi Gösterir
Bu ifade daha önce uyarı veya tehdit bulunduğunu düşündürür.Yani Hz. Lût’un karşılaştığı baskı yeni değildir.
Bu, kötülüğün sistemleşmiş olabileceğini gösterir.
Toplum sadece yanlış yapmıyor; yanlışın önüne çıkan kişiye de:
“Daha önce seni uyarmadık mı?”
diyebiliyor.
Bu tür dil, baskıcı yapılarda sık görülür.
İnsanlara:
“Sessiz kal.”
“Başına iş alma.”
“Bunu konuşma.”
denir.
Böylece kötülük sessizlik üzerinden korunur.
“Başına İş Alma” Kültürü Neden Tehlikelidir
Çünkü bazen toplumsal haksızlıkların devam etmesinin en büyük nedenlerinden biri kimsenin konuşmak istememesidir.İnsan:
“Ben karışmayayım.”
der.
Diğeri:
“Benim başıma gelmedi.”
der.
Bir başkası:
“Zaten güçlü insanlar, bir şey değişmez.”
der.
Sonuçta mağdur yalnız kalır.
Elbette herkes kendisini tehlikeye atmak zorunda değildir.
Ama güvenli yollar varsa:
yardım çağırmak, delil saklamak, yetkili kurumlara bildirmek, mağdura destek olmak mümkün olabilir.
Ahlaki sorumluluk, koşullara göre farklı biçimler alabilir.

Hz. Lût’un Kalabalığa Karşı Durması Kahramanlık mı, Sorumluluk mu
Her ikisinin unsurları bulunabilir.Hz. Lût güçlü bir kalabalık karşısında yalnızdır.
Ama misafirlerinin güvenliği için konuşur.
Bu cesarettir.
Fakat aynı zamanda görevinin gereğidir.
Çünkü peygamber olarak kötülüğü normalleştiremez ve evindeki insanları bilerek teslim edemez.
Ahlaki cesaret bazen olağanüstü kahramanlık değil, yapılması gerekeni korkuya rağmen yapmaktır.

İyiliği Savunan İnsan Her Zaman Kazanır mı
Dünya hayatında her zaman görünür biçimde kazanmayabilir.İnsan doğruyu savunduğu için işini kaybedebilir.
Dışlanabilir.
Tehdit edilebilir.
Yanlış anlaşılabilir.
Bu durum onun savunduğu şeyin yanlış olduğunu kanıtlamaz.
Aynı şekilde bir insanın toplum tarafından ödüllendirilmesi de onun mutlaka haklı olduğunu göstermez.
Dünyevî başarı ahlaki doğruluğun kesin ölçüsü değildir.

Toplumsal Baskı Karşısında Herkes Açıkça Mücadele Etmek Zorunda mıdır
İnsanın gücü, şartları ve karşılaşacağı riskler farklıdır.Bir kişi açıkça konuşabilir.
Bir başkası gizlice yardım edebilir.
Biri yetkili kuruma bildirebilir.
Biri mağdura güvenli yer sağlayabilir.
Biri tanıklık yapabilir.
Bir başkası doğrudan müdahalede bulunamayabilir.
Ahlaki sorumluluk kapasiteyi dikkate alır.
İnsanlar imkânlarının üzerinde kahramanlık yapmaya zorlanmamalıdır.

Sessiz Kalmak Her Zaman Suça Ortak Olmak mıdır
Hayır, otomatik olarak değil.Korku.
Baskı.
Tehdit.
Bilgi eksikliği.
Güçsüzlük.
Bunların hepsi kişinin davranışını etkileyebilir.
Bu nedenle:
“Konuşmadı, demek ki suç ortağı.”
şeklinde her durumda kesin hüküm vermek adil değildir.
Ancak insan gücü ve güvenli imkânı olduğu hâlde sırf çıkarı bozulmasın diye kötülüğü destekliyorsa sorumluluğu farklı olabilir.
Koşullar önemlidir.

Bir Toplum İyiliği Yasaklamaya Başlarsa Ne Olur
Bu çok tehlikeli bir aşamadır.Yanlışın yapılması bir problemdir.
Doğrunun engellenmesi ise problemin daha da derinleştiğini gösterir.
Çünkü artık yalnız bireysel hata değil, ahlaki sistemin tersine dönmesi söz konusudur.
İyilik yapan:
“Sorun çıkaran kişi.”
olarak görülür.
Zulme itiraz eden:
“Huzuru bozan.”
ilan edilir.
Hicr 70’in güçlü mesajlarından biri, iyiliğe engel olmanın kötülüğü koruyan bir mekanizma hâline gelebileceğidir.

“Huzuru Bozma” Sözü Bazen Haksızlığı Gizlemek İçin Kullanılabilir mi
Evet.Bir ailede yıllarca şiddet olabilir.
Mağdur sonunda konuşur.
Sonra ona:
“Aile huzurunu bozdun.”
denir.
Oysa huzuru bozan konuşmak değil, şiddetin kendisidir.
Bir işyerinde yolsuzluk vardır.
Bunu bildiren kişiye:
“Şirketin itibarını zedeliyorsun.”
denebilir.
Oysa asıl itibar kaybını yaratan yolsuzluktur.
Sorunu görünür kılmak ile sorunu yaratmak aynı şey değildir.

Bu Ayet İfade Özgürlüğü Hakkında Ne Düşündürür
Ayet doğrudan modern hukuk teorisi anlatmaz; fakat ahlaki açıdan hakikati ve mağduru savunan kişinin susturulmasının tehlikesini gösterir.Bir toplum eleştiriyi tamamen ortadan kaldırırsa yanlışların düzeltilmesi zorlaşır.
Elbette ifade özgürlüğü de iftira ve tehdit için sınırsız yetki değildir.
Fakat:
“Yanlışı söylediğin için sus.”
demek başka şeydir.
Sağlıklı toplum eleştiriyi düşmanlık değil, gerektiğinde düzeltme imkânı olarak görebilmelidir.

Hicr Suresi 69 ve 70. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hicr Suresi 69. ayette Hz. Lût:“Allah’tan sakının ve beni rezil etmeyin.”
demişti.
- ayette kavim ona:
diye cevap verir.
Bu iki ayet arasında çok güçlü bir karşıtlık vardır.
Hz. Lût takvâ ve insan hakkını hatırlatır.
Kavim ise:
“Karışma.”
der.
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 71. ayette, Hz. Lût kavmine başka bir çıkış yolu gösterecek ve “İşte kızlarım, eğer yapacaksanız…” diyecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle “kızlarım” ifadesinin ne anlama geldiği, Hz. Lût’un kendi öz kızlarını mı yoksa kavmin kadınlarını mı kastettiği konusunda tefsirlerdeki açıklamalar, evlilik ve meşru ilişki vurgusu, kızlarını kalabalığa cinsel olarak sunmuş gibi kaba ve yanlış bir okumanın neden problemli olduğu, rıza ve nikâh meselesi ve peygamberin mağdurları korumaya çalışırken meşru bir yol göstermesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Hicr Suresi 70. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hicr Suresi 70. ayet, toplumsal kötülüğün yalnız yanlış davranıştan ibaret olmadığını gösterir.Kavim Hz. Lût’a:
“Seni insanlardan menetmemiş miydik?”
der.
Bu cümle çok şey anlatır.
Onlar artık sadece yanlış bir şey yapmak istemiyor.
Yanlışa engel olan kişiyi de susturmak istiyorlar.
İşte ahlaki çürümenin daha ileri aşamalarından biri budur.
Bir toplumda hırsızlık olabilir.
Bu kötüdür.
Ama hırsızlığı haber veren kişi cezalandırılmaya başlanıyorsa sorun daha büyüktür.
Bir kurumda yolsuzluk olabilir.
Bu kötüdür.
Ama yolsuzluğu açığa çıkaran kişi işten atılıyorsa sistem kendi yanlışını korumaya başlamıştır.
Bir ailede şiddet olabilir.
Bu kötüdür.
Ama şiddeti anlatan mağdur:
“Ailemizi rezil ettin.”
diye suçlanıyorsa sorun yalnız fail değildir; susturma düzeni de oluşmuştur.
Hicr 70 bu açıdan son derece güncel bir ahlak dersidir.
Kötülük bazen sessizlikten beslenir.
Fail mağdura:
“Kimseye söyleme.”
der.
Aile:
“Büyütme.”
der.
İşveren:
“Şirket içinde kalsın.”
der.
Arkadaş grubu:
“Şikâyetçi olma, başımıza iş çıkarma.”
der.
Bunların bazıları gerçekten küçük anlaşmazlıklarda uzlaşma amacıyla söylenebilir.
Ama ortada ciddi bir hak ihlali varsa bu sözler mağdurun susturulmasına dönüşebilir.
Bu nedenle olayın niteliğini ayırmak gerekir.
Her tartışma polise taşınacak bir suç değildir.
Her aile problemi dışarı açılmak zorunda değildir.
Ama şiddet, istismar, ağır tehdit veya suç söz konusu olduğunda:
“Aile içinde kalsın.”
düşüncesi mağduru korumayabilir.
Bazen tam tersine faili korur.
Gizlilik ile örtbas aynı şey değildir.
Bu ayrım çok önemlidir.
Hicr 70 aynı zamanda “başkasının işine karışma” cümlesinin sınırlarını düşündürür.
Bu söz bazen çok doğrudur.
Bir insanın nasıl giyineceğine.
Hangi mesleği seçeceğine.
Hangi hobiyi yapacağına.
Hayatındaki meşru kişisel tercihlere sürekli müdahale etmek doğru değildir.
İnsanların özel alanları vardır.
Fakat biri diğerine şiddet uyguluyorsa:
“Onların özel hayatı.”
demek başka bir şeydir.
Bir çocuk dövülüyorsa.
Bir kişi zorla tutuluyorsa.
Bir insan cinsel saldırıyla tehdit ediliyorsa.
Bir yaşlı dolandırılıyorsa.
Burada mesele yalnız özel hayat değildir.
Başkasının hakkı ihlal edilmektedir.
Hz. Lût’un müdahalesi de tam bu tür bir bağlamdadır.
O insanların günlük tercihlerini yönetmiyor.
Evinin önündeki kalabalığın misafirlerine zarar vermesine engel olmaya çalışıyor.
Bu nedenle kavmin:
“Karışma.”
tavrı bir özgürlük savunusu değildir.
Tam tersine başkasının özgürlüğünü ve güvenliğini ihlal etmelerine engel olunmasını istememeleridir.
Bu çok önemli bir ayrımdır.
Bazen zorba kendi özgürlüğünü savunduğunu söyler.
Ama aslında istediği şey başkasının sınırını çiğneme özgürlüğüdür.
Gerçek özgürlük böyle değildir.
Ben özgürüm.
Ama sen de özgürsün.
Benim hakkım var.
Ama senin de hakkın var.
Benim isteğim senin bedenin üzerinde sınırsız yetki oluşturmaz.
Özgürlük karşılıklı sınırlarla yaşayabilir.
Hicr 70’in arka planında tam olarak bu sorun vardır.
Kalabalık:
“Bizi durdurma.”
diyor.
Hz. Lût ise:
“Bu insanlara zarar veremezsiniz.”
diyor.
İşte ahlak, iki iddia arasındaki farkı görmektir.
Ayet ayrıca yalnızlaştırma stratejisini düşündürür.
Bir toplum bir insana:
“Kimseyle ilgilenme.”
diyorsa onu çevresinden koparmaya çalışıyor olabilir.
Zorbalık yapan kişiler bazen mağduru da, onu koruyanı da yalnızlaştırır.
İstismarcı ilişkilerde bu sık görülebilir.
Kişiye:
“Ailenle konuşma.”
“Arkadaşların seni bana karşı dolduruyor.”
“Benden başka kimseye güvenme.”
denebilir.
Amaç kişinin destek ağını azaltmak olabilir.
Elbette her:
“Şu kişi sana iyi gelmiyor.”
cümlesi manipülasyon değildir.
Gerçekten zararlı ilişkiler olabilir.
Fakat sistematik biçimde insanı bütün destek kaynaklarından koparmak önemli bir uyarı işareti olabilir.
Hicr 70 doğrudan modern ilişki psikolojisi anlatmaz; ancak insanları birbirinden ayırarak kontrol etme fikri üzerinde düşünmeye imkân verir.
Hz. Lût’un tavrı bunun tersidir.
Yabancılar geliyor.
O onları yalnız bırakmıyor.
Koruyor.
Bu da bize toplumsal dayanışmanın önemini hatırlatır.
Bir toplumda herkes yalnız bırakılırsa zorbalık kolaylaşır.
İnsanlar birbirinin hakkına sahip çıktığında ise güç kötüye kullanımı zorlaşabilir.
Bu nedenle sağlıklı toplum:
“Beni ilgilendirmez.”
ile:
“Herkesin hayatına ben karışacağım.”
arasında denge kurmalıdır.
Ne tamamen duyarsızlık.
Ne de sınırsız müdahalecilik.
Doğru ölçü:
Haksızlığa karşı duyarlı, kişisel özgürlüğe karşı saygılı olmak.
Bu denge kolay değildir ama gereklidir.
Hicr 70’in başka önemli bir mesajı, çoğunluk baskısının hakikati değiştirmemesidir.
Kalabalık Hz. Lût’a daha önce yasak koymuş gibi konuşuyor.
Adeta:
“Biz çoğunluğuz; burada kuralları biz belirleriz.”
diyor.
Ama çoğunluk olmak, ahlaki doğruluğu garanti etmez.
Bu, tarih boyunca birçok kez görülmüştür.
Bir dönemde ırk ayrımcılığı çoğunluk tarafından desteklenebilir.
Başka bir yerde kadınların hakları sınırlandırılabilir.
Bir toplumda işkence normal görülebilir.
Bir başka toplumda çocuklara ağır fiziksel ceza sıradan kabul edilebilir.
Toplumsal kabul ile ahlaki doğruluk aynı şey değildir.
Ama yine tersini de korumalıyız:
Azınlık olmak da otomatik olarak haklılık değildir.
Hakikat sayıdan bağımsız olarak delil ve ahlaki ölçülerle değerlendirilmelidir.
Hz. Lût’un özel durumunda ise kendisi peygamberdir ve Allah’ın vahyine dayanmaktadır.
Dolayısıyla kıssadaki ahlaki otorite kalabalıkta değil, vahiyde bulunmaktadır.
Ayetin başka bir güçlü dersi iyiliği yapmayı zorlaştıran sosyal baskıdır.
Bir insan doğru davranmak isteyebilir ama çevresi:
“Ne gerek var?”
der.
Arkadaşları:
“Sen de çok safsın.”
der.
İş arkadaşları:
“Herkes böyle yapıyor.”
der.
Bir kişi rüşvet almamak ister.
Diğerleri:
“Bu sistem böyle.”
der.
İnsan dürüstlükte yalnız kalabilir.
İşte burada ahlaki karakter ortaya çıkar.
Doğru davranışın ödülü her zaman alkış değildir.
Bazen dışlanmaktır.
Bu yüzden insan yalnız toplumun onayına göre ahlak kurarsa kolayca savrulabilir.
Bugün toplum bir şeyi alkışlar.
Yarın başka bir şeyi.
Fakat insanın daha derin ilkelere ihtiyacı vardır.
Hz. Lût için bu ilke Allah’a karşı sorumluluktur.
Bir önceki ayette bu nedenle:
“Allah’tan sakının.”
demişti.
Kavmin cevabı ise:
“Seni menetmedik mi?”
olmuştur.
Bu iki cümle aslında iki farklı ahlak kaynağını karşı karşıya getirir:
Bir tarafta:
“Allah’ın sınırları ve insan hakkı.”
Diğer tarafta:
“Bizim toplum böyle istiyor.”
Kur’an anlatısında Hz. Lût ilkini seçmektedir.
Hicr 70 ayrıca whistleblower, yani bir kurum içindeki ciddi yanlışları bildiren kişilerin durumunu da düşündürebilir.
Bu ayetin doğrudan konusu elbette modern kurum hukuku değildir.
Ama ahlaki paralellik vardır.
Bir çalışan:
“Burada insanlara zarar veren bir uygulama var.”
diyor.
Kurum:
“Sus, şirketi kötü gösterme.”
diyorsa ciddi bir sorun vardır.
Doğru yaklaşım iddiayı araştırmaktır.
Çünkü her ihbar doğru olmayabilir.
İftira da mümkün olabilir.
Bu nedenle delil ve adil soruşturma gerekir.
Ama ihbarın kendisini otomatik olarak hainlik saymak da yanlış olabilir.
Sağlıklı sistemler eleştiriyi bastırmak yerine gerçeği araştırır.
Bu, aileler için de geçerlidir.
Bir çocuk:
“Bana şu kişi bunu yaptı.”
dediğinde otomatik olarak:
“Yalan söylüyorsun, ailemizi rezil etme.”
demek çok tehlikeli olabilir.
Aynı şekilde hiçbir araştırma yapmadan suçlanan kişiyi kesin suçlu ilan etmek de doğru değildir.
İki ilke birlikte korunmalıdır:
Mağduru ciddiye al.
Ve:
Adil araştırma yap.
Bu denge hem mağdurun hem suçlanan kişinin hakkını korur.
Hicr 70’in temel mesajı da zaten keyfî hüküm değil, zorbalığa karşı ahlaki duruştur.
Ayet ayrıca insanın bazen doğruyu savunurken yalnız kalabileceğini hatırlatır.
Bu yalnızlık kolay değildir.
İnsan sosyal bir varlıktır.
Kabul görmek ister.
Ailesi tarafından sevilmek ister.
Arkadaşlarından dışlanmak istemez.
İşini kaybetmek istemez.
Bu nedenle toplumsal baskı güçlüdür.
İnsan yanlış olduğunu bildiği bir şeye sırf çevresini kaybetmemek için katılabilir.
Gençler arasında bu çok görülür.
Arkadaş grubu:
“Hadi bir kere dene.”
der.
İnsan istemese bile kabul eder.
İş ortamında:
“Bu rakamları biraz değiştir.”
denir.
İnsan:
“Herkes yapıyor.”
diye düşünür.
Ahlaki cesaret işte böyle anlarda ortaya çıkar.
“Hayır.”
diyebilmek.
Bu bazen çok pahalı olabilir.
Ama insanın karakteri tam da bu seçimlerde şekillenir.
Hicr 70’in bir başka önemli yönü, Hz. Lût’un kavminin iyiliği artık rahatsız edici bulmasıdır.
Bu, değer sisteminin tersine döndüğünü gösterir.
İyilik:
“Sorun.”
Yanlış:
“Normal.”
hâline gelir.
Böyle bir ortamda toplum kendisini düzeltme kabiliyetini kaybetmeye başlar.
Çünkü uyarı veren herkes susturulur.
Bu yüzden eleştiri mekanizması toplumlar için çok değerlidir.
Ailede.
Şirkette.
Devlette.
Dinî yapılarda.
Hiçbir yapı:
“Bizi eleştirmek yasaktır.”
noktasına gelmemelidir.
Elbette eleştiri de dürüst ve adil olmalıdır.
İftira değildir.
Hakaret değildir.
Ama eleştiri hakkının tamamen yok edilmesi yanlışların büyümesine yol açabilir.
Dinî yapılarda bu daha da önemlidir.
Bir insan:
“Bu hocanın söylediği doğru mu?”
diye sorabilmelidir.
“Bu para nereye gidiyor?”
diye sorabilmelidir.
“Bu uygulamanın dinî delili nedir?”
diye sorabilmelidir.
Soruyu:
“İsyan.”
diye damgalamak tehlikelidir.
Çünkü peygamber olmayan hiçbir dinî lider yanılmaz değildir.
Hicr 70 bize doğrudan bu modern yapıları anlatmıyor; fakat susturma kültürünün ahlaki tehlikesini açıkça düşündürüyor.
Ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hz. Lût’un kavminin ‘Seni insanlardan menetmemiş miydik?’ sözünü sıradan bir sınır hatırlatması gibi görme. Burada kötülüğe engel olan kişinin susturulması vardır. ‘Başkalarının işine karışma’ sözünü açık şiddet ve hak ihlallerini görmezden gelmenin bahanesi yapma. Aynı zamanda her kişisel tercihe müdahaleyi de ahlaki görev sanma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İyilik ile müdahalecilik arasındaki sınır, başkasının hakkının gerçekten ihlal edilip edilmediğinde ortaya çıkar. Bir toplum kötülüğü normalleştirip mağduru savunanları susturmaya başladığında ahlaki çöküş çok daha derin hâle gelir.”
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 71. ayette, Hz. Lût kalabalığa meşru bir alternatif göstermeye çalışacak ve şöyle diyecektir: “İşte kızlarım, eğer yapacaksanız…” Bu ayeti ele alırken özellikle “kızlarım” ifadesinin tefsirlerde nasıl açıklandığı, bunun Hz. Lût’un öz kızları mı yoksa kavmin kadınları mı olduğu konusundaki görüşler, peygamberin kızlarını zorla bir kalabalığa sunduğu şeklindeki kaba yorumun neden doğru olmadığı, evlilik ve meşru cinsel ilişkinin bağlamı, kadınların rızasının yok sayılmaması, peygamber ahlakıyla bağdaşmayan yorumlardan kaçınılması ve Hz. Lût’un amacının misafirleri saldırıdan korumak için kavmini meşru yola çağırmak oluşu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Hicr Suresi 70. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir haksızlık karşısında ‘Beni ilgilendirmez’ diyerek susuyor muyuz? Bir mağduru savunan kişiye “Başına iş alma” mı diyoruz? Aile veya kurum itibarını korumak için gerçeği söyleyen kişiyi mi suçluyoruz? Kötülüğü yapanı değil, kötülüğü ortaya çıkaranı mı problem olarak görüyoruz? İnsanların özel hayatına gereksizce karışırken gerçek şiddet ve istismar karşısında mı sessiz kalıyoruz? Ve en önemlisi, Hz. Lût’a ‘Seni insanlardan menetmedik mi?’ denildiğinde bile o misafirlerini korumaktan vazgeçmiyorsa, biz de kalabalığın baskısı karşısında mağdurun yanında durabilecek kadar ahlaki cesaret gösterebiliyor muyuz?
“Hicr 70, ‘Seni insanlardan menetmemiş miydik?’ buyurarak Lût kavminin yalnız yanlış yapmakla kalmadığını, yanlışa engel olan Hz. Lût’u da susturmaya çalıştığını gösterir. Bir toplum mağduru koruyan kişiyi sorun olarak görmeye başladığında kötülük artık yalnız bireysel davranış değil, kendisini koruyan bir düzene dönüşmüş olabilir. Ayetin büyük dersi şudur: Mahremiyete saygı göster ama zulmü ‘özel mesele’ diye görmezden gelme; her şeye karışma ama açık haksızlık karşısında da vicdanını susturma. Çünkü gerçek ahlak, hem özgürlüğü hem mağdurun güvenliğini birlikte koruyabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu