📖 A‘râf Suresi 178. Ayette “Allah Kime Hidayet Ederse İşte O Doğru Yolu Bulmuştur; Kimi de Saptırırsa İşte Onlar Hüsrana Uğrayanların Ta Kendileridir

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,797
2,724,963
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 A‘râf Suresi 178. Ayette “Allah Kime Hidayet Ederse İşte O Doğru Yolu Bulmuştur; Kimi de Saptırırsa İşte Onlar Hüsrana Uğrayanların Ta Kendileridir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​


“Hidayet yalnız doğru yolu duymak değildir; insanın o yolu görebilecek bir kalbi, yürüyebilecek bir iradeyi ve doğruya sadık kalabilecek bir yönü korumasıdır.”
Ersan Karavelioğlu

A‘râf Suresi'nin 175, 176 ve 177. ayetlerinde:

kendisine:

Allah’ın ayetleri verildiği hâlde:

onlardan sıyrılan,

hevâsına uyan

ve:

sonunda:

kendi kendisine:

zulmeden:

bir insan tipi:

anlatılmıştı.

  1. ayette:
“Ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu ne kötüdür; onlar ancak kendilerine zulmediyorlardı.”

buyurulmuştu.

  1. ayet ise:
çok temel:

bir iman meselesine:

geçer:

Hidayet kimdendir?

İnsan neden doğru yolu bulur?

Sapma nasıl gerçekleşir?

Allah’ın hidayeti ile insanın iradesi arasında nasıl bir ilişki vardır?


Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:

“Allah kime hidayet ederse işte o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.”

Bu ayet:

ilk bakışta:

çok kısa:

görünür.

Ama:

kader,

özgür irade,

ahlaki sorumluluk,

hidayet,

sapma

ve:

insanın:

kendi yönünü:

nasıl kaybettiği:

gibi:

çok derin:

meselelere:

dokunur.

Burada:

çok önemli:

bir dengeyi:

korumak gerekir:

Allah’ın hidayeti mutlak ve belirleyicidir.

Ama:

bu:

insanın:

hiçbir iradesi olmadığı,

zorla:

iyiliğe

veya:

zorla:

kötülüğe:

itildiği:

anlamına gelmez.

Kur’an’ın:

önceki ayetleri:

insanın:

tercihlerinden,

hevâsına:

uymasından,

ayetlerden:

sıyrılmasından,

uyarıya:

kulak vermemesinden:

defalarca:

söz etmişti.

Dolayısıyla:

  1. ayet:
insanı:

sorumluluktan:

kurtaran:

bir kadercilik:

öğretmez.

Aksine:

hidayetin Allah’tan olduğunu, fakat insanın da hidayete karşı nasıl bir tavır aldığıyla sınandığını

hatırlatır.

1️⃣ “Allah Kime Hidayet Ederse” Ne Demektir ❓​

Hidayet:

yolu göstermek,

doğruya:

yöneltmek,

insanın:

hakikati:

görmesini:

sağlamak

ve:

onu:

doğru yol üzerinde:

ilerletmek:

anlamlarını:

taşır.

İslam inancında:

nihai:

hidayetin:

kaynağı:

Allah’tır.

Peygamber:

anlatır.

Kitap:

gösterir.

İnsan:

öğüt verir.

Ama:

kalbin:

hakikate:

açılması

ve:

insanın:

doğru yolda:

istikamet bulması:

Allah’ın hidayetiyle mümkün olur.

2️⃣ İnsan Başkasına Hidayet Verebilir mi ❓​

İnsan:

bir başkasına:

yolu:

gösterebilir.

Bilgi:

verebilir.

Ayet:

okuyabilir.

Nasihat:

edebilir.

Örnek:

olabilir.

Ama:

bir insanın:

kalbini:

zorla:

değiştiremez.

Bu nedenle:

İslam düşüncesinde:

yolu göstermek

ile:

kalbe hidayet vermek

arasında:

bir ayrım:

yapılmıştır.

Birincisinde:

insan:

vesile:

olabilir.

İkincisi:

nihai olarak:

Allah’a aittir.

3️⃣ “İşte O Doğru Yolu Bulmuştur” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

hidayet edilen:

kişinin:

gerçek anlamda:

doğru yolu:

bulduğunu:

bildirir.

Buradaki:

doğru yol:

yalnız:

teorik:

bir bilgi:

değildir.

Allah’ı:

tanımak,

hakikati:

kabul etmek,

ahlaki:

ölçüleri:

korumak

ve:

hayatını:

doğruya:

yöneltmek:

anlamını:

taşır.

Yani:

hidayet, insanın yalnız ne düşüneceğini değil, nasıl yaşayacağını da etkileyen bir yöneliştir.

4️⃣ Hidayet Sadece Müslüman Olduğunu Söylemek midir ❓​

Hayır.

Dille:

iman:

ifade etmek:

önemlidir.

Ama:

hidayetin:

hayatta:

yansımaları:

olmalıdır.

Bir insan:

Allah’a:

inandığını:

söyler.

Ama:

sürekli:

zulmeder,

yalan söyler,

hak yer,

kibirle:

yaşar

ve:

yanlışında:

ısrar ederse:

kendi:

imanı ile:

ahlakı arasındaki:

ilişkiyi:

sorgulaması:

gerekir.

Hidayet:

etiketin ötesinde istikamet meselesidir.

5️⃣ Hidayet Bir Kez Verilip Bir Daha Kaybolmayan Bir Şey midir ❓​

İnsan:

kendisini:

böyle bir:

garanti içinde:

görmemelidir.

  1. ve 176. ayetlerde:
kendisine:

ayetler verilmiş:

bir insanın:

sonradan:

onlardan:

sıyrıldığı:

anlatılmıştı.

Bu:

çok önemli:

bir uyarıdır.

İnsan:

bugün:

doğru yolda:

olabilir.

Ama:

kibir,

çıkar,

hevâ

ve:

ısrarlı yanlışlar:

onu:

başka bir:

yöne:

sürükleyebilir.

Bu yüzden:

mümin:

hidayetin devamını Allah’tan istemelidir.

6️⃣ Fâtiha’daki “Bizi Dosdoğru Yola İlet” Duası Bununla mı İlgilidir ❓​

Evet.

Bir Müslüman:

namazında:

defalarca:

“Bizi dosdoğru yola ilet.”

diye:

dua eder.

Bu:

çok anlamlıdır.

Çünkü:

insan:

“Ben zaten hidayete erdim; artık hiçbir şeye ihtiyacım yok.”

demez.

Her gün:

yeniden:

hidayet:

ister.

Bu:

hidayetin:

yalnız:

başlangıç:

değil,

devamlılık ve istikamet

olduğunu:

düşündürür.

7️⃣ “Kimi de Saptırırsa” İfadesi Allah’ın İnsanları Sebepsiz Yere Saptırdığı Anlamına mı Gelir ❓​

Kur’an’ın:

genel bağlamı:

bunu:

keyfî:

ve sebepsiz:

bir saptırma:

olarak:

anlamaya:

izin vermez.

Önceki:

ayetlerde:

insanın:

ayetlerden:

sıyrıldığı,

hevâsına:

uyduğu,

uyarıları:

reddettiği

ve:

yanlışta:

ısrar ettiği:

anlatılmıştı.

Bu nedenle:

ilahî saptırmayı:

insanın ısrarlı tercihlerinin ardından kalbinin yanlış yönelişe bırakılması

bağlamında:

anlamak:

önemlidir.

Allah:

samimi biçimde:

hakikati arayan:

insanı:

rastgele:

saptıran:

bir varlık:

olarak:

tasvir edilmez.

8️⃣ Allah Saptırıyorsa İnsan Nasıl Sorumlu Oluyor ❓​

Bu:

İslam düşüncesinin:

en önemli:

sorularından biridir.

Kur’an:

iki gerçeği:

birlikte:

korur:

Allah’ın iradesi ve hükümranlığı vardır.

Ama:

insanın seçimi ve sorumluluğu da vardır.

İnsan:

tercih eder.

Niyet eder.

Arar.

Reddeder.

İnat eder.

Tövbe eder.

Değişir.

Ve:

Allah:

bu insanın:

yönelişini:

bilir,

değerlendirir

ve:

onunla:

ilişkili:

bir hidayet

veya:

sapma:

süreci:

yaratabilir.

Bu:

tek cümleyle:

çözülebilecek:

basit bir:

mekanik:

denklem:

değildir.

9️⃣ İnsan Hidayeti İstemek İçin Ne Yapabilir ❓​

İnsan:

hakikati:

samimi biçimde:

arayabilir.

Dua:

edebilir.

Kur’an’ı:

okuyabilir.

Düşünebilir.

Kibrini:

azaltmaya:

çalışabilir.

Yanlışını:

kabul edebilir.

Bilmediği:

konuda:

“Bilmiyorum.”

diyebilir.

İyi insanlarla:

beraber:

olabilir.

Ve:

doğruyu:

öğrendiğinde:

ona göre:

yaşamaya:

çalışabilir.

Bunların:

hiçbiri:

Allah üzerinde:

bir hak:

oluşturmaz.

Ama:

hidayete açık bir kul tavrı oluşturur.

🔟 Kibir Hidayetin Önündeki Büyük Engellerden Biri midir ❓​

A‘râf Suresi boyunca:

evet:

bu tema:

defalarca:

karşımıza:

çıkmıştır.

Firavun:

delilleri:

gördüğü hâlde:

kibrini:

bırakmamıştı.

Bazıları:

ayetleri:

görmüş,

ama:

çıkarlarını:

öne:

almıştı.

175 ve:

  1. ayetlerde:
bilgiye:

sahip bir kişinin:

hevâsına:

uyduğu:

anlatılmıştı.

Kibir:

insana:

şunu:

söyletebilir:

“Ben yanılmam.”

İşte:

hidayetin:

önemli kapılarından biri:

yanılabileceğini kabul edebilecek kadar tevazulu olmaktır.

1️⃣1️⃣ “Hüsrana Uğrayanlar” Kimlerdir ❓​

Ayet:

sapma:

içinde kalanları:

“hâsirûn”

yani:

hüsrana uğrayanlar,

kaybedenler:

olarak:

tanımlar.

Hüsran:

yalnız:

para:

kaybetmek:

değildir.

İnsan:

servet:

kazanıp:

kendini:

kaybedebilir.

Makam:

kazanıp:

ahlakını:

kaybedebilir.

Şöhret:

kazanıp:

huzurunu:

kaybedebilir.

Dünyada:

çok şey:

elde edip:

hayatının asıl yönünü kaybetmek

en büyük:

kayıplardan:

biri olabilir.

1️⃣2️⃣ İnsan Dünyada Başarılı Göründüğü Hâlde Hüsranda Olabilir mi ❓​

Evet.

Kur’an’ın:

başarı:

ölçüsü:

yalnız:

dünyevi:

sonuç:

değildir.

Bir insan:

çok:

zengin:

olabilir.

Çok:

güçlü:

olabilir.

Herkes:

onu:

tanıyabilir.

Ama:

bütün bunları:

haksızlık,

zulüm

ve:

ahlaki:

çürüme:

üzerine:

kurmuşsa:

dışarıdan:

kazanç:

gibi görünen:

şey:

daha derin:

bir:

kayba:

dönüşebilir.

1️⃣3️⃣ Hidayet Akla Karşı Bir Şey midir ❓​

Hayır.

Kur’an:

insanı:

tekrar tekrar:

düşünmeye:

çağırır.

Akıl:

hidayetin:

rakibi:

değildir.

Tam tersine:

insan:

evreni,

kendini,

ahlakı

ve:

vahyi:

aklıyla:

düşünebilir.

Ancak:

akıl:

tek başına:

insanın:

bütün zaaflarını:

ortadan:

kaldırmaz.

İnsan:

doğruyu:

aklıyla:

görüp:

çıkarı yüzünden:

tersini:

seçebilir.

Bu yüzden:

hidayet akıl, kalp, irade ve ahlakın birlikte yönelmesidir.

1️⃣4️⃣ Çok Zeki Olmak Hidayetin Garantisi midir ❓​

Hayır.

Zekâ:

insana:

çok güçlü:

analiz:

imkânı:

verebilir.

Ama:

ahlaki:

doğrulukla:

aynı şey:

değildir.

Çok:

zeki bir insan:

kendi:

yanlışını:

savunmak için:

çok karmaşık:

gerekçeler:

de üretebilir.

Bu nedenle:

hidayet:

yalnız:

“Ne kadar zekiyim?”

sorusu:

değildir.

Aynı zamanda:

“Hakikat karşısında ne kadar dürüstüm?”

sorusudur.

1️⃣5️⃣ Dua Hidayette Neden Önemlidir ❓​

Çünkü:

dua:

insanın:

kendi:

sınırlılığını:

kabul etmesidir.

“Allah’ım, beni doğru yolda tut.”

demek:

şunu:

kabul etmektir:

“Ben tek başıma yanılmaz değilim.”

Bu:

manevi:

bir tevazudur.

Hidayet:

için dua eden:

insan:

aynı zamanda:

kendi:

kalbini:

gözden:

geçirmeye:

daha açık:

olabilir.

1️⃣6️⃣ Bir İnsan Başkasının Hidayeti İçin Dua Edebilir mi ❓​

Evet.

İnsan:

sevdiği:

veya:

uzak:

gördüğü:

bir kişinin:

iyiliği için:

dua:

edebilir.

Ama:

duayı:

zorbalığa:

dönüştürmemelidir.

İnsan:

“Ben seni değiştireceğim.”

diyerek:

başkasının:

iradesini:

kontrol edemez.

Daha doğru:

tavır:

şudur:

Doğruyu güzel anlatmak, iyi örnek olmak ve sonucu Allah’a bırakmak.

1️⃣7️⃣ Hidayet Sahibi İnsan Başkalarını Küçümseyebilir mi ❓​

Hayır.

Tam tersine:

eğer:

hidayet:

Allah’ın:

nimetiyse,

insanın:

“Ben kendi üstünlüğüm sayesinde doğruyu buldum.”

diye:

kibirlenmesi:

çelişkilidir.

Hidayet:

şükür:

doğurmalıdır.

Kibir:

değil.

Bir insan:

doğru yolda:

olduğunu:

düşünüyorsa:

başkasına:

hakaret etmek:

yerine:

kendi:

istikametini:

korumaya:

çalışmalıdır.

1️⃣8️⃣ A‘râf Suresi 177. ve 178. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor ❓​

  1. ayette:
ayetleri:

yalanlayanların:

kendi kendilerine:

zulmettikleri:

bildirilmişti.

  1. ayet:
bunun:

daha derin:

manevi:

sonucunu:

gösterir:

Gerçek hidayet Allah’tandır; sapma ise insanı hüsrana götürür.

Birlikte:

şöyle:

bir çizgi:

ortaya çıkar:

İnsan:

hakikati:

reddederek:

Allah’a:

zarar vermez.

Ama:

kendi:

hidayet imkanını:

zayıflatabilir

ve:

sonunda:

en büyük kaybı kendisi yaşayabilir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: A‘râf Suresi 178. Ayet Bize Ne Öğretiyor ❓​

A‘râf Suresi 178. ayet:

çok kısa:

ama:

imanın:

en büyük:

gerçeklerinden:

birini:

hatırlatır:

Hidayet Allah’tandır.

Bu:

insanı:

hem:

umutlu

hem de:

tevazulu:

yapması gereken:

bir gerçektir.

Umutlu:

çünkü:

insan:

ne kadar:

karışık:

bir hayatın:

içinde:

olursa:

olsun,

Allah:

ona:

doğru yolu:

gösterebilir.

Bir insan:

yıllarca:

yanlış:

yaşamış:

olabilir.

Bir gün:

hakikati:

fark edebilir.

Yıllarca:

Allah’tan:

uzak:

olmuş:

olabilir.

Sonra:

samimi bir:

arayışla:

dönebilir.

Bir insan:

çok:

büyük:

bir hata:

yapmış:

olabilir.

Ama:

pişmanlık:

ve:

tövbe:

onun:

hayatının:

yönünü:

değiştirebilir.

Bu yüzden:

hiç kimse:

kendi:

geleceği:

hakkında:

“Ben artık düzelemem.”

diye:

kesin:

hüküm:

vermemelidir.

Hidayet:

kapısı:

Allah’ın:

elindedir.

Ama:

ayet:

aynı zamanda:

insanı:

tevazuya:

çağırır.

Bir Müslüman:

“Ben doğru yoldayım, çünkü diğerlerinden daha üstünüm.”

diyemez.

Eğer:

hidayet:

Allah’ın:

nimetiyse:

bunun:

cevabı:

kibir:

değil,

şükür

olmalıdır.

İnsan:

şöyle:

demelidir:

“Allah’ım, bana gösterdiğin doğruyu korumama yardım et.”

Çünkü:

175 ve:

  1. ayetler:
bize:

çok ciddi:

bir uyarı:

vermişti.

Bir kişi:

ayetleri:

bilmişti.

Ama:

sonra:

onlardan:

sıyrılmıştı.

Demek ki:

hidayet, geçmişte alınmış bir diploma değildir.

İnsan:

her gün:

onu:

korumaya:

çalışmalıdır.

Bu nedenle:

namazda:

her gün:

tekrar tekrar:

“Bizi dosdoğru yola ilet.”

deriz.

Düşün:

Müslüman:

zaten:

namaz:

kılıyor.

Zaten:

Allah’a:

inanıyor.

Zaten:

Fâtiha’yı:

okuyor.

Ama:

yine:

“Bizi doğru yola ilet.”

diyor.

Neden?

Çünkü:

doğru yolu:

bulmak:

kadar,

orada kalmak da hidayettir.

Bugün:

dürüst:

olmak:

bir şeydir.

Yarın:

büyük:

bir çıkar:

karşısında:

dürüstlüğü:

korumak:

başka:

bir şeydir.

Bugün:

adaleti:

savunmak:

kolay olabilir.

Ama:

haksız olan:

kendi:

çocuğun,

arkadaşın

veya:

yakının:

olduğunda:

aynı:

adaleti:

koruyabiliyor musun?

İşte:

hidayetin:

hayattaki:

karşılığı:

buralarda:

görünür.

Ayetin:

ikinci yarısı:

çok daha:

sarsıcıdır:

“Kimi saptırırsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.”

Burada:

insanın:

aklına:

zor bir:

soru:

gelebilir:

“Allah saptırıyorsa benim suçum ne?”

Ama:

A‘râf Suresi'nin:

hemen önceki:

ayetlerini:

hatırladığımızda:

çok önemli:

bir bağlam:

görürüz.

Kişiye:

ayetler:

veriliyor.

Ama:

o:

onlardan:

sıyrılıyor.

Yükselme:

imkânı:

sunuluyor.

Ama:

o:

yere saplanıyor.

Sonra:

hevâsının peşine düşüyor.

Yani:

insan:

kendi:

tercihlerinin:

içinde:

bir yön:

oluşturuyor.

İşte:

Kur’an’ın:

saptırma:

dilini:

bu bağlamdan:

koparmamak:

gerekir.

Allah:

samimi:

bir hakikat:

arayıcısını:

sebepsiz:

yere:

“Seni saptıracağım.”

diye:

keyfî:

biçimde:

yanlış yola:

atan:

bir varlık:

olarak:

anlatılmaz.

Aksine:

insan:

kibirde,

inat:

ve:

reddedişte:

ısrar ettikçe:

hakikati:

görebilme:

yeteneğini:

kendi:

eliyle:

zayıflatabilir.

Bu:

hayatta:

da:

çok tanıdık:

bir süreçtir.

Bir insan:

sürekli:

yalan:

söyler.

Başta:

rahatsız:

olur.

Sonra:

daha kolay:

söyler.

Bir süre:

sonra:

kendi:

yalanına:

inanmaya:

başlayabilir.

Bir insan:

sürekli:

haksızlık:

yapar.

Başta:

vicdanı:

sızlar.

Sonra:

kendisine:

gerekçeler:

üretir.

En sonunda:

kendini:

haklı:

görmeye:

başlar.

İşte:

insanın:

tekrar eden:

tercihleri:

zamanla:

görme biçimini:

değiştirebilir.

Bu yüzden:

hidayet:

yalnız:

doğru bilgiyi elde etmek

değildir.

Aynı zamanda:

kalbinin hakikati görebilecek açıklığını korumaktır.

Ayet:

bize:

hüsranı da:

yeniden:

düşündürür.

İnsan:

“Ben kaybetmedim.”

diyebilir.

Çünkü:

parası:

vardır.

Evi:

vardır.

Arabası:

vardır.

İşi:

vardır.

Şöhreti:

vardır.

Ama:

eğer:

bunları:

kazanırken:

ahlakını,

huzurunu,

sevdiklerini,

vicdanını

ve:

Allah’la:

bağını:

kaybetmişse:

gerçekten:

kazandı mı?

Kur’an:

insana:

çok daha:

derin:

bir başarı:

ölçüsü:

öğretir.

Her elde etmek kazanç değildir.

Ve:

her vazgeçmek kayıp değildir.

Bazen:

haram:

paradan:

vazgeçmek:

dünyada:

kayıp:

gibi:

görünür.

Ama:

ahlaken:

kazançtır.

Bazen:

intikamdan:

vazgeçmek:

zayıflık:

gibi:

görünür.

Ama:

karakter:

kazancıdır.

Bazen:

bir makamı:

reddetmek:

gerilemek:

gibi:

görünür.

Ama:

o makam:

seni:

haksızlığa:

zorlayacaksa:

vazgeçmek:

gerçek yükseliş

olabilir.

Hidayet:

bize:

işte:

bu:

ölçüyü:

verir.

Ne:

gerçekten:

kazanç?

Ne:

gerçekten:

kayıp?

Bunun:

cevabını:

yalnız:

bugünün:

çıkarlarıyla:

değil,

Allah’ın:

ölçüsüyle:

değerlendirmeyi:

öğretir.

Ayetin:

insana:

yüklediği:

en güzel:

tavırlardan biri:

ise:

dua:

olabilir:

“Allah’ım, bana doğruyu doğru olarak göster ve ona uymayı nasip et. Yanlışı yanlış olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et. Beni bugün hidayete ulaştırdığın gibi yarın da hidayette tut.”

Çünkü:

insan:

kendi:

kalbinin:

geleceğini:

tam olarak:

bilemez.

Kendisini:

fazla:

güvende:

görmemelidir.

Ama:

umutsuz:

da:

olmamalıdır.

Bu iki:

uç:

arasında:

çok güzel:

bir kulluk:

duruşu vardır:

Ümit ve dikkat.

Allah’ın:

rahmetinden:

ümit et.

Ama:

kendi:

nefsinden:

tamamen:

emin olma.

Hidayeti:

iste.

Ama:

sadece:

istemekle:

kalma.

Doğru:

önüne:

geldiğinde:

ona:

yönel.

Yanlışını:

fark ettiğinde:

savunmak:

yerine:

dön.

Bir konuda:

haklı olmadığını:

gördüğünde:

egonu:

değil,

hakikati:

seç.

Çünkü:

hidayet:

bazen:

çok büyük:

mucizelerle:

değil,

insanın:

çok basit:

bir cümleyi:

söyleyebilmesiyle:

başlar:

“Ben burada yanılmışım.”

Bu:

cümleyi:

söyleyebilen:

insanın:

önünde:

yeni bir:

yol:

açılabilir.

Belki de A‘râf 178’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Doğru yolu bulduğumuzu düşünüyoruz; peki hakikat bizim düşüncemize ters düştüğünde de onun peşinden gidebilecek kadar hidayeti gerçekten istiyor muyuz?

Çünkü:

hidayet:

yalnız:

“Benim düşündüğüm doğru çıksın.”

demek:

değildir.

Bazen:

“Allah’ım, ben yanılıyorsam beni düzelt.”

diyebilecek:

kadar:

hakikati:

kendi egondan:

daha çok:

sevmektir.

Ve:

A‘râf 178’in:

bize bıraktığı:

çok güçlü:

ölçü:

şudur:

Hidayeti sahip olduğun bir üstünlük gibi değil, her gün korunması ve şükrü yapılması gereken bir nimet gibi gör. Çünkü gerçek kazanç yalnız yolu görmek değil, o yol üzerinde kalabilmektir.


“Hidayet insana üstünlük belgesi değil, sorumluluk verir. Doğruyu gördüğünde şükret, yanıldığında dönmekten utanma ve her gün yeniden doğru yolu iste; çünkü en büyük kazanç haklı çıkmak değil, hakikatin yanında kalabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt