A‘râf Suresi 182. Ayette “Ayetlerimizi Yalanlayanları, Farkına Varamayacakları Bir Yerden Yavaş Yavaş Sonuca Doğru Sürükleyeceğiz” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanın her istediğinin gerçekleşmesi, her zaman doğru yolda olduğunun kanıtı değildir. Bazen en büyük tehlike, yanlışın hemen karşılık görmemesi ve insanın bu sessizliği onay zannetmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 181. ayetinde:
Allah’ın yarattıkları:
arasında:
hak ile yol gösteren ve hak ile adalet eden
bir topluluğun:
bulunduğu:
bildirilmişti.
- ayette ise:
tam karşısında:
bir insan tavrı:
anlatılır:
Allah’ın ayetlerini yalanlayanlar.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Ayetlerimizi yalanlayanları, bilmedikleri bir yerden yavaş yavaş sonuca doğru sürükleyeceğiz.”
Bu ayette:
İslam düşüncesinde:
çok önemli:
bir kavram:
bulunur:
İstidraç.
İstidraç:
bir insanın:
yanlışta:
ısrar ettiği hâlde:
her şeyin:
iyi gidiyor:
gibi görünmesi,
imkânlarının:
artması
ve:
böylece:
kendi:
yanlışından:
daha da:
emin hâle:
gelmesiyle:
ilişkilendirilen:
bir kavramdır.
Ama:
burada:
çok dikkatli:
olmak gerekir.
Her:
zenginlik:
istidraç değildir.
Her:
başarı:
Allah’ın:
bir kişiyi:
cezaya:
hazırladığı:
anlamına:
gelmez.
Her:
sıkıntı da:
Allah’ın gazabı:
değildir.
İnsanın:
başkasının:
hayatına:
bakıp:
“Bu adam zengin oldu; kesin Allah onu istidraçla sürüklüyor.”
demesi:
doğru değildir.
Ayet:
bize:
başkalarının:
gizli hükmünü:
vermeyi:
değil,
kendi hayatımızda nimet ile hakikat arasındaki ilişkiyi sorgulamayı
öğretir.
“Ayetlerimizi Yalanlayanlar” Kimlerdir
Burada:belirli:
bir soy,
millet
veya:
toplum:
kimliği:
hedef alınmaz.
Eleştirilen:
tavır:
Allah’ın ayetlerini yalanlamaktır.
Yani:
mesele:
kim olduğun:
değil,
hakikat:
karşısında:
nasıl:
davrandığındır.
Kur’an’ın:
ahlaki:
ölçüsü:
soy:
değil,
tutumdur.
“Yavaş Yavaş Sürükleyeceğiz” Ne Anlama Gelir
Ayette:“senestedricuhum”
ifadesi:
geçer.
Bu kelime:
derece derece:
ilerlemek,
birini:
fark ettirmeden:
aşama aşama:
bir sonuca:
götürmek:
anlamlarını:
taşır.
Bu yüzden:
istidraç
kavramı:
buradan:
türetilmiştir.
İnsan:
yanlışının:
sonucunu:
hemen:
görmeyebilir.
Tam tersine:
hayatı:
bir süre:
çok iyi:
gidiyor:
gibi:
görünebilir.
İşte:
tehlike:
burada:
başlayabilir.
İstidraç Tam Olarak Nedir
İstidraç:genel olarak:
insanın:
yanlışta:
ısrar ettiği hâlde:
kendisine:
nimet,
imkân,
başarı
veya:
zaman:
verilmeye:
devam edilmesi:
ve:
bunun:
onu:
yanlışından:
döndürmek yerine:
daha da:
aldatması:
şeklinde:
anlaşılmıştır.
Yani:
ceza:
hemen:
gelmez.
İnsan:
şunu:
sanabilir:
“Demek ki yaptığım şeyde sorun yok.”
Ama:
bu:
çok tehlikeli:
bir:
yanılsama:
olabilir.
Yanlış Yapan Bir İnsanın Hayatının İyi Gitmesi Allah’ın Onu Onayladığı Anlamına mı Gelir
Hayır.Bu ayetin:
en önemli:
derslerinden biri:
budur.
Dünyevi:
başarı:
ahlaki:
doğrulukla:
aynı şey:
değildir.
Bir insan:
zengin:
olabilir.
Ama:
zalim:
olabilir.
Çok:
tanınabilir.
Ama:
dürüst:
olmayabilir.
Büyük:
bir güce:
ulaşabilir.
Ama:
hak:
üzerinde:
olmayabilir.
Dolayısıyla:
başarı, tek başına Allah’ın bir davranıştan razı olduğunun kanıtı değildir.
Peki Nimet Her Zaman Tehlikeli midir
Hayır.Nimet:
Allah’ın:
rahmeti,
lütfu
ve:
iyiliği:
olabilir.
Kur’an:
nimetleri:
kötülemez.
Mal,
sağlık,
aile,
başarı,
güvenlik
ve:
imkânlar:
çok büyük:
nimetlerdir.
Sorun:
nimetin:
kendisi:
değildir.
Sorun:
insanın:
nimeti:
kendisine verilen bir emanet yerine, kendi üstünlüğünün kanıtı
saymasıdır.
Bir Nimetin Bizi İyileştirip İyileştirmediğini Nasıl Anlayabiliriz
Kendimize:şu soruları:
sorabiliriz:
Bu nimet beni daha şükreden biri yaptı mı?
Daha merhametli oldum mu?
Daha adil oldum mu?
Başkalarını küçümsemeye mi başladım?
Kendimi dokunulmaz mı görüyorum?
Eğer:
nimet:
insanı:
şükre,
iyiliğe
ve:
sorumluluğa:
götürüyorsa:
başka:
bir sonuç:
doğurur.
Ama:
kibir,
gaflet
ve:
zulmü:
büyütüyorsa:
nimetin insan üzerindeki etkisi tehlikeli hâle gelebilir.
İstidraç ile İmtihan Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Dünya hayatındaki:nimetlerin:
kendisi:
bir:
imtihan:
olabilir.
- ayette:
iyiliklerle de kötülüklerle de denendiği
bildirilmişti.
Bu:
çok önemli:
bir ilkedir.
Sadece:
sıkıntı:
sınav:
değildir.
Bolluk da sınavdır.
Yoksulluk:
insanı:
sınar.
Ama:
zenginlik:
de:
sınar.
Güçsüzlük:
sınar.
Ama:
güç:
çok daha:
ağır:
bir sınav:
olabilir.
Güç İnsanın Gerçek Karakterini Ortaya Çıkarabilir mi
Çoğu zaman:evet.
Gücü:
olmayan:
bir insan:
adaletsizlik:
yapamıyor:
olabilir.
Ama:
güç:
eline:
geçtiğinde:
gerçek:
ahlaki tercihi:
daha:
net:
görünebilir.
Bir insan:
zayıfken:
tevazulu:
görünebilir.
Makam:
geldiğinde:
nasıl:
davranıyor?
Para:
geldiğinde:
nasıl:
davranıyor?
İnsanların:
ona:
muhtaç:
olduğu:
bir konuma:
geldiğinde:
nasıl:
davranıyor?
İşte:
nimet:
bazen:
karakterin aynası
olur.
“Bilmedikleri Bir Yerden” Ne Anlama Gelir
Ayet:insanların:
sürecin:
gerçek anlamını:
fark etmeyebileceğini:
söyler.
Onlar:
kendilerini:
güvende:
sanabilirler.
“Hiçbir şey olmuyor.”
diyebilirler.
“Demek ki yaptığım yanlış değil.”
diyebilirler.
Ama:
insanın:
hemen:
bir sonuç:
görmemesi:
sonucun:
hiç gelmeyeceği:
anlamına:
gelmez.
Bazen:
en büyük:
aldanış:
sessizliği güvence sanmaktır.
Günahın Cezasının Hemen Gelmemesi Ne Anlama Gelir
Bu:Allah’ın:
o günahı:
onayladığı:
anlamına:
gelmez.
Bir insan:
yalan:
söyler.
Hemen:
başına:
bir şey:
gelmeyebilir.
Haksızlık:
yapar.
İlk gün:
kazançlı:
çıkabilir.
Birinin:
hakkını:
yer.
Kimse:
fark etmeyebilir.
Ama:
ahlaki:
ve:
nihai:
hesap:
sadece:
hemen:
görülen:
sonuçlardan:
ibaret:
değildir.
Bu yüzden:
“Ceza gelmedi, demek ki sorun yok.”
mantığı:
çok tehlikelidir.

İnsan Yanlışını Başarıyla Karıştırabilir mi
Evet.Özellikle:
yanlış:
ona:
kazanç:
sağlıyorsa:
bu:
çok kolay:
olabilir.
Bir insan:
haksız:
bir yöntemle:
para:
kazanır.
Sonra:
şöyle:
düşünebilir:
“Bak, işlerim açıldı. Demek ki doğru yapıyorum.”
Ama:
kazanç:
bir davranışın:
ahlaken:
doğru:
olduğunun:
kanıtı:
değildir.
Bu:
ayet:
tam da:
bu:
yanlış:
denkliği:
bozar:
Kazandığın şey, haklı olduğunun kesin kanıtı değildir.

İstidraç Kavramı Başkalarını Yargılamak İçin Kullanılabilir mi
Hayır.Bu:
çok önemli:
bir sınırdır.
Birinin:
zenginleştiğini:
görüp:
“Allah ona istidraç uyguluyor.”
diyemezsin.
Birinin:
işleri:
iyi gidiyor:
diye:
onun:
Allah’ın gazabına:
uğradığını:
iddia edemezsin.
Çünkü:
Allah’ın:
bir kuluyla:
ilgili:
gizli hükmünü:
bilmiyorsun.
Bu kavram:
en sağlıklı:
biçimde:
başkasını mahkûm etmek için değil, kendimizi sorgulamak için
kullanılmalıdır.

İnsan Kendisine “Acaba Ben Aldanıyor muyum?” Diye Sormalı mı
Evet.Ama:
bu:
takıntılı:
bir korkuya:
dönüşmemelidir.
Her:
güzel şeyde:
“Acaba bu ceza mı?”
diye:
yaşamak:
sağlıklı:
değildir.
Daha dengeli:
soru:
şudur:
“Bana verilen nimet beni Allah’a, adalete ve iyiliğe yaklaştırıyor mu, yoksa beni daha kibirli ve duyarsız mı yapıyor?”
Bu:
öz muhasebe:
çok daha:
anlamlıdır.

İstidraç ile Tövbe Fırsatı Arasında Bir İlişki Var mıdır
Bir insana:zaman:
verilmesi:
aynı zamanda:
dönüş:
fırsatı:
da olabilir.
Hemen:
karşılık:
görmemesi:
ona:
tövbe:
edebilmesi,
yanlışını:
anlayabilmesi
ve:
yönünü:
değiştirebilmesi:
için:
bir süre:
sağlayabilir.
Ama:
insan:
bu süreyi:
“Demek ki yaptığım doğru.”
diye:
yorumlayıp:
yanlışını:
büyütürse:
fırsatı:
başka bir:
şeye:
dönüştürebilir.

Allah Neden Yanlış Yapan Birini Hemen Cezalandırmıyor
Kur’an’ın:genel öğretisinde:
Allah’ın:
hilmi,
rahmeti,
mühlet vermesi
ve:
tövbe:
kapısını:
açık tutması:
önemli:
temalardır.
Eğer:
her yanlışın:
karşılığı:
aynı saniyede:
gelseydi:
dünya:
bugünkü:
imtihan:
düzeni:
olmazdı.
İnsana:
düşünme,
pişman olma,
dönme
ve:
değişme:
alanı:
verilmektedir.
Ama:
mühlet, hesapsızlık değildir.

İnsanın En Büyük Aldanışlarından Biri Kendini Güvende Sanmak mıdır
Evet.Bir insan:
yanlış:
yapar.
Sonra:
hiçbir:
şey:
olmaz.
Tekrar:
yapar.
Yine:
bir şey:
olmaz.
Bir süre:
sonra:
şunu:
düşünmeye:
başlayabilir:
“Bana hiçbir şey olmaz.”
İşte:
burada:
ahlaki:
duyarlılık:
zayıflayabilir.
Küçük:
bir yanlış:
alışkanlığa:
dönüşebilir.
Alışkanlık:
karaktere:
dönüşebilir.
Ve:
insan:
bir zamanlar:
yaparken:
utandığı:
şeyi:
sonra:
normal:
görmeye:
başlayabilir.

İstidraç Bazen İnsanın Vicdanının Körelmesi Şeklinde Görülebilir mi
Ayetin:kavramını:
yalnız:
maddi:
zenginlikle:
sınırlamak:
eksik:
olabilir.
İnsan:
yanlış:
yaptıkça:
ilk başta:
vicdanı:
rahatsız:
olabilir.
Ama:
ısrar:
ettikçe:
rahatsızlık:
azalabilir.
Bir süre:
sonra:
yanlış:
ona:
normal:
gelmeye:
başlayabilir.
Bu:
çok:
tehlikeli:
bir:
manevi:
düşüştür.
Çünkü:
insan:
yalnız:
yanlış:
yapmıyor:
artık.
Yanlışı yanlış olarak görme yeteneğini de kaybediyor olabilir.

A‘râf Suresi 181. ve 182. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
yarattıkları:
arasında:
hak ile yol gösteren ve hak ile adalet eden
bir topluluk:
bulunduğu:
bildirilmişti.
- ayette:
tam karşısında:
ayetleri yalanlayanların fark etmedikleri bir süreç içinde ilerlemesi
anlatılır.
Böylece:
iki farklı:
yön:
karşımıza:
çıkar:
Birileri:
hakikati:
adalete:
dönüştürüyor.
Diğerleri:
hakikati:
reddediyor
ve:
yanlışlarını:
başarı:
zannederek:
daha da:
derine:
gidebiliyor.
Asıl:
fark:
insanın kendisine verilen imkânla ne yaptığıdır.

Sonuç: A‘râf Suresi 182. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 182. ayet:insanın:
başarı,
nimet,
güvenlik
ve:
ahlaki doğruluk:
arasındaki:
ilişkiyi:
yeniden:
düşünmesini:
ister.
Çünkü:
insan:
çok doğal:
bir hata:
yapabilir:
“İşlerim iyi gidiyorsa demek ki doğru yoldayım.”
Ama:
Kur’an:
bu:
denkliği:
kabul etmez.
Bir insan:
yanlış:
yapıyor:
olabilir.
Ve:
yine de:
çok:
kazanabilir.
Bir:
zalim:
uzun yıllar:
güçlü:
kalabilir.
Bir:
dolandırıcı:
bir süre:
çok:
zengin:
olabilir.
Bir:
yalancı:
uzun süre:
kimseye:
yakalanmayabilir.
Bir:
kibirli:
insan:
çok:
alkış:
alabilir.
Bütün bunlar:
şunu:
göstermez:
“Allah onun yaptığını onaylıyor.”
Dünya:
her davranışın:
karşılığının:
anında:
görüldüğü:
bir:
mahkeme:
değildir.
İşte:
A‘râf 182’nin:
sarsıcı:
mesajlarından biri:
budur.
İnsan:
yanlış:
yapar.
Sonuç:
gelmez.
Bir kez:
daha:
yapar.
Yine:
sonuç:
gelmez.
Sonra:
yanlış:
normalleşir.
Ve:
bir noktada:
insan:
şunu:
söylemeye:
başlar:
“Bak, yıllardır yapıyorum; ne oldu?”
İşte:
bu:
cümle:
çok:
tehlikelidir.
Çünkü:
bir şeyin:
karşılığının:
henüz:
gelmemiş:
olması,
onun:
karşılıksız:
kalacağı:
anlamına:
gelmez.
Bir:
binanın:
temelinde:
çatlak:
oluşabilir.
Bina:
hemen:
yıkılmaz.
Ama:
çatlak:
orada:
durur.
Bir insan:
sağlığını:
yıllarca:
ihmal:
edebilir.
İlk yıllarda:
bir şey:
hissetmeyebilir.
Ama:
bu:
ihmalin:
zararsız:
olduğu:
anlamına:
gelmez.
Bir:
ilişkide:
insan:
karşısındakini:
yıllarca:
kırabilir.
Eşi:
susar.
Susması:
her şeyin:
iyi olduğu:
anlamına:
gelmez.
Bir gün:
ilişki:
bitebilir.
Yani:
hayatın:
kendisi:
bize:
şunu:
öğretir:
Geciken sonuç, olmayan sonuç değildir.
A‘râf 182:
bunu:
manevi:
bir:
boyutta:
hatırlatır.
İstidraç:
insanın:
yanlışta:
ilerlerken:
kendisini:
güvende:
sanmasıdır.
Ama:
buradaki:
en büyük:
tehlike:
mal:
veya:
para:
değildir.
Belki de:
en büyük:
tehlike:
vicdanın artık alarm vermemesidir.
Bir insan:
ilk:
yalanında:
rahatsız:
olabilir.
İkinci:
yalan:
daha:
kolay:
gelir.
Onuncu:
yalan:
alışkanlık:
olur.
Sonra:
insan:
“Zaten herkes böyle.”
der.
İlk:
haksızlığında:
gece:
uyuyamayabilir.
Sonra:
kendisine:
gerekçeler:
üretir.
Bir süre:
sonra:
kendi:
haksızlığını:
hak:
görmeye:
başlar.
İşte:
ahlaki:
düşüş:
çoğu zaman:
böyle:
sessiz:
ilerler.
Bir anda:
değil.
Derece derece.
Ayetin:
kullandığı:
ifadenin:
gücü:
tam da:
buradadır:
Yavaş yavaş.
Çünkü:
insan:
büyük:
değişimleri:
fark eder.
Ama:
küçük:
kaymaları:
çoğu zaman:
fark etmez.
Bir:
gemi:
rotasından:
çok küçük:
bir açıyla:
saparsa:
ilk kilometrelerde:
fark:
az:
olabilir.
Ama:
uzun:
bir yolculuğun:
sonunda:
bambaşka:
bir yere:
ulaşabilir.
İnsan:
ahlakı da:
böyledir.
“Bir kereden bir şey olmaz.”
diye:
başlayan:
bir davranış:
yıllar:
sonra:
kişinin:
karakterinin:
bir parçasına:
dönüşebilir.
Bu nedenle:
ayet:
bize:
çok önemli:
bir:
öz muhasebe:
öğretir:
Kendine:
yalnız:
şunu:
sorma:
“Başımda kötü bir şey var mı?”
Daha:
önemli:
bir soru:
sor:
“Ben nasıl bir insana dönüşüyorum?”
Çünkü:
her şeyin:
yolunda:
olması:
senin:
de:
yolunda:
olduğun:
anlamına:
gelmeyebilir.
Para:
artıyor:
olabilir.
Ama:
merhametin:
azalıyor:
mu?
Makamın:
yükseliyor:
olabilir.
Ama:
tevazun:
azalıyor:
mu?
İnsanlar:
seni:
daha çok:
alkışlıyor:
olabilir.
Ama:
eleştiriye:
tahammülün:
azalıyor:
mu?
İşlerin:
büyüyor:
olabilir.
Ama:
adaletin:
küçülüyor:
mu?
İşte:
ayet:
nimetin:
kendisine:
değil,
nimetin sende neye dönüştüğüne
bakmayı:
öğretir.
Bu:
özellikle:
başarı:
dönemlerinde:
çok:
değerli:
bir:
ölçüdür.
İnsan:
sıkıntıda:
Allah’ı:
çok:
hatırlayabilir.
Dua:
eder.
Yardım:
ister.
Ama:
işleri:
düzeldiğinde:
şunu:
zannedebilir:
“Artık kendi gücümle yapıyorum.”
İşte:
nimetin:
sınavı:
burada:
başlar.
Zenginlik:
geldi.
Şükür:
arttı mı?
Güç:
geldi.
Adalet:
arttı mı?
Bilgi:
geldi.
Tevazu:
arttı mı?
Şöhret:
geldi.
Sorumluluk:
arttı mı?
Eğer:
cevap:
evetse,
nimet:
insanı:
güzelleştiren:
bir:
emanete:
dönüşebilir.
Ama:
nimet:
kibri,
zulmü,
gafleti
ve:
“Bana hiçbir şey olmaz.”
duygusunu:
besliyorsa:
insanın:
durup:
kendisine:
bakması:
gerekir.
Bu ayeti:
başkalarına:
uygulamak:
çok:
kolaydır.
Bir:
zengin:
görürüz:
“Belki istidraçtır.”
deriz.
Bir:
güçlü:
insan:
görürüz:
“Allah onu yavaş yavaş cezaya götürüyor.”
deriz.
Ama:
ayet:
bize:
Allah’ın:
gizli:
hükümlerini:
dağıtma:
yetkisi:
vermez.
Kim:
hangi:
nimeti:
neden:
alıyor?
Bu nimetin:
Allah katındaki:
nihai anlamı:
nedir?
Bunu:
biz:
tam olarak:
bilemeyiz.
Bu yüzden:
istidraç:
kavramını:
başkalarının:
hayatına:
etiket:
yapıştırmak:
için:
değil,
kendi hayatımıza ayna tutmak için
kullanmak:
daha:
doğrudur.
Belki:
benim:
hayatım:
çok:
iyi:
gidiyor.
O hâlde:
şunu:
sormalıyım:
Bu iyilik beni daha iyi bir insan mı yaptı?
Belki:
Allah:
bana:
çok:
para:
verdi.
O hâlde:
Ben bu parayla ne yapıyorum?
Belki:
bana:
çok:
bilgi:
verdi.
Bu bilgi beni daha mütevazı mı yaptı?
Belki:
bana:
insanlar:
üzerinde:
etki:
verdi.
Bu etkiyi insanları yükseltmek için mi kullanıyorum, kendimi büyütmek için mi?
Belki:
bana:
sağlık:
verdi.
Bu sağlığı nasıl kullanıyorum?
İşte:
A‘râf 182:
nimeti:
bir:
ödül:
gibi:
tüketmek:
yerine:
bir:
sorumluluk:
gibi:
okumayı:
öğretir.
Ayet:
aynı zamanda:
yanlış yapan:
insana:
şunu:
da:
söyler:
Hemen cezalandırılmamış olmanı güvence sanma.
Ama:
aynı:
zamanda:
bu süreyi:
dönüş:
fırsatı:
olarak:
gör.
Çünkü:
Allah’ın:
mühlet:
vermesi:
yalnız:
bir:
tehdit:
değil,
tövbe:
için:
bir:
imkân:
da:
olabilir.
Bugün:
fark ettiysen:
bugün:
dönebilirsin.
Bugün:
bir:
hakkı:
yediğini:
anladıysan:
bugün:
iade:
edebilirsin.
Bugün:
kibir:
içinde:
olduğunu:
fark ettiysen:
bugün:
özür:
dileyebilirsin.
Bugün:
bir:
yanlışın:
seni:
değiştirmeye:
başladığını:
gördüysen:
bugün:
durabilirsin.
İnsan:
“Henüz başıma bir şey gelmedi.”
diye:
beklememelidir.
Asıl:
uyarı:
bazen:
başına:
gelen:
bir felaket:
değildir.
Kendi vicdanında fark ettiğin küçük bir değişimdir.
Belki de A‘râf 182’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızdaki başarıları gerçekten doğru yolda olduğumuzun kanıtı mı sayıyoruz, yoksa her nimetin bizi nasıl bir insana dönüştürdüğünü de sorguluyor muyuz?
Çünkü:
insanın:
en büyük:
aldanışı:
her şeyin:
iyi:
gitmesini:
kendisinin:
de:
iyi:
olduğuna:
kanıt:
sayması:
olabilir.
Oysa:
Kur’an:
bize:
daha derin:
bir:
ölçü:
verir:
Ne kadar kazandığına değil, kazandıklarınla neye dönüştüğüne bak.
Ne kadar yükseldiğine değil, yükselirken kimi ezdiğine bak.
Ne kadar güçlendiğine değil, güçlenince ne kadar adil kaldığına bak.
Ve:
A‘râf 182’nin:
bize bıraktığı:
en güçlü:
uyarı:
şudur:
Yanlışın hemen karşılık görmemesi, yanlış olmadığı anlamına gelmez. Bazen insanın en büyük sınavı, yaptığı yanlışın ardından hayatın hiçbir şey olmamış gibi devam etmesidir.
“Her kapının açılması, her kazancın büyümesi ve her isteğin gerçekleşmesi tek başına doğru yolda olduğunun kanıtı değildir. Nimet seni şükre, merhamete ve adalete götürüyorsa onu koru; kibir, gaflet ve dokunulmazlık duygusuna götürüyorsa dur ve kendine yeniden bak.”
Ersan Karavelioğlu