A‘râf Suresi 178. Ayette “Allah Kime Hidayet Ederse İşte O Doğru Yolu Bulmuştur; Kimi de Saptırırsa İşte Onlar Hüsrana Uğrayanların Ta Kendileridir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hidayet yalnız doğru yolu duymak değildir; insanın o yolu görebilecek bir kalbi, yürüyebilecek bir iradeyi ve doğruya sadık kalabilecek bir yönü korumasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 175, 176 ve 177. ayetlerinde:
kendisine:
Allah’ın ayetleri verildiği hâlde:
onlardan sıyrılan,
hevâsına uyan
ve:
sonunda:
kendi kendisine:
zulmeden:
bir insan tipi:
anlatılmıştı.
- ayette:
buyurulmuştu.
- ayet ise:
bir iman meselesine:
geçer:
Hidayet kimdendir?
İnsan neden doğru yolu bulur?
Sapma nasıl gerçekleşir?
Allah’ın hidayeti ile insanın iradesi arasında nasıl bir ilişki vardır?
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Allah kime hidayet ederse işte o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.”
Bu ayet:
ilk bakışta:
çok kısa:
görünür.
Ama:
kader,
özgür irade,
ahlaki sorumluluk,
hidayet,
sapma
ve:
insanın:
kendi yönünü:
nasıl kaybettiği:
gibi:
çok derin:
meselelere:
dokunur.
Burada:
çok önemli:
bir dengeyi:
korumak gerekir:
Allah’ın hidayeti mutlak ve belirleyicidir.
Ama:
bu:
insanın:
hiçbir iradesi olmadığı,
zorla:
iyiliğe
veya:
zorla:
kötülüğe:
itildiği:
anlamına gelmez.
Kur’an’ın:
önceki ayetleri:
insanın:
tercihlerinden,
hevâsına:
uymasından,
ayetlerden:
sıyrılmasından,
uyarıya:
kulak vermemesinden:
defalarca:
söz etmişti.
Dolayısıyla:
- ayet:
sorumluluktan:
kurtaran:
bir kadercilik:
öğretmez.
Aksine:
hidayetin Allah’tan olduğunu, fakat insanın da hidayete karşı nasıl bir tavır aldığıyla sınandığını
hatırlatır.
“Allah Kime Hidayet Ederse” Ne Demektir
Hidayet:yolu göstermek,
doğruya:
yöneltmek,
insanın:
hakikati:
görmesini:
sağlamak
ve:
onu:
doğru yol üzerinde:
ilerletmek:
anlamlarını:
taşır.
İslam inancında:
nihai:
hidayetin:
kaynağı:
Allah’tır.
Peygamber:
anlatır.
Kitap:
gösterir.
İnsan:
öğüt verir.
Ama:
kalbin:
hakikate:
açılması
ve:
insanın:
doğru yolda:
istikamet bulması:
Allah’ın hidayetiyle mümkün olur.
İnsan Başkasına Hidayet Verebilir mi
İnsan:bir başkasına:
yolu:
gösterebilir.
Bilgi:
verebilir.
Ayet:
okuyabilir.
Nasihat:
edebilir.
Örnek:
olabilir.
Ama:
bir insanın:
kalbini:
zorla:
değiştiremez.
Bu nedenle:
İslam düşüncesinde:
yolu göstermek
ile:
kalbe hidayet vermek
arasında:
bir ayrım:
yapılmıştır.
Birincisinde:
insan:
vesile:
olabilir.
İkincisi:
nihai olarak:
Allah’a aittir.
“İşte O Doğru Yolu Bulmuştur” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet:hidayet edilen:
kişinin:
gerçek anlamda:
doğru yolu:
bulduğunu:
bildirir.
Buradaki:
doğru yol:
yalnız:
teorik:
bir bilgi:
değildir.
Allah’ı:
tanımak,
hakikati:
kabul etmek,
ahlaki:
ölçüleri:
korumak
ve:
hayatını:
doğruya:
yöneltmek:
anlamını:
taşır.
Yani:
hidayet, insanın yalnız ne düşüneceğini değil, nasıl yaşayacağını da etkileyen bir yöneliştir.
Hidayet Sadece Müslüman Olduğunu Söylemek midir
Hayır.Dille:
iman:
ifade etmek:
önemlidir.
Ama:
hidayetin:
hayatta:
yansımaları:
olmalıdır.
Bir insan:
Allah’a:
inandığını:
söyler.
Ama:
sürekli:
zulmeder,
yalan söyler,
hak yer,
kibirle:
yaşar
ve:
yanlışında:
ısrar ederse:
kendi:
imanı ile:
ahlakı arasındaki:
ilişkiyi:
sorgulaması:
gerekir.
Hidayet:
etiketin ötesinde istikamet meselesidir.
Hidayet Bir Kez Verilip Bir Daha Kaybolmayan Bir Şey midir
İnsan:kendisini:
böyle bir:
garanti içinde:
görmemelidir.
- ve 176. ayetlerde:
ayetler verilmiş:
bir insanın:
sonradan:
onlardan:
sıyrıldığı:
anlatılmıştı.
Bu:
çok önemli:
bir uyarıdır.
İnsan:
bugün:
doğru yolda:
olabilir.
Ama:
kibir,
çıkar,
hevâ
ve:
ısrarlı yanlışlar:
onu:
başka bir:
yöne:
sürükleyebilir.
Bu yüzden:
mümin:
hidayetin devamını Allah’tan istemelidir.
Fâtiha’daki “Bizi Dosdoğru Yola İlet” Duası Bununla mı İlgilidir
Evet.Bir Müslüman:
namazında:
defalarca:
“Bizi dosdoğru yola ilet.”
diye:
dua eder.
Bu:
çok anlamlıdır.
Çünkü:
insan:
“Ben zaten hidayete erdim; artık hiçbir şeye ihtiyacım yok.”
demez.
Her gün:
yeniden:
hidayet:
ister.
Bu:
hidayetin:
yalnız:
başlangıç:
değil,
devamlılık ve istikamet
olduğunu:
düşündürür.
“Kimi de Saptırırsa” İfadesi Allah’ın İnsanları Sebepsiz Yere Saptırdığı Anlamına mı Gelir
Kur’an’ın:genel bağlamı:
bunu:
keyfî:
ve sebepsiz:
bir saptırma:
olarak:
anlamaya:
izin vermez.
Önceki:
ayetlerde:
insanın:
ayetlerden:
sıyrıldığı,
hevâsına:
uyduğu,
uyarıları:
reddettiği
ve:
yanlışta:
ısrar ettiği:
anlatılmıştı.
Bu nedenle:
ilahî saptırmayı:
insanın ısrarlı tercihlerinin ardından kalbinin yanlış yönelişe bırakılması
bağlamında:
anlamak:
önemlidir.
Allah:
samimi biçimde:
hakikati arayan:
insanı:
rastgele:
saptıran:
bir varlık:
olarak:
tasvir edilmez.
Allah Saptırıyorsa İnsan Nasıl Sorumlu Oluyor
Bu:İslam düşüncesinin:
en önemli:
sorularından biridir.
Kur’an:
iki gerçeği:
birlikte:
korur:
Allah’ın iradesi ve hükümranlığı vardır.
Ama:
insanın seçimi ve sorumluluğu da vardır.
İnsan:
tercih eder.
Niyet eder.
Arar.
Reddeder.
İnat eder.
Tövbe eder.
Değişir.
Ve:
Allah:
bu insanın:
yönelişini:
bilir,
değerlendirir
ve:
onunla:
ilişkili:
bir hidayet
veya:
sapma:
süreci:
yaratabilir.
Bu:
tek cümleyle:
çözülebilecek:
basit bir:
mekanik:
denklem:
değildir.
İnsan Hidayeti İstemek İçin Ne Yapabilir
İnsan:hakikati:
samimi biçimde:
arayabilir.
Dua:
edebilir.
Kur’an’ı:
okuyabilir.
Düşünebilir.
Kibrini:
azaltmaya:
çalışabilir.
Yanlışını:
kabul edebilir.
Bilmediği:
konuda:
“Bilmiyorum.”
diyebilir.
İyi insanlarla:
beraber:
olabilir.
Ve:
doğruyu:
öğrendiğinde:
ona göre:
yaşamaya:
çalışabilir.
Bunların:
hiçbiri:
Allah üzerinde:
bir hak:
oluşturmaz.
Ama:
hidayete açık bir kul tavrı oluşturur.
Kibir Hidayetin Önündeki Büyük Engellerden Biri midir
A‘râf Suresi boyunca:evet:
bu tema:
defalarca:
karşımıza:
çıkmıştır.
Firavun:
delilleri:
gördüğü hâlde:
kibrini:
bırakmamıştı.
Bazıları:
ayetleri:
görmüş,
ama:
çıkarlarını:
öne:
almıştı.
175 ve:
- ayetlerde:
sahip bir kişinin:
hevâsına:
uyduğu:
anlatılmıştı.
Kibir:
insana:
şunu:
söyletebilir:
“Ben yanılmam.”
İşte:
hidayetin:
önemli kapılarından biri:
yanılabileceğini kabul edebilecek kadar tevazulu olmaktır.

“Hüsrana Uğrayanlar” Kimlerdir
Ayet:sapma:
içinde kalanları:
“hâsirûn”
yani:
hüsrana uğrayanlar,
kaybedenler:
olarak:
tanımlar.
Hüsran:
yalnız:
para:
kaybetmek:
değildir.
İnsan:
servet:
kazanıp:
kendini:
kaybedebilir.
Makam:
kazanıp:
ahlakını:
kaybedebilir.
Şöhret:
kazanıp:
huzurunu:
kaybedebilir.
Dünyada:
çok şey:
elde edip:
hayatının asıl yönünü kaybetmek
en büyük:
kayıplardan:
biri olabilir.

İnsan Dünyada Başarılı Göründüğü Hâlde Hüsranda Olabilir mi
Evet.Kur’an’ın:
başarı:
ölçüsü:
yalnız:
dünyevi:
sonuç:
değildir.
Bir insan:
çok:
zengin:
olabilir.
Çok:
güçlü:
olabilir.
Herkes:
onu:
tanıyabilir.
Ama:
bütün bunları:
haksızlık,
zulüm
ve:
ahlaki:
çürüme:
üzerine:
kurmuşsa:
dışarıdan:
kazanç:
gibi görünen:
şey:
daha derin:
bir:
kayba:
dönüşebilir.

Hidayet Akla Karşı Bir Şey midir
Hayır.Kur’an:
insanı:
tekrar tekrar:
düşünmeye:
çağırır.
Akıl:
hidayetin:
rakibi:
değildir.
Tam tersine:
insan:
evreni,
kendini,
ahlakı
ve:
vahyi:
aklıyla:
düşünebilir.
Ancak:
akıl:
tek başına:
insanın:
bütün zaaflarını:
ortadan:
kaldırmaz.
İnsan:
doğruyu:
aklıyla:
görüp:
çıkarı yüzünden:
tersini:
seçebilir.
Bu yüzden:
hidayet akıl, kalp, irade ve ahlakın birlikte yönelmesidir.

Çok Zeki Olmak Hidayetin Garantisi midir
Hayır.Zekâ:
insana:
çok güçlü:
analiz:
imkânı:
verebilir.
Ama:
ahlaki:
doğrulukla:
aynı şey:
değildir.
Çok:
zeki bir insan:
kendi:
yanlışını:
savunmak için:
çok karmaşık:
gerekçeler:
de üretebilir.
Bu nedenle:
hidayet:
yalnız:
“Ne kadar zekiyim?”
sorusu:
değildir.
Aynı zamanda:
“Hakikat karşısında ne kadar dürüstüm?”
sorusudur.

Dua Hidayette Neden Önemlidir
Çünkü:dua:
insanın:
kendi:
sınırlılığını:
kabul etmesidir.
“Allah’ım, beni doğru yolda tut.”
demek:
şunu:
kabul etmektir:
“Ben tek başıma yanılmaz değilim.”
Bu:
manevi:
bir tevazudur.
Hidayet:
için dua eden:
insan:
aynı zamanda:
kendi:
kalbini:
gözden:
geçirmeye:
daha açık:
olabilir.

Bir İnsan Başkasının Hidayeti İçin Dua Edebilir mi
Evet.İnsan:
sevdiği:
veya:
uzak:
gördüğü:
bir kişinin:
iyiliği için:
dua:
edebilir.
Ama:
duayı:
zorbalığa:
dönüştürmemelidir.
İnsan:
“Ben seni değiştireceğim.”
diyerek:
başkasının:
iradesini:
kontrol edemez.
Daha doğru:
tavır:
şudur:
Doğruyu güzel anlatmak, iyi örnek olmak ve sonucu Allah’a bırakmak.

Hidayet Sahibi İnsan Başkalarını Küçümseyebilir mi
Hayır.Tam tersine:
eğer:
hidayet:
Allah’ın:
nimetiyse,
insanın:
“Ben kendi üstünlüğüm sayesinde doğruyu buldum.”
diye:
kibirlenmesi:
çelişkilidir.
Hidayet:
şükür:
doğurmalıdır.
Kibir:
değil.
Bir insan:
doğru yolda:
olduğunu:
düşünüyorsa:
başkasına:
hakaret etmek:
yerine:
kendi:
istikametini:
korumaya:
çalışmalıdır.

A‘râf Suresi 177. ve 178. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
yalanlayanların:
kendi kendilerine:
zulmettikleri:
bildirilmişti.
- ayet:
daha derin:
manevi:
sonucunu:
gösterir:
Gerçek hidayet Allah’tandır; sapma ise insanı hüsrana götürür.
Birlikte:
şöyle:
bir çizgi:
ortaya çıkar:
İnsan:
hakikati:
reddederek:
Allah’a:
zarar vermez.
Ama:
kendi:
hidayet imkanını:
zayıflatabilir
ve:
sonunda:
en büyük kaybı kendisi yaşayabilir.

Sonuç: A‘râf Suresi 178. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 178. ayet:çok kısa:
ama:
imanın:
en büyük:
gerçeklerinden:
birini:
hatırlatır:
Hidayet Allah’tandır.
Bu:
insanı:
hem:
umutlu
hem de:
tevazulu:
yapması gereken:
bir gerçektir.
Umutlu:
çünkü:
insan:
ne kadar:
karışık:
bir hayatın:
içinde:
olursa:
olsun,
Allah:
ona:
doğru yolu:
gösterebilir.
Bir insan:
yıllarca:
yanlış:
yaşamış:
olabilir.
Bir gün:
hakikati:
fark edebilir.
Yıllarca:
Allah’tan:
uzak:
olmuş:
olabilir.
Sonra:
samimi bir:
arayışla:
dönebilir.
Bir insan:
çok:
büyük:
bir hata:
yapmış:
olabilir.
Ama:
pişmanlık:
ve:
tövbe:
onun:
hayatının:
yönünü:
değiştirebilir.
Bu yüzden:
hiç kimse:
kendi:
geleceği:
hakkında:
“Ben artık düzelemem.”
diye:
kesin:
hüküm:
vermemelidir.
Hidayet:
kapısı:
Allah’ın:
elindedir.
Ama:
ayet:
aynı zamanda:
insanı:
tevazuya:
çağırır.
Bir Müslüman:
“Ben doğru yoldayım, çünkü diğerlerinden daha üstünüm.”
diyemez.
Eğer:
hidayet:
Allah’ın:
nimetiyse:
bunun:
cevabı:
kibir:
değil,
şükür
olmalıdır.
İnsan:
şöyle:
demelidir:
“Allah’ım, bana gösterdiğin doğruyu korumama yardım et.”
Çünkü:
175 ve:
- ayetler:
çok ciddi:
bir uyarı:
vermişti.
Bir kişi:
ayetleri:
bilmişti.
Ama:
sonra:
onlardan:
sıyrılmıştı.
Demek ki:
hidayet, geçmişte alınmış bir diploma değildir.
İnsan:
her gün:
onu:
korumaya:
çalışmalıdır.
Bu nedenle:
namazda:
her gün:
tekrar tekrar:
“Bizi dosdoğru yola ilet.”
deriz.
Düşün:
Müslüman:
zaten:
namaz:
kılıyor.
Zaten:
Allah’a:
inanıyor.
Zaten:
Fâtiha’yı:
okuyor.
Ama:
yine:
“Bizi doğru yola ilet.”
diyor.
Neden?
Çünkü:
doğru yolu:
bulmak:
kadar,
orada kalmak da hidayettir.
Bugün:
dürüst:
olmak:
bir şeydir.
Yarın:
büyük:
bir çıkar:
karşısında:
dürüstlüğü:
korumak:
başka:
bir şeydir.
Bugün:
adaleti:
savunmak:
kolay olabilir.
Ama:
haksız olan:
kendi:
çocuğun,
arkadaşın
veya:
yakının:
olduğunda:
aynı:
adaleti:
koruyabiliyor musun?
İşte:
hidayetin:
hayattaki:
karşılığı:
buralarda:
görünür.
Ayetin:
ikinci yarısı:
çok daha:
sarsıcıdır:
“Kimi saptırırsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.”
Burada:
insanın:
aklına:
zor bir:
soru:
gelebilir:
“Allah saptırıyorsa benim suçum ne?”
Ama:
A‘râf Suresi'nin:
hemen önceki:
ayetlerini:
hatırladığımızda:
çok önemli:
bir bağlam:
görürüz.
Kişiye:
ayetler:
veriliyor.
Ama:
o:
onlardan:
sıyrılıyor.
Yükselme:
imkânı:
sunuluyor.
Ama:
o:
yere saplanıyor.
Sonra:
hevâsının peşine düşüyor.
Yani:
insan:
kendi:
tercihlerinin:
içinde:
bir yön:
oluşturuyor.
İşte:
Kur’an’ın:
saptırma:
dilini:
bu bağlamdan:
koparmamak:
gerekir.
Allah:
samimi:
bir hakikat:
arayıcısını:
sebepsiz:
yere:
“Seni saptıracağım.”
diye:
keyfî:
biçimde:
yanlış yola:
atan:
bir varlık:
olarak:
anlatılmaz.
Aksine:
insan:
kibirde,
inat:
ve:
reddedişte:
ısrar ettikçe:
hakikati:
görebilme:
yeteneğini:
kendi:
eliyle:
zayıflatabilir.
Bu:
hayatta:
da:
çok tanıdık:
bir süreçtir.
Bir insan:
sürekli:
yalan:
söyler.
Başta:
rahatsız:
olur.
Sonra:
daha kolay:
söyler.
Bir süre:
sonra:
kendi:
yalanına:
inanmaya:
başlayabilir.
Bir insan:
sürekli:
haksızlık:
yapar.
Başta:
vicdanı:
sızlar.
Sonra:
kendisine:
gerekçeler:
üretir.
En sonunda:
kendini:
haklı:
görmeye:
başlar.
İşte:
insanın:
tekrar eden:
tercihleri:
zamanla:
görme biçimini:
değiştirebilir.
Bu yüzden:
hidayet:
yalnız:
doğru bilgiyi elde etmek
değildir.
Aynı zamanda:
kalbinin hakikati görebilecek açıklığını korumaktır.
Ayet:
bize:
hüsranı da:
yeniden:
düşündürür.
İnsan:
“Ben kaybetmedim.”
diyebilir.
Çünkü:
parası:
vardır.
Evi:
vardır.
Arabası:
vardır.
İşi:
vardır.
Şöhreti:
vardır.
Ama:
eğer:
bunları:
kazanırken:
ahlakını,
huzurunu,
sevdiklerini,
vicdanını
ve:
Allah’la:
bağını:
kaybetmişse:
gerçekten:
kazandı mı?
Kur’an:
insana:
çok daha:
derin:
bir başarı:
ölçüsü:
öğretir.
Her elde etmek kazanç değildir.
Ve:
her vazgeçmek kayıp değildir.
Bazen:
haram:
paradan:
vazgeçmek:
dünyada:
kayıp:
gibi:
görünür.
Ama:
ahlaken:
kazançtır.
Bazen:
intikamdan:
vazgeçmek:
zayıflık:
gibi:
görünür.
Ama:
karakter:
kazancıdır.
Bazen:
bir makamı:
reddetmek:
gerilemek:
gibi:
görünür.
Ama:
o makam:
seni:
haksızlığa:
zorlayacaksa:
vazgeçmek:
gerçek yükseliş
olabilir.
Hidayet:
bize:
işte:
bu:
ölçüyü:
verir.
Ne:
gerçekten:
kazanç?
Ne:
gerçekten:
kayıp?
Bunun:
cevabını:
yalnız:
bugünün:
çıkarlarıyla:
değil,
Allah’ın:
ölçüsüyle:
değerlendirmeyi:
öğretir.
Ayetin:
insana:
yüklediği:
en güzel:
tavırlardan biri:
ise:
dua:
olabilir:
“Allah’ım, bana doğruyu doğru olarak göster ve ona uymayı nasip et. Yanlışı yanlış olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et. Beni bugün hidayete ulaştırdığın gibi yarın da hidayette tut.”
Çünkü:
insan:
kendi:
kalbinin:
geleceğini:
tam olarak:
bilemez.
Kendisini:
fazla:
güvende:
görmemelidir.
Ama:
umutsuz:
da:
olmamalıdır.
Bu iki:
uç:
arasında:
çok güzel:
bir kulluk:
duruşu vardır:
Ümit ve dikkat.
Allah’ın:
rahmetinden:
ümit et.
Ama:
kendi:
nefsinden:
tamamen:
emin olma.
Hidayeti:
iste.
Ama:
sadece:
istemekle:
kalma.
Doğru:
önüne:
geldiğinde:
ona:
yönel.
Yanlışını:
fark ettiğinde:
savunmak:
yerine:
dön.
Bir konuda:
haklı olmadığını:
gördüğünde:
egonu:
değil,
hakikati:
seç.
Çünkü:
hidayet:
bazen:
çok büyük:
mucizelerle:
değil,
insanın:
çok basit:
bir cümleyi:
söyleyebilmesiyle:
başlar:
“Ben burada yanılmışım.”
Bu:
cümleyi:
söyleyebilen:
insanın:
önünde:
yeni bir:
yol:
açılabilir.
Belki de A‘râf 178’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Doğru yolu bulduğumuzu düşünüyoruz; peki hakikat bizim düşüncemize ters düştüğünde de onun peşinden gidebilecek kadar hidayeti gerçekten istiyor muyuz?
Çünkü:
hidayet:
yalnız:
“Benim düşündüğüm doğru çıksın.”
demek:
değildir.
Bazen:
“Allah’ım, ben yanılıyorsam beni düzelt.”
diyebilecek:
kadar:
hakikati:
kendi egondan:
daha çok:
sevmektir.
Ve:
A‘râf 178’in:
bize bıraktığı:
çok güçlü:
ölçü:
şudur:
Hidayeti sahip olduğun bir üstünlük gibi değil, her gün korunması ve şükrü yapılması gereken bir nimet gibi gör. Çünkü gerçek kazanç yalnız yolu görmek değil, o yol üzerinde kalabilmektir.
“Hidayet insana üstünlük belgesi değil, sorumluluk verir. Doğruyu gördüğünde şükret, yanıldığında dönmekten utanma ve her gün yeniden doğru yolu iste; çünkü en büyük kazanç haklı çıkmak değil, hakikatin yanında kalabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu