📖 A‘râf Suresi 185. Ayette “Göklerin ve Yerin Hükümranlığına, Allah’ın Yarattığı Her Şeye ve Ecellerinin Yaklaşmış Olabileceğine Bakıp Düşünmediler | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 A‘râf Suresi 185. Ayette “Göklerin ve Yerin Hükümranlığına, Allah’ın Yarattığı Her Şeye ve Ecellerinin Yaklaşmış Olabileceğine Bakıp Düşünmediler

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,802
2,724,963
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 A‘râf Suresi 185. Ayette “Göklerin ve Yerin Hükümranlığına, Allah’ın Yarattığı Her Şeye ve Ecellerinin Yaklaşmış Olabileceğine Bakıp Düşünmediler mi? Bundan Sonra Hangi Söze İnanacaklar?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​


“İnsan gökyüzüne bakabilir ama görmeyebilir; yaşadığını bilir ama öleceğini unutabilir. Tefekkür, gözün gördüğünü kalbin ve aklın da ciddiye almaya başlamasıdır.”
Ersan Karavelioğlu

A‘râf Suresi'nin 184. ayetinde:

Hz. Muhammed’e:

yöneltilen:

“mecnun”

suçlaması:

reddedilmiş,

insanlara:

“Hiç düşünmediler mi?”

diye:

sorulmuştu.

  1. ayette:
aynı düşünme çağrısı:

çok daha:

geniş bir:

alana:

taşınır.

Artık:

insana:

yalnız:

Peygamber’in:

hayatına:

bakması:

söylenmez.

Başını:

kaldırıp:

bütün:

varlık âlemine:

bakması:

istenir.

Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:

“Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakıp düşünmediler mi? Bundan sonra hangi söze inanacaklar?”

Bu ayette:

üç büyük:

tefekkür:

alanı:

vardır:

Evren.

Yaratılmış varlıklar.


Ve:

insanın kendi ölümü.

Kur’an:

insana:

sanki:

şunu:

söyler:

Göğe bak.

Yere bak.

Yaratılışa bak.


Ve:

sonra:

kendine:

bak.

Çünkü:

sen:

bu büyük:

evrenin:

içinde:

yaşıyorsun.

Ama:

sonsuz:

değilsin.

Bir:

ecelin:

var.

Ve:

belki:

sandığından:

çok daha:

yakındır.

1️⃣ “Göklerin ve Yerin Hükümranlığına Bakmadılar mı?” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“melekûtü’s-semâvâti ve’l-ard”

ifadesi:

yer alır.

Melekût:

egemenlik,

hükümranlık,

mülkün:

derin düzeni

ve:

Allah’ın:

varlık üzerindeki:

mutlak:

hâkimiyeti:

anlamlarını:

taşır.

Yani:

Kur’an:

insana:

yalnız:

gökyüzünün:

güzelliğine:

bakmasını:

istemiyor.

Daha derin:

bir soru:

soruyor:

Bu düzen kimin hükümranlığı altında?

2️⃣ “Bakmak” Burada Sadece Gözle Bakmak mıdır ❓​

Hayır.

Ayetteki:

“nazara”

kökü:

bakmak,

incelemek,

düşünerek:

gözlemlemek:

anlamlarını:

taşıyabilir.

Bir insan:

her gün:

gökyüzünü:

görür.

Ama:

hiç:

üzerinde:

düşünmeyebilir.

Güneş:

doğar.

Güneş:

batar.

Ay:

değişir.

Mevsimler:

gelir.

Ama:

insan:

bunların:

hiçbirine:

dikkat:

etmeyebilir.

Kur’an’ın:

istediği:

alışkanlıkla bakmak değil, bilinçle görmektir.

3️⃣ Evrene Bakmak İman İçin Neden Önemlidir ❓​

Çünkü:

evren:

insana:

çok büyük:

sorular:

sordurur:

Bu:

düzen:

nasıl:

var oldu?

Neden:

bir düzen:

var?

Neden:

bir şey:

var da:

hiçbir şey:

yok değil?

Hayat:

nasıl:

ortaya:

çıktı?

İnsan:

neden:

bilinç sahibi?

Kur’an:

evrene:

bakmayı:

insanın:

Allah’ın:

kudreti:

ve:

yaratıcılığı:

üzerinde:

düşünmesine:

vesile:

olan:

bir tefekkür:

alanı:

olarak:

sunar.

4️⃣ Bilimsel Araştırma ile Bu Ayetin Tefekkür Çağrısı Çelişir mi ❓​

Hayır.

Bilim:

yaratılmış:

evrenin:

nasıl:

işlediğini:

araştırır.

Gezegenlerin:

hareketini:

inceler.

Canlıları:

araştırır.

Maddenin:

yapısını:

inceler.

Evrenin:

geçmişine:

dair:

modeller:

kurar.

Kur’an’ın:

buradaki:

sorusu ise:

daha:

geniştir:

Bütün bu varlığı gördüğünde bunun anlamı hakkında düşünüyor musun?

Dolayısıyla:

bilimsel:

inceleme:

ile:

tefekkür:

birbirinin:

düşmanı:

olmak:

zorunda:

değildir.

5️⃣ “Allah’ın Yarattığı Herhangi Bir Şeye Bakmadılar mı?” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

yalnız:

göklerden:

ve yerden:

söz edilmez.

Ardından:

“Allah’ın yarattığı şeylere”

bakılması:

istenir.

Bu:

çok geniş:

bir:

ifadedir.

Bir:

ağaç:

düşünme:

konusu:

olabilir.

Bir:

kuş:

olabilir.

İnsan:

bedeni:

olabilir.

Bir:

damla:

su:

olabilir.

Bir:

tohum:

olabilir.

Bir:

hücre:

olabilir.

Yani:

tefekkür için her zaman olağanüstü bir manzaraya ihtiyaç yoktur.

6️⃣ Küçücük Bir Varlık Bile İnsanı Tefekküre Götürebilir mi ❓​

Evet.

Bir:

tohum:

avuçta:

çok küçük:

görünür.

Ama:

uygun:

şartlarda:

toprağa:

girdiğinde:

kök:

çıkarır.

Gövde:

oluşturur.

Yaprak:

verir.

Yıllar:

sonra:

büyük:

bir ağaca:

dönüşebilir.

İnsan:

bunu:

her yerde:

gördüğü için:

sıradan:

sanabilir.

Ama:

sıradanlık:

mucizevi düzenin yokluğu değil, ona alışmış olmamız olabilir.

7️⃣ Tefekkür İbadet Sayılır mı ❓​

İslam geleneğinde:

Allah’ın:

yarattıkları:

üzerinde:

düşünmek:

çok değerli:

bir:

manevi:

faaliyet:

olarak:

görülmüştür.

Ancak:

tefekkür:

yalnız:

hayranlık:

duymak:

değildir.

İnsan:

gördüğünden:

bir:

ahlaki:

ve:

manevi:

sonuç:

çıkarır.

Ben kimim?

Bu hayat neden var?

Bana verilen zamanın değeri ne?


sorularına:

yönelir.

8️⃣ İnsan Neden Her Gün Gördüğü Şeylerin Değerini Fark Etmez ❓​

Çünkü:

insan:

alışır.

İlk kez:

gördüğü:

deniz:

onu:

büyüleyebilir.

Yıllarca:

denizin:

yanında:

yaşayınca:

artık:

dikkat:

etmeyebilir.

Sağlıklı:

nefes:

almak:

normal:

gelir.

Nefes:

almak:

zorlaşınca:

bir nefesin:

değeri:

anlaşılır.

İnsan:

çoğu nimeti:

kaybedince fark etmeye eğilimlidir.

Tefekkür:

nimeti:

kaybetmeden:

fark etmeyi:

öğretebilir.

9️⃣ “Ecellerinin Yaklaşmış Olabileceğini Düşünmediler mi?” Ne Demektir ❓​

Ayet:

evrenden:

bir anda:

insanın:

kendi ölümüne:

geçer.

Bu:

çok:

çarpıcı:

bir geçiştir.

Bir tarafta:

milyarlarca:

yıldızın:

bulunduğu:

devasa:

evren:

vardır.

Diğer tarafta:

ömrü:

sınırlı:

bir insan:

vardır.

Ve:

Kur’an:

ona:

şunu:

sorar:

“Ecelin yaklaşmış olabilir; bunu düşündün mü?”

🔟 Ecel Ne Demektir ❓​

Ecel:

belirlenmiş:

süre,

bir şeyin:

sona:

ereceği:

vakit:

anlamına:

gelir.

İnsan:

doğar.

Büyür.

Yaşar.

Ve:

ölür.

Ama:

kendi:

ölüm:

vaktini:

normal şartlarda:

bilmez.

Bu:

belirsizlik:

insana:

şunu:

hatırlatır:

Hayat uzun olabilir; ama garanti değildir.

1️⃣1️⃣ Ölümü Düşünmek İnsanı Karamsar Yapar mı ❓​

Her zaman:

hayır.

Ölümü:

sağlıklı:

biçimde:

hatırlamak:

hayatın:

değerini:

artırabilir.

İnsan:

vaktinin:

sınırlı:

olduğunu:

fark edince:

gereksiz:

kırgınlıklarını:

sorgulayabilir.

Sevdiklerine:

daha çok:

zaman:

ayırabilir.

Ertelediği:

iyilikleri:

yapabilir.

Özür:

dileyebilir.

Hayatını:

daha:

bilinçli:

yaşayabilir.

Ölümü hatırlamak, hayatı küçümsemek değil; hayatın kıymetini bilmektir.

1️⃣2️⃣ İnsan Neden Kendi Ölümünü Sürekli Uzakta Görür ❓​

Çünkü:

ölüm:

başkalarının:

başına:

geliyormuş:

gibi:

hissedilebilir.

Bir:

cenazeye:

gideriz.

Etkileniriz.

Sonra:

günlük:

hayata:

döneriz.

Planlar:

yaparız.

Yıllar:

sonrasını:

düşünürüz.

Bu:

normaldir.

İnsan:

gelecek:

planı:

yapmalıdır.

Ama:

sorun:

geleceği planlamak değil, geleceğin garanti olduğunu sanmaktır.

1️⃣3️⃣ “Ecel Yaklaşmış Olabilir” İfadesi İnsana Ne Öğretir ❓​

Şunu:

öğretir:

Doğru olduğunu bildiğin şeyi sürekli erteleme.

Bir:

özür:

dileyeceksen:

sonsuz:

ertelememelisin.

Bir:

hakkı:

iade edeceksen:

geciktirmemelisin.

Allah’a:

döneceksen:

“Yaşlanınca.”

dememelisin.

Çünkü:

insan:

yaşlanacağının:

garantisini:

taşımaz.

Bu:

korku:

üretmek:

için:

değil,

hayatı ciddiye almak için

bir:

hatırlatmadır.

1️⃣4️⃣ Ölüm Bilinci İnsanın Önceliklerini Değiştirebilir mi ❓​

Evet.

Bir insan:

hayatının:

sınırlı:

olduğunu:

gerçekten:

hissettiğinde:

bazı:

şeylerin:

önemi:

küçülebilir.

Yıllarca:

taşınan:

bir:

kin:

anlamsız:

görünebilir.

İnsanların:

ne dediği:

eskisi:

kadar:

önemli:

olmayabilir.

Para:

hâlâ:

önemlidir.

Ama:

hayatın:

tamamı:

olmadığı:

anlaşılır.

İnsan:

şunu:

sormaya:

başlayabilir:

“Bana verilen zamanla ne yapıyorum?”

1️⃣5️⃣ Kur’an Neden Evren ile Ölümü Aynı Ayette Birleştiriyor ❓​

Çünkü:

bu iki:

gerçek:

insanın:

yerini:

çok güzel:

gösterir.

Evren:

sana:

ne kadar:

küçük:

olduğunu:

hatırlatır.

Ölüm:

ne kadar:

sınırlı:

olduğunu:

hatırlatır.

Ama:

vahiy:

aynı zamanda:

sana:

ahlaki:

sorumluluk:

vererek:

hayatının:

anlamsız:

olmadığını:

söyler.

Yani:

küçüksün ama değersiz değilsin; sınırlısın ama sorumsuz değilsin.

1️⃣6️⃣ “Bundan Sonra Hangi Söze İnanacaklar?” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

sonunda:

çok güçlü:

bir:

soru:

sorar:

“Bundan sonra hangi söze inanacaklar?”

Buradaki:

vurgu:

Kur’an’ın:

sunduğu:

uyarıların,

delillerin

ve:

tefekkür:

çağrısının:

ardından:

insanın:

hakikati:

reddetmeye:

devam etmesi:

üzerinedir.

Yani:

Eğer bu kadar işaret, uyarı ve düşünme çağrısı da seni uyandırmıyorsa, seni ne uyandıracak?

1️⃣7️⃣ Bu İfade İnsanların Hiç Soru Sormaması Gerektiği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Aksine:

ayetin:

başında:

insanlara:

bakmaları, düşünmeleri ve incelemeleri

söylenir.

Kur’an:

soru:

sormayı:

yasaklamaz.

Buradaki:

eleştiri:

samimi:

araştırma:

değildir.

Delilleri:

görmezden:

gelerek:

inatla:

reddetme:

tavrıdır.

Samimi soru, hakikate giden yol olabilir; inatçı kaçış ise soruyu bahane hâline getirebilir.

1️⃣8️⃣ A‘râf Suresi 184. ve 185. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor ❓​

  1. ayette:
“Hiç düşünmediler mi?”

denmiş

ve:

Hz. Muhammed’e:

yöneltilen:

asılsız:

suçlama:

reddedilmişti.

  1. ayette:
düşünme alanı:

daha da:

genişletilir:

Peygamber’e bak.

Evrene bak.

Yaratılışa bak.

Kendi ömrüne bak.


Yani:

insanın:

önünde:

yalnız:

bir:

tür:

delil:

yoktur.

Tarih,

insan,

evren,

yaratılış

ve:

ölüm:

hep:

aynı:

büyük:

soruya:

işaret eder:

“Bütün bunların anlamı nedir?”

1️⃣9️⃣ Sonuç: A‘râf Suresi 185. Ayet Bize Ne Öğretiyor ❓​

A‘râf Suresi 185. ayet:

insanı:

adeta:

bulunduğu:

yerden:

kaldırır

ve:

ona:

şöyle:

der:

Bir etrafına bak.

Ama:

gerçekten:

bak.

Gökyüzüne:

bak.

Yere:

bak.

Bir:

ağaca:

bak.

Bir:

kuşa:

bak.

Kendi:

eline:

bak.

Kalbinin:

atışına:

bak.

Nefesine:

bak.

Sonra:

şunu:

sor:

“Bütün bunları ne kadar sıradanlaştırdım?”

İnsan:

çok:

garip:

bir:

varlıktır.

Bir:

telefonun:

nasıl:

çalıştığını:

merak eder.

Bir:

arabanın:

motorunu:

inceler.

Bir:

bilgisayarın:

parçalarını:

araştırır.

Ama:

kendi:

bedeninin:

nasıl:

yaşadığını:

çoğu zaman:

hiç:

düşünmez.

Kalbi:

günde:

binlerce:

kez:

atar.

O:

uyurken:

de:

çalışır.

Nefes:

alıp:

verir.

Bir:

yarası:

iyileşir.

Yediği:

besin:

enerjiye:

dönüşür.

Gözü:

ışığı:

algılar.

Beyni:

görüntüyü:

anlamlandırır.

Ve:

insan:

bütün:

bunların:

içinde:

yaşadığı:

için:

bunları:

normal:

sanır.

Oysa:

alışılmış olmak, önemsiz olmak değildir.

Belki de:

hayatımızdaki:

en büyük:

olağanüstülüklerin:

çoğu:

her gün:

tekrarlandığı:

için:

bize:

sıradan:

gelmektedir.

Güneş:

her sabah:

doğduğu için:

şaşırmıyoruz.

Ama:

bir sabah:

doğmasa:

bütün:

dünya:

bunu:

konuşur.

Nefes:

her saniye:

geldiği için:

değerini:

unutuyoruz.

Ama:

birkaç:

dakika:

alamadığımızda:

dünyadaki:

her şeyden:

daha:

değerli:

hâle:

geliyor.

Ayet:

işte:

insanı:

bu:

alışkanlık:

uykusundan:

uyandırmak:

ister.

Bak.

Düşün.

Alıştığın şeylerin gerçekte ne kadar büyük olduğunu fark et.


Ama:

ayet:

sadece:

evrene:

hayranlıkla:

bakıp:

bitmez.

Bir anda:

çok daha:

kişisel:

bir soru:

sorar:

“Ecellerinin yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi?”

Bu:

insanın:

kaçmak:

istediği:

bir:

sorudur.

Çünkü:

insan:

ölümü:

bilir.

Ama:

ölümün:

kendisine:

geleceğini:

tam anlamıyla:

düşünmek:

istemeyebilir.

Bir gün öleceğim.

demek:

kolaydır.

Ama:

“O gün sandığımdan daha yakın olabilir.”

demek:

çok:

daha:

sarsıcıdır.

Ayet:

insanı:

ölüm:

korkusuyla:

hayattan:

koparmak:

için:

değil,

hayatını:

daha:

gerçek:

yaşaması:

için:

uyarır.

Çünkü:

ölümü:

unutan:

insan:

çok:

şeyi:

sonsuzmuş:

gibi:

yaşayabilir.

Bir:

kırgınlığı:

on yıl:

taşıyabilir.

Bir:

özrü:

beş yıl:

erteleyebilir.

Çocuğuna:

“Sonra konuşuruz.”

der.

Annesine:

“Haftaya ararım.”

der.

Bir:

dostuna:

“Bir ara görüşürüz.”

der.

Allah’a:

“İleride dönerim.”

der.

Ama:

hayatın:

bize:

verdiği:

en büyük:

belirsizliklerden biri:

şudur:

“Sonra” gerçekten var mı?

Bu:

insanın:

hiç:

plan:

yapmaması:

gerektiği:

anlamına:

gelmez.

Ev:

al.

İş:

kur.

Çocuğunun:

geleceğini:

planla.

Emekliliğini:

düşün.

Yarın için:

hazırlık:

yap.

Ama:

bunları:

yaparken:

şunu:

unutma:

Plan yapabilirsin; fakat ömrünün tamamını garanti edemezsin.

Bu bilinç:

insanı:

daha:

sorumlu:

yapabilir.

Bugün söyleyebileceğim güzel sözü neden yarına bırakıyorum?

Bugün düzeltebileceğim bir yanlışı neden erteliyorum?

Bugün helalleşebileceğim bir insanla neden hâlâ inatlaşıyorum?

Bugün yapabileceğim bir iyiliği neden “bir gün”e bırakıyorum?


İşte:

ölüm bilinci:

bu soruları:

ciddileştirir.

Ayetin:

evren ile:

ölümü:

aynı:

cümlede:

buluşturması:

son derece:

etkileyicidir.

Gökyüzü:

sana:

çok:

büyük:

bir zaman:

ölçeği:

gösterir.

Senin:

ömrün:

ise:

bu:

devasa:

ölçekte:

çok:

kısadır.

Bir insan:

80 yıl:

yaşasa:

ona:

uzun:

gelebilir.

Ama:

evrenin:

ölçekleri:

yanında:

göz:

kırpması:

kadar:

kısa:

görünebilir.

Bu:

insanı:

değersiz:

yapmaz.

Tam tersine:

zamanın:

ne kadar:

kıymetli:

olduğunu:

hatırlatır.

Çünkü:

sınırlı:

olan:

şey:

değer:

kazanır.

Bir:

sonsuz:

günün:

olsaydı:

bugünü:

erteleyebilirdin.

Ama:

günlerin:

sayılıysa:

her:

günün:

bir:

ağırlığı:

vardır.

Bu:

ayet:

insana:

zaman ahlakı

öğretir.

Zaman:

yalnız:

öldürülecek:

bir:

boşluk:

değildir.

İnsanın:

ömrüdür.

Bir:

saat:

geçtiğinde:

yalnız:

saat:

gitmez.

Hayatından bir saat gider.

Bu yüzden:

insanın:

sürekli:

“Vakit öldürüyorum.”

demesi:

üzerinde:

düşünmeye:

değer:

bir:

ifadedir.

Aslında:

öldürdüğümüz:

vakit:

değil.

Vakit geçerken ömrümüzdür.

Ayetin:

sonundaki:

soru:

ise:

çok:

güçlüdür:

“Bundan sonra hangi söze inanacaklar?”

İnsan:

evrene:

baktı.

Yaratılışı:

gördü.

Peygamberin:

uyarısını:

duydu.

Kendi:

ölümlülüğünü:

biliyor.

Ve:

yine:

de:

bütün:

bunları:

hiç:

düşünmeden:

yaşıyorsa:

Kur’an:

şunu:

sorar:

“Peki seni ne uyandıracak?”

Bu:

başkalarına:

yöneltmekten:

önce:

kendimize:

sormamız gereken:

bir:

sorudur.

Bazen:

insan:

çok:

daha:

fazla:

delil:

ister.

Bir:

delil:

gelir.

“Bir tane daha.”

der.

Bir:

cevap:

alır.

Başka:

bir soru:

üretir.

Bu:

samimi:

arayış:

olabilir.

Ve:

samimi:

arayış:

değerlidir.

Ama:

insan:

hangi:

cevap:

gelirse:

gelsin:

hiçbirini:

kabul:

etmeyecekse,

artık:

mesele:

delil:

eksikliği:

olmayabilir.

Kabul etmeme kararı

olabilir.

Ayet:

insanın:

bu:

iç:

durumunu:

sorgulamasını:

ister.

Ben:

gerçekten:

hakikati:

mi:

arıyorum?

Yoksa:

kendi:

düşüncemin:

değişmemesi:

için:

sürekli:

yeni:

bahaneler:

mi:

arıyorum?

Bu:

çok:

dürüst:

bir:

sorudur.

Çünkü:

hakikat:

arayışı:

şu:

ihtimali:

de:

kabul etmeyi:

gerektirir:

“Ben yanılıyor olabilirim.”

Bu:

düşünce:

insanı:

küçültmez.

Tam tersine:

gerçek:

öğrenmenin:

kapısını:

açar.

Ayet:

bize:

gözlerimizi:

üç:

yöne:

çevirmeyi:

öğretiyor:

Dışarı bak: yaratılışı gör.

Yukarı bak: Allah’ın hükümranlığını düşün.

İçeri bak: kendi hayatını ve sonunu hatırla.


Bu:

üçü:

birleştiğinde:

insan:

hayatı:

daha:

derin:

bir:

yerden:

okuyabilir.

Bir:

gün:

gökyüzüne:

bakarken:

sadece:

bulut:

görmez.

Bir:

nimet:

aldığında:

yalnız:

sahip:

olduğu:

şeyi:

görmez.

Bir:

cenazeye:

gittiğinde:

yalnız:

başkasının:

ölümünü:

görmez.

Kendisini:

de:

hatırlar.

Ve:

belki de:

hayatının:

en önemli:

sorusunu:

sormaya:

başlar:

“Bana verilen bu kısa ömrü ne için kullanıyorum?”

Belki de A‘râf 185’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Her gün Allah’ın yarattığı bu büyük âlemin içinde yaşarken ve kendi ömrümüzün ne kadar süreceğini bilmezken, gerçekten düşünüyor muyuz; yoksa hayatı sonsuzmuş gibi erteleyerek mi geçiriyoruz?

Çünkü:

insanın:

en büyük:

gafletlerinden:

biri:

ölümü:

bilmesine:

rağmen:

zamanını:

sonsuzmuş:

gibi:

harcamasıdır.

Bu ayet:

bize:

şunu:

söyler:

Bak.

Düşün.

Hayran ol.

Sorgula.


Ama:

sonunda:

kendi:

ömrünü de:

hesaba:

kat.

Çünkü:

gökyüzünü:

inceleyip:

kendi:

hayatını:

unutmak:

da:

bir:

eksikliktir.

Ve:

A‘râf 185’in:

bize bıraktığı:

en sade:

ama:

en güçlü:

hatırlatma:

belki:

şudur:

Evren çok büyük, ömür çok kısa ve hakikat ertelenemeyecek kadar önemlidir.


“Gökyüzünün büyüklüğü sana ne kadar küçük olduğunu, ölümün yakınlığı ne kadar sınırlı olduğunu, sana verilen akıl ise hayatının anlamsız olmadığını hatırlatsın. Bak, düşün ve erteleme; çünkü insanın kesin bildiği şey öleceği, bilmediği şey ise ne kadar zamanı kaldığıdır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt