A‘râf Suresi 133. Ayette “Bunun Üzerine Biz de Ayrı Ayrı Mucizeler Olarak Üzerlerine Tufanı, Çekirgeleri, Haşereleri, Kurbağaları ve Kanı Gönderdik; Yine de Büyüklük Tasladılar ve Suçlu Bir Toplum Oldular” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Uyarıların artması, insanın mutlaka değişeceği anlamına gelmez. Bazen delil çoğalır ama kibir de aynı ölçüde direnebilir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 132. ayetinde Firavun toplumu:
“Bizi büyülemek için bize ne tür bir ayet getirirsen getir, biz sana iman edecek değiliz.”
demişti.
- ayette ise onların bu inatçı tutumuna karşı peş peşe gelen uyarılar anlatılır:
Bu ayet:
çok dikkat çekici bir örüntü gösterir:
delil gelir,
uyarı gelir,
sıkıntı gelir,
fakat insan:
yine de:
değişmemeyi seçebilir.
Buradaki asıl mesele:
yalnız afetlerin kendisi değildir.
Asıl mesele:
uyarı karşısındaki insan tavrıdır.
“Bunun Üzerine” İfadesi Neyi Gösterir
Bu ifade:önceki ayetlerle:
doğrudan bağlantı kurar.
Onlar:
“Ne getirirsen getir inanmayacağız.”
demişlerdi.
Bunun ardından:
birden fazla:
açık işaret ve sıkıntı
gelir.
Yani:
reddediş devam ettikçe uyarılar da artar.
“Ayrı Ayrı Mucizeler” Ne Demektir
Ayet:tek bir olaydan değil,
birden fazla:
belirgin işaretten
söz eder.
Bunlar:
aynı anda olmak zorunda değildir.
İfade:
peş peşe gelen:
farklı uyarıları
gösterir.
Yani:
tek bir olağanüstü olay değil, tekrar eden bir uyarı dizisi vardır.
“Tufan” Burada Ne Anlama Gelir
Türkçede:“tufan”
kelimesi:
çok büyük sel ve su baskını
çağrıştırır.
Ayet bağlamında da:
yaygın ve ağır bir su felaketi veya büyük bir taşkın
olarak anlaşılmıştır.
Ama:
ayetin vermek istediği temel mesaj:
tufanın:
uyarı niteliği taşımasıdır.
Çekirgelerin Gönderilmesi Ne Anlama Gelir
Çekirgeler:özellikle tarımsal toplumlarda:
çok büyük yıkım oluşturabilir.
Tarlaları:
ürünleri,
bitkileri
kısa sürede:
tüketebilirler.
Bu nedenle:
çekirge istilası:
ekonomik ve gıda açısından:
çok ağır bir tehdit
oluşturabilir.
“Haşereler” veya “Bitler” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetin Arapçasındaki kelime:çeşitli meallerde:
bitler, haşereler veya küçük zararlılar
şeklinde çevrilebilir.
Tefsirlerde:
farklı yorumlar bulunur.
Bu nedenle:
tek bir biyolojik türü:
kesinmiş gibi söylemektense:
insanlara ve yaşam düzenine musallat olan küçük zararlı canlılar
olarak anlamak daha temkinlidir.
Kurbağaların Gönderilmesi Neden Dikkat Çekicidir
Çünkü:kurbağalar:
normalde:
doğal hayatın bir parçasıdır.
Ama sayı:
kontrolsüz biçimde arttığında:
gündelik hayatı:
çok ciddi şekilde:
zorlaştırabilir.
Yani:
normal olan bir şey:
aşırılaştığında:
rahatsız edici ve yıkıcı hâle gelebilir.
“Kan” Ne Anlama Gelir
Ayet:üzerlerine:
kan
gönderildiğini bildirir.
Tefsirlerde:
özellikle su kaynaklarının:
kana dönüşmesi veya kan görünümü alması
üzerinde yorumlar yapılmıştır.
Ancak ayetin özünde:
ayrıntılı fiziksel mekanizmadan çok:
açık ve sarsıcı bir uyarı
vurgulanır.
Bu Olayların Hepsi Gerçek Mucize Olarak mı Anlatılır
Kur’an’ın kıssa anlatısında:bunlar:
Allah tarafından gönderilen:
ayetler ve uyarılar
olarak sunulur.
Yani:
metin bunları:
Hz. Musa’nın peygamberlik bağlamındaki:
olağanüstü işaretler
olarak ele alır.
Bunu:
sadece sembolik bir anlatı
diye indirgemek:
metnin açık akışıyla:
uyuşmaz.
Doğal Sebepler Olması Mucize Olmasına Engel midir
Hayır.İnanan biri açısından:
bir olayın:
doğal mekanizmalarla gerçekleşmesi:
Allah’ın yaratmasıyla:
çelişmez.
Ama Kur’an:
buradaki olayların:
belirli bir uyarı bağlamında:
gönderildiğini:
özellikle bildirir.
Yani:
sebep ile anlam birbirini dışlamak zorunda değildir.
Bu Ayet Bugünkü Afetleri de Aynı Şekilde Açıklamamızı Gerektirir mi
Hayır.Bu çok önemli bir ayrımdır.
Burada:
vahiy,
belirli bir topluma yönelik:
belirli uyarıların anlamını:
açıkça bildiriyor.
Bugünkü:
sel,
deprem,
salgın,
çekirge istilası,
kuraklık
gibi olaylar için:
vahiy olmadan:
“Bu kesin şu günahın cezasıdır.”
demek doğru değildir.

Uyarıların Çokluğu Neden Onları İkna Etmedi
Çünkü:bir önceki ayette:
zaten:
“Ne getirirsen getir inanmayacağız.”
demişlerdi.
Yani:
sorun:
yalnız delil eksikliği değildir.
Zihin:
önceden:
kapalıdır.
Bu nedenle:
daha fazla işaret:
her zaman:
daha fazla iman:
üretmez.

“Yine de Büyüklük Tasladılar” Ne Demektir
Bu ifade:kibirlerini:
koruduklarını
gösterir.
İnsan:
bazen:
yanıldığını kabul etmek yerine:
daha da:
sertleşebilir.
Çünkü:
“Ben yanlışmışım.”
demek:
ona ağır gelebilir.
Kibir:
insanın:
gerçeğe yaklaşmasını:
engelleyebilir.

Kibir ile Delil Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Delil:zihne hitap eder.
Ama kibir:
insanın:
o delile karşı:
nasıl davranacağını
etkileyebilir.
Bir kişi:
gerçeği anlamış olsa bile:
“Ben bunu kabul edersem küçülürüm.”
diye düşünürse:
reddetmeye devam edebilir.

İnsan Neden Uyarıya Rağmen Değişmeyebilir
Çünkü değişmek:yalnız bilgi meselesi değildir.
Değişim:
bazen:
gururdan vazgeçmeyi,
alışkanlıkları değiştirmeyi,
çıkar kaybetmeyi
gerektirir.
Bu yüzden:
insan:
doğruyu görüp:
yanlışa:
devam edebilir.

“Suçlu Bir Toplum Oldular” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:yalnız:
yanlış bilgiye sahip olmak
anlamına gelmez.
Onların:
zulüm,
kibir,
inat,
haksızlık
ve bilinçli reddediş
gibi davranışlarını:
işaret eder.
Yani:
mesele:
ahlaki sorumluluk
taşır.

Bir Toplumun Tamamına “Suçlu” Demek Her Bireyin Aynı Olduğu Anlamına mı Gelir
Hayır.Kur’an’da toplumsal ifadeler:
çoğu zaman:
baskın yönü,
hâkim tutumu
ve kolektif davranışı:
anlatır.
Her bireyin:
aynı derecede:
aynı tavrı göstermiş olduğunu:
otomatik olarak:
varsaymak gerekmez.
Bu nedenle:
toplumsal anlatımlarda:
genellemenin bağlamını
korumak gerekir.

Sürekli Uyarı Almak İnsanı Daha Duyarlı mı, Daha Duyarsız mı Yapar
Her ikisi de olabilir.Bazı insanlar:
uyarıdan:
ders çıkarır.
Bazıları ise:
alışır.
İlk başta:
çok sarsıcı olan şey:
zamanla:
normalleşebilir.
Bu yüzden:
uyarının varlığı kadar, insanın ona açık olması da önemlidir.

A‘râf Suresi 132. ve 133. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
“Ne getirirsen getir inanmayacağız.”
demişti.
- ayette ise:
çekirgeler,
haşereler,
kurbağalar
ve kan
gibi:
arka arkaya:
işaretler gelir.
Ama sonuç:
“Yine de büyüklük tasladılar.”
olur.
Yani:
önce:
zihin kapatılır.
Sonra:
gelen deliller de:
o kapalı zihin tarafından reddedilir.

Sonuç: A‘râf Suresi 133. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 133. ayet:insanın:
uyarı karşısındaki tavrını:
çok çarpıcı biçimde gösterir.
Firavun toplumu:
önce:
“Ne getirirsen getir inanmayacağız.”
demişti.
Sonra:
bir değil,
birden fazla:
sarsıcı olayla:
karşılaşırlar.
Tufan gelir.
Çekirgeler gelir.
Haşereler gelir.
Kurbağalar gelir.
Kan gelir.
Bütün bunlar:
Kur’an’ın anlatısında:
açık işaretler
olarak sunulur.
Ama:
onlar:
yine de:
kibirlenir.
Burada:
çok önemli bir insanlık dersi vardır:
İnsan her zaman bilgi eksikliğinden dolayı yanlışta kalmaz.
Bazen:
bilgi vardır.
Delil vardır.
Uyarı vardır.
Ama:
ego:
daha güçlüdür.
İnsan:
yanıldığını kabul etmek istemez.
Çünkü:
bir fikri değiştirmek:
bazen:
bir cümleyi değiştirmek kadar:
kolay değildir.
İnsan:
o fikir üzerine:
kimlik kurmuş olabilir.
Çıkar kurmuş olabilir.
Statü kurmuş olabilir.
Çevre kurmuş olabilir.
Bu yüzden:
gerçeği kabul etmek:
ona:
çok pahalı
gelebilir.
Ayetin bir başka önemli yönü:
sıkıntıların:
nasıl yorumlanacağıdır.
Bu kıssada:
vahiy bize:
bu olayların:
Firavun toplumuna yönelik:
belirli uyarılar olduğunu
bildirir.
Ama:
bugün yaşanan:
her doğal felaket için:
aynı kesinliği:
biz taşıyamayız.
Bir şehirde:
deprem olduğunda:
“Oradakiler şöyleydi, Allah bunun için yaptı.”
demek:
hem:
bilmediğimiz bir konuda:
Allah adına konuşmak,
hem de:
acı çeken insanlara:
haksızlık etmek
olabilir.
Daha doğru tavır:
nedenleri:
araştırmak,
insanlara:
yardım etmek,
önlem almak
ve:
manevi olarak:
kendi hayatımızı:
sorgulamaktır.
Ayet bize:
başkasının felaketinden:
hüküm çıkarmayı değil,
kendi kalbimizin:
uyarı karşısında nasıl davrandığını
düşündürmelidir.
Asıl soru:
şudur:
Hayat bize:
aynı hatayı:
kaç kez gösteriyor?
Aynı ilişki:
neden tekrar bozuluyor?
Aynı yanlış karar:
neden tekrar:
aynı sonucu veriyor?
Aynı uyarıya rağmen:
neden:
aynı yerde:
ısrar ediyoruz?
Bazen insan:
mucize bekler.
Ama:
hayat zaten:
ona:
defalarca:
aynı şeyi:
söylüyor olabilir.
Belki de A‘râf 133’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Gerçekten daha fazla işarete mi ihtiyacımız var, yoksa zaten gördüğümüz işaretleri kabul edecek kadar tevazuya mı?
Çünkü:
hakikate giden yolun önündeki engel:
her zaman:
bilgisizlik değildir.
Bazen:
en büyük engel:
“Ben yanılmış olamam.”
diyen:
insanın kendi kibridir.
“İnsanın önündeki işaretler çoğaldığı hâlde kalbi değişmiyorsa, eksik olan belki delil değil tevazudur. Hakikati görmek gözün işi olabilir; fakat onu kabul etmek bazen egonun geri çekilmesini ister.”
Ersan Karavelioğlu