A‘râf Suresi 136. Ayette “Bunun Üzerine Biz de Onlardan İntikam Aldık ve Ayetlerimizi Yalanlamaları, Onlardan Gafil Kalmaları Sebebiyle Kendilerini Denizde Boğduk” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan uyarıları sonsuza kadar erteleyebileceğini sanabilir; fakat sürekli ertelenen yüzleşme, bir gün geri dönüş imkânının kalmadığı bir sonuca dönüşebilir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 135. ayetinde Firavun toplumunun:
sıkıntı üzerlerinden kaldırıldığında:
verdikleri sözden döndükleri
anlatılmıştı.
- ayette ise uzun süredir devam eden:
kibir,
zulüm,
sözden dönme
ve uyarıları reddetme sürecinin:
sonucu bildirilir:
“Bunun üzerine biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları, onlardan gafil kalmaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk.”
Bu ayet:
kıssanın çok önemli bir dönüm noktasıdır.
Çünkü:
Firavun düzeninin:
sonsuz görünmediğini,
gücünün:
bir sınırı bulunduğunu
ve sürekli reddedişin:
sonuçsuz kalmadığını
gösterir.
Ancak burada geçen:
“intikam aldık”
ifadesini:
insanlardaki öfke,
kin,
duygusal rövanş
anlamıyla düşünmemek gerekir.
Kur’an bağlamında:
Allah’ın cezalandırması:
adalet ve hüküm
bağlamındadır.
“Bunun Üzerine Biz de Onlardan İntikam Aldık” Ne Demektir
Buradaki ifade:uzun bir uyarı sürecinin ardından:
ilahî cezalandırmanın:
gerçekleşmesini
anlatır.
Firavun toplumu:
defalarca:
uyarılmıştır.
Mucizeler:
görmüştür.
Sıkıntı geldiğinde:
söz vermiştir.
Sıkıntı kalkınca:
sözünden dönmüştür.
Sonunda:
yaptıklarının sonucu ile karşılaşmıştır.
Allah’ın “İntikam Alması” İnsanların İntikamına Benzer mi
Hayır.İnsan:
öfke,
kin,
kırgınlık
ve kişisel çıkar nedeniyle:
intikam almak isteyebilir.
Allah hakkında ise:
bu tür:
insani zaaflar
düşünülemez.
Buradaki anlam:
hak edenin adalet gereği karşılığını görmesidir.
Neden “Ceza Verdik” Yerine “İntikam Aldık” Gibi Güçlü Bir İfade Kullanılıyor
Çünkü:zulüm:
çok ağırdır.
İsrailoğullarına:
sistematik baskı uygulanmıştır.
Çocuklar:
öldürülmüştür.
İnsanlar:
köleleştirilmiş,
ezilmiş
ve tehdit edilmiştir.
Bu nedenle:
ifade:
zulmün:
karşılıksız kalmadığını
çok güçlü biçimde anlatır.
“Onları Denizde Boğduk” Ne Anlama Gelir
Bu:Firavun ve onu izleyen güçlerin:
denizde:
helâk edilmesini
ifade eder.
Kur’an’ın başka bölümlerinde:
bu olayın ayrıntıları:
daha geniş anlatılır.
Burada ise:
sonuç:
tek cümleyle:
özetlenmektedir.
Denizde Boğulma Neden Kıssanın Dönüm Noktasıdır
Çünkü:Firavun düzeninin:
fiziksel üstünlüğü:
orada sona erer.
Bir zamanlar:
“Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz.”
diyen yapı:
kendi gücünü:
koruyamaz hâle gelir.
Bu:
insan gücünün:
mutlak olmadığını
çok açık biçimde gösterir.
Firavun Neden Daha Önce Değil de Bu Aşamada Cezalandırılıyor
Kur’an kıssasında:cezanın öncesinde:
uzun bir uyarı süreci vardır.
Hz. Musa:
mesajı iletmiştir.
Ayetler:
gösterilmiştir.
Sıkıntılar:
gelmiştir.
Onlara:
dönüş fırsatları:
verilmiştir.
Yani:
ceza:
ilk hatanın hemen ardından değil,
ısrarlı reddedişin ardından
gelir.
Bu Durum Allah’ın Sabır ve Mühlet Vermesiyle Nasıl İlişkilidir
İnsan:bir yanlışı:
bir kez yaptığında:
hemen yok edilmez.
Dönüş:
tövbe,
düşünme,
değişme
fırsatı bulunabilir.
Firavun kıssasında da:
uyarıların:
tekrarlandığı görülür.
Bu:
ilahî hükmün:
aceleci bir öfke olmadığını
gösterir.
“Ayetlerimizi Yalanlamaları Sebebiyle” İfadesi Ne Anlama Gelir
Onların:cezalandırılma sebeplerinden biri:
kendilerine ulaşan:
ilahî işaretleri:
reddetmeleridir.
Ama bu:
yalnız:
bir fikre katılmamak
anlamında değildir.
Kıssanın bütününe bakıldığında:
reddediş:
zulüm, kibir ve baskıyla birlikte
ilerlemektedir.
Ayetleri Yalanlamak Sadece “İnanmıyorum” Demek midir
Bu kıssada:hayır.
Firavun tarafı:
Hz. Musa’nın getirdiği ayetleri:
sihir olarak nitelendirir.
Sihirbazları:
tehdit eder.
İsrailoğullarını:
baskı altında tutar.
Sözlerinden:
döner.
Yani:
reddediş:
davranışa dönüşmüş bir sistem
hâline gelmiştir.
“Onlardan Gafil Kalmaları” Ne Demektir
Buradaki gaflet:uyarıların:
anlamını önemsememek,
üzerinde düşünmemek,
onları hayatın merkezine almamak
anlamı taşır.
Yani:
ayetleri:
görmüş olabilirler.
Ama:
görmek ile ciddiye almak aynı şey değildir.

İnsan Bir Gerçeği Görüp Yine de Ondan Gafil Kalabilir mi
Evet.Bir insan:
bir şeyi:
bilgi olarak bilir.
Ama:
hayatında:
hiçbir karşılığı olmayabilir.
Örneğin:
ölümün varlığını bilir.
Ama:
hiç ölmeyecekmiş gibi:
yaşayabilir.
Bir alışkanlığın:
zararını bilir.
Ama:
aynı davranışı:
sürdürebilir.
Bu:
bilmek ile idrak etmek arasındaki farktır.

Gaflet Neden Tehlikelidir
Çünkü:insanı:
uyarılara karşı:
duyarsızlaştırabilir.
İlk uyarı:
çok etkileyebilir.
İkinci:
daha az.
Sonra:
insan:
alışabilir.
Bir süre sonra:
yanlış:
normal görünmeye:
başlayabilir.
Bu nedenle:
gaflet:
ahlaki duyarlılığın yavaşça körelmesi
olabilir.

Sözden Dönmeleri Bu Sonuçta Neden Önemlidir
Çünkü:onlara:
birçok kez:
fırsat verilmiştir.
Sıkıntı geldiğinde:
“İman edeceğiz.”
demişlerdir.
Sıkıntı kalktığında:
sözlerinden:
dönmüşlerdir.
Bu:
yalnız bir hata değil,
tekrar eden:
güvenilmezlik örüntüsü
oluşturur.

Bir Toplumun Güçlü Olması Onu Sonuçlardan Korur mu
Hayır.Firavun:
çok güçlüydü.
Ordusu vardı.
Yönetim sistemi vardı.
İnsanlar üzerinde:
büyük hâkimiyeti vardı.
Ama:
bu güç:
onu:
nihai sonuçtan:
koruyamadı.
Bu:
gücün sınırını
hatırlatır.

Bu Ayet “Zalimler Mutlaka Dünyada Hemen Cezalandırılır” mı Demektir
Hayır.Bu ayet:
belirli bir kıssadaki:
belirli bir ilahî hükmü
anlatır.
Bundan:
her zalimin:
dünyada aynı biçimde
ve aynı hızla:
cezalandırılacağı
sonucu çıkarılamaz.
Bazı insanlar:
dünyada:
uzun süre güç sahibi olabilir.
Nihai adalet:
yalnız dünya hayatına indirgenemez.

Bu Ayet Günümüz Felaketlerini İlahi İntikam Olarak Yorumlamamıza İzin Verir mi
Hayır.Firavun kıssasında:
olayın anlamını:
vahiy açıkça bildirir.
Bugün yaşanan:
deprem,
sel,
savaş,
hastalık,
kazalar
hakkında:
vahiy olmadan:
“Bu kesin Allah’ın şu kişiden intikamıdır.”
demek:
doğru değildir.
Bilmediğimiz ilahî niyetleri:
kesin biçimde:
ilan etmemeliyiz.

Bu Ayetten Bireysel Hayat İçin Nasıl Bir Ders Çıkarılabilir
En önemli derslerden biri:uyarıları:
sürekli ertelememektir.
Bir hata:
tekrar tekrar:
aynı sonucu doğuruyorsa:
onu:
ciddiye almak gerekir.
İnsan:
“Daha sonra değişirim.”
diyerek:
her şeyi:
sonsuzca erteleyemez.
Çünkü bazı fırsatlar:
tekrar gelmeyebilir.

A‘râf Suresi 135. ve 136. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
sözlerinden:
döndükleri
anlatılmıştı.
- ayette ise:
inkâr,
gaflet
ve sözden dönme
sürecinin:
sonucu gelir:
denizde boğulurlar.
Yani:
önce:
fırsat vardır.
Sonra:
ısrar vardır.
En sonunda:
sonuç vardır.

Sonuç: A‘râf Suresi 136. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 136. ayet:Firavun kıssasında:
çok uzun süredir biriken:
zulüm ve reddedişin:
sonucunu anlatır.
Firavun:
bir anda:
bu noktaya gelmemiştir.
Öncesinde:
Hz. Musa:
defalarca konuşmuştur.
Mucizeler:
gösterilmiştir.
Sihirbazlar:
hakikati görüp:
iman etmiştir.
Firavun:
onları:
tehdit etmiştir.
Kıtlık:
gelmiştir.
Ürünler:
azalmıştır.
Tufan,
çekirgeler,
haşereler,
kurbağalar
ve kan:
gibi işaretler:
gelmiştir.
Sıkıntı ağırlaşınca:
Firavun toplumu:
“Azabı kaldırırsan iman edeceğiz.”
demiştir.
Azap:
kaldırılmıştır.
Ama:
yeniden:
sözlerinden dönmüşlerdir.
Yani:
A‘râf 136:
tek bir hatanın:
ani cezasını değil,
uzun süre devam eden bir reddediş zincirinin sonunu
gösterir.
Bu:
çok önemli bir ayrımdır.
Ayetin:
“Ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları sebebiyle”
demesi de:
sonucun:
rastgele olmadığını:
gösterir.
İnsan:
bazen gafleti:
zararsız bir unutkanlık
gibi düşünebilir.
Ama sürekli gaflet:
insanın:
uyarıya karşı:
duyarsızlaşmasına
neden olabilir.
Bir süre sonra:
yanlış:
normalleşir.
Zulüm:
gündelikleşir.
Yalan:
alışkanlığa dönüşür.
Sözünü bozmak:
rahatsız etmemeye başlar.
İşte:
tehlikeli olan:
budur.
İnsan:
bir gün:
büyük bir kötülük yaparak:
birden değişmeyebilir.
Bazen:
küçük yanlışları:
tekrar tekrar yaparak:
yavaşça:
başka birine dönüşür.
Bu yüzden:
vicdanın verdiği:
küçük uyarıları:
ciddiye almak önemlidir.
Ayet aynı zamanda:
gücün:
geçiciliğini:
çok sarsıcı biçimde gösterir.
Firavun:
kendini:
çok güçlü görüyordu.
İnsanların:
hayatı ve ölümü üzerinde:
karar verebildiğini:
düşünüyordu.
Ama sonunda:
kendi hayatını:
koruyamaz.
Bu bize:
şunu hatırlatır:
İnsanın gücü ne kadar büyürse büyüsün, mutlak değildir.
Makam:
geçer.
Servet:
geçer.
Otorite:
geçer.
Beden:
geçer.
Ve:
geriye:
insanın:
o güçle:
ne yaptığı kalır.
Belki de A‘râf 136’nın bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayat bize aynı uyarıyı defalarca veriyorsa, hâlâ neyi bekliyoruz?
İnsan:
her zaman:
bir fırsat daha:
olacağını sanabilir.
“Sonra özür dilerim.”
“Sonra değişirim.”
“Sonra düzeltirim.”
“Bir gün bırakırım.”
diyebilir.
Ama hayatın:
en ciddi gerçeklerinden biri:
şudur:
Her “sonra”nın bir sonuncusu vardır.
Bu nedenle:
ayet:
korku üretmekten daha derin bir mesaj taşır:
Uyarıyı:
varken ciddiye al.
Dönüş kapısı:
açıkken dön.
Söz verdiysen:
tut.
Yanlışı gördüysen:
ertelemeyi bırak.
Çünkü:
hakikati sürekli ertelemek:
hakikati ortadan kaldırmaz.
Sadece:
ona dönebilmek için sahip olduğun zamanı azaltabilir.
“İnsan çoğu zaman son fırsatın hangisi olduğunu bilmez. Bu yüzden değişimi yarına bırakmak yerine, doğru olduğunu gördüğün anda başlamak en güvenli yoldur. Çünkü ertelenen hakikat kaybolmaz; fakat ona dönebileceğin zaman kaybolabilir.”
Ersan Karavelioğlu