A‘râf Suresi 179. Ayette “Andolsun, Cehennem İçin Cinlerden ve İnsanlardan Birçoğunu Yarattık; Onların Kalpleri Vardır Ama Onlarla Anlamazlar, Gözleri Vardır Ama Onlarla Görmezler, Kulakları Vardır Ama Onlarla İşitmezler. Onlar Hayvanlar Gibidir, Hatta Daha da Şaşkındırlar. İşte Onlar Gafillerin Ta Kendileridir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsana göz verilmesi gerçeği göreceğinin, kulak verilmesi hakikati duyacağının, akıl verilmesi doğruyu seçeceğinin garantisi değildir. Asıl mesele sahip olduğun imkânın seni nereye götürdüğüdür.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 178. ayetinde:
hidayetin:
Allah’tan olduğu,
doğru yolu bulanların:
gerçek kazanca:
ulaştığı,
sapmada kalanların ise:
hüsrana uğradığı:
bildirilmişti.
- ayet:
insanın içinde:
nasıl gerçekleşebileceğini:
çok çarpıcı:
bir şekilde:
anlatır.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan birçoğunu yarattık. Onların kalpleri vardır ama onlarla anlamazlar; gözleri vardır ama onlarla görmezler; kulakları vardır ama onlarla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.”
Bu ayet:
ilk bakışta:
oldukça sert:
görünebilir.
Özellikle:
“Cehennem için yarattık.”
ifadesi:
şu soruyu:
doğurabilir:
Allah bazı insanları baştan cehenneme gitsinler diye mi yaratıyor?
Ayetin:
devamı:
bu soruyu:
anlamak için:
çok önemlidir.
Çünkü:
cehennemle ilişkilendirilen:
insanların:
hangi durumda olduğu:
hemen açıklanır:
Kalpleri vardır:
ama:
anlamazlar.
Gözleri vardır:
ama:
görmezler.
Kulakları vardır:
ama:
işitmezler.
Yani:
sorun:
insana:
anlama,
görme
ve:
işitme:
imkânının:
verilmemesi:
değildir.
Sorun:
bu imkânların hakikat karşısında işlevsiz bırakılmasıdır.
Ayet:
insanın:
yalnız:
biyolojik olarak:
gören,
duyan
ve:
düşünen:
bir varlık:
olmasının:
yeterli olmadığını:
anlatır.
Asıl mesele:
gördüğünden ibret almak, duyduğunu değerlendirmek ve hakikati anlayabilecek bir vicdanı canlı tutmaktır.
“Cehennem İçin Cinlerden ve İnsanlardan Birçoğunu Yarattık” Ne Demektir
Bu ifade:Kur’an’ın:
kader ve:
sorumluluk:
konusundaki:
en dikkatli:
okunması gereken:
ifadelerinden biridir.
Ayet:
Allah’ın:
cinlerden
ve:
insanlardan:
birçoğunun:
sonunda:
cehennemlik:
bir duruma:
ulaşacağını:
bildirir.
Ancak:
bunu:
“Allah onları hiçbir seçim hakkı vermeden zorla kötülük için yarattı.”
şeklinde:
anlamak:
ayetin:
hemen devamındaki:
ahlaki açıklamayla:
uyumlu değildir.
Çünkü:
ayet:
onların:
anlamadıklarını, görmediklerini ve işitmediklerini
özellikle:
vurgular.
Yani:
sorumluluk:
insanın:
kendisine verilmiş:
imkânları:
nasıl kullandığıyla:
ilişkilendirilir.
Allah Bazı İnsanları Baştan Cehenneme Gitmeye Mecbur mu Bırakıyor
Kur’an’ın:genel anlatımı:
insanın:
zorla:
günaha:
sürüklendiğini:
öğretmez.
İnsan:
seçer.
Düşünür.
Reddeder.
Tövbe eder.
İyilik yapar.
Kötülükte:
ısrar edebilir.
Bu yüzden:
A‘râf 179’u:
insanın:
hiçbir iradesinin:
olmadığı:
katı bir:
kadercilik:
şeklinde:
okumamak gerekir.
Allah:
sonucu:
bilir.
Ama:
Allah’ın bilmesi insanın seçimini zorla yaptırdığı anlamına gelmez.
Allah’ın Bir Şeyi Önceden Bilmesi İnsanın Özgür İradesini Ortadan Kaldırır mı
Hayır.Bilmek:
zorlamak:
değildir.
Bir öğretmen:
öğrencisinin:
çalışmadığını:
görüp:
sınavda:
başarısız olacağını:
tahmin edebilir.
Bu:
öğretmenin:
öğrenciyi:
zorla:
başarısız yaptığı:
anlamına:
gelmez.
Elbette:
Allah’ın bilgisi:
insan bilgisinden:
çok farklı:
ve kusursuzdur.
Ama:
temel ayrım:
şudur:
Bilgi ile zorlama aynı şey değildir.
“Kalpleri Vardır Ama Onlarla Anlamazlar” Ne Demektir
Kur’an dilinde:kalp
yalnız:
bedendeki:
organı:
ifade etmez.
Anlama,
idrak,
niyet,
vicdan
ve:
manevi yönelişle:
ilişkilendirilen:
bir merkez:
olarak:
kullanılır.
Dolayısıyla:
“Kalpleri vardır ama anlamazlar.”
ifadesi:
insanın:
düşünebilme:
imkânına:
sahip olduğu hâlde:
hakikati:
ciddiye:
almamasını:
anlatır.
Kalp ile Anlamak Ne Demektir
İnsan:bir şeyi:
yalnız:
zekâsıyla:
analiz edebilir.
Ama:
ahlaki:
sonucunu:
içselleştirmeyebilir.
Mesela:
zulmün:
yanlış olduğunu:
bilir.
Ama:
başkasının:
acı çekmesi:
onu:
hiç:
etkilemiyorsa,
bilgi:
vicdana:
ulaşmamış:
olabilir.
Kur’an’ın:
kalp dili:
bize:
şunu:
düşündürür:
Gerçek anlayış yalnız bilgi toplamak değil, bilginin insanda bir ahlaki karşılık oluşturmasıdır.
Çok Zeki Olmak “Kalple Anlamak” İçin Yeterli midir
Hayır.Bir insan:
çok:
zeki:
olabilir.
Karmaşık:
problemleri:
çözebilir.
Bilim,
matematik
veya:
felsefede:
çok ileri:
olabilir.
Ama:
kibirli,
acımasız
veya:
ahlaken:
sorumsuz:
olabilir.
Zekâ:
değerlidir.
Ama:
zeka ile hikmet aynı şey değildir.
Hikmet:
bilginin:
doğru:
yer ve amaçta:
kullanılmasıyla:
ilişkilidir.
“Gözleri Vardır Ama Onlarla Görmezler” Ne Anlama Gelir
Bu:fiziksel:
körlükten:
söz etmez.
Bu insanlar:
görmektedir.
Ama:
gördüklerinin:
anlamını:
kavramamaktadır.
Evrene:
bakarlar.
İnsanın:
kırılganlığını:
görürler.
Ölümü:
görürler.
Zulmün:
sonuçlarını:
görürler.
Ama:
bütün bunlardan:
ahlaki:
ve manevi:
bir ders:
çıkarmayabilirler.
Yani:
bakmak ile görmek aynı şey değildir.
İnsan Gördüğü Bir Gerçeği Nasıl Görmezden Gelebilir
Çünkü:insan:
işine:
gelmeyen:
şeyi:
görmemeyi:
seçebilir.
Bir ilişkide:
yanlış:
yaptığını:
bilir.
Ama:
kabullenmek:
istemeyebilir.
Bir:
alışkanlığın:
kendisine:
zarar verdiğini:
görür.
Ama:
değişmek:
zor geldiği için:
inkâr:
edebilir.
Bir toplumdaki:
haksızlığı:
görür.
Ama:
kendi çıkarına:
dokunmadığı için:
susabilir.
İşte:
görmek bazen gözün değil, vicdanın meselesidir.
“Kulakları Vardır Ama Onlarla İşitmezler” Ne Demektir
Bu da:fiziksel:
sağırlık:
değildir.
İnsan:
sesi:
duyar.
Ama:
mesajı:
almayabilir.
Nasihati:
duyar.
Ama:
dikkate:
almaz.
Ayet:
okunur.
Ama:
kendi:
hayatına:
uygulamaz.
Bir insan:
ona:
“Beni kırıyorsun.”
der.
Ama:
duymuş olsa bile:
davranışını:
değiştirmez.
İşte:
işitmek, sesin kulağa ulaşmasından daha fazlasıdır.
Gerçek Dinleme Nedir
Gerçek dinleme:sadece:
karşındaki:
konuşurken:
sessiz durmak:
değildir.
Ne söylediğini:
anlamaya:
çalışmaktır.
İnsan:
bazen:
dinliyormuş:
gibi:
görünür.
Ama:
aslında:
bir sonraki:
cevabını:
hazırlıyordur.
Bu:
yalnız:
insan ilişkilerinde:
değil,
vahiy karşısında:
da olabilir.
Kur’an:
okunur.
Ama:
insan:
yalnız:
başkasını:
düzeltmek için:
ayet ararsa:
kendisine söylenen kısmı duymayabilir.

Kalp, Göz ve Kulak Neden Birlikte Anılıyor
Çünkü:insanın:
hakikatle:
ilişkisi:
tek yönlü:
değildir.
Göz:
gözlemler.
Kulak:
duyar.
Kalp:
anlamlandırır.
İnsan:
bunların:
hepsini:
kullanabilir.
Ama:
hakikat:
karşısında:
kapalı:
kalabilir.
Ayet:
sanki:
şunu:
söyler:
Araçların varlığı yetmez; onları doğru yönde kullanmak gerekir.

Ayet Neden “Onlar Hayvanlar Gibidir” Benzetmesini Kullanıyor
Kur’an:burada:
ahlaki:
bir benzetme:
yapar.
Hayvanlar:
insanlar gibi:
vahiy karşısında:
ahlaki:
sorumluluk:
taşımaz.
Onların:
yaratılışı:
farklıdır.
İnsan ise:
akıl,
vicdan,
irade
ve:
sorumluluk:
imkânına:
sahiptir.
Bütün bunlara:
rağmen:
bunları:
hakikat için:
kullanmazsa:
kendisine:
verilen:
üstün:
imkânı:
boşa:
çıkarmış olur.
Bu:
benzetmenin:
merkezidir.

“Hatta Daha da Şaşkındırlar” Neden Deniyor
Çünkü:hayvan:
yaratılışına:
uygun:
davranır.
Bir hayvanın:
vahiy:
okuması,
ahlaki muhasebe:
yapması
veya:
teolojik:
bir karar:
vermesi:
beklenmez.
İnsan ise:
bunları:
yapabilecek:
donanıma:
sahiptir.
Ama:
bilinçli:
biçimde:
bu imkânları:
işlevsiz:
bırakırsa:
daha:
ağır:
bir sorumluluk:
ortaya çıkar.
Yani:
sorun hayvan olmak değil, insana verilen imkânı insan gibi kullanmamaktır.

Bu Ayet İnsanlara “Hayvan” Diyerek Hakaret Etmeyi Meşru Kılar mı
Hayır.Bu ayeti:
başkalarına:
hakaret:
etmek için:
kullanmak:
doğru değildir.
Kur’an:
burada:
belirli bir:
ahlaki hâli:
teşbihle:
anlatır.
Bu:
kişisel:
hakaret:
ruhsatı:
değildir.
Ayrıca:
insanları:
etnik,
dini,
sosyal
veya:
başka:
kimliklerinden:
dolayı:
“hayvan”
diye:
aşağılamak:
ayetin:
amacıyla:
ilgili değildir.
Ayetin:
ilk muhatabı:
okuyan insanın:
kendisidir:
“Ben verilen aklı, gözü ve kulağı nasıl kullanıyorum?”

Hayvanları Aşağı Görmek Bu Ayetin Mesajı mıdır
Hayır.Hayvanlar:
kendi:
yaratılışları:
içinde:
yaşarlar.
Ahlaki:
yükümlülükleri:
insanla:
aynı değildir.
Buradaki:
benzetme:
hayvanların:
“kötü”
olduğunu:
söylemez.
Tam tersine:
insanın:
kendisine:
verilmiş:
farklı:
sorumluluğu:
kullanmadığında:
kendi:
imkânının:
altına:
düştüğünü:
anlatır.

“İşte Onlar Gafillerdir” Ne Demektir
Gaflet:unutmak,
dikkatsiz:
olmak,
önemli:
hakikatlere:
karşı:
duyarsızlaşmak:
anlamlarını:
taşır.
Gafil:
hiçbir bilgiye:
sahip olmayan:
insan:
olmak zorunda:
değildir.
Bazen:
insan:
çok şey:
bilir.
Ama:
hayatını:
asıl önemli:
gerçekleri:
unutmuş gibi:
yaşar.
Ölümü:
bilir.
Ama:
hiç ölmeyecekmiş:
gibi:
davranır.
Hesabı:
bilir.
Ama:
hiç hesap:
vermeyecekmiş:
gibi:
yaşayabilir.

Gaflet ile Cehalet Aynı Şey midir
Hayır.Cehalet:
bilmemek:
olabilir.
Gaflet ise:
bazen:
bildiğin hâlde:
dikkat etmemektir.
Bir insan:
sağlığının:
değerini:
bilir.
Ama:
onu:
ihmal eder.
Ailesinin:
kıymetini:
bilir.
Ama:
hep:
sonraya:
bırakır.
Hayatın:
geçici:
olduğunu:
bilir.
Ama:
gereksiz:
kinlerle:
yıllarını:
tüketir.
İşte:
gaflet, bilginin hayata ulaşamaması hâli olabilir.

A‘râf Suresi 178. ve 179. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
hidayet ettiği:
kişinin:
doğru yolu:
bulduğu,
sapmada:
kalanın ise:
hüsrana:
uğradığı:
bildirilmişti.
- ayet:
sapmanın:
insanın:
iç dünyasında:
nasıl:
görünebileceğini:
açıklar:
Kalp var ama anlamıyor.
Göz var ama görmüyor.
Kulak var ama işitmiyor.
Yani:
hidayetin:
karşısındaki:
en büyük:
engellerden biri:
insanın:
kendi:
idrak imkânlarını:
hakikate:
kapatmasıdır.

Sonuç: A‘râf Suresi 179. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 179. ayet:insana:
çok sert:
ama:
çok gerekli:
bir soru:
sorar:
Sahip olduğun insanlık imkânlarını gerçekten kullanıyor musun?
Çünkü:
insanın:
gözü:
olabilir.
Ama:
görmeyebilir.
Kulağı:
olabilir.
Ama:
duymayabilir.
Kalbi:
olabilir.
Ama:
anlamayabilir.
İlk bakışta:
bu:
çelişkili:
görünebilir.
Bir göz:
nasıl:
görmez?
Bir kulak:
nasıl:
işitmez?
Bir kalp:
nasıl:
anlamaz?
Cevap:
şudur:
Ayet:
biyolojik:
işlevden:
değil,
ahlaki ve manevi idrakten
söz etmektedir.
Bir insan:
bir fakirin:
önünden:
her gün:
geçebilir.
Onu:
görür.
Ama:
bir kez bile:
“Bu insanın neye ihtiyacı var?”
diye:
düşünmez.
Demek ki:
göz:
görmüştür.
Ama:
vicdan:
görmemiştir.
Bir eş:
defalarca:
“Bu sözün beni incitiyor.”
diyebilir.
Karşısındaki:
her kelimeyi:
duymuştur.
Ama:
hiç:
değişmiyorsa:
kulak:
işitmiş,
fakat:
insan:
mesajı:
almamış:
olabilir.
Bir insan:
ölümleri:
görür.
Cenazelere:
gider.
Yaşlılığı:
görür.
Sonra:
hayatına:
döner
ve:
sanki:
kendisi:
hiç:
ölmeyecekmiş:
gibi:
yaşar.
Bu:
gözün:
görmemesi:
değildir.
Gördüğünün anlamını görmemektir.
İşte:
A‘râf 179:
bize:
bu:
derin:
körlük:
ve sağırlık:
biçimlerini:
gösterir.
Ayetin:
başındaki:
“Cehennem için…”
ifadesi:
bizi:
rahatsız:
edebilir.
Ve:
bu rahatsızlık:
önemlidir.
Çünkü:
insan:
şunu:
sorabilir:
“Allah neden onları cehennem için yaratsın?”
Ama:
ayet:
hemen:
sebebi:
anlatan:
bir ahlaki:
portre:
çizer.
Onlara:
kalp:
verilmiş.
Göz:
verilmiş.
Kulak:
verilmiş.
Yani:
idrak:
imkânı:
verilmiş.
Fakat:
onlar:
bu imkânların:
hakikate:
açılan:
işlevini:
kullanmıyorlar.
Bu yüzden:
ayet:
insanın:
sorumluluğunu:
silmez.
Tam tersine:
onu daha da görünür hale getirir.
İnsan:
“Allah beni böyle yarattı.”
diyerek:
her seçimini:
kader:
üzerine:
atamaz.
Çünkü:
Kur’an:
aynı zamanda:
ona:
akıl,
irade,
uyarı,
peygamber,
vahiy,
gözlem
ve:
tövbe:
imkânı:
verildiğini:
hatırlatır.
Ayetin:
hayvanlarla:
yaptığı:
benzetme:
de:
çok dikkatli:
anlaşılmalıdır.
Hayvan:
kötü:
değildir.
Köpek:
kötü:
değildir.
Koyun:
kötü:
değildir.
İnek:
kötü:
değildir.
Hayvanlar:
kendilerine:
verilmiş:
yaratılış:
üzere:
yaşarlar.
Onlardan:
ahlaki:
felsefe:
üretmeleri:
beklenmez.
İnsan ise:
kendisine:
verilmiş:
akıl,
vicdan
ve:
özgürlük:
sebebiyle:
başka bir:
sorumluluk:
taşır.
Dolayısıyla:
ayet:
“Hayvanlar aşağıdır.”
demekten:
çok,
“Sana daha büyük bir idrak imkânı verilmişken onu kullanmamak büyük bir kayıptır.”
der.
Bu:
çok önemli:
bir ayrımdır.
İnsan:
hayvanlara:
hakaret ederek:
insanlığını:
ispatlamaz.
İnsan:
aklını,
merhametini,
adaletini
ve:
vicdanını:
kullanarak:
insanlığını:
gerçekleştirir.
Ayetin:
son kelimelerinden:
biri:
bütün mesajı:
özetler:
Gaflet.
Gaflet:
belki de:
insanın:
en sessiz:
tehlikelerinden:
biridir.
Çünkü:
gaflet:
her zaman:
büyük:
bir suç:
şeklinde:
gelmez.
Bazen:
şöyle:
gelir:
“Sonra yaparım.”
“Bir gün özür dilerim.”
“Bir ara namaza başlarım.”
“Bir gün aileme daha çok zaman ayırırım.”
“Bir gün sağlığıma dikkat ederim.”
“Bir gün şu kırgınlığı bitiririm.”
Ve:
hayat:
geçer.
İnsan:
hakikati:
reddetmemiş:
gibi:
görünür.
Ama:
onu:
sürekli:
erteleyerek:
hayatının:
dışında:
bırakabilir.
Bu:
gafletin:
çok ince:
bir biçimidir.
Ayet:
bize:
şunu:
hatırlatır:
Gözlerin:
açık:
olması:
yeterli:
değildir.
Neye baktığın
önemlidir.
Kulaklarının:
duyması:
yeterli:
değildir.
Neyi ciddiye aldığın
önemlidir.
Aklının:
çalışması:
yeterli:
değildir.
Aklını ne için kullandığın
önemlidir.
Kalbinin:
atması:
yeterli:
değildir.
Neye karşı duyarlı olduğu
önemlidir.
Bir insan:
zekâsını:
haksızlığı:
daha iyi:
planlamak için:
kullanabilir.
Gözünü:
başkasının:
kusurunu:
aramak için:
kullanabilir.
Kulağını:
dedikodu:
dinlemek için:
kullanabilir.
Dilini:
insanları:
yaralamak için:
kullanabilir.
Yani:
Allah’ın:
verdiği:
bir nimet:
otomatik olarak:
iyilik:
üretmez.
Nimetin ahlaki değeri, nasıl kullanıldığıyla ortaya çıkar.
Bu yüzden:
A‘râf 179:
insana:
çok önemli:
bir:
öz muhasebe:
çağrısı:
yapar:
Gözlerim neyi görüyor ama ben neyi görmezden geliyorum?
Kulaklarım hangi doğruyu duyuyor ama ben hangisini dinlemek istemiyorum?
Aklım hangi gerçeği biliyor ama çıkarım yüzünden hangi bahaneyi üretiyorum?
Kalbim hangi haksızlığı hissediyor ama ben neden susuyorum?
İşte:
ayet:
başkasının:
körlüğünü:
aramadan:
önce:
kendi:
kör noktalarımızı:
aramamızı:
ister.
Belki de A‘râf 179’un bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah bize anlamak için kalp, görmek için göz ve işitmek için kulak vermişken, biz bunları yalnız dünyayı tüketmek için mi kullanıyoruz, yoksa hakikati fark etmek için de kullanıyor muyuz?
Çünkü:
insanın:
gerçek kaybı:
gözlerinin:
görmemesi:
değildir.
Gördüğü:
hakikati:
görmezden:
gelmesidir.
Gerçek:
sağırlık:
sesleri:
duyamamak:
değildir.
Kendisine:
ulaşan:
doğruyu:
duymamayı:
seçmesidir.
Ve:
en büyük:
gaflet:
hiçbir şey:
bilmemek:
değil,
çok şey bildiği hâlde, hayatın en önemli gerçeklerini unutmuş gibi yaşayabilmektir.
“İnsanın gözü dünyayı, kulağı sesleri, aklı bilgiyi toplar; fakat bunların hepsi vicdana ulaşmadığında insan yine yolunu kaybedebilir. Gerçek uyanıklık yalnız bakmak değil görmek, yalnız duymak değil işitmek, yalnız bilmek değil bildiğinin seni değiştirmesine izin vermektir.”
Ersan Karavelioğlu