A‘râf Suresi 150. Ayette “Musa Kavmine Öfkeli ve Üzgün Bir Hâlde Döndüğünde ‘Benden Sonra Ne Kötü Bir İş Yaptınız! Rabbinizin Emrini Beklemeyip Acele mi Ettiniz?’ Dedi; Levhaları Bıraktı, Kardeşinin Başından Tutup Kendine Doğru Çekmeye Başladı. Hârûn ise ‘Annemin Oğlu! Bu Kavim Beni Güçsüz Bıraktı, Neredeyse Beni Öldüreceklerdi. Düşmanları Bana Güldürme ve Beni Zalimlerle Bir Tutma’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Öfke bazen haklı bir sebepten doğabilir; fakat haklı olmak, acele hüküm vermeyi haklı çıkarmaz. Gerçeği öğrenmeden suçlamak, adaleti öfkenin gölgesinde bırakabilir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 149. ayetinde İsrailoğullarından bir grubun:
buzağıyı ilah edinmekten dolayı:
pişmanlık duyduğu,
sapıttıklarını fark ettiği
ve:
“Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa elbette kaybedenlerden oluruz.”
dediği anlatılmıştı.
- ayette ise:
kavmine dönüşü:
çok güçlü bir duygusal sahneyle anlatılır.
Hz. Musa:
kavmini:
buzağıya yönelmiş halde görünce:
öfkelenir ve üzülür.
Şöyle der:
“Benden sonra ne kötü bir iş yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?”
Ardından:
levhaları bırakır,
kardeşi Hz. Hârûn’un başından tutup:
kendine doğru çeker.
Hz. Hârûn ise:
durumu açıklar:
“Annemin oğlu! Bu kavim beni güçsüz bıraktı, neredeyse beni öldüreceklerdi. Düşmanları bana güldürme ve beni zalimlerle bir tutma.”
Bu ayet:
öfke, liderlik sorumluluğu, acele hüküm, kardeşlik, yanlış anlaşılma, baskı altında kalma ve olayın bütününü dinleme
konularında son derece derin dersler taşır.
Musa Neden Kavmine Öfkeli ve Üzgün Döndü
Çünkü:Hz. Musa:
Rabbiyle buluşmaya:
gitmişti.
Kavmine:
Hz. Hârûn’u:
bırakmıştı.
Ve:
geri döndüğünde:
çok temel bir inanç sapmasıyla:
karşılaştı.
Bu:
yalnız küçük bir:
disiplin sorunu değildi.
Tevhidin:
temelini ilgilendiren:
çok ağır bir durumdu.
Bu yüzden:
öfke ve üzüntü birlikte ortaya çıktı.
Öfke ile Üzüntünün Birlikte Olması Ne Anlama Gelir
Hz. Musa’nın:yalnız kızmadığını,
aynı zamanda:
derinden:
üzüldüğünü gösterir.
Bu:
önemlidir.
Çünkü bazen:
öfkenin arkasında:
hayal kırıklığı,
değer verilen bir şeyin:
zarar görmesi,
güvenin sarsılması
ve:
sevilen insanların:
yanlış yola sapması:
bulunur.
Yani:
her öfkenin altında aynı duygu yoktur.
“Benden Sonra Ne Kötü Bir İş Yaptınız” Ne Demektir
Hz. Musa:kavminin:
kendisi yokken:
çok ağır bir sapmaya:
yöneldiğini söyler.
Buzağıyı:
ilah edinmeleri:
onun açısından:
çok büyük bir ihanettir.
Çünkü:
daha önce:
Allah’ın:
birçok açık yardımını:
görmüşlerdi.
Buna rağmen:
çok kısa sürede:
tevhidden:
uzaklaşmışlardır.
“Rabbinizin Emrini Beklemeyip Acele mi Ettiniz?” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:onların:
Hz. Musa’nın dönüşünü
ve Allah’ın hükmünü:
sabırla beklemediğini:
gösterir.
Acele:
burada:
yalnız zamanla ilgili değildir.
Manevi ve ahlaki kararda acele
vardır.
Beklemek yerine:
kendi çözümlerini:
üretmişlerdir.
İnsan Belirsizlikte Neden Acele Karar Verebilir
Çünkü:belirsizlik:
rahatsız edicidir.
İnsan:
cevap bulamadığında:
hızla:
bir açıklama,
bir sembol,
bir lider,
bir çözüm
aramak ister.
Ama:
hızlı cevap:
her zaman:
doğru cevap değildir.
Bu ayet:
belirsizlik karşısında sabrın önemini
gösterir.
Musa’nın Levhaları Bırakması Ne Anlama Gelir
Ayet:Hz. Musa’nın:
yaşadığı yoğun duygusal tepkiyi:
gösterir.
Levhalar:
çok değerli:
ilahî mesajlar taşımasına rağmen:
Hz. Musa:
o anda:
öfke ve sarsıntıyla:
onları bırakır.
Bu:
onun:
insanî duygularını:
çok açık biçimde:
ortaya koyar.
Bu Davranış Levhalara Saygısızlık mıydı
Bunu:kesin biçimde:
saygısızlık diye:
yorumlamak doğru olmaz.
Ayet:
daha çok:
Hz. Musa’nın:
yaşadığı:
şiddetli öfke
ve üzüntünün:
davranışına:
yansımasını anlatır.
Yani:
insanî bir tepki
ön plandadır.
Musa Neden Hârûn’un Başından Tutuyor
Çünkü:Hz. Musa:
kavmin başına:
Hz. Hârûn’u:
bırakmıştı.
Dolayısıyla:
ilk anda:
“Sen bunu neden engellemedin?”
sorumluluğunu:
ona yöneltmiş olabilir.
Bu:
liderlik açısından:
anlaşılır bir:
sorumluluk arayışıdır.
Ama:
Hz. Hârûn’un cevabı:
olayın:
göründüğünden farklı olduğunu:
gösterir.
Hârûn Gerçekten Görevini İhmal Etmiş miydi
Ayetin devamı:Hz. Hârûn’un:
duruma karşı çıktığını
ama:
kavim tarafından:
güçsüz bırakıldığını:
gösterir.
Hatta:
neredeyse öldürüleceğini
söyler.
Bu yüzden:
onu:
olayı isteyerek:
kabul etmiş biri gibi:
değerlendirmek:
doğru olmaz.
“Annemin Oğlu” Hitabı Neden Dikkat Çekicidir
Hz. Hârûn:Hz. Musa’ya:
“Annemin oğlu!”
diye seslenir.
Bu:
çok yumuşatıcı:
ve duygusal bir hitaptır.
Kardeşlik bağını:
hatırlatır.
Adeta:
“Ben senin düşmanın değilim; beni dinle.”
demektedir.
Bu:
gerilim anında:
ilişkiyi korumaya yönelik:
çok güçlü bir dil:
olarak görülebilir.

“Bu Kavim Beni Güçsüz Bıraktı” Ne Demektir
Hz. Hârûn:kendisinin:
otorite bakımından:
yeterli desteği:
bulamadığını:
anlatır.
Kavim:
onun sözünü:
dinlememiştir.
Yani:
liderlik makamında olmak:
her zaman:
insanların seni:
dinleyeceği
anlamına gelmez.

“Neredeyse Beni Öldüreceklerdi” İfadesi Ne Gösterir
Bu:Hz. Hârûn’un:
ciddi bir tehdit altında:
kaldığını gösterir.
Yani:
o:
sessizce:
yanlışa razı olmamıştır.
Karşı çıkmış olabilir.
Ama:
muhalefeti:
o kadar sert tepkiyle:
karşılanmıştır ki:
hayatı:
tehlikeye girmiştir.

Güçsüz Kalmak ile Yanlışı Onaylamak Aynı Şey midir
Hayır.Bir insan:
bir yanlışın:
karşısında olabilir.
Ama:
onu:
durduracak gücü:
bulamayabilir.
Bu:
o yanlışın:
ortağı olduğu
anlamına gelmez.
Bu yüzden:
insanları:
yalnız sonuç üzerinden:
değerlendirmek:
her zaman adil değildir.

“Düşmanları Bana Güldürme” Ne Anlama Gelir
Hz. Hârûn:kardeşine:
“Beni herkesin önünde suçluymuşum gibi görme.”
demektedir.
Çünkü:
kardeşler arasındaki:
sert görüntü:
düşmanların:
sevincine:
sebep olabilir.
Bu:
yalnız kişisel onur:
değil,
topluluğun:
liderliğinin:
parçalanmaması açısından da:
önemlidir.

Bir Lider Başka Bir Lideri Herkesin Önünde Azarlarken Dikkatli Olmalı mı
Evet.Bazen:
hesap sormak:
gereklidir.
Ama:
yanlış anlaşılma ihtimali:
varsa:
önce:
olayın bütününü:
dinlemek
daha adil olabilir.
Çünkü:
haksız bir açık suçlama:
hem kişiye zarar verir
hem de:
kurumun:
güvenini:
zedeleyebilir.

“Beni Zalimlerle Bir Tutma” Ne Demektir
Hz. Hârûn:çok önemli bir:
ayrım yapar.
O:
yanlışı yapanlarla:
aynı safta değildir.
Yani:
“Ben onların yaptığını onaylamadım; beni onlarla aynı hükme koyma.”
demektedir.
Bu:
bireysel sorumluluk açısından:
çok önemli bir ilkedir.

Bir Grubun İçinde Bulunmak O Grubun Her Yaptığından Sorumlu Olmak mıdır
Hayır.İnsan:
bir toplumun,
ailenin,
kurumun
veya grubun:
üyesi olabilir.
Ama:
o grubun:
her davranışını:
onaylamayabilir.
Bu yüzden:
kişisel sorumluluk kişisel tutumla değerlendirilmelidir.

A‘râf Suresi 149. ve 150. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
pişmanlık yaşadığı:
anlatılmıştı.
- ayette ise:
kavmine:
geri dönüyor
ve olayın:
liderlik boyutuyla:
yüzleşiyor.
İlk anda:
Hz. Hârûn’u:
sorumlu tutuyor gibi:
davranıyor.
Ama:
Hz. Hârûn:
durumu:
açıklıyor.
Bu iki ayet:
hem yanlış yapanların tövbesini hem de yanlışın ortasında kalan masumun savunmasını
birlikte gösterir.

Sonuç: A‘râf Suresi 150. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 150. ayet:insan ilişkileri açısından:
çok güçlü bir:
adalet ve öfke dersi:
taşır.
Hz. Musa:
çok büyük bir:
hayal kırıklığıyla:
geri döner.
Kavmi:
tevhidden:
uzaklaşmıştır.
Buzağıya:
yönelmiştir.
Böyle bir durumda:
öfke duyması:
anlaşılırdır.
Ama ayet:
bize:
öfkeli insanın:
ilk gördüğü şeyin:
her zaman:
olayın tamamı olmayabileceğini:
gösterir.
Hz. Musa:
Hz. Hârûn’u:
yerine bırakmıştır.
Bu nedenle:
onu:
sorumlu:
görmesi anlaşılabilir.
Ama:
Hz. Hârûn’un:
anlatacağı başka bir gerçek vardır:
Kavim onu dinlememiştir.
Onu güçsüz bırakmıştır.
Neredeyse öldürmüşlerdir.
Yani:
dışarıdan:
“Neden engellemedin?”
diye görünen bir durumun:
içinde:
“Engellemeye çalıştım ama gücüm yetmedi.”
gerçeği:
olabilir.
Bu:
günlük hayatta da:
çok önemlidir.
Bir çalışan:
bir işi:
tamamlayamamış olabilir.
Ama:
kaynağı olmayabilir.
Bir anne-baba:
çocuğunu:
koruyamamış gibi:
görünebilir.
Ama:
elinden geleni:
yapmış olabilir.
Bir arkadaş:
sana:
yardım etmemiş gibi:
görünebilir.
Ama:
o sırada:
kendi büyük sorunu:
olabilir.
Bir yönetici:
bir problemi:
çözememiş olabilir.
Ama:
yetkisi:
sandığın kadar:
geniş olmayabilir.
Bu nedenle:
adalet:
yalnız:
sonucu görmek değildir.
Şartları da anlamaktır.
Hz. Hârûn’un:
“Beni zalimlerle bir tutma.”
sözü:
bize:
çok önemli bir:
sorumluluk ölçüsü:
verir.
Bir yerde:
kötülük olmuş olabilir.
Ama:
orada bulunan:
herkes:
aynı derecede:
suçlu değildir.
Kim yaptı?
Kim destekledi?
Kim sustu?
Kim karşı çıktı?
Kim gücü yetmediği için:
durduramadı?
Bu ayrımları:
yapmadan:
herkesi:
aynı kefeye koymak:
adalet olmaz.
Ayetin:
öfke açısından:
verdiği ders de:
çok büyüktür.
Öfke:
bazen:
haklı olabilir.
Bir haksızlık:
gördüğünde:
öfke duyman:
normaldir.
Ama:
haklı öfke bile yanlış hüküm verebilir.
Bu yüzden:
insan:
öfkeliyken:
özellikle:
dinlemeye:
daha fazla ihtiyaç duyabilir.
Çünkü:
duygu:
hızlandırır.
Adalet ise:
bazen:
yavaşlamayı:
gerektirir.
Belki de A‘râf 150’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Birinin başarısız göründüğü yerde, onu suçlamadan önce gerçekten hangi şartlarda mücadele ettiğini biliyor muyuz?
Çünkü:
sonucu görmek:
kolaydır.
Ama:
o sonuca kadar:
neler yaşandığını:
anlamak:
daha zordur.
Ve bazen:
bir insanı:
adil değerlendirmek için:
önce:
öfkeden bir adım geri çekilip onun hikâyesini dinlemek gerekir.
“Öfken haklı olabilir; fakat hükmün yine de yanlış olabilir. Bir insanı sonucuna bakarak yargılamadan önce, hangi şartlarda mücadele ettiğini dinle. Adalet bazen konuşmaktan önce susup gerçeğin tamamını öğrenmeyi gerektirir.”
Ersan Karavelioğlu