📖 Hicr Suresi 74. Ayette “Oranın Altını Üstüne Getirdik ve Üzerlerine Pişmiş Balçıktan Taşlar Yağdırdık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 74. Ayette “Oranın Altını Üstüne Getirdik ve Üzerlerine Pişmiş Balçıktan Taşlar Yağdırdık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,546
2,736,295
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 74. Ayette “Oranın Altını Üstüne Getirdik ve Üzerlerine Pişmiş Balçıktan Taşlar Yağdırdık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 73. ayette ‘Güneş doğarken onları korkunç çığlık yakaladı’ buyurulmuştu. 74. ayette ise Lût kavmine yönelik hükmün başka bir yönü anlatılır: ‘Oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine siccîlden taşlar yağdırdık.’ Ayetteki tasvir son derece güçlüdür; fakat Kur’an burada bize bir jeoloji, meteoroloji veya afet mühendisliği raporu sunmaz. ‘Siccîl’ kelimesi klasik açıklamalarda sertleşmiş veya pişmiş balçık/çamurdan taşlarla ilişkilendirilmiştir. Bunların bugün bildiğimiz meteor, volkanik kaya veya başka bir fiziksel madde olduğunu kesin biçimde söylemek için ayette yeterli bilgi yoktur. Ayetin asıl mesajı, vahyin özel olarak ilahî hüküm diye bildirdiği tarihsel bir olayın gerçekleşmesidir. Bu anlatı modern insanlara başkalarını taşlama, topluca cezalandırma veya kendi öfkelerini Allah’ın hükmü gibi sunma yetkisi vermez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 74. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Fe-cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emtarnâ aleyhim hicâraten min siccîl.” şeklindedir. Genel anlamı “Oranın üstünü altına getirdik ve üzerlerine siccîlden taşlar yağdırdık.” diye ifade edilebilir.

Bir önceki ayette Lût kavmini sabah vakti korkunç bir “sayha”nın yakaladığı bildirilmişti. Şimdi olayın yıkıcı boyutu daha ayrıntılı biçimde anlatılır.

Şehir veya yerleşim düzeni tamamen tersine çevrilmiş, ardından üzerlerine taşlar yağdırılmıştır. Kur’an’ın dili burada tam ve geri dönüşsüz bir yıkımı tasvir eder.

2️⃣ “Üstünü Altına Getirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “cealnâ âliyehâ sâfilehâ”, kelime anlamıyla üst tarafını alt tarafı yaptık, yani altını üstüne getirdik demektir.

Bu, yerleşim alanının son derece ağır biçimde yıkıldığını bildiren güçlü bir ifadedir.

Kur’an’ın başka surelerindeki Lût kıssasında da benzer anlatımlar bulunur.

Ancak buradan:

“Şehirler tam olarak şu açıyla ters çevrildi.”

veya:

“Şu jeolojik mekanizma kesin olarak gerçekleşti.”

şeklinde teknik ayrıntılar çıkarmak doğru değildir.

Ayetin açık mesajı büyük ve kesin yıkımdır.

3️⃣ Bu İfade Bir Depremi mi Anlatıyor ❓​

Kesin olarak böyle söyleyemeyiz.

Şiddetli bir deprem yerleşimleri yıkabilir ve yeryüzünde büyük değişiklikler meydana getirebilir. Bu nedenle bazı insanlar kıssayı jeolojik olaylarla ilişkilendirmeye çalışabilir.

Fakat Kur’an:

“Şu büyüklükte bir deprem meydana geldi.”

demiyor.

Dolayısıyla bilimsel bir ihtimal ile ayetin kesin anlamını birbirinden ayırmak gerekir.

Bir teori mümkün olabilir; fakat mümkün olması onun vahyin açıkça söylediği şey olduğu anlamına gelmez.

4️⃣ Şehirlerin Gerçekten Fiziksel Olarak Ters Çevrildiği mi Anlatılıyor ❓​

Klasik tefsirlerde ayet genellikle çok ağır ve fiziksel bir helâk olarak anlaşılmıştır.

Bunun tam fiziksel biçiminin nasıl gerçekleştiği ise Kur’an’da teknik ayrıntılarıyla açıklanmaz.

Dolayısıyla iki aşırı uçtan kaçınmak gerekir.

Bir tarafta:

“Bu sadece mecazdır, hiçbir fiziksel olay olmadı.”

diye metnin açık yıkım anlatısını tamamen soyutlaştırmak doğru olmayabilir.

Diğer tarafta da:

“Tam olarak şu fizik yasasıyla şöyle gerçekleşti.”

diye bilinmeyen ayrıntıları kesinleştirmek doğru değildir.

Metnin kesin söylediği ile bizim tahminimizi ayırmak gerekir.

5️⃣ “Siccîl” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki en dikkat çekici kelimelerden biri **“siccîl”**dir.

Klasik açıklamalarda bu kelime çoğunlukla sertleşmiş veya pişmiş balçıktan/çamurdan taşlar şeklinde açıklanmıştır.

Bu nedenle Türkçe meallerde:

“Pişmiş balçıktan taşlar”

ifadesi sık görülür.

Kelimenin etimolojisi ve tam maddi mahiyeti hakkında farklı açıklamalar bulunabilir. Fakat ayetin açık anlatısı, kavmin üzerine özel nitelikli taşların yağdırıldığıdır.

6️⃣ Siccîl Taşları Meteor muydu ❓​

Bunu kesin olarak söyleyemeyiz.

Gökyüzünden taş yağması ifadesi insana doğal olarak meteorları hatırlatabilir. Fakat:

“Siccîl kesin meteordur.”

demek Kur’an’ın vermediği teknik ayrıntıyı metne eklemek olur.

Meteor teorisi en fazla modern bir ihtimal veya benzetme olarak tartışılabilir.

Tefsir ile bilimsel spekülasyon aynı şey değildir.

Bir bilimsel teori değiştiğinde ayetin anlamı da değişmiş gibi görünmemelidir.

7️⃣ Siccîl Volkanik Kaya Olabilir mi ❓​

Bunun hakkında da kesin konuşamayız.

Volkanik patlamalarda taş, kül ve sıcak maddeler çevreye yayılabilir. İnsanlar bu yüzden ayeti volkanik olaylarla ilişkilendirebilir.

Fakat Kur’an:

“Bir volkan patladı.”

demiyor.

Bu nedenle:

“Kesinlikle volkanik taşlardı.”

ifadesi fazla iddialı olur.

Ayet bize ilahî hükmü bildirir; olayın bütün jeolojik ayrıntılarını öğretmek zorunda değildir.

8️⃣ Kur’an Neden Fiziksel Mekanizmanın Ayrıntısını Vermiyor ❓​

Çünkü Kur’an’ın temel amacı bir afet mühendisliği kitabı olmak değildir.

Kıssanın merkezindeki sorular şunlardır:

İnsan nasıl ahlaki körlüğe düşer?

Uyarıya nasıl tepki verir?

Gücünü nasıl kullanır?

Başkasının sınırlarına saygı gösterir mi?

Tövbe ve dönüş fırsatını değerlendirir mi?

Ve kötülükte ısrarın ahlaki sonucu nedir?

Kur’an’ın asıl ağırlığı mekanizmadan çok anlamdadır.

Bu, bilimsel araştırmayı değersizleştirmez; yalnız bilim ile vahyin sorduğu soruların her zaman aynı olmadığını gösterir.

9️⃣ “Taş Yağdırdık” İfadesi İnsanlara Taşlama Cezası Uygulama Emri midir ❓​

Hayır.

Ayette Allah’ın Lût kavmine yönelik özel tarihsel hükmü anlatılmaktadır.

Burada:

“Siz de günahkâr gördüğünüz insanları taşlayın.”

şeklinde insanlara verilmiş bir emir yoktur.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Allah’ın gerçekleştirdiği özel ilahî azap ile insanların hukukî veya bireysel şiddeti aynı şey değildir.

Bir kıssadaki ilahî cezayı kişisel şiddet yöntemi hâline getirmek ayetin bağlamını bozar.

🔟 Bu Ayet Modern İnsan Gruplarına Karşı Şiddet İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır.

Hiç kimse:

“Ben bu insanları Lût kavmine benzettim; o hâlde onlara saldırabilirim.”

diyemez.

Bu, kendisini Allah’ın özel hükmünün uygulayıcısı konumuna koymak olur.

Günümüzde davranışlar hakkında dinî veya ahlaki değerlendirme yapılabilir. Fakat insanlara yönelik şiddet, linç veya toplu cezalandırma ayrı bir meseledir.

Ahlaki eleştiri, şiddet yetkisi değildir.

1️⃣1️⃣ Ayeti Okuyan Bir İnsan Başkasının Cezalandırılmasından Sevinmeli mi ❓​

Kur’an’ın amacı okuyucuda sadistik bir haz oluşturmak değildir.

Lût kavminin başına gelenleri:

“Ne güzel taş yağmış.”

duygusuyla okumak kıssanın ahlaki maksadını kaçırabilir.

Daha doğru yaklaşım:

“İnsan hangi aşamalardan geçerek bu kadar büyük bir ahlaki çöküşe ulaştı?”

diye düşünmektir.

Kur’an’daki azap anlatısı öncelikle uyarıdır.

Başkalarının acısından eğlence üretmek değildir.

1️⃣2️⃣ İlahi Adalet ile İnsan İntikamı Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Allah bütün gerçekliği bilir.

İnsan ise sınırlı bilir.

Allah niyetleri, şartları, güçleri ve bütün ayrıntıları eksiksiz bilir.

İnsan bunların önemli bölümünü bilmeyebilir.

Bu nedenle insanın öfkesi:

“Ben adalet uyguluyorum.”

dediği anda otomatik olarak ilahî adalete dönüşmez.

İntikam, kişisel öfkeyle ölçüyü aşabilir.

Adalet ise hakkı ve sınırı gözetmek zorundadır.

Bu nedenle Lût kavmine yönelik ilahî hüküm, insanların öfkelerini kutsallaştırmak için kullanılamaz.

1️⃣3️⃣ Bugünkü Bir Şehre Taş, Dolu veya Meteor Düşerse “Lût Kavmi Gibi Cezalandırıldı” Denilebilir mi ❓​

Hayır.

Lût kavmi hakkında özel ilahî hükmü vahiy bildiriyor.

Bugünkü bir olay hakkında böyle bir vahiy elimizde yoktur.

Bir meteor düşebilir.

Şiddetli dolu yağabilir.

Volkan patlayabilir.

Deprem olabilir.

Bunların fiziksel nedenleri araştırılır.

İnsan:

“Bu insanların şu günahı yüzünden Allah aynısını yaptı.”

diye kesin hüküm veremez.

Özel ilahî ceza iddiası özel bilgi gerektirir.

Bizde o bilgi yoksa Allah adına kesin konuşmamak gerekir.

1️⃣4️⃣ Doğal Sebep ile İlahi İrade Birbirine Zıt mıdır ❓​

Hayır.

Bir olayın doğal mekanizmasının bulunması, mümin açısından Allah’ın yaratmasını zorunlu olarak reddetmek anlamına gelmez.

Yağmurun nasıl oluştuğunu meteoroloji açıklar.

Bu açıklama:

“Allah’ın yaratması yoktur.”

demek zorunda değildir.

Depremin fay hareketleriyle açıklanması da aynı şekildedir.

Kur’an’daki özel azap kıssasında ise vahiy ayrıca olayın ilahî hüküm boyutunu bildirir.

Böylece doğal sebep ile ilahî anlam zorunlu olarak birbirinin düşmanı hâline gelmez.

1️⃣5️⃣ Şehirlerin Yok Edilmesi Masumların da Cezalandırıldığı Anlamına mı Gelir ❓​

Kıssanın önceki ayetleri bu konuda önemli bir ayrım ortaya koymuştur.

Hz. Lût ve kurtarılacak kişiler önceden çıkarılmıştır.

Hz. Lût’un eşi ise ayrıca istisna edilmiştir.

Bu, anlatının insanları gelişigüzel tek kitle olarak değerlendirmediğini gösterir.

Ancak biz bugünkü olaylarda kimin Allah katında hangi konumda olduğunu bilemeyiz.

Bu nedenle modern bir felaketin mağdurları hakkında:

“Hepsi suçluydu.”

gibi genellemeler yapmak doğru değildir.

1️⃣6️⃣ Bir Toplumdaki Ahlaki Çöküş Fiziksel Felaketi Otomatik Olarak Getirir mi ❓​

Böyle mekanik bir yasa kuramayız.

Kur’an’da bazı geçmiş toplumlara yönelik özel ilahî hükümler anlatılır.

Fakat bundan:

“Bir toplumda şu günah yüzde şu seviyeye gelirse deprem olur.”

gibi bir formül çıkarılamaz.

Tarihte ağır haksızlıklar yapan bazı toplumlar uzun süre yaşamıştır.

Bazı dürüst insanlar ise doğal felaketlerde zarar görmüştür.

Dünyevî olaylar ile Allah’ın nihai ahlaki değerlendirmesi arasında basit bir denklem kurulmamalıdır.

1️⃣7️⃣ Ayetteki Büyük Yıkımdan Günümüz İçin Hangi Ahlaki Ders Çıkarılabilir ❓​

En önemli derslerden biri, hiçbir toplumsal düzenin mutlak ve dokunulmaz olmadığıdır.

İnsan çok güçlü olabilir.

Şehirler kurabilir.

Servet biriktirebilir.

Kendisini yenilmez görebilir.

Ama bütün insan yapıları kırılgandır.

Bu nedenle güç insanı kibirli değil, daha sorumlu hâle getirmelidir.

Fakat bu düşünce:

“Hoşlanmadığım toplum yakında yok olacak.”

şeklinde bir kehanet üretmemelidir.

Ayet önce başkalarının sonunu tahmin etmek için değil, kendi ahlakımızı sorgulamak için okunmalıdır.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 73 ve 74. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 73. ayette:

“Güneş doğarken onları korkunç çığlık yakaladı.”

buyrulmuştu.

  1. ayette ise olayın yıkıcı sonucu anlatılır:
“Oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine siccîlden taşlar yağdırdık.”

Böylece sayha, büyük yıkım ve taş yağdırılması aynı ilahî hükmün farklı boyutları olarak anlatılmış olur.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 75. ayette ise anlatının yönü olayın kendisinden, onu okuyacak insanların düşünmesine çevrilecek ve “Şüphesiz bunda dikkatle düşünüp işaretlerden anlam çıkaranlar için ibretler vardır” buyurulacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle “mütevessimîn” kelimesinin anlamı, işaretlerden sonuç çıkarma, basiret ve dikkatli gözlem, bunun falcılık veya yüz okuyarak insanların kaderini bilme anlamına gelmemesi, olaylardan ders çıkarmak ile komplo üretmek arasındaki fark ve Kur’an’ın okuyucuyu düşünmeye çağırması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 74. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 74. ayet son derece sert bir tablo ortaya koyar:

“Oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine siccîlden taşlar yağdırdık.”

Bu artık uyarının değil, gerçekleşen hükmün anlatımıdır.

Kıssanın başından itibaren sürece baktığımızda bir anda ortaya çıkmış sebepsiz bir olay görmeyiz.

Hz. Lût toplumunu uyarmıştır.

Toplumun bazı üyeleri yanlışlarında ısrar etmiştir.

Yabancı misafirlerin güvenliği tehdit edilmiştir.

Kalabalık Hz. Lût’un evine yönelmiştir.

Hz. Lût:

“Bunlar benim misafirlerim.”

demiştir.

“Allah’tan sakının.”

demiştir.

Onu susturmaya çalışmışlardır.

Son ana kadar meşru bir alternatif göstermiştir.

Fakat taşkınlık devam etmiştir.

Sonra hüküm gelmiştir.

Bu nedenle kıssanın asıl mesajını yalnız:

“Üzerlerine ne tür taş düştü?”

sorusuna indirgemek büyük resmi kaçırır.

Elbette insan merak eder.

Siccîl nedir?

Nasıl bir olay oldu?

Yerleşim nerede bulunuyordu?

Bunlar tarihsel araştırma açısından ilginç sorulardır.

Fakat Kur’an’ın okuyucuya yönelttiği esas soru daha derindir:

“İnsan nasıl bu kadar ahlaki körleşebilir?”

İşte kıssanın merkezindeki mesele budur.

İnsan bazen teknik ayrıntıya o kadar odaklanır ki ahlaki mesajdan uzaklaşır.

Örneğin:

“Bu meteor kaç kilometre çapındaydı?”

diye tartışır.

Ama:

“Ben başkasının sınırına saygı gösteriyor muyum?”

diye sormaz.

Şehrin arkeolojik koordinatını arar.

Ama:

“Ben güçsüz insana nasıl davranıyorum?”

diye düşünmez.

Taşların kimyasal yapısını tartışır.

Ama:

“Ben uyarıldığım yanlışta neden hâlâ ısrar ediyorum?”

sorusunu atlar.

Kur’an kıssasını anlamak, yalnız olayın nasıl gerçekleştiğini değil, neden anlatıldığını da sormaktır.

Hicr 74 bu açıdan çok güçlüdür.

Ayetteki “altını üstüne getirmek” ifadesi yalnız fiziksel bir yıkımı anlatır; fakat insan açısından aynı zamanda gücün ne kadar kırılgan olduğunu düşündürür.

Bir şehir çok güçlü olabilir.

İnsanlar:

“Bize hiçbir şey olmaz.”

diyebilir.

Servetleri olabilir.

Evleri olabilir.

Toplumsal güçleri olabilir.

Fakat hiçbir insan düzeni mutlak değildir.

Bu gerçek insanı umutsuz değil, mütevazı yapmalıdır.

Çünkü insanın kurduğu her şey fanidir.

Bu, ev yapmamak anlamına gelmez.

Şehir kurmamak anlamına gelmez.

Yatırım yapmamak anlamına gelmez.

Tam tersine bunların değerini bilerek, fakat onları ilahlaştırmadan yaşamak demektir.

İnsan evini sever.

Ama evinin sonsuz olmadığını bilir.

Servetini yönetir.

Ama servetin kendisini ölümsüz yapmayacağını bilir.

Yetki kullanır.

Ama yetkinin geçici olduğunu bilir.

Fanilik dünya hayatını değersizleştirmez; kibri anlamsızlaştırır.

Hicr 74’ün modern bilim açısından da önemli bir okuma ilkesi vardır.

Kur’an’ın anlattığı olağanüstü veya tarihsel olayları her yeni bilimsel teoriyle eşleştirmeye çalışmak cazip gelebilir.

Bir gün:

“Kesin meteor.”

denir.

Başka gün:

“Kesin volkan.”

denir.

Sonra:

“Kesin tektonik çökme.”

denir.

Böyle yapıldığında bilimsel teorinin değişmesi, sanki Kur’an’ın yorumu sürekli değişiyormuş gibi bir görüntü oluşturabilir.

Daha sağlam yaklaşım şudur:

Kur’an’ın kesin söylediğini kesin söyle.

İhtimali ihtimal olarak anlat.

Bilmediğini bilmiyorum diye bırak.


Bu bilim karşıtlığı değildir.

Tam tersine bilimsel ve dinî dürüstlüktür.

Bilim de zaten:

“Mevcut kanıtlara göre en iyi açıklama budur.”

diyebilir.

Yeni kanıt çıkınca teori geliştirilir.

Vahyin amacı ise burada olayın laboratuvar modelini vermek değildir.

Bu nedenle Kur’an ile bilim arasında sahte çatışmalar veya sahte mucizeler üretmeye gerek yoktur.

Hakikat abartıya ihtiyaç duymaz.

Ayetin başka çok önemli bir yönü, ilahî cezanın insan şiddetine dönüştürülmemesidir.

Burada Allah:

“Taş yağdırdık.”

buyuruyor.

Bu cümleyi okuyup:

“O hâlde biz de günahkâr gördüğümüz kişilere taş atalım.”

sonucu çıkarılamaz.

Bu, temel bir yorum hatasıdır.

Kur’an’da Allah’ın gerçekleştirdiği her fiil insanlara aynı şeyi yapma emri değildir.

Allah can verir.

Can alır.

Yağmur yağdırır.

Toplumlara özel hüküm verebilir.

İnsan bunların hepsinde Allah’ın yetkisini kendisine devredemez.

Yaratıcının yetkisi ile kulun yetkisi aynı değildir.

Bu ilke özellikle din adına şiddetin önlenmesi açısından son derece önemlidir.

Bir insan kendi öfkesini kolayca:

“Allah için kızıyorum.”

diye yorumlayabilir.

Belki gerçekten dinî hassasiyeti vardır.

Ama öfke yine de ölçüyü aşabilir.

İftira edebilir.

Masumu hedef alabilir.

Zulmedebilir.

Bu nedenle:

“Niyetim Allah için.”

demek yapılan her davranışı otomatik olarak doğru hâle getirmez.

İyi niyet yanlış yöntemi helal yapmaz.

Hicr 74’ün tarihsel ilahî hükmü de insanın kendi şiddetini kutsamasına izin vermez.

Kıssanın modern kimlik gruplarına karşı kullanılması da burada özellikle sorunludur.

Bir insan belirli davranışları İslam açısından günah görebilir.

Bu onun dinî görüşüdür.

Fakat:

“Bu davranışı günah görüyorum.”

cümlesinden:

“Bu insanı dövebilirim.”

sonucu çıkmaz.

“Bu kişiyi aşağılayabilirim.”

sonucu çıkmaz.

“Temel haklarını elinden alabilirim.”

sonucu otomatik olarak çıkmaz.

Ahlaki hüküm ile hukuk dışı şiddet ayrı şeylerdir.

Üstelik Hz. Lût kıssasının önceki ayetleri sürekli misafirlerin güvenliğini koruma üzerine kurulmuştu.

Bu kıssayı okuyup insanların güvenliğini tehdit etmek, anlatının ahlaki yönünü tersine çevirmek olur.

Hicr 74 aynı zamanda toplu cezalandırma konusunda dikkatli olmamızı gerektirir.

Ayette özel bir ilahî hüküm vardır.

Allah kimin hangi konumda olduğunu bilir.

Hz. Lût ve kurtarılacak kişiler önceden ayrılmıştır.

Biz ise modern dünyada böyle bir ilahî bilgiye sahip değiliz.

Bu nedenle bir suçlunun ailesini suçlayamayız.

Bir teröristin dininden olan herkesi suçlayamayız.

Bir hükümetin yanlışından bütün halkı otomatik suçlu ilan edemeyiz.

Bir kişinin suçu nedeniyle etnik grubunu hedef alamayız.

Suç kişiselleştirilmeli, delile dayanmalı ve masum ile suçlu ayrılmalıdır.

Bu, insan adaletinin temelidir.

Kıssanın bugünkü afetler açısından yanlış kullanılmaması da önemlidir.

Bir şehir depremde yıkıldı.

İnsanlar öldü.

Birinin çıkıp:

“Allah onların altını üstüne getirdi çünkü şu günah vardı.”

demesi için hangi vahyi var?

Yok.

O hâlde Allah adına kesin hüküm veremez.

Deprem varsa jeoloji araştırılır.

Bina yıkıldıysa mühendislik incelenir.

İmar hatası varsa sorumlular araştırılır.

Afet hazırlığı eksikse düzeltilir.

Bu, Allah’ı inkâr etmek değildir.

Tam tersine insanın kendisine verilen akıl ve sorumluluğu kullanmasıdır.

İnsanların ihmalini:

“Takdir-i ilahî.”

deyip geçmek de doğru değildir.

Bir bina standartlara aykırı yapılmışsa bunun insan sorumluluğu vardır.

Kader, ihmali aklayan sihirli kelime değildir.

İlahî takdir insan sorumluluğunu silmez.

Hicr 74’ün başka bir büyük dersi, toplumsal kötülüğün yalnız kişisel günahlardan ibaret olmayabileceğidir.

Kıssada bir kalabalık vardır.

Baskı vardır.

Hz. Lût’u susturma girişimi vardır.

Savunmasız kişilere yönelen toplumsal taşkınlık vardır.

Demek ki ahlak yalnız:

“Ben özel hayatımda ne yapıyorum?”

sorusundan oluşmaz.

Aynı zamanda:

“Toplumda nasıl bir düzeni destekliyorum?”

sorusunu da içerir.

Ben zorbalığı alkışlıyor muyum?

Bir insanın aşağılanmasından eğleniyor muyum?

Haksızlık yapan güçlü kişiyi sırf güçlü olduğu için destekliyor muyum?

Mağdur konuştuğunda onu mu susturuyorum?

Bunlar da ahlaki sorulardır.

İnsan bazen suçu doğrudan işlemez ama kötülüğün normalleşmesine katkı sağlayabilir.

Örneğin bir arkadaş grubu bir kişiyi sürekli aşağılıyor.

Sen doğrudan hakaret etmiyorsun.

Ama her seferinde gülüyorsun.

Bu gülüş zorbalığa sosyal ödül sağlayabilir.

Bir işyerinde patron çalışana haksız davranıyor.

Herkes:

“Patron sonuçta.”

deyip normalleştiriyor.

Böylece yanlış sistemleşebilir.

Hicr kıssasının toplumsal boyutu tam da bu nedenle önemlidir.

Kötülük yalnız yapan kişinin değil, onu normalleştiren kültürün de meselesi olabilir.

Fakat bu düşünceyi bireysel sorumluluğu tamamen silmek için de kullanmamak gerekir.

“Toplum beni böyle yaptı.”

diyerek insan bütün tercihlerini topluma yükleyemez.

Çevre etkiler.

Baskı etkiler.

Kültür etkiler.

Fakat insanın kapasitesi ölçüsünde kendi seçimi de vardır.

Allah bu kapasite ve şartların tamamını bilir.

Biz ise insanları değerlendirirken bu karmaşıklığı dikkate almalıyız.

Hicr 74’ün başka önemli bir yönü, insanın sonucu görünce ders almak yerine sonucu gelmeden önce öğrenebilmesi gerektiğidir.

Kur’an bize bu kıssayı neden anlatıyor?

Biz de aynı şehirde olmadığımız hâlde.

Aynı dönemde yaşamadığımız hâlde.

Çünkü insan geçmişten öğrenebilir.

Başına aynı şeyin gelmesi gerekmez.

Bir çocuk:

“Ateşe dokunursam yanarım.”

bilgisini her defasında elini yakarak öğrenmek zorunda değildir.

Başkalarının tecrübesinden öğrenebilir.

Toplumlar da öyle.

Tarih, insanlığın pahalı dersler arşividir.

Savaşların sonuçlarını biliriz.

Irkçılığın neler yaptığını biliriz.

Diktatörlüğün tehlikelerini biliriz.

Ekonomik balonların sonuçlarını biliriz.

Ama yine de aynı hataları tekrarlayabiliriz.

Bilgi ancak davranışı değiştirdiğinde gerçek derse dönüşür.

Bir sonraki ayet tam da bu noktaya gelecektir.

Hicr 75:

“Bunda anlayıp işaretlerden sonuç çıkaranlar için ibretler vardır.”

diyecektir.

Yani Kur’an bizi:

“Olay ne kadar korkunçmuş.”

deyip geçmeye çağırmıyor.

“İşareti gör.”

diyor.

“Düşün.”

diyor.

“Ders çıkar.”

diyor.

Bu nedenle Hicr 74’ün gerçek sonucu bir korku filmi gibi şehri zihnimizde canlandırmak değil, kendi ahlakımızı incelemektir.

Ben gücü kötüye kullanıyor muyum?

Başkasının rızasını önemsiyor muyum?

Savunmasız kişiyi koruyor muyum?

Kalabalığın yanlışına kapılıyor muyum?

Uyarılınca savunmaya mı geçiyorum?

Yanlışıma alternatif gösterildiğinde kabul edebiliyor muyum?

İşte kıssa bu soruları doğuruyorsa amacına yaklaşmışız demektir.

Hicr Suresi 74. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Altını üstüne getirdik” ifadesini bilimsel ayrıntıları bilinmeyen bir olaya zorla modern jeoloji etiketi yapıştırarak açıklama. ‘Siccîl’ taşlarını kesin meteor, volkanik kaya veya başka bir madde ilan etme. İlahi azabı modern insanlara taşlama veya toplu şiddet uygulama ruhsatına dönüştürme. Bugünkü doğal afetleri vahiy olmadan özel ilahî ceza ilan etme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Lût kavmine yönelik ilahî hüküm gerçekleşmiş ve onların güvendikleri toplumsal düzen tamamen sona ermiştir. Bizim görevimiz bu yıkımdan şiddet yöntemi değil, ahlaki ibret çıkarmak; gücün geçici olduğunu, zulmün normalleştirilmemesi gerektiğini ve Allah adına konuşurken metnin söylemediği şeyi kesin bilgi gibi sunmamanın ilmî bir sorumluluk olduğunu anlamaktır.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 75. ayette, Kur’an tam da kıssadan nasıl yararlanılması gerektiğini açıklayacak ve şöyle buyuracaktır: “Şüphesiz bunda dikkatle düşünüp işaretlerden anlam çıkaranlar için ibretler vardır.” Bu ayeti ele alırken özellikle “mütevessimîn” kelimesinin anlamı, basiret ve dikkatli gözlem, olayların işaretlerinden sonuç çıkarabilme, bunun falcılık, yüz okuma veya insanın kaderini dış görünüşünden bilme anlamına gelmemesi, sezgi ile delilin birbirinden ayrılması, komplo teorisi üretmekle gerçek işaretlerden akıl yürütmenin farklı olması ve Kur’an’ın insanı düşünmeye çağırması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 74. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bu kıssayı başkasının cezalandırılmasını seyretmek için mi, kendi davranışlarımızı düzeltmek için mi okuyoruz? Kur’an’ın söylemediği fiziksel ayrıntıları sırf etkileyici olsun diye kesinleştiriyor muyuz? Bilimsel teoriyi vahyin kendisi gibi mi sunuyoruz? Bir doğal afet olduğunda mağdura yardım etmek yerine onu günahkârlıkla mı suçluyoruz? Hoşlanmadığımız insanları Lût kavmine benzeterek kendi öfkemize dinî meşruiyet mi arıyoruz? Güçlü olduğumuz için dokunulmaz olduğumuzu mu sanıyoruz? Ve en önemlisi, bir sonraki ayet bu olaylarda ‘işaretler’ bulunduğunu söyleyecekse, biz yıkımın taşlarına mı takılıp kalacağız, yoksa o yıkıma götüren kibir, zorbalık, rıza ihlali, toplumsal baskı ve uyarıya kapanma gibi asıl işaretleri görebilecek miyiz?

“Hicr 74, ‘Oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine siccîlden taşlar yağdırdık’ buyurarak Lût kavmine yönelik özel ilahî hükmün ağır sonucunu anlatır. Kur’an bu taşların modern bilimsel sınıflandırmasını vermediği için onları kesin meteor, volkanik kaya veya başka bir olayla özdeşleştirmek doğru değildir; aynı şekilde bu tarihsel azap insanlara başkalarını taşlama veya topluca cezalandırma yetkisi de vermez. Ayetin büyük dersi şudur: Kıssadaki yıkımı şiddetten haz almak için değil, gücün geçiciliğini, zulmün sonucunu ve insanın kendi ahlaki körlüğünü fark etmek için oku. Çünkü gerçek ibret, başkasının nasıl yıkıldığını seyretmek değil, aynı yanlışın kendi hayatımızda büyümesini engellemektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt