Hicr Suresi 71. Ayette “İşte Kızlarım, Eğer Yapacaksanız” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hicr Suresi 70. ayette kavim Hz. Lût’a ‘Seni insanlardan menetmemiş miydik?’ diyerek misafirlerini korumasına karşı çıkmıştı. 71. ayette Hz. Lût son bir çıkış yolu göstermeye çalışır ve ‘İşte kızlarım, eğer yapacaksanız…’ der. Bu ifade bağlamından koparıldığında sanki bir peygamber kendi kızlarını saldırgan bir kalabalığa teslim ediyormuş gibi son derece yanlış bir anlam ortaya çıkabilir. Oysa Kur’an’ın bütünlüğü ve paralel Lût kıssaları dikkate alındığında burada amaç rıza dışı saldırıya alternatif olarak meşru nikâh ve helal ilişkiyi göstermek, misafirleri korumak ve kavmi taşkınlıktan vazgeçirmektir. Tefsirlerde ‘kızlarım’ ifadesinin Hz. Lût’un öz kızları mı yoksa peygamberin toplumuna hitaben kavmin kadınlarını mı ifade ettiği konusunda farklı açıklamalar vardır. Fakat hangi görüş benimsenirse benimsensin, ayetten kadınların rızasının yok sayıldığı veya onların bir kalabalığa cinsel nesne gibi sunulduğu sonucu çıkarılamaz.”
Ersan Karavelioğlu
Hicr Suresi 71. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası “Kâle hâulâi benâtî in kuntum fâilîn.” şeklindedir. Genel anlamı “Lût dedi ki: İşte kızlarım; eğer yapacaksanız…” diye ifade edilebilir.Ayet çok kısa olduğu için tek başına okunduğunda yanlış anlaşılmaya oldukça açıktır. Bu nedenle Hicr Suresi’ndeki önceki ayetlerle ve Lût kıssasının Kur’an’ın diğer surelerindeki anlatımlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Hz. Lût’un temel amacı, misafirlerine yönelik saldırıyı durdurmak ve kavmini meşru bir ilişki yoluna yönlendirmektir.
“İşte Kızlarım” İfadesi Gerçekten Ne Anlama Geliyor
Ayetteki “benâtî”, kelime olarak “kızlarım” demektir.Ancak tefsirlerde bunun nasıl anlaşılması gerektiği konusunda başlıca iki açıklama görülür. Bir görüşe göre Hz. Lût öz kızlarını, meşru nikâh çerçevesinde evlilik için göstermektedir. Başka bir açıklamaya göre peygamber, toplumunun manevi rehberi konumunda olduğundan kavmin kadınlarını “kızlarım” şeklinde ifade etmektedir.
Her iki yorumun ortak noktası şudur:
Hz. Lût saldırgan kalabalığa kadınları zorla teslim etmeyi teklif etmemektedir; onları haram ve saldırgan davranıştan meşru ilişkiye yönlendirmektedir.
Hz. Lût Kendi Öz Kızlarını mı Kastetti
Bu konuda tefsirlerde farklı görüşler vardır.Bazı müfessirler ifadeyi doğrudan alarak Hz. Lût’un kendi kızlarını kastettiğini söylemiştir. Bu durumda da teklifin anlamı nikâh ve meşru evlilik çerçevesindedir.
Başka müfessirler ise peygamberin toplumuna karşı baba konumunda görülebileceğini, bu nedenle kavmin kadınlarının “kızlarım” diye ifade edilmiş olabileceğini belirtmiştir.
Kur’an bu ayette hangi açıklamanın ayrıntısını kesin biçimde vermediği için, ihtilafı yokmuş gibi tek bir yorumu mutlaklaştırmamak daha doğru olur.
Hz. Lût Kızlarını Saldırganlara mı Sunuyordu
Hayır.Bu, ayetin en ciddi yanlış okumalarından biridir.
Kıssanın tamamında Hz. Lût başkasının güvenliğini ve ahlaki sınırları korumaya çalışan kişidir. Birkaç ayet boyunca misafirlerini saldırıdan korumaya çalışmış bir peygamberin, hemen ardından kendi kızlarını saldırıya teslim ettiğini düşünmek anlatının ahlaki bütünlüğünü bozar.
Buradaki teklif:
“Onlara saldırmak yerine meşru nikâh yoluna yönelin.”
anlamındadır.
Kadınların bir şiddet kalabalığına cinsel nesne olarak sunulması anlamında değildir.
Hûd Suresindeki Paralel Anlatım Bu Ayeti Nasıl Açıklıyor
Lût kıssasının Hûd Suresi’ndeki anlatımında Hz. Lût kavmine:“İşte kızlarım; onlar sizin için daha temizdir.”
anlamında bir ifade kullanır.
Buradaki “daha temiz” vurgusu, teklifin ahlaki ve meşru bir yol gösterme amacı taşıdığını daha açık hâle getirir.
Yani Hz. Lût:
“Arzunuzu zorbalık ve saldırıyla değil, Allah’ın meşru kıldığı ilişki çerçevesinde yaşayın.”
demektedir.
Bu nedenle Hicr 71’i Hûd’daki paralel anlatımdan tamamen koparmamak gerekir.
Buradaki “Temiz Yol” Nedir
Kur’an’ın genel ahlak anlayışı çerçevesinde bu yol meşru evlilik ve karşılıklı haklara dayalı ilişki olarak anlaşılır.İnsanın cinsel arzusu kendi başına karşı taraf üzerinde hak oluşturmaz.
Arzu vardır.
Ama sınır da vardır.
İnsan birini isteyebilir fakat o kişinin rızası, onuru ve hakkı ortadan kalkmaz.
Helal ilişki, yalnız arzunun yönünü değil, sorumluluk ve hakkı da düzenler.
Nikâh Rıza Olmadan Geçerli Bir Çözüm Olabilir mi
Rızanın tamamen yok sayıldığı bir evlilik anlayışını bu ayetten çıkarmak doğru değildir.Kadın veya erkek insan olmaktan kaynaklanan irade sahibidir. Bir kadının yalnız ailesi istedi diye istemediği bir ilişkiye zorlanması, onu bir mal gibi görmek olur.
Hz. Lût’un sözü:
“Bu kadınları alın, ne isterseniz yapın.”
anlamında değildir.
Mesele meşru ilişkiye yönelme çağrısıdır; meşru ilişki ise insanı nesne hâline getiren saldırganlıktan farklıdır.
Peygamber Bir Kadının Rızasını Yok Sayabilir mi
Peygamberlerin görevi insanları zulme değil adalete çağırmaktır.Bu nedenle ayeti:
“Hz. Lût kızlarına sormadan onları kalabalığa verdi.”
diye anlatmak hem metnin söylemediği bir ayrıntıyı eklemek hem de peygamberin ahlaki konumuyla çelişen kaba bir yorum üretmek olur.
Kur’an burada nikâh merasiminin ayrıntılarını veya kızların bireysel cevaplarını anlatmıyor.
Dolayısıyla metnin sustuğu yerde:
“Kesin şöyle oldu.”
diye hikâye üretmemek gerekir.
Kadınların Bir Sorunu Çözmek İçin “Sunulması” Ahlaken Doğru Olur mu
Kadın veya erkek hiçbir insan başka bir insanın krizini çözmek için nesne gibi kullanılamaz.İnsanların kendi onuru, iradesi ve hakları vardır.
Bu nedenle ayeti modern dilde:
“Misafirleri kurtarmak için kızlarını feda etmeye hazırdı.”
şeklinde anlatmak ciddi biçimde sorunludur.
Kur’an’daki teklif meşru yola çağrıdır.
“Bir mağdur yerine başka mağdur verelim” mantığı değildir.
Hz. Lût Neden Böyle Bir Alternatif Gösteriyor
Çünkü karşısındaki kalabalık güçlü bir arzu ve taşkınlık içindedir.Hz. Lût yalnız:
“Yapmayın.”
demekle kalmıyor.
Aynı zamanda:
“İnsani ihtiyacınızı meşru biçimde karşılayabileceğiniz yol vardır.”
anlamında bir alternatif sunuyor.
Bu, ahlaki eğitimin önemli bir ilkesini düşündürür:
Yalnız yasağı söylemek bazen yetmez; mümkün olan meşru alternatifi de göstermek gerekir.

Din İnsanın Arzularını Tamamen Yok Etmesini mi İster
Hayır.Kur’an insanı arzusu olmayan bir varlığa dönüştürmeyi amaçlamaz.
Yeme arzusu vardır.
Servet arzusu olabilir.
Cinsel arzu vardır.
Sevilme isteği vardır.
Sorun arzunun varlığı değil, arzunun hangi yolla karşılandığıdır.
İnsan para isteyebilir ama çalamaz.
Öfkelenebilir ama saldırmak zorunda değildir.
Cinsel arzu duyabilir ama karşı tarafın rızasını yok sayamaz.
Ahlak arzuyu inkâr etmek değil, arzuyu sınırlar içinde yönetebilmektir.

“İstiyorum” Demek Neden Tek Başına Yeterli Değildir
Çünkü dünyada başka insanlar da vardır.Benim isteğim başka insanın hakkıyla karşılaşır.
Ben bir eşyayı istiyorsam sahibinden izinsiz alamam.
Bir evi beğeniyorsam işgal edemem.
Bir insanı seviyorsam beni sevmeye zorlayamam.
Bir kişiyle cinsel yakınlık istiyorsam onun iradesini yok sayamam.
İstek, hak değildir.
Olgun insanın en önemli özelliklerinden biri bunu kavrayabilmesidir.

Bu Ayet Cinsel Ahlakta Sadece Yasaktan mı Söz Ediyor
Hayır.Ayette doğrudan uzun bir cinsel ahlak teorisi bulunmasa da kıssanın bütünü önemli bir ayrım gösterir:
Bir tarafta zorbalık, taşkınlık ve başkasının sınırına saldırı vardır.
Diğer tarafta Hz. Lût’un göstermeye çalıştığı meşru ilişki yolu vardır.
Bu nedenle Kur’an’ın cinsel ahlakı yalnız:
“Şunu yapma.”
biçiminde değildir.
Aynı zamanda insanın arzusunu sorumluluk, hak ve meşru bağ içinde yaşamasını ister.

Lût Kavmi Kıssasını Yalnız Bir Modern Kimlik Tartışmasına İndirmek Doğru mudur
Kıssanın İslam geleneğinde cinsel davranış açısından belirgin bir değerlendirmesi vardır. Fakat Kur’an’ın anlattığı sahneyi yalnız modern kimlik etiketlerine indirgemek, anlatının diğer ciddi unsurlarını görünmez hâle getirebilir.Burada:
Toplu baskı, yabancı misafirlere yönelme, tehdit, rıza ihlali, ev mahremiyetinin zorlanması, peygamberin susturulmaya çalışılması ve kötülüğün toplumsal olarak normalleşmesi de vardır.
Bu nedenle kıssanın bütün ahlaki tablosunu görmek gerekir.

Bu Ayet Kadınları Erkeklerin Arzusunu Gidermek İçin Var Olan Varlıklar Gibi mi Gösteriyor
Hayır.Böyle bir sonuç ayetin bağlamından çıkmaz.
Kadınların da kendi insanlık onuru ve sorumluluğu vardır.
Kur’an kadınları yalnız erkeklerin ihtiyaçlarına hizmet eden nesneler olarak tanımlamaz.
Hz. Lût’un burada gösterdiği yol, saldırgan arzunun yerine meşru ilişki düzenini koymaktır.
Meşru ilişki de bir tarafın diğerini kullanması değil, karşılıklı hak ve sorumluluk taşıyan bir bağdır.

Bir İlişkinin “Meşru” Olması İçindeki Her Davranışı Otomatik Olarak Doğru Yapar mı
Hayır.Evlilik bir ilişkiye meşru çerçeve kazandırır; fakat evlilik içinde de zulüm yapılabilir.
Eşler birbirine hakaret edebilir.
Şiddet uygulanabilir.
Ekonomik baskı kurulabilir.
Mahremiyet ihlal edilebilir.
Dolayısıyla:
“Evliyiz, o hâlde istediğim her şeyi yapabilirim.”
anlayışı doğru değildir.
Nikâh, insan onurunu ortadan kaldırmaz; tam tersine karşılıklı sorumluluğu artırır.

Bu Ayet Günümüzde Zorla Evliliğe Gerekçe Yapılabilir mi
Hayır.“Hz. Lût kızlarını teklif etti, demek ki baba kızını istediği kişiyle evlendirebilir.”
şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.
Bir ayetin özel kriz bağlamındaki ifadesini alıp, kadınların iradesini yok sayan genel bir yetkiye dönüştürmek doğru değildir.
Evlilik ciddi bir hayat birlikteliğidir ve insanların iradesi önemlidir.
Babalık sahiplik değildir.
Çocuk yetişkin olduğunda ayrı bir insan olarak kendi sorumluluğu ve tercihleri vardır.

Hicr Suresi 70 ve 71. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hicr Suresi 70. ayette kavim Hz. Lût’a:“Seni insanlardan menetmemiş miydik?”
demişti.
Hz. Lût ise 71. ayette geri çekilmek yerine onlara hâlâ bir meşru çıkış yolu göstermeye çalışır:
“İşte kızlarım, eğer yapacaksanız…”
Bu, Hz. Lût’un kavmine karşı son ana kadar yanlıştan vazgeçme imkânı göstermeye çalıştığını ortaya koyar.
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 72. ayette ise Allah, Hz. Peygamber’e hitaben son derece güçlü bir yemin ifadesi kullanacak ve Lût kavmi hakkında “Ömrüne yemin olsun ki onlar sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı” buyuracaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle “ömrüne yemin olsun” ifadesinin anlamı, Allah’ın Peygamber’in hayatına yemin etmesi, bunun Peygamber’i ilahlaştırmak anlamına gelmemesi, ‘sarhoşluk’ kelimesinin burada mutlaka alkol değil ahlaki ve zihinsel körlük anlamı taşıması ve insanın arzusu tarafından hakikati göremeyecek kadar kuşatılmasının ne demek olduğu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Hicr Suresi 71. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hicr Suresi 71. ayet, Lût kıssasının en çok yanlış anlaşılabilecek ifadelerinden birini içerir:“İşte kızlarım, eğer yapacaksanız…”
Bu cümleyi modern Türkçede bağlamından kopararak okumak, gerçekten çok ağır bir yanlış anlama doğurabilir.
Sanki Hz. Lût:
“Misafirlerime dokunmayın, onların yerine kızlarımı alın.”
diyormuş gibi düşünülebilir.
Fakat kıssanın bütün ahlaki yapısı böyle bir okumayı desteklemez.
Hz. Lût birkaç ayettir ne yapıyor?
Misafirlerini koruyor.
Kalabalığa karşı duruyor.
Allah’tan sakınmalarını istiyor.
Onları utanç verici davranıştan vazgeçirmeye çalışıyor.
Böyle bir peygamberin çözüm olarak başka masum insanları saldırıya teslim etmesi anlatının bütün mantığına ters düşer.
Bu nedenle ayetin asıl çerçevesi meşru ilişki teklifidir.
Yani:
“Saldırgan ve haram bir yola yönelmek yerine meşru olan yolu tercih edin.”
Bu ayrım çok önemlidir.
Kur’an yorumunda bazen tek kelime üzerinden çok kaba sonuçlar çıkarılabilir.
Ama Kur’an bir bütün hâlinde okunmalıdır.
Öncesi.
Sonrası.
Paralel kıssalar.
Arapça kullanım.
Tefsir geleneği.
Bunların hepsi birlikte değerlendirilmelidir.
Hicr 71 bunun neden gerekli olduğunu çok açık gösterir.
Ayet aynı zamanda bize meşru alternatif gösterme ilkesini düşündürür.
İnsanlara yalnız:
“Yapma.”
demek bazen yetmeyebilir.
Çocuk sürekli telefon kullanıyor.
“Telefonu bırak.”
demek kolaydır.
Peki yerine ne yapacak?
Bağımlılığı olan insana:
“Bırak.”
demek gerekir.
Ama aynı zamanda tedavi, destek ve yeni yaşam düzeni gerekir.
Borç içinde olan kişiye:
“Harcamayı bırak.”
demek doğru olabilir.
Ama sürdürülebilir bütçe yolu da gösterilmelidir.
Ahlak yalnız kapıları kapatmak değil, doğru kapıyı göstermek de olabilir.
Hz. Lût’un tavrında da bu vardır.
Kavmine yalnız yasak koymuyor.
Onlara:
“Meşru yol var.”
diyor.
Bu, insan doğasını gerçekçi biçimde ele almaktır.
Din insanın cinsel arzusunu inkâr etmez.
Kur’an insanı:
“Hiçbir arzu hissetme.”
diye programlamaz.
İnsan yaratılışı gereği arzular taşır.
Fakat medeniyet ve ahlak, insanın her hissettiğini anında davranışa dönüştürmemesiyle mümkündür.
Bir insan öfkelendi.
Bu doğal olabilir.
Ama vurmak zorunda değildir.
Kıskandı.
Bu duygu ortaya çıkabilir.
Ama takip etmek, tehdit etmek veya zarar vermek zorunda değildir.
Cinsel arzu hissetti.
Bu da insani bir durumdur.
Ama karşı tarafı zorlayamaz.
Duygu insanı açıklayabilir; davranışı otomatik olarak haklı çıkarmaz.
Bu çok temel bir ahlaki ilkedir.
İnsan bazen:
“Kendime hâkim olamadım.”
diyebilir.
Gerçekten bazı durumlarda insanın kontrol kapasitesi çeşitli nedenlerle azalabilir.
Bağımlılık.
Psikolojik hastalık.
Yoğun travma.
Bunlar sorumluluğun değerlendirilmesinde dikkate alınabilir.
Ama genel olarak insan davranışlarını tamamen arzusuna teslim etmek zorunda değildir.
Ahlaki eğitim tam da özdenetim geliştirir.
Hicr 71’in Lût kavmi açısından önemi burada ortaya çıkar.
Onların problemi yalnız arzu hissetmeleri değildir.
Arzuyu başkasının güvenliğinin önüne koymalarıdır.
Üstelik bunu kalabalık hâlinde yapmaya yönelmeleridir.
Bu yüzden kıssada rıza meselesi çok önemlidir.
Bir insanın:
“Ben istiyorum.”
demesi karşı tarafın:
“Hayır.”
deme hakkını ortadan kaldırmaz.
Bu yalnız cinsel ilişkide değil hayatın birçok alanında geçerlidir.
Arkadaşın senden borç istiyor.
Vermek istemeyebilirsin.
Akraban evinde kalmak istiyor.
Uygun olmayabilir.
Bir kişi seninle romantik ilişki istiyor.
Sen istemeyebilirsin.
Bir insan seninle evlenmek istiyor.
Sen istemeyebilirsin.
Reddedilmek acı olabilir ama reddedilmek başkasını zorlama hakkı vermez.
Olgunluk bunu kabul edebilmektir.
Hicr 71’in kadınların rızası açısından da dikkatli okunması gerekir.
Bazı tarihsel anlatımlarda kadınlar sanki erkekler arasındaki anlaşmazlığı çözmek için değiş tokuş nesnesi gibi anlatılabilir.
Kur’an’ın bu ayetini de aynı gözle okumak büyük haksızlık olur.
Kadın insan.
Ahlaki özne.
Allah’a karşı sorumlu kul.
Kendi hayatı olan kişi.
Bu nedenle bir peygamberi:
“Kızlarımı alın, istediğinizi yapın.”
diyen bir baba gibi tasvir etmek doğru değildir.
Böyle bir okuma hem Hz. Lût’a hem kadınlara haksızlık eder.
Tefsirlerdeki farklı görüşleri de bu nedenle dikkatle anlatmak gerekir.
Bazı müfessirler öz kızlar demiştir.
Bazıları kavmin kadınları anlamını tercih etmiştir.
İkinci görüşte, peygamberin toplumuna karşı manevi baba konumuna işaret edilir.
Fakat her iki görüşte de ana fikir meşru nikâha çağrıdır.
Bu noktada önemli bir yöntem ilkesi ortaya çıkar:
İhtilaf varsa ihtilafı söyle.
Bir tefsir görüşünü tek mümkün anlammış gibi sunmak yerine:
“Bu konuda şu açıklamalar vardır.”
demek daha dürüsttür.
Bu, Kur’an’ın belirsiz olduğu anlamına gelmez.
Bazı ayrıntıların açıklanması konusunda alimlerin farklı yorumları olması normaldir.
Asıl ahlaki mesaj ise oldukça açıktır:
Saldırı yerine meşru yol.
Ayet aynı zamanda evliliğin önemini de düşündürür.
Fakat evlilik yalnız:
“Cinsel ihtiyacın helal hâle gelmesi.”
değildir.
Evlilikte:
Güven vardır.
Sorumluluk vardır.
Sadakat vardır.
Ekonomik ve duygusal yükümlülükler vardır.
Karşılıklı haklar vardır.
Bu nedenle nikâhı yalnız cinselliği meşrulaştıran teknik izin belgesi gibi görmek de eksiktir.
Nikâh ilişkiye sorumluluk yükler.
İnsanın yalnız istediğini almasını değil, karşı tarafın hakkını da gözetmesini gerektirir.
Bu açıdan Lût kavminin zorbalığı ile nikâh arasında çok büyük fark vardır.
Zorbalık:
“Ben istiyorum, o hâlde alırım.”
der.
Nikâh ahlakı ise:
“Karşılıklı haklarımız ve sorumluluklarımız var.”
der.
Birincisinde güç.
İkincisinde bağ ve sorumluluk vardır.
Ancak nikâhın kendisi de zulmü meşru hâle getirmez.
Bu çok önemlidir.
Bir erkek:
“Eşim, istediğimi yapmak zorunda.”
diyemez.
Bir kadın da eşinin insanlık haklarını yok sayamaz.
Evlilik içindeki davranışlar da ahlaki değerlendirmeye tabidir.
Nikâh zulüm ruhsatı değildir.
İnsanların bedenleri evlilikle mülkiyete dönüşmez.
Bu ilke, ayetin modern dünyada yanlış kullanılmasını önlemek açısından önemlidir.
Hicr 71 ayrıca ebeveynlik konusunda da düşündürücüdür.
“Kızlarım” sözü baba-kız ilişkisini gündeme getirir.
Babalık koruyuculuk ve rehberlik sorumluluğudur.
Sahiplik değildir.
Bir baba:
“Ben büyüttüm, hayatının tamamına ben karar veririm.”
diyemez.
Çocuk küçükken ebeveynin geniş sorumluluk ve karar alanı vardır.
Ancak çocuk büyüyüp yetişkin olduğunda kendi hayatı ve sorumluluğu vardır.
Evlilik gibi büyük bir konuda kişinin iradesini yok saymak doğru değildir.
Sevgi ile kontrol aynı şey değildir.
Bazen ebeveyn:
“Senin iyiliğini düşünüyorum.”
diyerek çocuğun hayatını tamamen yönetebilir.
Gerçekten iyi niyetli olabilir.
Fakat iyi niyet sınırsız yetki anlamına gelmez.
Bu da ayetin çağdaş ilişkiler açısından düşündürdüğü önemli bir sınırdır.
Ayetin başka güçlü bir tarafı, Hz. Lût’un son ana kadar kavmine alternatif göstermeye devam etmesidir.
Onlar onu susturmaya çalışmıştır.
Misafirlerine yönelmişlerdir.
Kalabalık hâlindedirler.
Ama Hz. Lût yine:
“Başka yol var.”
demektedir.
Bu, peygamberî çağrının önemli bir yönüdür.
İnsan yanlış yapmış olabilir.
Ama henüz dönüş imkânı varsa kapı gösterilir.
Bu yaklaşım cezalandırma arzusundan farklıdır.
Hz. Lût’un amacı:
“Hepiniz mahvolun.”
değildir.
Onları o anda bile yanlıştan döndürmeye çalışmaktadır.
Bu bize insanlara nasihat ederken nasıl bir ruh hâlinin daha doğru olduğunu düşündürür.
Bir insanın yanlışını gördüğümüzde aslında ne istiyoruz?
Onun düzelmesini mi?
Yoksa rezil olmasını mı?
Bu çok önemli bir sorudur.
Eğer içimizden:
“Bir düşsün de göreyim.”
diyorsak belki adalet arzusuna kişisel öfke karışmıştır.
Gerçek nasihat:
“Yanlışını bırak ve iyi ol.”
ister.
İnsanın yok olmasını değil, mümkünse düzelmesini ister.
Hicr 71 bu açıdan da çok değerlidir.
Ayet Lût kavmi kıssasını yalnız cezalandırma hikâyesi olmaktan çıkarır.
Azaptan hemen önce bile bir peygamber onları meşru yola çağırmaktadır.
Bu, Allah’ın uyarısının amacının baştan beri dönüş imkânı sunmak olduğunu düşündürür.
Fakat insan uyarıya sürekli kapanırsa bir noktadan sonra sonuçla karşılaşabilir.
Bu da önceki ayetlerle uyumludur.
Hicr 63’te şüphe ettikleri şey.
64’te hakikat.
65’te tahliye.
66’da hükmün kesinleşmesi.
67’de sevinerek gelişleri.
68 ve 69’da Hz. Lût’un uyarıları.
70’te onu susturma girişimleri.
71’de ise son bir meşru alternatif.
Kıssa aşama aşama ilerlemektedir.
Hicr Suresi 71. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hz. Lût’un ‘İşte kızlarım’ sözünü, kadınları bir saldırgan kalabalığa teslim etme teklifi gibi okuma. Tefsirlerde ‘kızlarım’ ifadesinin öz kızları veya kavmin kadınları şeklinde farklı açıklamaları bulunduğunu göz ardı etme. Meşru evlilik çağrısını zorla evlilik veya kadınların rızasını yok sayma ruhsatına dönüştürme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Hz. Lût, başkasının bedenine ve güvenliğine saldırmak isteyen kavmine ‘Arzunuzu zulümle değil, Allah’ın meşru kıldığı ve hak-sorumluluk taşıyan bir ilişkiyle yönetin’ demektedir. Ahlak, insanın arzusunu inkâr etmesi değil; arzunun başkasının hakkını çiğnemesine izin vermemesidir.”
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 72. ayette, Allah Hz. Peygamber’e hitaben çok dikkat çekici bir yeminle şöyle buyuracaktır: “Ömrüne yemin olsun ki onlar sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.” Bu ayeti ele alırken özellikle “le-amruke” yani ‘ömrüne yemin olsun’ ifadesinin anlamı, Allah’ın Hz. Muhammed’in hayatına yemin etmesinin nasıl anlaşılması gerektiği, bunun Peygamber’i ilahlaştırmak veya Allah’a ortak koşmak anlamına gelmemesi, insanların Allah’tan başkası adına yemin etmesi meselesiyle ilahî yeminin birbirinden ayrılması, ‘sarhoşluk’ anlamındaki ‘sekretihim’ kelimesinin burada yalnız alkol değil arzunun ve saplantının oluşturduğu ahlaki körlüğü anlatması ve insanın yoğun arzusu yüzünden gerçeği göremeyecek hâle gelebilmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Hicr Suresi 71. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir şeyi çok istememiz onun üzerinde hak sahibi olduğumuz anlamına mı geliyor? Reddedildiğimizde karşı tarafın kararına saygı gösterebiliyor muyuz? Arzumuzu kontrol etmek yerine karşımızdakini kontrol etmeye mi çalışıyoruz? Kadın veya erkeği kendi ihtiyacımızı giderecek bir nesne gibi mi görüyoruz? Evliliği karşılıklı sorumluluk mu, sahiplik belgesi mi sanıyoruz? Çocuklarımızın hayatına sevgi adına sınırsız müdahale mi ediyoruz? Bir yanlış davranışı yasaklarken insanlara meşru ve sağlıklı alternatifler de gösterebiliyor muyuz? Ve en önemlisi, Hz. Lût saldırgan arzu karşısında meşru yolu göstermeye çalışıyorsa, biz de kendi arzularımızın başka insanların hakkını, iradesini ve onurunu aşmasına ‘hayır’ diyebiliyor muyuz?
“Hicr 71, ‘İşte kızlarım, eğer yapacaksanız…’ buyurarak Hz. Lût’un kavmini saldırgan ve haram bir davranıştan meşru ilişki yoluna çevirmeye çalıştığını gösterir. Bu ifade kadınları saldırganlara sunmak, rızalarını yok saymak veya zorla evliliği meşrulaştırmak şeklinde okunamaz; tefsirlerde ‘kızlarım’ ifadesi hakkında farklı açıklamalar bulunsa da ortak yön, kavmin zulümden helal ve temiz yola çağrılmasıdır. Ayetin büyük dersi şudur: Arzu insanidir fakat başkasının hakkından üstün değildir. Gerçek ahlak, insanın istediği her şeyi yapabilmesi değil; isteğini adalet, rıza, sorumluluk ve Allah’ın koyduğu sınırlar içinde yönetebilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu