📖 Hicr Suresi 68. Ayette “Bunlar Benim Misafirlerimdir; Beni Mahcup Etmeyin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 68. Ayette “Bunlar Benim Misafirlerimdir; Beni Mahcup Etmeyin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,539
2,736,295
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 68. Ayette “Bunlar Benim Misafirlerimdir; Beni Mahcup Etmeyin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 67. ayette şehir halkının Hz. Lût’un evine gelen yabancı misafirlerin haberini alınca sevinerek geldikleri anlatılmıştı. 68. ayette Hz. Lût kalabalığın niyetini anlayarak karşılarına çıkar ve ‘Bunlar benim misafirlerimdir; beni mahcup etmeyin’ der. Bu söz yalnızca kişisel itibarını koruma isteği değildir. Hz. Lût, kendi koruması altına girmiş misafirlerin onurunu, güvenliğini ve dokunulmazlığını savunmaktadır. Ayetin merkezinde çok güçlü bir ahlaki ilke vardır: Bir insanın yabancı, güçsüz veya savunmasız olması onu sömürülecek bir fırsata dönüştürmez; tam tersine ona zarar verilmesini önlemek güçlü olanın sorumluluğudur.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 68. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Kâle inne hâulâi dayfî fe-lâ tefdahûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Lût dedi ki: Bunlar benim misafirlerimdir; beni mahcup etmeyin.” diye ifade edilebilir.

Bir önceki ayette şehir halkından bir grubun sevinerek Hz. Lût’un evine yöneldiği bildirilmişti. Hz. Lût onların niyetini bildiği için hemen misafirlerini korumaya çalışır ve kalabalığa açık bir sınır koyar.

Burada Hz. Lût’un sözünün özü şudur: “Bu insanlar benim korumam altındadır; onlara yönelik taşkınlığınız hem onlara zulüm hem de bana karşı ağır bir hak ihlalidir.”

2️⃣ “Dayfî” Yani “Benim Misafirlerim” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

“Dayfî”, “benim misafirlerim” demektir.

Hz. Lût bu ifadeyle misafirleri üzerinde mülkiyet iddiasında bulunmuyor; ev sahibi olarak onların güvenliğinden sorumluluk duyduğunu ifade ediyor.

Misafir, bulunduğu yerde çoğu zaman ev sahibine göre daha savunmasızdır. Çevreyi tanımayabilir, yerel ilişkileri bilmeyebilir ve kendisini koruyacak desteğe sahip olmayabilir.

Bu nedenle misafirperverlik yalnız yiyecek ve yatak sunmak değil, misafirin güvenliğine ve onuruna sahip çıkmak anlamını da taşır.

3️⃣ Hz. Lût Neden “Benim Misafirlerim” Diyerek Kalabalığın Karşısına Çıkıyor ❓​

Çünkü toplumdaki bazı insanların niyetinin tehlikeli olduğunu biliyor.

Hz. Lût misafirlerini eve kabul ettikten sonra:

“Beni ilgilendirmez.”

demiyor.

Tam tersine onların güvenliğini kendi sorumluluğunun parçası görüyor.

Bu, önemli bir ahlaki ilke düşündürür: Bir insanı koruman altına aldıysan ve gücün yetiyorsa onu bilerek tehlikeye terk etmemelisin.

4️⃣ “Beni Mahcup Etmeyin” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “fe-lâ tefdahûn”, beni rezil etmeyin, mahcup etmeyin, utandırmayın anlam alanına sahiptir.

Fakat bunu yalnız:

“El âlem bana ne der?”

şeklinde yüzeysel bir toplumsal utanç olarak okumamak gerekir.

Hz. Lût açısından misafirlerinin saldırıya uğraması, onların haklarının ihlali olduğu kadar ev sahibinin koruma sorumluluğunun çiğnenmesi anlamına da gelir.

Dolayısıyla burada mahcubiyet, ahlaki sorumlulukla bağlantılıdır.

5️⃣ Hz. Lût Kendi İtibarını mı, Misafirlerin Güvenliğini mi Savunuyor ❓​

İkisini birbirinden tamamen ayırmak gerekmese de kıssanın bağlamında asıl sorun misafirlerin güvenliğidir.

Hz. Lût kalabalığı durdurmaya çalışıyor.

Misafirlerin başına gelecek kötülükten korkuyor.

Bu nedenle:

“Beni mahcup etmeyin.”

sözü, yalnız kişisel gurur değil, “Benim evimde ve korumam altındaki insanlara bu kötülüğü yapmayın” anlamını taşır.

6️⃣ Misafir Hakkı Ne Demektir ❓​

Misafire ikram etmek güzel bir davranıştır. Fakat misafir hakkını yalnız yemek ikramına indirgememek gerekir.

Misafirin:

Güvenliği, mahremiyeti, onuru ve temel hakları da korunmalıdır.

Evimize gelen birinin özel konuşmasını izinsiz yaymak doğru değildir.

Eşyasını karıştırmak doğru değildir.

Onu aşağılamak doğru değildir.

Tehlikede bırakmak doğru değildir.

Misafirperverlik, insan onuruna saygıdır.

7️⃣ Misafirperverlik Herkese Sınırsız Güvenmek midir ❓​

Hayır.

Hicr Suresi’nin önceki ayetlerinde Hz. Lût misafirlerini ilk gördüğünde:

“Siz tanınmayan kimselersiniz.”

demişti.

Demek ki misafirperverlik ihtiyatı ortadan kaldırmaz.

İnsan tanımadığı kişinin kim olduğunu sorabilir, güvenlik tedbiri alabilir ve sınır koyabilir.

Fakat bir kişiyi misafir olarak kabul ettikten sonra da ona insanca ve güvenli biçimde davranmak gerekir.

İhtiyat ile zulüm aynı şey değildir.

8️⃣ Bir Ev Sahibinin Misafirini Korumak İçin Ne Kadar Sorumluluğu Vardır ❓​

İnsan gücü ölçüsünde sorumludur.

Bir misafir tehdit altındaysa yardım çağırabilir.

Güvenli bir yere geçmesini sağlayabilir.

Yetkili birimlere haber verebilir.

Ancak kişinin kendisini anlamsız biçimde kesin ölüme atması gerektiği sonucu çıkarılmaz.

Koruma sorumluluğu, imkan ve şartlarla birlikte değerlendirilir.

Hz. Lût burada kalabalığı sözle durdurmaya çalışmaktadır.

9️⃣ Bu Ayet “Namus” Kavramıyla Nasıl İlişkilidir ❓​

Ayet bazen namus ve şeref kavramlarıyla ilişkilendirilebilir. Ancak namus anlayışı mağduru suçlama aracına dönüşmemelidir.

Bir insan saldırıya uğramışsa utanç saldırıya uğrayan kişide değil, saldırıyı gerçekleştiren kişidedir.

Taciz edilen kişi utanmak zorunda değildir.

Tecavüze uğrayan kişi “ailenin şerefini kirletmiş” değildir.

Suç mağdurda değil, faildedir.

Hz. Lût’un mahcubiyeti de misafirlerin suçlu olduğu anlamına gelmez; onlara yapılmak istenen kötülüğe karşı duyduğu ahlaki sıkıntıdır.

🔟 Mağduru “Ailenin Adı Çıkmasın” Diye Susturmak Doğru mudur ❓​

Hayır.

Bu ayet tam tersine mağdurun korunması gerektiğini düşündürür.

Aile içinde şiddet veya istismar varsa:

“Kimse duymasın.”

diyerek mağduru susturmak yanlış olabilir.

Bir suçun açığa çıkması aile için utanç verici görülüyorsa çözüm, mağduru susturmak değil suçun kendisiyle yüzleşmektir.

Gerçek onur, kötülüğü gizlemekten değil adaleti korumaktan doğar.

1️⃣1️⃣ Başkasının Güvenliğini Korumak Neden Ahlaki Bir Sorumluluktur ❓​

Çünkü insan toplum içinde yalnız kendisi için yaşamaz.

Bir çocuk tehlikedeyse yetişkin müdahale eder.

Bir kişi sokakta saldırıya uğruyorsa güvenli biçimde yardım çağrılabilir.

Bir çalışan işyerinde tacize maruz kalıyorsa yöneticinin sorumluluğu olabilir.

Bir öğrenci zorbalığa uğruyorsa okulun koruma yükümlülüğü vardır.

Yetkisi olanın koruma sorumluluğu da vardır.

Hz. Lût’un tavrı bu açıdan güçlü bir örnektir.

1️⃣2️⃣ “Benim Sorunum Değil” Demek Her Zaman Yeterli midir ❓​

Hayır.

Elbette insan bütün dünyanın sorunlarını tek başına çözemez.

Fakat doğrudan önünde gerçekleşen ciddi bir haksızlık karşısında gücü ve imkânı olduğu hâlde tamamen kayıtsız kalmak ahlaki bir sorun oluşturabilir.

Hz. Lût:

“Bana dokunmuyorlar.”

deyip kenara çekilmemiştir.

Misafirleri hedef alınmaktadır ve onları korumaya çalışmaktadır.

Vicdan, yalnız bize yapılan kötülükte değil başkasına yapılan haksızlıkta da çalışmalıdır.

1️⃣3️⃣ Kalabalığa Karşı Durmak Neden Zordur ❓​

Çünkü insan çoğu zaman grubun baskısını hisseder.

Kalabalığın tamamı aynı yönde hareket ettiğinde karşı çıkmak korkutucu olabilir.

İnsan dışlanabilir.

Tehdit edilebilir.

Yalnız kalabilir.

Hz. Lût ise karşısındaki kalabalığa rağmen:

“Bunlar benim misafirlerimdir.”

diyerek sınır çizer.

Bu, ahlaki cesaretin önemli örneklerinden biridir.

1️⃣4️⃣ Ahlaki Cesaret Ne Demektir ❓​

Ahlaki cesaret yalnız fiziksel olarak güçlü olmak değildir.

Bazen:

“Bu yanlış.”

diyebilme cesaretidir.

Arkadaş grubunda bir kişi aşağılanıyorsa gülmemek.

İşyerinde haksızlığı fark ettiğinde doğru kanallardan itiraz etmek.

Aile içinde mağdur susturuluyorsa onun yanında durmak.

Sosyal medyada delilsiz bir linç varken katılmamak.

Kalabalığa rağmen vicdanını koruyabilmek ahlaki cesarettir.

1️⃣5️⃣ Bir İnsanı Korumak İçin Onun Bizden Olması mı Gerekir ❓​

Hayır.

Hz. Lût’un misafirleri yabancıdır.

Akrabaları değildir.

Kendi halkından oldukları da söylenmemektedir.

Fakat bu onların korunmaya değer olmadığı anlamına gelmez.

Bu çok önemli bir ahlaki ilkedir:

İnsan hakkı, “bizden” olma şartına bağlı değildir.

Yabancı da insandır.

Farklı inançtan olan da insandır.

Başka milletten olan da insandır.

Adalet, kimliğe göre dağıtılmamalıdır.

1️⃣6️⃣ Misafirlerin Gerçekte Melek Olması Kalabalığın Sorumluluğunu Azaltır mı ❓​

Hayır.

Şehir halkı onların melek olduğunu bilmemektedir.

Niyetlerini, karşılarında savunmasız insanlar olduğunu düşündükleri kişiler üzerinde gerçekleştirmek istemektedirler.

Dolayısıyla ahlaki değerlendirme onların niyet ve tercihleriyle ilgilidir.

Misafirlerin gerçekte melek olması:

“Ortada gerçek mağdur yoktu, o hâlde sorun da yoktu.”

anlamına gelmez.

İnsan kötülüğe yönelmiş ve onu yapmayı istemiştir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Lût Kavmi Kıssasını Modern İnsanlara Karşı Hakaret İçin Kullanmayı Destekler mi ❓​

Hayır.

Ayetin ahlaki dersini almak ile bugünkü insanları aşağılamak farklı şeylerdir.

Kıssada Hz. Lût başkasının güvenliğini savunmaktadır.

Dolayısıyla bu kıssayı okuyup günümüzde insanlara hakaret etmek, saldırmak veya onları güvensiz hâle getirmek kıssanın koruyucu ahlakıyla çelişebilir.

Bir davranışı dinî açıdan yanlış görmek mümkündür.

Fakat bu, insana yönelik zulmü meşru hâle getirmez.

Yanlışı eleştirirken kendimiz zalimleşmemeliyiz.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 67 ve 68. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 67. ayette şehir halkının:

“Sevinerek geldiği”

bildirilmişti.

  1. ayette ise Hz. Lût onların karşısına çıkar:
“Bunlar benim misafirlerimdir; beni mahcup etmeyin.”

Bir tarafta yanlış amaçla hareket eden kalabalık vardır.

Diğer tarafta ise misafirlerinin güvenliğini korumaya çalışan tek bir peygamber.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 69. ayette Hz. Lût uyarısını daha temel bir ahlaki çağrıyla devam ettirecek ve şöyle diyecektir: “Allah’tan sakının ve beni rezil etmeyin.” Bu ayeti ele alırken özellikle takvânın burada başkasına zarar vermekten sakınmakla ilişkisi, Allah korkusunun insan hakkını çiğnemeye engel olması, takvânın yalnız ibadet görüntüsünden ibaret olmaması, utandırma ve aşağılamanın sınırları, insan onurunun korunması ve dinî hassasiyet ile ahlaki davranışın birbirinden ayrılamaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 68. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 68. ayet Hz. Lût’un kalabalığın karşısındaki çok insani ve çok güçlü çağrısını aktarır:

“Bunlar benim misafirlerimdir; beni mahcup etmeyin.”

Bu cümlede birkaç büyük ahlaki değer aynı anda görülür.

Misafir hakkı vardır.

Güvenlik vardır.

Sorumluluk vardır.

İnsan onuru vardır.

Ve kalabalık karşısında ahlaki cesaret vardır.

Hz. Lût karşısındaki insanların niyetini biliyor.

Onların sayısının kendisinden fazla olduğunu da biliyor.

Fakat susmuyor.

Çünkü susarsa koruması altındaki insanlar büyük bir tehditle karşı karşıya kalacaktır.

Bu bize çok önemli bir şey öğretir:

Doğruyu savunmak için her zaman güçlü olmak gerekmez.

Bazen insan doğru tarafta olduğunu bilerek yine de güçsüz olabilir.

Ahlakın değeri tam da burada ortaya çıkar.

İnsan yalnız kazanacağı zaman mı doğruyu savunuyor?

Yoksa bedeli olduğunda da mı?

Hz. Lût’un durumu ikinci türdür.

Kalabalığı fiziksel olarak durdurabilecek gücü olmayabilir.

Ama yine de:

“Hayır.”

diyor.

Bu “hayır” çok değerlidir.

Çünkü tarih boyunca birçok kötülük yalnız kötü insanların yaptığı için değil, iyi insanların bir kısmı susmayı tercih ettiği için de büyümüştür.

Elbette herkes her durumda kendisini tehlikeye atmak zorunda değildir.

Gerçek risk değerlendirilmelidir.

Bazen açıkça müdahale etmek yerine yardım çağırmak daha doğrudur.

Bazen yetkili kurumlara bilgi vermek gerekir.

Bazen mağduru güvenli yere götürmek gerekir.

Ahlaki cesaret, düşüncesiz kahramanlık değildir.

Ama kayıtsızlık da değildir.

Hicr 68 bu dengeyi düşündürür.

Ayetin misafirlik boyutu da son derece değerlidir.

Bir insan evimize geldiğinde bize güvenmiş olabilir.

Özellikle yabancı bir şehirdeyse daha da savunmasız olabilir.

Onun bu güvenini kötüye kullanmak büyük bir ahlaki problemdir.

Bir misafirin eşyasına izinsiz bakmak.

Özel konuşmasını kaydetmek.

Fotoğrafını izinsiz paylaşmak.

Mahrem bilgisini başkalarına anlatmak.

Bunların hiçbiri güzel misafirperverlikle bağdaşmaz.

Misafirlik mahremiyet de üretir.

Bir insan sana bir ortamda güvenerek söylediği şeyi daha sonra onun aleyhine kullanırsan bu güveni zedeleyebilirsin.

Bu nedenle misafiri korumak yalnız fiziksel saldırıya karşı korumak değildir.

Onun mahremiyetini ve onurunu korumak da bunun parçasıdır.

Hicr 68’in en önemli kavramlarından biri mahcubiyettir.

Modern toplumlarda “namus” veya “aile şerefi” gibi kavramlar bazen yanlış biçimde mağdura yüklenebilir.

Örneğin bir kadın tacize uğradığında:

“Ailenin adı çıkacak.”

denebilir.

Bu düşünce mağduru suçlayabilir.

Oysa utanması gereken mağdur değil, saldırgandır.

Bir çocuk istismara uğramışsa çocuk utanmamalıdır.

Bir erkek cinsel saldırıya uğramışsa onun da utanması gereken bir suçu yoktur.

Suç faildedir.

Bu ayrımın altı özellikle çizilmelidir.

Hz. Lût:

“Beni mahcup etmeyin.”

diyor ama misafirleri suçlamıyor.

Onlara:

“Sizin yüzünüzden başıma iş açıldı.”

demiyor.

Tam tersine kalabalığa karşı misafirlerinin yanında duruyor.

Bu bize mağdurun yanında durmanın ne demek olduğunu gösterir.

İnsan bazen saldırı mağduruna:

“Sen orada ne yapıyordun?”

diye sorabilir.

“Neden öyle giyindin?”

“Neden onun evine gittin?”

“Neden içki içtin?”


Bunlar olayın bağlamını anlamak için bazı durumlarda araştırılabilir; fakat failin rıza dışı davranışının sorumluluğunu mağdura aktarmak doğru değildir.

Bir insan tedbirsiz davranmış olsa bile bu başkasına saldırı hakkı vermez.

Kapıyı açık bırakmak hırsızlığı helal yapmaz.

Gece dışarıda olmak saldırıyı meşru yapmaz.

Birisiyle flört etmek sınırsız rıza anlamına gelmez.

Başkasının hatası sana zulüm hakkı vermez.

Hicr 68’in koruma ahlakı bu açıdan son derece önemlidir.

Ayet ayrıca ev sahibinin otoritesinin sınırını da düşündürür.

Hz. Lût:

“Benim evim, istediğimi yaparım.”

demiyor.

Tam tersine evindeki insanların güvenliğinden sorumluluk hissediyor.

Bu çok güzel bir güç anlayışıdır.

Mekân sana ait olabilir.

Ama içeri giren insanın onuru sana ait değildir.

Bir patron şirketin sahibi olabilir.

Ama çalışanın insan onurunun sahibi değildir.

Bir baba evin maddi sahibi olabilir.

Ama eşinin ve çocuklarının bedeni üzerinde sınırsız egemen değildir.

Bir devlet ülkenin yönetimini üstlenebilir.

Ama vatandaşları mülkü değildir.

Yetki mülkiyet değildir.

Bu ayrım ahlaki açıdan çok önemlidir.

Hz. Lût’un misafirleriyle ilişkisi de bunu gösterir.

“Benim misafirlerim” demesi:

“Onlar benim malımdır.”

demek değil:

“Onların güvenliği konusunda sorumluyum.”

demektir.

Bu, sahiplik dilinden emanet diline geçiştir.

İnsan çocuklarına bile bu gözle bakabilir.

Çocuk:

“Benim çocuğum.”

denir.

Ama bu:

“İstediğimi yapabilirim.”

anlamına gelmez.

Çocuk da ayrı bir insandır.

Ebeveyn ona rehberlik eder, korur ve sorumluluk taşır.

Onun insanlığını ortadan kaldırmaz.

Aynı şey evlilik için de geçerlidir.

“Benim eşim” demek mülkiyet değildir.

Yakınlık, sorumluluk ve bağlılıktır.

Bu bakımdan Hicr 68’in “benim misafirlerim” ifadesi çok ince bir ahlak taşır.

Ayetin toplumsal baskı açısından mesajı da çok güçlüdür.

Hz. Lût karşısında kalabalık var.

Böyle bir durumda insan:

“Ben tek başıma ne yapabilirim?”

diyebilir.

Bu duygu anlaşılırdır.

Ama kişinin bütün sorumluluğu sonucuna göre ölçülmez.

Bazen insanın görevi yalnız doğru yerde durmaktır.

Bir öğretmen öğrencilerin tamamı bir çocuğu aşağılıyorsa:

“Yapmayın.”

diyebilir.

Bir yönetici çalışanına haksızlık yapıldığında durdurabilir.

Bir arkadaş grubu başka bir insan hakkında özel fotoğraf paylaşıyorsa kişi gruptan çıkabilir ve bunun yanlış olduğunu söyleyebilir.

Belki herkesi değiştiremez.

Ama kendisi katılmaz.

Bu da önemlidir.

Ahlaki sorumluluğun bir kısmı:

“Ben neyi durdurabildim?”

ise bir kısmı da:

“Ben neye katılmadım?”

sorusudur.

İnsan her kötülüğü tek başına engelleyemez.

Ama en azından kötülüğün parçası olmamayı seçebilir.

Hicr 68’in kalabalık karşısındaki Hz. Lût figürü bu yüzden son derece güçlüdür.

Ayet aynı zamanda misafir hakkından daha geniş bir emanet ahlakına açılabilir.

İnsan bize güvenerek bir şey emanet ettiğinde, o güveni korumamız gerekir.

Para.

Bilgi.

Sır.

Çocuk.

Görev.

Yetki.

Bunların her biri emanettir.

Bir doktor hastasının mahrem bilgisine erişebilir.

Bu bilgiyi keyfî biçimde yaymamalıdır.

Bir avukat müvekkilinin sırlarını bilir.

Bir öğretmen öğrencisinin özel durumunu bilebilir.

Bir yönetici çalışanlarının kişisel bilgilerine erişebilir.

Bilgiye sahip olmak, onu kullanma konusunda sınırsız yetki vermez.

Güven bir tür emanettir.

Hz. Lût’un misafirleri de onun evine güvenerek gelmiştir.

O da bu güvenin gereğini yerine getirmeye çalışmaktadır.

Hicr 68’in başka önemli bir mesajı, itibar ile ahlak arasındaki farktır.

İnsan bazen yalnız insanlar ne der diye kötülükten kaçınabilir.

Bu, bir ölçüde caydırıcı olabilir.

Ama en yüksek ahlak bu değildir.

Asıl olan:

“Kimse görmese de yanlış olduğu için yapmam.”

diyebilmektir.

Hz. Lût’un “beni mahcup etmeyin” sözü, kavmin toplumsal davranışını durdurmak için kullandığı bir hitaptır.

Bir sonraki ayette daha temel gerekçeye geçecektir:

“Allah’tan sakının.”

Yani mesele yalnız Hz. Lût’un toplumdaki itibarı değildir.

Mesele Allah karşısında ahlaki sorumluluktur.

Bu geçiş çok önemlidir.

İnsan bazen:

“Ailem öğrenmesin.”

diye yanlış yapmaz.

Ama aile öğrenmeyecekse yapar.

Oysa takvâ anlayışı:

“İnsan görmese de Allah biliyor ve bu davranış başkasına zarar veriyor.”

şeklinde daha derin bir ahlak geliştirir.

Bir sonraki ayet bunu açıkça gösterecektir.

Hicr 68 ayrıca insan onurunun sosyal statüye bağlı olmadığını gösterir.

Misafirler yabancı.

Şehirde bağlantıları yok.

Savunmasız görünüyorlar.

Ama Hz. Lût onların hakkını savunuyor.

Bu bugün göçmenler, turistler, yoksullar ve toplumun çeşitli savunmasız kesimleri açısından düşünülebilir.

Bir insanın haklarının güçlü bir ailesi olup olmamasına göre değişmemesi gerekir.

Hukuk yalnız güçlüye çalışıyorsa adalet değildir.

Bir turist dolandırıldığında:

“Yabancı, ne olacak?”

denmemelidir.

Bir göçmen saldırıya uğradığında:

“Bizden değil.”

denmemelidir.

Bir yoksulun hakkı yenildiğinde:

“Zaten kimse onu savunmaz.”

diye düşünülmemelidir.

Adalet tam da kimsenin savunmadığı kişiyi de koruyabildiğinde adalettir.

Hz. Lût’un misafirlerinin durumu bu açıdan çok öğreticidir.

Ayetin Lût kavmiyle ilgili başka önemli bir boyutu zorbalığın normalleşmesidir.

Kalabalık Hz. Lût’un evine geliyor.

Hz. Lût onlara:

“Beni mahcup etmeyin.”

diyor.

Bu, toplumda normal sınırların aşılmış olduğunu gösteriyor.

İnsanların başkasının evinin mahremiyetine bile saygı kalmamıştır.

Bu da bize bir toplumda özel alanın ne kadar önemli olduğunu düşündürür.

Ev insanın güvenli alanıdır.

İzin olmadan eve girmek, insanı tehdit etmek ve ev içindeki insanları hedef almak ciddi bir sınır ihlalidir.

Modern hukukta da konut dokunulmazlığı gibi ilkeler bunun önemini gösterir.

İnsanın güvenli bir özel alana sahip olması temel bir değerdir.

Aile içinde bile bu tamamen yok olmaz.

Çocuğun yaşına uygun mahremiyeti vardır.

Eşlerin kişisel sınırları vardır.

Bir insan:

“Aileyiz, gizli hiçbir şey olamaz.”

diyerek diğerinin bütün özel alanını ortadan kaldırmamalıdır.

Elbette evlilikte güven ve açıklık önemlidir.

Ama güven ile sürekli gözetim aynı şey değildir.

Bu bağlamda Hicr 68’in korunan ev ve misafir sahnesi mahremiyet üzerinde de düşündürücüdür.

Ayetin en büyük yanlış okumalarından biri ise bunu yalnız “ev sahibini rezil etmemek” şeklinde görmek olur.

Asıl ahlaki mesele insan güvenliğidir.

Eğer “aile şerefi” kavramı insan güvenliğinin önüne geçiyorsa tersine dönmüş demektir.

Örneğin aile içi şiddet yaşanıyor.

Aile:

“Polise gitme, bizi rezil edersin.”

diyor.

Burada mahcubiyet yanlış kişiye yüklenmiştir.

Şiddeti yapan insanın davranışı sorgulanmalıdır.

Mağdur yardım istediği için suçlanmamalıdır.

Benzer biçimde bir çocuk istismarı anlatıyor.

Aile:

“Bunu kimseye söyleme.”

diyor.

Bu çocuk için ikinci bir mağduriyet oluşturabilir.

Onur suçun örtülmesi değil, mağdurun korunmasıdır.

Hz. Lût’un tavrı tam olarak koruma yönündedir.

O misafirlerine:

“Siz gidin, bana sorun çıkardınız.”

demiyor.

Kalabalığa:

“Onlara dokunmayın.”

anlamına gelen bir sınır koyuyor.

Bu ayrım bugün de çok değerlidir.

Hicr 68’in insan ilişkilerindeki başka bir dersi, güven veren kişi olma meselesidir.

İnsanlar bizim yanımızda rahat mı?

Bize özel bir şey anlattığında bunu başkalarına taşıyacağımızdan korkuyorlar mı?

Çalışanımız hata yaptığında adil değerlendireceğimizi düşünüyor mu?

Çocuğumuz bir hata yaptığında bize gerçeği söylemekten korkuyor mu?

Eşimiz zor bir konuyu açtığında hakarete uğramayacağını biliyor mu?

Bir arkadaşımız başı derde girdiğinde bizi arayabiliyor mu?

Güvenilir olmak büyük bir ahlaki değerdir.

Hz. Lût kendi evindeki misafirler için güvenilir ev sahibi olmaya çalışmaktadır.

Bu, iman ile karakter arasında bağlantı kurar.

Dindarlık yalnız insanın Allah’a karşı ibadetleriyle ölçülemez.

İnsanların bizden ne kadar emin olduğu da önemlidir.

Bir insan namaz kılabilir fakat ailesi onun öfkesinden korkuyorsa burada üzerinde düşünülmesi gereken bir ahlaki sorun vardır.

Bir kişi sürekli Allah’tan söz edebilir ama ticarette insanları kandırıyorsa din dili karakter problemini gizleyemez.

Takvâ, bir sonraki ayette de görüleceği üzere insanlara zarar vermemekle doğrudan ilişkilidir.

Hicr Suresi 68. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hz. Lût’un ‘beni mahcup etmeyin’ sözünü yalnız kişisel şeref kaygısına indirgeme. Misafir hakkını yalnız ikramdan ibaret sanma. Aile veya toplum itibarı adına mağduru susturma. Savunmasız insanın yabancı olmasını ona zarar vermek için fırsat görme. Kalabalık yanlış yapıyor diye sessizce katılma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Gerçek onur, kötülüğün üzerini örtmek değil insanı kötülükten korumaktır. Hz. Lût kalabalık karşısında kendi rahatını değil misafirlerinin güvenliğini savunmuş; güçsüz görülen insanın onurunun da korunmaya değer olduğunu göstermiştir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 69. ayette, Hz. Lût kalabalığa yaptığı çağrıyı daha da temel bir ahlaki ilkeye bağlayacak ve şöyle diyecektir: “Allah’tan sakının ve beni rezil etmeyin.” Bu ayeti ele alırken özellikle takvânın yalnız ibadet değil insan hakkına saygı ile ilişkisi, Allah’tan sakınmanın başkasının bedenine ve onuruna saldırmaktan uzak durmayı gerektirmesi, dinî görünüş ile gerçek ahlak arasındaki fark, insanı mahcup etmenin sınırları, toplumsal baskı ve takvâ arasındaki ilişki ve Allah korkusunun insanı zulme değil merhamete yöneltmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 68. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bize güvenerek yaklaşan insanlar gerçekten yanımızda güvende mi? Bir misafirin, çalışanın, çocuğun veya arkadaşın mahremiyetini koruyor muyuz? Aile itibarını mağdurun güvenliğinin önüne mi geçiriyoruz? Kalabalık bir insanı hedef aldığında biz de gülüp katılıyor muyuz? “Bizden değil” diyerek yabancının hakkını daha az mı önemsiyoruz? Koruma gücümüz varken “Beni ilgilendirmez” deyip kenara mı çekiliyoruz? Ve en önemlisi, Hz. Lût kalabalığın karşısına çıkıp ‘Bunlar benim misafirlerimdir’ diyebiliyorsa, bize emanet edilen insanların güvenliğini korumak için gerektiğinde biz de ‘Hayır, buna izin verilemez’ diyebiliyor muyuz?

“Hicr 68, ‘Bunlar benim misafirlerimdir; beni mahcup etmeyin’ buyurarak Hz. Lût’un kalabalığın tehdidi karşısında misafirlerinin güvenliğini ve onurunu savunduğunu gösterir. Buradaki mahcubiyet mağdurun utancı değil, misafire yapılmak istenen kötülüğün doğurduğu ahlaki utançtır. Ayetin büyük dersi şudur: Gerçek onur, suçu gizlemek veya mağduru susturmak değil; güçsüzün hakkını korumaktır. İnsan bize güvendiğinde onun güvenini, mahremiyetini ve güvenliğini emanet bilmek gerçek ahlakın en açık göstergelerinden biridir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt