A‘râf Suresi 177. Ayette “Ayetlerimizi Yalanlayan Topluluğun Durumu Ne Kötüdür; Onlar Ancak Kendilerine Zulmediyorlardı” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikati reddeden insan önce hakikate zarar verdiğini sanabilir; oysa hakikat yerinde durur. En derin kayıp, insanın kendi vicdanını, yönünü ve geleceğini yaralamasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 175. ve 176. ayetlerinde:
kendisine:
Allah’ın ayetleri verildiği hâlde:
onlardan sıyrılan,
ardından:
hevâsının peşine düşen:
bir insan:
örnek verilmişti.
- ayette:
kendisine sunulan:
manevi yükseliş imkânını:
terk edip:
“yere saplandığı”
ve:
arzusunun:
peşinden gittiği:
anlatılmıştı.
Ayet:
sonunda:
bu örneğin:
ayetleri yalanlayanların:
durumunu:
anlattığını:
söylemişti.
- ayet:
ahlaki hükmünü:
son derece kısa:
ve güçlü:
bir cümleyle:
özetler:
“Ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu ne kötüdür! Onlar ancak kendilerine zulmediyorlardı.”
Bu ayetin:
iki temel:
mesajı vardır:
Birincisi:
Hakikati reddetmek insanı kötü bir ahlaki duruma sürükleyebilir.
İkincisi:
İnsan Allah’a zarar veremez; yaptığı yanlışın en ağır sonucu yine kendisine döner.
Bu:
A‘râf Suresi boyunca:
tekrar tekrar:
karşımıza çıkan:
çok önemli:
bir ilkedir:
İsyan Allah’ı küçültmez; insanı küçültebilir.
Yalanlama hakikati yok etmez; insanın hakikatle bağını koparabilir.
Ve:
zulmün ilk yaralarından biri, onu yapan insanın kendi ruhunda açılır.
“Ayetlerimizi Yalanlayan Topluluğun Durumu Ne Kötüdür” Ne Demektir
Ayet:belirli bir:
ahlaki tavrı:
çok ağır:
biçimde:
eleştirir.
Burada:
kötülenen şey:
insanların:
etnik kökeni,
ailesi,
milleti
veya:
toplumsal kimliği:
değildir.
Kötülenen:
Allah’ın ayetlerini yalanlama tavrıdır.
Bu ayrım:
çok önemlidir.
Kur’an:
insanı:
kimliğiyle değil,
hakikat karşısındaki davranışıyla
eleştirir.
“Misal” veya “Durum” Kelimesi Burada Ne Anlama Gelir
Arapçada:“sâe meselen”
ifadesi:
yaklaşık olarak:
“Ne kötü bir örnek, ne kötü bir durumdur.”
anlamına gelir.
Bir önceki ayette:
köpek benzetmesi:
yapılmıştı.
- ayet:
ahlaki hükmünü:
adeta:
özetler:
Hakikati tanıyıp sonra ondan uzaklaşmanın ortaya çıkardığı hâl son derece kötüdür.
Ayetleri Yalanlamak Sadece “Kur’an Doğru Değildir” Demek midir
Hayır.Bağlama göre:
ayetleri:
yalanlamak:
Allah’ın:
işaretlerini,
vahyin:
hakikatini
ve:
peygamberlerin:
getirdiği mesajı:
reddetmek:
anlamına gelir.
Bu:
sözle:
olabilir.
Ama:
insan:
bazen:
diliyle:
kabul ettiğini:
söylediği bir hakikati:
hayatıyla:
sürekli:
boşa çıkarmaya:
da çalışabilir.
Bununla birlikte:
inançsızlık ile müminin günah işlemesini aynı şey gibi göstermemek gerekir.
Her günah:
teknik anlamda:
ayetleri yalanlamak:
değildir.
Bir Hakikati Kabul Etmemek ile Onu Bilerek Yalanlamak Aynı Şey midir
Her zaman:aynı değildir.
Bir insan:
anlamamış:
olabilir.
Yanlış bilgi:
almış olabilir.
Şüphe:
duyabilir.
Araştırıyor:
olabilir.
Başka biri ise:
hakikati:
açıkça gördüğü hâlde:
çıkar,
kibir
veya:
inat nedeniyle:
reddedebilir.
Kur’an:
özellikle:
bilinçli:
yalanlama:
tavrını:
çok ciddi:
bir sorun:
olarak ele alır.
Bu yüzden:
her soru soran insanı, hakikati inatla yalanlayan kişiyle aynı kefeye koymamak gerekir.
Şüphe Etmek ile Yalanlamak Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Şüphe:bazen:
hakikati:
aramaya:
götürebilir.
İnsan:
“Bunu anlamadım.”
der.
Araştırır.
Sorar.
Düşünür.
Bu:
başka bir:
durumdur.
Yalanlamak ise:
hakikate karşı:
kapıyı:
bilinçli biçimde:
kapatmayı:
ifade edebilir.
Samimi:
soru:
hakikatin:
düşmanı değildir.
Bazen:
daha bilinçli bir imanın başlangıcı olabilir.
Ayette Neden Bütün Topluluğun Durumu “Kötü” Olarak Nitelendiriliyor
Buradaki:topluluk
ifadesi:
ayetleri yalanlama:
özelliğiyle:
tanımlanan:
insanları:
ifade eder.
Yani:
“Şu soydan gelen herkes kötüdür.”
gibi:
bir hüküm:
değildir.
Ayet:
bir:
ahlaki kategori:
kurar:
Ayetleri yalanlayanlar.
Bu nedenle:
eleştirinin:
sebebi:
kimlik değil,
davranış ve tutumdur.
“Onlar Kendilerine Zulmediyorlardı” Ne Anlama Gelir
Bu:ayetin:
en önemli:
cümlesidir.
İnsan:
Allah’a:
isyan ettiğinde:
Allah’ın:
kudretini:
azaltamaz.
Allah’ın:
egemenliğini:
zedeleyemez.
Hakikati:
yok edemez.
Ama:
kendi:
ruhuna,
karakterine,
ahlakına
ve:
nihai geleceğine:
zarar verebilir.
Bu yüzden:
Allah’a karşı işlenen yanlışın sonucu insana döner.
İnsan Kendisine Nasıl Zulmeder
İnsan:kendisine:
yalnız:
fiziksel:
zarar vererek:
zulmetmez.
Yalanla:
karakterini:
bozabilir.
Kinle:
iç huzurunu:
tüketebilir.
Haksız kazançla:
vicdanını:
zayıflatabilir.
Bağımlılıkla:
özgürlüğünü:
kaybedebilir.
Kibirle:
öğrenme yeteneğini:
daraltabilir.
Ve:
hakikatten:
uzaklaşarak:
kendi:
manevi yönünü:
kaybedebilir.
Günahın Zararı Sadece Ahirette mi Ortaya Çıkar
Hayır.Bazı yanlışların:
dünyada da:
sonuçları vardır.
Yalan:
güveni:
bozar.
Hırsızlık:
başkasının:
hakkını:
yıkar.
Bağımlılık:
bedene,
aileye
ve:
hayata:
zarar:
verebilir.
Kibir:
ilişkileri:
yıpratabilir.
Öfke:
birkaç saniyede:
yıllarca:
sürebilecek:
yaralar:
açabilir.
Dolayısıyla:
ahlaki yanlış:
yalnız uzak bir ahiret problemi değildir.
İnsan Başkasına Zulmederken Aynı Zamanda Kendisine de Zulmedebilir mi
Evet.Bu:
çok önemli:
bir dengedir.
Zalim:
başkasına:
gerçek:
zarar verir.
Bu yüzden:
“Asıl kendine zarar verdi, mağdur önemli değil.”
denemez.
Mağdurun:
hakkı:
gerçektir.
Ama:
zalim:
aynı zamanda:
kendi:
ahlaki bütünlüğünü:
bozar.
Yani:
zulüm:
iki yönlü bir yıkım
oluşturabilir:
Mağduru:
yaralar.
Failin:
karakterini:
çürütür.

Allah’a İtaatin İnsana Faydası mı Vardır
Evet.Allah:
insanın:
ibadetine:
muhtaç değildir.
İnsan:
Allah’a:
itaat ettiğinde:
Allah’ın:
kudreti:
artmaz.
İsyan ettiğinde:
azalmaz.
İbadet,
ahlak,
adalet,
merhamet
ve:
sınırlar:
insanın:
iyiliği:
için:
bir rehber:
niteliği taşır.
Bu nedenle:
Allah’ın emirlerine uymak, Allah’a bir iyilik yapmak değil; insanın kendi yaratılışına uygun bir yön seçmesidir.

İnsan Neden Kendisini Zarara Uğratan Şeyi Yapmaya Devam Eder
Çünkü:insan:
kısa vadeli:
haz ile:
uzun vadeli:
zarar:
arasında:
yanlış seçim:
yapabilir.
Öfke:
bir an:
rahatlatabilir.
Ama:
ilişkiyi:
yıkabilir.
Haksız para:
hemen:
kazanç:
sağlayabilir.
Ama:
karakteri:
ve güveni:
bozabilir.
Bağımlılık:
anlık:
haz:
verebilir.
Ama:
özgürlüğü:
azaltabilir.
Bu yüzden:
insanın istediği her şey onun iyiliğine değildir.

İnsan Kendi Zararını Nasıl Fark Edemez
Çünkü:zarar:
her zaman:
hemen:
görünmez.
Bir alışkanlık:
yıllarca:
sonuç:
vermeden:
devam edebilir.
Bir yalan:
bir süre:
işe yarayabilir.
Haksızlık:
kısa vadede:
kişiyi:
güçlü:
gösterebilir.
Ama:
ahlaki:
ve toplumsal:
sonuçlar:
zamanla:
ortaya çıkar.
İşte:
vahiy:
insana:
hemen göremediği sonuçları da düşünmesini
öğretir.

Ayet İnsanın “Ben Kimseye Zarar Vermiyorum” Savunmasını Nasıl Düşündürür
İnsan:bazen:
yanlış bir:
davranışı:
şöyle:
savunabilir:
“Benim hayatım, kimseyi ilgilendirmez.”
Bazı:
kişisel tercihler:
gerçekten:
başkasına:
doğrudan:
zarar vermeyebilir.
Ama:
insanın:
kendisine:
zarar verme:
boyutu:
ayrıca:
düşünülmelidir.
Ayet:
insanın:
kendi benliğinin de korunması gereken bir emanet olduğunu
hatırlatır.

Kendine Zulmetmek Kişinin Kendisinden Nefret Etmesi Demek midir
Hayır.Kur’an’ın:
“kendine zulmetme”
ifadesi:
kişinin:
kendinden:
nefret etmesini:
öğretmez.
Tam tersine:
insanın:
kendi:
değerini:
koruması gerektiğini:
gösterir.
Tövbe:
“Ben değersizim.”
demek:
değildir.
Daha sağlıklı:
ifade:
şudur:
“Yanlış yaptım ve kendime de zarar verdim; şimdi bunu düzeltmek istiyorum.”

İnsan Yaptığı Yanlıştan Sonra Kendisini Sonsuza Kadar Mahkûm Etmeli midir
Hayır.Kur’an’ın:
önceki ayetlerinde:
dönüş,
rahmet
ve:
bağışlanma:
defalarca:
vurgulandı.
Yanlış:
ciddidir.
Ama:
insanı:
sonsuz:
umutsuzluğa:
mahkûm etmek:
tövbenin:
ruhuyla:
uyuşmaz.
Kendine:
zulmettiğini:
fark etmek:
bir son:
değil,
dönüşün başlangıcı
olabilir.

Bu Ayet Bize Öz Sorumluluk Hakkında Ne Öğretir
İnsan:bütün:
yanlışlarını:
başkalarına:
yükleyemez.
Çevre:
etkiler.
Aile:
etkiler.
Arkadaş:
etkiler.
Şeytan:
vesvese:
verir.
Toplum:
baskı:
kurabilir.
Ama:
insanın:
kendi:
tercihleri de:
vardır.
Bu nedenle:
olgunluk:
bazen:
şunu:
diyebilmektir:
“Evet, başkalarının etkisi vardı; ama benim de seçimlerim vardı.”

A‘râf Suresi 176. ve 177. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
ayetler verilen:
ama:
yere saplanıp:
hevâsının:
peşine düşen:
bir insan:
anlatılmıştı.
- ayet:
sonucunu:
özetler:
Ayetleri yalanlayanların hâli kötü bir hâldir ve onlar kendi kendilerine zulmederler.
Yani:
176:
düşüşün nasıl gerçekleştiğini,
177 ise:
bu düşüşün ahlaki sonucunu
gösterir.
İnsan:
hakikatten:
uzaklaşırken:
Allah’a:
zarar vermiyor.
Kendi yönünü kaybediyor.

Sonuç: A‘râf Suresi 177. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 177. ayet:çok kısa:
ama:
son derece:
sarsıcı:
bir gerçeği:
anlatır:
İnsan bazen kendi kendisinin zalimi olabilir.
Biz:
zulüm:
kelimesini:
duyduğumuzda:
çoğu zaman:
bir insanın:
başka bir:
insana:
yaptığı:
haksızlığı:
düşünürüz.
Bu:
elbette:
zulümdür.
Ama:
Kur’an:
insanın:
kendisine:
de:
zulmedebileceğini:
söyler.
Bu:
çok derin:
bir:
ahlak:
anlayışıdır.
Çünkü:
insanın:
kendisi de:
Allah’ın:
ona verdiği:
bir emanettir.
Bedeni:
emanettir.
Aklı:
emanettir.
Vicdanı:
emanettir.
Zamanı:
emanettir.
Yetenekleri:
emanettir.
İradesi:
emanettir.
Ve:
insan:
bunları:
sürekli:
kötüye:
kullanırsa:
başkasına:
değil,
kendi varlığına da zarar verir.
- ve 176. ayetlerde:
çok çarpıcı:
bir örneğini:
gördük.
Kişiye:
ayetler:
verilmişti.
Yani:
önünde:
yükselme:
imkânı:
vardı.
Ama:
o:
onlardan:
sıyrıldı.
Sonra:
yere:
saplandı.
Hevâsının:
peşinden:
gitti.
- ayet:
şunu:
söyler:
“Onlar kendilerine zulmediyorlardı.”
Yani:
insan:
hakikati:
reddettiğinde:
hakikat:
eksilmiyor.
Güneşe:
“Sen yoksun.”
desen:
güneş:
sönmez.
Yerçekimini:
inkâr etsen:
yerçekimi:
ortadan:
kalkmaz.
Bir:
ahlaki gerçeği:
reddetmek de:
onu:
otomatik olarak:
yok etmez.
Ama:
sen:
ona göre:
yanlış:
kararlar:
verebilirsin.
Ve:
sonuçlarını:
sen:
yaşarsın.
Bu:
günlük hayatta:
çok açık:
örneklerle:
görülebilir.
Bir insan:
“Sigaranın bana zararı yok.”
diyebilir.
Bu söz:
nikotinin:
beden üzerindeki:
etkisini:
değiştirmez.
Bir insan:
“Borçlarımı düşünmek istemiyorum.”
diyebilir.
Borç:
yok olmaz.
Bir insan:
“Eşimi kırmadım.”
diyebilir.
Ama:
karşısındaki:
gerçekten:
kırılmışsa:
inkâr:
ilişkiyi:
iyileştirmez.
Bir insan:
“Ben kibirli değilim.”
diyebilir.
Ama:
kimseyi:
dinlemiyorsa,
her eleştiride:
öfkeye:
kapılıyorsa,
yalnız:
kelimeyi:
reddetmek:
davranışı:
değiştirmez.
Hakikat:
bu yüzden:
bazen:
rahatsız edicidir.
Çünkü:
insana:
şunu:
söyler:
“Gerçek, sen kabul etsen de etmesen de gerçek olabilir.”
İnsanın:
özgürlüğü:
hakikati:
yok etmek:
değildir.
Hakikat:
karşısında:
hangi:
tavrı:
alacağını:
seçmektir.
Ayetin:
“Kendilerine zulmediyorlardı.”
ifadesi:
bize:
bir başka:
çok önemli:
şey:
daha öğretir:
Allah’ın:
emirlerini:
yalnız:
“Allah benden ne istiyor?”
sorusuyla:
değil,
“Allah neden benim iyiliğim için böyle bir ölçü koymuş olabilir?”
sorusuyla da:
düşünmek gerekir.
Mesela:
yalan:
yasaklanır.
Çünkü:
güveni:
öldürür.
Zina:
yasaklanır.
Çünkü:
insan ilişkilerinde:
çok ağır:
yaralar:
oluşturabilir.
Hırsızlık:
yasaklanır.
Çünkü:
mülkiyet:
ve güven:
düzenini:
bozar.
İftira:
yasaklanır.
Çünkü:
bir insanın:
onurunu:
mahvedebilir.
Sarhoş edici:
şeyler:
sınırlandırılır.
Çünkü:
akıl,
irade
ve:
insanın:
kendisi üzerindeki:
kontrolü:
zarar:
görebilir.
Yani:
bazı:
ilahî sınırlar:
insana:
karşı:
konmuş:
duvarlar:
değil,
insanı koruyan sınırlar
olarak da:
anlaşılabilir.
Fakat:
burada:
önemli bir:
başka:
denge:
vardır.
“İnsan kendisine zulmediyor.”
demek,
başkasına:
yaptığı:
haksızlığı:
küçültmez.
Bir zalim:
mağdura:
zarar verir.
Bu:
gerçektir.
Biz:
“Nasıl olsa kendisine de zarar veriyor.”
diyerek:
mağdurun:
hakkını:
görmezden:
gelemeyiz.
Tam tersine:
zulmün:
ne kadar:
çirkin olduğu:
burada:
daha da:
açık:
hale gelir:
Zalim başkasının hayatını yaralarken kendi ahlakını da yaralar.
Bir insan:
başkasının:
parasını:
çalarsa:
mağdur:
maddi:
zarar:
görür.
Ama:
hırsız:
kendisini:
dürüstlükten:
uzaklaştırır.
Bir insan:
başkasına:
iftira:
atarsa:
mağdurun:
itibarı:
zarar:
görebilir.
Ama:
iftiracı:
kendi:
vicdanını:
da:
yaralar.
Bir insan:
güçlü olduğu:
için:
zayıfı:
ezerse:
zayıf:
acı:
çeker.
Ama:
güçlü:
kendi:
insanlığını:
da:
küçültür.
İşte:
zulüm:
bu yüzden:
yalnız:
dışarıya:
değil,
içeriye doğru da işler.
Ayet:
bize:
kendi:
hayatımızı:
sorgulatan:
çok önemli:
bir soru:
bırakır:
Ben hangi davranışımla kendime zarar veriyorum?
Bu:
çok dürüst:
bir soru:
olabilir.
Belki:
öfken:
sana:
zarar:
veriyor.
Belki:
sürekli:
geçmişi:
düşünmek:
bugününü:
tüketiyor.
Belki:
başkalarının:
onayına:
çok bağımlısın.
Belki:
para:
kaygısı:
hayatının:
bütün:
güzelliğini:
gölgeliyor.
Belki:
sana:
zarar verdiğini:
bildiğin:
bir alışkanlığa:
“Bir gün bırakırım.”
diyerek:
devam:
ediyorsun.
Belki:
özür:
dilemen:
gerektiğini:
biliyorsun:
ama:
gururun:
engel:
oluyor.
İşte:
kendine zulüm
bazen:
çok büyük:
ve görünür:
bir günah:
şeklinde:
değil,
insanın:
kendisine:
sürekli:
zarar veren:
küçük seçimleri:
şeklinde de:
hayatına:
girebilir.
Ama:
burada:
umut:
kapısını:
kapatmamak:
gerekir.
İnsan:
kendisine:
zulmettiğini:
fark ettiğinde:
“Ben mahvoldum.”
demek:
zorunda değildir.
Daha güzel:
bir:
cümle:
vardır:
“Bunu artık fark ettim; şimdi yönümü değiştirebilirim.”
Kur’an’ın:
önceki ayetlerinde:
defalarca:
gördüğümüz:
dönüş
fikri:
burada da:
hatırlanmalıdır.
Yanlışı:
fark etmek:
utançta:
boğulmak:
için:
değil,
değişmek:
için:
bir fırsat:
olabilir.
Bir insan:
on yıl:
kendisine:
zarar veren:
bir hayat:
yaşamış:
olabilir.
Ama:
on birinci yıl:
başka bir:
yol:
seçebilir.
Yıllarca:
öfkesine:
teslim:
olmuş:
olabilir.
Ama:
öfkesini:
yönetmeyi:
öğrenebilir.
Yıllarca:
haksız:
kazanmış:
olabilir.
Ama:
dönüp:
hakkı:
iade etmeye:
çalışabilir.
Yıllarca:
Allah’tan:
uzak:
kalmış:
olabilir.
Ama:
bir:
secdeyle:
dönüş:
başlayabilir.
Belki de A‘râf 177’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Biz yanlışlarımızla gerçekten kime zarar verdiğimizi düşünüyoruz; yalnız başkalarına mı, yoksa her seçimle kendi karakterimizi de mi inşa ediyoruz?
Çünkü:
insanın:
her:
kararı:
dış dünyaya:
bir iz:
bırakırken,
kendi:
iç dünyasına da:
bir iz:
bırakır.
Yalan:
söylediğinde:
yalnız:
bir gerçeği:
bozmazsın.
Kendi:
dürüstlük:
alışkanlığını da:
etkilersin.
Merhamet:
gösterdiğinde:
yalnız:
başkasına:
iyilik:
yapmazsın.
Kendi:
merhametini de:
büyütürsün.
Adalet:
yaptığında:
yalnız:
hakkı:
yerine:
koymazsın.
Kendi:
karakterini de:
inşa edersin.
Bu nedenle:
A‘râf 177:
bize:
çok güçlü:
bir:
ahlak:
ölçüsü:
bırakır:
Her davranışının yalnız “Kime ne yaptım?” tarafına değil, “Bu davranış beni nasıl bir insana dönüştürüyor?” tarafına da bak.
Çünkü:
insan:
başkalarına:
yaptıklarıyla:
dünyayı:
değiştirirken,
aynı anda:
kendini de şekillendirir.
“İnsan her seçiminde yalnız dış dünyaya bir iz bırakmaz; kendi karakterine de bir çizgi çizer. Hakikati reddetmek hakikati küçültmez, insanın hakikatle bağını küçültebilir. Bu yüzden kendine şu soruyu sor: Yaptığım şey sadece bugün ne kazandırıyor değil, beni yarın nasıl bir insana dönüştürüyor?”
Ersan Karavelioğlu